İrşad III · kaynak sayfaları 88–95
-- Yâ Resûl.. Benim dostlarım da on sınıf kimsedir:
Birincisi, zâlim hükümdar ve beylerdir, halkın üzerine âmir olanlardır. Ikinci dostlarım, kibirlilerdir. Üçüncüsü, zâlimlere uşaklık eden, onlara hak sözü söylemeyerek, haksız sözlerini tasdik eyleyen ve hak sözü gizleyen alimlerdir. Dördüncü dostlarım, alış-verişlerinde halka hiyanet eden, hiyle yapan ticaret erbabıdır. Beşinci dostlarım, içki içenlerdir. Altıncı dostlarım.
halkı aldatanlar ve karaborsacılık yapanlardır. Yedinci dostlarım, giybet (dedi-kodu) edenler nemmame (Bir meclisten, diğer meclise söz götürüp getiren) edenlerdir. Sekizinci dostum. Tefecilik yaparak, faiz yiyenlerdir. Dokuzuncu dostum, yalancılar ve küfürbazlardır. Onuncu dostum, gammazlık edenler, halkı birbirine çekiştirenler, bir dostu bir dosta, halkı birbirine düşürenler, halkı birbirlerine düşman edenlerdir.
Ey Hak yolcusu:
Şeytanın düşmanları ile dostlarını birer birer saydım. Ibadet edenler şeytanın düşmanı, ibadet etmeyenler de şeytanın dostudur. O halde, kendisi Allahu teâlâ'ya ibadet etmediği gibi, ibadet etmek isteyenleri de engelleyen ve alakoyan bir mürşid, bir veli tasavvur olunabilir mi? Beş vakit namazdan halkı alakoyan, orucu yediren de velidir amma, Hak velisi değil, şeytan velisidir Allahu tâlâ'nın düşmanıdır. Bunların hallerini, yarın kıyâmet gününde göreceğiz. İdlâl ettiği, sapıtıp azdırdığı müridleri ile kavgaları ve çekişmeleri,, pek zorlu, pek çetin olacaktır. Bunlar, nâra atıldıklarında:
İnnâ künnâ leküm iebe'an..
Ibrahim: 21 (Biz, size tâbi idik..)
- Evet; bizler sizi veli zannettik, adam bildik, etrafınıza toplanarak size tâbi olduk. Halbuki, siz bizi kâfir yaptınız. Al-
-- 89 lah'tan ve ona ibadetten men'ettiniz. Sizin ifsadınızla ilm-i-hai bile okuyamadık. Hakk'a giden yol üstüne oturdunuz, bizi haktan men'ettiniz. Hani ENEL-HAK diyordunuz? Hani, namazda ne var? Insan yatıp kalkmakla ne elde edebilir diyordunuz? Hani, aç durmakla ele ne geçer diyordunuz? Bizden nezirler alarak. do- Iandırıyordunuz.. Biz de ne sersem, ne ahmak insanlar imişiz ki.
sizi adam sandık, müşkilde size uyduk.. Haydi, şimdi bizi bu azaptan kurtarınız İnnâ künnâ leküm tebe'an fehel entüm mugnîne annâ min azâbillalıi min şey.
Ibrahim: El (Dünyada, biz size tâbi idik. Reyinizle peygamberleri yalanladık, verdikleri öğütlere yüz çevirdik, şimdi Allahu tâlânın azabından birazcık olsun, bir şeyi bizden def'edebilir misiniz?)
— Evet; Allahu tâlâ'nın azabından birazcık olsun kurtara bilir misiniz? Hani bize (Cenneti ne yapacaksın? Seni, cemale göfüreceğim..) diyordunuz. Cennetten vazgeçtik, hiç değilse bizi nârdan, ateşten kurtarınız. Hani, bana cenneti satmıştın ve beni nârdan kurtarmıştın? diyerek yüzlerine tükürecekler ve yakalarına yapışacaklardır. O sahte mürşitlere, yüz binlerce lânetler okuyacaklardır. Hâsılı, kulları Allahu teâlâ'dan ayıranlarla, halkı dalâlete sürükleyenlerle. bunların peşlerinden gidenler arasında müthiş bir mücadele olacaktır. O gün, herkes hakikati bütün açıklığı ile anlamış ve mücrimler meydana çıkmış olacaktır. O gün, insanları Haktan alakoyanların maskeleri sıyrılacak. külâh düşecek ve kel sırıtacaktır. O gün, herkes dostunu düşmanını bilecek, anlayacaktır.
Aldananlar, daha mezara girer girmez hakikatleri anlayacaklardır. Mahşer yerinde onlarla karşılaşınca. kendilerini Hak
-- 90 yolundan saptıranların yakalarına sarılacaklardır. Azabın şiddetini gören ve bu bedbaht güruh, saçlarını başlarını yolarak sızlanacaklar ve:
— Eyvah, biz aldanmışız.. Altın yerine bize paslı teneke vermişler. Öyle bir teneke ki, içi yılanlarla, gıyanlarla dolu... Ömrümüzü bâd-ı havaya verdik, Rabbimize ibadette gaflet ettik, kötü itikat ile imanımızdan olduk, heyhat mahvolduk, diyeceklerdir.
O gün, hıristiyanlar papazlarına, sapıkların tarikatlerinde bulunanlar, halkı idlâl eyleyen şeyh suretindeki yalancı. dolandırıcı, sahte mürşitlere, millet-i islâmiyeyi birbirinden ayıran.
aralarına tefrika sokan, şeri'at ile alay eden, sözü başka, özü başka mülhidlere; müridleri dehşetle saldıracaklar ve:
— Hani, bize sattığınız cennet nerede? diyecekler. Hiç olmazsa, bizi bu azaptan kurtarabilir misiniz? A'raf denilen yere götürüp, orada akıl hastaları ile birlikte dünyadaki gibi çalışıp çabalamamızı sağlayabilir misiniz? Işte o zaman onlar:
Lev hedânallahü le-hedeyrâküm..
İbrahim: 21 (Eğer, Allahu teâlâ bizi iymana hidayet etmiş olsaydı, elbette biz de size doğru yolu gösterir, ona dâvet ederdik..) diyeceklerdir.
Seva'ün aleynâ ecezi'nâ em saberna..
Ibrahim: 21 (Şimdi artık sızlansak feryat etsek de, sabretsek de müsavidir) diyeceklerdir. Çünki:
Mâ lenâ min mahzys..
Ibrahim: 21 (Bizim için, bu azaptan kaçıp sığınacak hiç bir yer, hiç bir kurtuluş çaresi yoktur.) diyeceklerdir.
Evet; böyle diyeceklerdir:
- Dünyada ağlardık, sızlardık, sabrederdik, sonunda selâmete erer, merhamete nail olurduk. Ne yazık ki, bütün bunlar dünyada böyle idi.. Hepsi dünyada kaldı... Şimdi, burası ahirettir. Burada ağlamak, feryat etmek, sızlanmak fayda etmeyeceği gibi, sabretmek de işe yaramaz. Yerlerde sürüklensek, rikkat ve merhamet celbetmek için bütün zilletlere katlansak ne fayda?
Sabretsek de faydasız, kinlerce yıl sabır sabır, sonu yine azap, yine azap.. Azabımız eksilmiyor, belki ziyadeleşiyor..
Halkı idlâl edenlerle, bunların igfallerine kapılarak dalâlette kalanlar birbirleriyle kavga edecekler, birbirlerini suçlayacaklar, azapları arttıkça aralarındaki çekişme artacak ve çogalacaktır.
Dünya hayatında, saf ve mâ'sum insanları Hak yolundan alakoyan, onların ibadet ve tâ'atlerine engel olan ve neticede bu bahtsız insanları cehenneme ve azaba götüren sahte mürşitler, papazlar ve hahamlar, şeytana lânet yağdırmağa başlayacaklar ve bütün suçu şeytanın üzerine atarak:
— Ah... O kâfir şeytan yok mu? İşte, o lâ'in bizi doğru yoldan ayırdı, bizi kendisine taptırdı. Biz de ona kandık ve sizin dalaletinize sebep olduk, günahlarınızı boynumuza aldık. Madde ve menfaat bize her kötülüğü yaptırdı. Fakat, bunların hepsine sebep yine şeytandır. Bizleri aldatan, yoldan çıkaran, sapittıran, azdıran odur, diyerek şeytana lânetler yağdırmağa başladıkları zaman, şeytan ateşten bir kürsi üzerine çıkarak onlara şöyle diyecektir:
Innallahe ve'adeküm vâ'del-hakkr ve ve'adtüküm fe-ahleftüküm ve mâ kâne liye aleyküm min sultanin illa en de'avtükim festecebtüm li felâ telûmûniy ve lümü enfüsekim mâ ene bi-musrihiküm ve mâ entüm bi-musrihiy inniy kefertü bimâ eşrektümuni min kablü irnez-zâlimiyne lehüm azabün eliym...
Ibrahim: 22 (Allahu teâlâ, size hak vâ'di olan ba'as ve cezayı vaad buyurmuştu, yerine getirdi. Ben de size vaadda bulunmuştum, ama yalancı çıktım. Çünki, va'dim bâtıl idi. Size ba'as yoktur, ceza yoktur, olsa da mâ'bud edindikleriniz sizi kurtarır, demiş ve sizi aldatmıştım. Esasen, benim üzerinizde hiç bir tasallûtum, hükmüm ve nüfuzum ve huccetim yoktu. Ancak, aldatıp inandırarak sizi dâvet ettim. Siz de, dâvelime hemen icabet ettiniz. Binaenaleyh, beni levmetmeyin.
Benim size düşmanlığımı, Allahu teâlâ size bildirmişti.
Böyle iken Rabbinizi bırakıp, bana icabet ettiniz. Ne, ben size yardım eder, sizi kurtarabilirim ve ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Bundan evvel, bana itaat ederek Allahu
teâlâ'ya beni şerik tuttuğunuzu ben bugün inkâr ve ondan teberri ederim. Herhalde, küfür ve mâ' siyyet ile nefislerine zulmedenler için elim bir azap vardır.)
Her dinde, her mezhepte bu tipte mûdiller, bu kıbalde zâlimler vardır. Bilhassa, ehl-i islâm arasında öyle bir takım mülhidler ve zındıklar vardır ki, bunlar zâhirde ALLAH derler ve kendilerine MURŞID süsü verirler, fakat hakikatte islâmın bütün temel kurallarını ve geleneklerini yıkmağa, yok etmeğe çalışırlar. Zâhirde, Peygamber-i zişânı ve Ehl-i beytini sevdiklerini söylerler, fakat ahkâm-ı Kur'aniyyeye ve ashab-ı Nebiyye ve ibâdât-1 islâma, kâfirlerin ve hıristiyanların hatta yahudilerin yapmadığı iftiraları savurur, onların yapamayacakları kötülükleri yaparlar.
O kadar ki. Hz. Ebâ-Bekir-is-Sıddıyk ve Ömer-ül-Farûk radıyallahu anhüma efendilerimize ve ümmül-mü'miniyn Hz. A'işe radıyallahu anha validemize âlenen husumet ve buğzederler. O Hz. Ebâ-Bekir ve Ömer ki, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellemin kaim-pederleridirler. Ayrıca, Hz. Ömer Hz. Ali kerremallahu vechehu efendimizin kerime-i muhteremeleri Ünımü Gülsüm'ü nikâhlamış ve Damad-ı-Ali olmuştur. Acaba, Hz. Ali Hz. Ömer'i sevmeseydi, ona kızını verir miydi? Hz. Ömer'e buğzedilmesine, Hz.
Ali razı olur muydu? Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de, kaim-pederine bugzedenleri sever, onlara şefaat eder miydi? Ümmül-mü'miniyn Hz. A'işe radıyallahu anha validemize yapılan taarruzlar, Resûl aleyhisselâma yapılmış sayılmaz mıydı? Hz. A'işeye atf ve isnad olunan suç, vârid olsaydı, aleyhissalâtü vesselâm efendimiz, kendilerini bir daha kabul eder miydi?
Etti deniliyorsa, Efendimizi ne mevkie düşürdügünü hiç düşündün mü? Efendimizi, o mevkie düşürenler, islâmdan nasip ve feyz alabilirler mi? Böylelerine islâm denilebilir mi?
Görülüyor ki. zâhirde Allah diyen ve hakikatte Efendimize düşman olan nice islâm düşmanları vardır ki, islâm kisvesine.
şeyhlik maskesine bürünür ve sözüm ona mürşid görünürler. Ne yazık ki, bunların gayret ve faaliyetleri, ibadullahı idlâl için-
dir. Kimi, tarikat önünden. kimisi başka cihetlerden saf ve mâ' sum müslümanları Allahu teâlâ'ya giden yoldan ayırır. yalnız dininden, iymanından değil ekseriya ırz, iffet ve namusundan da mahrum ederler. Maalesef. böyle bir takım uydurma mezhep- Icr. aslı esası olmayan tarikatler vardır. Bu hadlerini bilmez, Allah'tan korkmaz. kuldan utanmaz cür'etkârlar Rüfâ'iyye, Kadiriyye, Nakşiyye, Halvetiyre iddia ve isnadı ile. nice mâ'sum müslümanı Hak volundan ayırmakta, dalâlet yollarına sürüklemektedirler. Aslında, mensubiyyet iddia ettikleri tarikatlerle hiç bir ilgi ve münasebetleri de yoktur. Bunlar, tarikatlerin kaldırılmasından faydalanarak, yarasa kuşları gibi karanlık izbelerde uvalanmakta, her türlü kontrolden, tetkik ve mürakabeden uzak diledikleri gibi zehirlerini saçmaktadırlar. Pirân-ı izâm ve Mesâyih-i kirâm, bu gibilerin durumlarından ve tutumlarından bizâr re şikâyetçidirler.
Müslüman dini âşikârdır. Eğer, Allahu tâlâ'nın dâ'isi isen neden gizlenivorsun? Neden mezhebini ve meşrebini gizliyorsun?
Neden kuytularda, karanlıklarda, gözden uzak yerlerde faaliyet gösteriyorsun?
Diyorlar ki, yalnız kalınca hakikati söylermiş.. Hangi hakikat? Tabiatiyle, herkesin yanında Allah'lık dâvasında bulunamıvor, tenha kalınca —Estağfirullah— Allah'lığını ilân ediyor da ondan...
Aralarına bir gir de gör.. Ne lâflar duyar, ne yâveler dinlersin. Kimini içirir içirir serhoş ederler kimini soyup soğana çevirirler. Rezalet, sefahat ve her çeşit dena'at orada..
Ey ehl-i-iyman:
Küfürden sakın, her türlü bid'atlerden çekin.. Cihar yâr-ı bâ'sefa efendilerimize buğzeden, dil uzatan, ashab-i kirama düşmanlık besleyen sapıklardan ve zındıklardan kaç, uzak dur..
Tekrar ediyorum, bu gibilerine uzak olanlar, Allahu teâlâ'ya yakın olurlar.
Dünya hayatında bâtıl dostluklarla dost olanların, birbirlerini Hak yolundan azdırıp ayıranların, Hakka ibadetten alıkoyanların hepsi, mahşer yerinde birbirlerine düşman olacaklar ve bir-
birlerini karşılıklı itham ederek bâtıl dâvalarının hesabını göreceklerdir:
"....
vel Vérer.....
afise.
El-ehıllâ'ü yermeizin bâ'dühüm li-bâ'din adüvvün illelmüttekryn.
Ez. Zuhruf: 67 (O gün, müttekilerden başka dostlar, dostlukları azaba sebep olduğu için, birbirlerine düşmandırlar.)
Fakat ne fayda? Bu düşmanlıkları, onlara hiç bir fayda sağayamayacak, ne itham ve iddiaları, ne birbirleriyle çekişip dalaşmaları bir işe yaramayacaktır. Artık, olan olmuş ve her şey bitmiş, hiç bir ümitleri ve kurtuluş çareleri kalmamıştır. Artık, ne yalvarıp yakarmaları, ne ağlayıp sızlanmaları ve nedametleri faydasızdır. Bu ehl-i nedamet, bu ehl-i dalâlet ve bu ehl-i hiyanet cehenneme girecekler ve orada da yine birbirleri ile dalaşacaklardır.
Onların bu felâket ve nedametlerine sebep olan sahte mürşidler de, kendilerine saldıranlara şöyle mukabele edeceklerdir:
- Bizi de şeytan kandırdı, ben de sizin gibi nâra ve azaba mahkûm oldum. Bu korkunç azap bana yetiyor, sizler de bana hücum etmeyiniz. Asıl suçlu şeytandır, ona sövünüz, onu lânetleyiniz.
Bu sözleri duyan şeytan da onlara şöyle diyecektir:
— Ben size ne yaptım? Iymanınızı zorla ben mi aldım? Siz, imanınızı attınız, ben de aldım.
Onlar da şeytana şöyle cevap vereceklerdir:
— Bizi cehenneme getiren sensin.. Daha ne yapacaktın? Başımıza gelen bu azap ve felâketin sebebi sen degil misin? Bızi yoldan çıkaran, zelil eden, hâkir eden sen degil misin? Sen bizleri peşinden sürüklemeseydin, bu korkunç yerlere gelir bu azap