ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
27 sonuç · “ezel”
01Ezelîzâde Abdurrahman b. İbrâhim
Ezelîzâde Abdurrahman b. İbrâhim (ö. 972/1565), Şeyh Cemâl Efendi’den Halvetî terbiyesi alan; Konya Sâhib Ata Zâviyesi’nde zâhirî ve bâtınî ilimleri okutan, Vişne Efendi’nin irşadını tamamlayan ve Bahrü’l-ulûm adlı tefsiri kaleme alan âlim-şeyhtir.
Saçlı Mehmed Dede
Saçlı Mehmed Dede (ö. Rebîülevvel 1043/Eylül-Ekim 1633), Gelibolu çevresinden yetişip Konya’da Ezelîzâde Abdurrahman’ın hizmetinde bulunmuş; İstanbul’da uzun yıllar sade bir hayat sürmüş derviştir.
Seyyid Mustafa Yıldız Efendi
Şeyh Seyyid Mustafa Yıldız Efendi Köstendilli Ali Efendi hulefâsındandır. Gerezelidir, orada dergâhı var imiş. Sultan Mahmûd-ı evvelin devrinde İstanbul’a gelerek Sarây-ı Humâyûn’da müsâfir olmuş idi. Bu sırada Şeyh Nasrullah Efendi isminde bir zâtı rü’yâsında görür ve devr-i Fâtih’ten beri medfûn olduğu mahallin mürûr-ı zamân ile ma’rûz-ı tecâvüz olarak elyevm mezbele-gâh bulunduğundan, bundan tahlîsı teklîf eder. O da Bahçekapısı’nda…
Âb-ı revân
Akan su; akarsu. Farsça tamlama, sözlükte hem gerçek hem mecazî anlamlarıyla kullanılır. Tasavvufî kullanımı Gönle peş peşe gelen ferahlık ve iç huzuru; insanın ezelî bağ ve irtibatından haberdar olması anlamında kullanılan bir tabirdir. Tasavvuf şiirinde akan su, süreklilik ve arınma çağrışımı taşır. Revân kelimesinin “ruh” anlamı sebebiyle tamlama, bağlama göre ruh ve hayat çağrışımı da kazanabilir.
Ahdâs
(! ع (احد Hades. Yeni yetmeler, oğlanlar, tüyleri yeni bitmiş yakışıklı ve güzel sesli çocuklar. Bazı mutasavvıflar bu nitelikteki oğlanları sohbet toplantılarına çağırmışlar, onlara ilâhî okutup coşmuşlardır. Râiha-i tayyibe, vechisabih ve savt-ı melih dedikleri güzel koku, şirin yüz ve hoş nağme hoşlarına gitmiştir. Tüysüzün şahsında Allah'ın güzelliğinin tecellilerini seyrettiklerini söylemişlerdir. Bu işe cemalperestlik, şâhid-bâzi, tüysüze de emred ve şahit demişlerdir. Büyük süfiler oğlanlarla düşüp kalkmayı ve sohbet etmeyi tehlikeli bir iş ve büyük bir afet olarak görmüş, çevrelerindekileri bu konuda sık sık uyarmışlardır Ahiretlik ( 376, 396). Bkz. Şahit. Ahd-i emanet ( (عهد | ما Emaneti kabul ve onu muhafaza edeceğine dair ahit ve peyman verme, emaneti taahhüt etme (Ahzâb Suresi, 72). 2. İlahi taahhüt, ezeli ahit | (Yasin Suresi, 60). İlahi taahhüt, ezeli ahit | (Yasin Suresi, 60).
Ahit
Ahd. Söz verme, peyman, söz alma, taahhüt etme, üstlenme. tas, a Misak, peyman, emanet, bezm-i ezel'de ve kâlübelâ'da insanların Allah'ı Rab tanıyacakları ve kendilerini onun merbübu (kul) bileceklerine dair verdikleri SÖZ, yaptıkları muahede (A'raf Suresi, 172); ilk ve genel ahit veya ilâhî ahit budur (sm 830). b Şeyhin bir talibi müritliğe aldığına, talibin ise onun müridi ve müntesibi olacağına dair karşılıklı olarak verdikleri söz. Bu ahitle şeyh ile mürit arasında bir bağ (irtibat, rabıta), bir bağlantı (nispet) oluşur. Bu nispet aynen baba ile evlat arasındaki soy birliğine benzediğinden mürit şeyhi baba bilir, onu baba gibi sayar. Şeyh de müridi manevi evladı bilir, onu çocuğu gibi sever. Söz konusu nispet korunduğu sürece şeyh şeyhtir. Mürit de mürittir. Kâmil mürşit huzurunda verilen aht ve ikrar elest bezmi'nde verilen ahd ve misakı tasdik ve tecditten ibarettir. Bkz. Akit, Biat, İkrar vermek, Yâr ile ahdeyledim gâh dağılıp gâh cem olam Tâ ezel budur anınla ahd ü peymanim benim Niyazi Mısri
Akıl
Mutasavvıflar ilâhî, ezeli ve ebedi gerçeklerin akıl yoluyla kavranamayacağını belirtir, nazari aklı reddeder ve Yeni Platonculugun etkisiyle keşf ve marifet anlayışlarıyla uyuşan farklı bir akıl anlayışı ileri sürerler. Tasavvuf dilinde insan aklına akl-ı cüzi ve akl-ı mecaz denir. Cüz'i akıl, söz ve işlerimizde bize delil olur Ama, Allah bahsinde değeri sıfır olur Mevlânâ Ikâl-ı akl-i cüz'iden halâs ol Efendi bâde-nüş-i bezm-i hâs ol Hudai 2. Hak ile bâtılı birbirinden ayırt etmeye yarayan nur. Rabbani latife, kalp (Gi 1:88, 95, 11:4; ct). Allah’a ibadete ve cennete girmeye vasıta olan düşünce, kulluk yapmaya alet olan fikir, ibadetin yolunu gösteren ışık. Aklın ulaştığı son nokta hayret, hayretin sonucu sekrdir, yani sâlik rububiyeti temaşa edince aklını kaybeder (SF, 336). Ben isterim akıldan hidâyet Akıl bana gösterir dalâlet Fuzüli Akılla yol alınmaz Akıl, erenlerin ayak bağıdır 0 eee Kalbe bak akla itibar etme Çünki aklın şiârıdır inkâr Ferid Kam Hak ile bâtılı birbirinden ayırt etmeye yarayan nur. Rabbani latife, kalp (Gi 1:88, 95, 11:4; ct). Allah’a ibadete ve cennete girmeye vasıta olan düşünce, kulluk yapmaya alet olan fikir, ibadetin yolunu gösteren ışık. Aklın ulaştığı son nokta hayret, hayretin sonucu sekrdir, yani sâlik rububiyeti temaşa edince aklını kaybeder (SF, 336). Ben isterim akıldan hidâyet Akıl bana gösterir dalâlet Fuzüli Akılla yol alınmaz Akıl, erenlerin ayak bağıdır 0 eee Kalbe bak akla itibar etme Çünki aklın şiârıdır inkâr Ferid Kam
A‘yân-ı sâbite
Varlıkların Allah’ın ilmindeki ezelî ve değişmez hakikatleri. Tasavvuf literatüründe, özellikle vahdet-i vücûd düşüncesinde, eşyanın dış dünyada var olmadan önce ilâhî ilimde bilinen sûret ve hakikatlerini anlatır. İlim ile dış varlık arasındaki yer A‘yân-ı sâbite dış dünyada müstakil birer varlık değildir. “Sâbit” oluşları ilâhî ilimde belirli bulunmalarını, “ma‘dûm” oluşları ise henüz hâricî varlık kazanmamış olmalarını ifade eder. Yaratılış, bu ilmî hakikatlerin ilâhî irade ve kudretle varlık sahasında görünmesi şeklinde açıklanır. Çokluk nasıl açıklanır? Vücûdun birliği ile varlıklardaki çokluk arasındaki ilişki, aynalar ve sûretler yahut tek bir kumaştan farklı elbiselerin kesilmesi benzetmeleriyle anlatılır. Varlık birdir; kabiliyetler ve görünüşler a‘yânın farklılığına göre çeşitlenir. Okuma notu Kavram, bütün tasavvuf ekollerinde aynı anlam ve ağırlıkta kullanılmaz; bilhassa İbnü’l-Arabî sonrası metafizik dil içinde merkezîdir.
Bargah
4) veya Bargeh İzinle girilen yüce makam, otağ-ı hümayun, Sultan sarayı. 2. tas. Hakk'ın yüce huzuru. Yogiken ol bârigâh varidi ol padisah Ah bu aşk elinden âh derd oldu derman bana Yünus Bargâh-ı elest Lâhüti makam, Hakk'ın yüce huzurunu ifade etmek için, bargâh-ı izzet, bargâh-ı Hak, bargâh-ı ilâhî, bargâh-ı saltanat-penah, bargâh-ı ezeli, bargâh-ı kudret gibi deyimler de kullanılır (sm). 4 Bâr-ı emanet (& Ul, 4) 1. Emanet yükü. 2. tas. Kâlu bela'da ve elest bezminde Allah’a verilen ahit ve bunun getirdiği sorumluluk, Allah'ın önerdiği ve insanın kabullendigi yükümlülük (sr: KRE 177). Bkz. Emanet. Emanet yükü. 2. tas. Kâlu bela'da ve elest bezminde Allah’a verilen ahit ve bunun getirdiği sorumluluk, Allah'ın önerdiği ve insanın kabullendigi yükümlülük (sr: KRE 177). Bkz. Emanet.
Cam-i elest
جا م الت) Elest bezminde sunulan kadeh, ezeli ikrar.
Cevher-i ulum
>) İlim cevherleri. 2. tas a Şeriatten şeriata, zamana ve mekâna göre değişmeyen ezeli ve ebedi hakikatler (kı; Sora Suresi, 13). b Gizli tutulması ve açıklanmaması gereken, yanlış anlaşılmaya elverişli bilgiler, gerçekler. Ali Zeynelabidin şöyle der: “Bende nice ilim cevheri var ki, onları açıklasam bana putperest derler ve idamıma fetva verirler” (İFM 1: 39, 261). Cevher-i vücut هر و جو >) 1. Varlık cevheri. 2. tas. Nefes-i rahmani (arş 4). Bkz. Nefes. Cevheriyan Cevherden olan varlıklar. b Meleküti ve ruhani varlıklar (SF; ). Varlık cevheri. 2. tas. Nefes-i rahmani (arş 4). Bkz. Nefes. Cevheriyan Cevherden olan varlıklar. b Meleküti ve ruhani varlıklar (SF; ).
Debiristan
(9. (د بير I. Okul, 2. tas. Debiristan-ı ezel, debiristan-ı kıdem, ezeli okul; lâhüt âlemi, ruhlar makamı (sr). Debür i ar, (د بور) 1. Batıdan esen, bitkilere ve canlılara Zarar veren rüzgâr, samyeli. Doğudan esen ve canlılara yarayan rüzgâra kabül ve saba denir. 2, tas. Azan ve kuduran nefsin saldırıya geçmesi, Şeriata aykırı tutum ve davranışlara yol açtığı için muhalif, rüzgâra benzer. Nitekim kabül (saba) da ruhu harekete geçirip hâkimiyet kurmasını sağlayan bir saldırıdır. Hadiste “Bana saba ile yardım olundu, Âd ise samyeli ile helak edildi,” buyrulmuştur (x1, TK 11:465; Buhari, Megazi, bab 29).
Devriye
. Tasavvuftaki devr düşüncesini, insan ruhunun ve evrenin Yaratan'dan çıkıp yine ona varacağı inancını konu edinen şiirler. Bkz. Devr. Ben ezelde var idim Yerdeydim göğe ağdım Ma'şük ile yâr idim Gökten de yere yağdım Hak beni bunda saldı Adem donun donandım Âlemi göre geldim Cevlani süre geldim Yünus
Don
Giysi, kıyafet, tas. Bürünmek, donanmak. Menkıbelerde bazı erenlere atfedilen, kendini başka bir varlığın görünüşüyle gösterme kerameti; örn. güvercin donuna girmek. Dost i. ves. fars, وست) 3) Yar, sevgili, arkadaş, ahbap, muhabbet ve sevgi. Kulun Allah'ı sevmesinden önce Allah'ın ezelde kulunu sevmesi ve dost edinmesi. Mecnun oluben yürüyem yüce dağları bürüyem Mum oluben eriyem yanam hey dost deyi deyi Yünus Mescid u meyhanede hanede vu virânede Kabe'de, puthanede çağırırım dost! Dost! Misti Dört kapı selamı Dostun attığı gül, düşmanın attığı taştan daha çok acı verir: Girândır âşıka erbâb-ı aşkın ta'ni Ahaftır seng-i a'da zahm-i gülden cism-i Mansur'a Hak erenlerin canları sıkıldığı ve yalnızlıktan kurtulmak istedikleri zaman “yâ Dost!” “Hak Dost!” derler; bu yakanlar, ‘dost olarak Allah kafi" anlamında kullanılır. Böyle deyince dost olan Hakk'ı ve Hak dostlarını yanlarında hazır bulurlar, Böyle zamanda “dost Allah!” anlamnda “dost Hü!” da denir; “Allah kuluna kâfi değil mi?” (Zümer Suresi, 36). Bkz. Hak. Dost'a ettiğin ahdı unutma gel gönül Dost ilerine gidelim Sakın bu virân evde vatan tutma gel gönül Dost illerine gidelim M. Hudai
Ene’l-Hak
نا | لحق) |) “Ben Hakk'ım.” Hallac’a ait bir sözdür. Bu sözü yüzünden asılmıştı. Bu sözün çeşitli yorumları vardır; bir görüşe göre, Hallâc bu sözü sekr halinde söylemişti; sahv haline gelince bu sözün yanlış olduğunu kabul etti. Başka bir görüşe göre, Hallâc bu sözü fena halinde söylediğinden bu sözü söyleyen aslında o değil, Hak'tı. Hallâc ene'l-Hak söyledi Haktır sözü Hak söyledi Nâdân mukayyed anladı Amma ki, mutlak söyledi Nesimi Diğer bir görüş ise Hallâc'ın bu sözü, Hak'tan hikâye ederek söylemiş olduğunu. ileri sürer. Yüce Allah “Ben Hakk'ım,” diyor gibi. Hallâc'ın, bu sözüyle “Ben Hakk'ım, yani baul değilim” veya “Ben Hak'tanım” demek istediğini söyleyenler de vardır. Kimileriyse Hallâc'ı tanrılık veya hulül iddia eden bir mülhit sayarlar. Mestolanlar kelâmı kendinden gelmez veli Pes ene'l-Hak nice söyler kisi Mansür olmadan Şemseddin Sivasi N Ezelde benim fikrim ene’l-Hak idi zikrim Henüz dahi doğmada ol Mansür-ı Bağdadi Yünus
SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI
Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e
SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI
Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş
TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne
Sayfalar 1–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · ELHAC MUZAFFER OZAK İRSAD 1.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALÂH BİLİCİ KITA
Sayfalar 4–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1
Sayfalar 14–20
Muzaffer Ozak Külliyatı · BEtSsü; Ve lekad kerremna beni-Âdeme... El-İsrâ: 70 (Andolsun, biz azim-üş-şân Âdem oğullarını, diğer bütün yarattıklarımızdan üstün kıldık.) sırrına ve tecellisine mazhar olabilsi
Sayfalar 21–28
Muzaffer Ozak Külliyatı · Evet, Hz. Musa aleyhisselâm sadrının şerholunmasını, işlerinin kolaylaştırılmasını, lisanındaki tutukluğun giderilmesini, sözünün daha iyi anlaşılmasını, ehlinden ve akrabasından b
Sayfalar 26–33
Muzaffer Ozak Külliyatı · SEJ prati El Mukaddimü Celle Sanühu İstediğini ileri geçiren, öne alan. (YÂ MUKADDIMÜ ism-i celilini savaş alanında veya korkulacak bir yerde okuyanlara hiç bir zarar gelmez.) El M
Sayfalar 31–36
Muzaffer Ozak Külliyatı · «Liginanü Bidun ie selune şübelen je ejdalühu kavli lâ ilâhe illallah re ednahû imalati! con anit tariks rel hayau şübetün minel iyman. Lyman, yetmiş küsur şubedir. Bunun en efdali
Sayfalar 58–63
Muzaffer Ozak Külliyatı · tadır? Bana yolunu tarif eder misin?) dedi. Diğer haham: (Aman ne yapıyorsun? O şehre sakın gitme. Orada bir sihirbaz vardır) dedi. (Sihri ile âlemi kendine bendetmiştir. Korkarım
Sayfalar 57–64
Muzaffer Ozak Külliyatı · Rabbi... Tâbi'in, tabe-i tâbi'in, eimme-i müctehidiyn, ule ma-i din-i mübiyn, şehitler, gaziler, Pirân-ı-izâm ve evliya-i kiraının feyizleriyle bizleri şadân-ü handan eyle yâ Rabbi
Sayfalar 56–61
Muzaffer Ozak Külliyatı · Ashab-ı kirâm rıdvanullahi teâlâ aleyhim ecma'lyn, tehalükle: — Aman yâ Resülallah! dediler. Lûtfedip kerem buyur, bu çok kazançlı yol nedir? Efendimiz saadetle buyurdular: — Zikru