ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
43 sonuç · “bey'”
01Beyyûmiyye
Ali el-Beyyûmî'nin Bedevî-Halebî hilâfeti ile Halvetî-Demirtâşî terbiyesini Kahire'de birleştirerek teşkilâtlandırdığı Bedeviyye kolu.
Beyyûmiyye
Ali el-Beyyûmî'nin çoklu icazetleri Bedevî usulü çevresinde birleştiren kolu.
Ahrâriyye
Ubeydullah Ahrâr’a nispet edilen, Orta Asya ve erken Osmanlı Nakşibendîliğinde etkili kol.
Beyâzîzâde Hafîdi Seyyid Ahmed Mâil Efendi
Beyâzîzâde Hafîdi Seyyid Ahmed Mâil Efendi (ö. 1729), İstanbul’da doğan; Galata Sarayı’ndan Vâlide Sultan Dârülhadisi’ne uzanan müderrislik görevlerinin ardından Erzurum kadılığına tayin edilen Osmanlı âlimi ve divan şairidir.
Beyâzîzâde Hâmid Efendi
Beyâzîzâde Hâmid Efendi (ö. 1721), Üsküdar’daki Beyâzî ulemâ ailesinden yetişen; Beyâziyye medresesinin ilk müderrisliğinden Süleymaniye Dârülhadisi’ne, Yenişehir ve Mısır kadılıklarına yükselen Osmanlı âlimidir.
Beypazarlı Hacı Ali Efendi
Beypazarlı Hacı Ali Efendi (ö. 1819), Çerkeşli Mustafa Efendi’den hilâfet alan; Beşikçizâde Tekkesi’ni Halvetî-Şâbânî irşad merkezine dönüştüren ve Kuşadalı İbrâhim ile Ahmed Nâzikî’yi yetiştiren Çerkeşî şeyhidir.
Abdullah-ı İlâhî
Abdullah-ı İlâhî (Molla İlâhî, Simavî; ö. 896/1491), Ubeydullah Ahrâr'a intisap edip Nakşibendiyye'yi Anadolu ve Rumeli'de yayan mutasavvıf; Şeyh Bedreddin'in Vâridât 'ının ilk şârihidir.
Ali b. Hüseyin Zeynelâbidîn
Ali b. Hüseyin Zeynelâbidîn (38/659–94/712), Hz. Hüseyin’in oğlu; Kerbelâ’dan sağ çıkan, Medine’de hadis, fıkıh, ibadet ve gizli hizmet hayatıyla tanınan büyük tâbiî ve Ehl-i beyt büyüğüdür.
Ali er-Rızâ
Ali er-Rızâ (yak. 153/770 – 203/818), Medine'de ilim meclisi kurup yirmi yaşında fetva vermeye başlayan Ehl-i beyt âlimi; Halife Me'mûn tarafından istemeye istemeye veliaht ilân edilmiş, iki yıl sonra Tûs'ta âniden ölmüş ve gömüldüğü yer Meşhed adını almıştır.
Ali Nûreddin el-Beyyûmî
Ali Nûreddin el-Beyyûmî (1108/1696–1183/1769), Kahire'de Bedevî-Halebî hilâfetini Halvetî-Demirtâşî terbiye ve esmâ usulüyle birleştirerek Beyyûmiyye kolunu teşkilâtlandıran Mısırlı sûfî, muhaddis ve müelliftir.
Balcızâde Mustafa Afîf Efendi
Balcızâde Mustafa Afîf Efendi (ö. 1131/1718-19), klasik aşk şiirinin mazmunlarını kullanan ve üç beyti Vekāyi‘u’l-Fuzalâ’da korunan İstanbul şairidir.
Bolbolcızâde Şeyh Abdülkerim Fethî Efendi
Bolbolcızâde Abdülkerim Fethî Efendi (ö. 1694), Abdülehad Nûrî-i Sivâsî’nin halifesi; Fatih, Beyazıt, Süleymaniye ve Ayasofya kürsülerinde vaaz veren müfessir, şair ve Halvetî-Sivâsî mürşididir.
Bursalı Hilmî Mehmed Efendi
Bursalı Hilmî Mehmed Efendi (ö. 1133/1720-21), Eşrefî çevresine mensup Ali Dede’nin oğlu; Leysîzâde’den Hamza Bey Medresesi’ne uzanan uzun tedris hayatı, yumuşak huyu ve Emir Sultan civarındaki kabriyle tanınan Osmanlı müderrisidir.
Bursalı İsmâil Hakkı
Bursalı İsmâil Hakkı (1653–1725), Atpazarî Osman Fazlı’nın halifesi; Üsküp, Ustrumca, Bursa, Tekirdağ, Şam ve Üsküdar’da irşad faaliyetinde bulunan; Rûhu’l-beyân başta olmak üzere yüzü aşkın eseriyle Celvetî irfanını tefsir, vaaz, şiir ve şerh geleneği içinde işleyen Osmanlı sûfî-müellifidir.
Bursalı Mehmed Tâhir Bey
Bursalı Mehmed Tâhir Bey (1861–1925), Rumeli ve Anadolu kütüphanelerini, yazmaları ve mezar taşlarını tarayarak Osmanlı ilim, edebiyat ve tasavvuf mirasını belgeleyen; Harîrîzâde ve Muhammed Nûrü’l-Arabî’ye bağlı Melâmî şeyhi, subay, öğretmen, mebus ve modern Türk bibliyografyasının öncü ismidir.
bey'
Sözlük anlamı “mübadele” olan bu söz, “mülkiyet sözleşmelerinin en yaygını olan satış akdi” ile ticaret terimi olarak yaygınlık kazanmıştır. Aslmda bu sözün, Arapça “şirâ” ile birlikte “bey' ü şirâ” (alım satım) biçiminde kullanımı yaygındır. Kur’ân-ı Kerîm’de de geçen bu terim, genellikle ticarî hayatm içindeki ahş veriş biçimini ifade etmektedir. Ticarî bir terim olarak “bey'” sözü, İslâm hukukunda da üzerinde çok durulan konuların başmda olmuştur. Hanefi mezhebince satım akdinde satıcı ve alıcı unsurunun varlığını tabiî görmüşler ve bunların akıllı olma şartmı ortaya koymuşlardır. Ayrıca satım akdini üçlü unsur ile nitelemişler; bunlar, “satıcı”, “alıcı” ve “mal veya bedel” olarak tarif edilmiştir. Satım akdinin hukukî sonucu, “hüküm” olarak adlandırılmış ve satılan malın mülkiyetinin alıcıya, bedelinin de satıcıya geçmesi olarak hükme bağlanmıştır. Yine satım akdinin taraflarm karşılıklı rızaları ile ortadan kaldırılabileceği de mümkün görülmüştür.
bey'atü’r-rıdvân
Hicretin altıncı yılmda, Hudeybiye Pınarı çevresindeki bir ağacm altında Hz. Peygamber’e verilen bağlılık sözü.
bey' bi'l-vefâ
bey' bi'l-vefâ a. GLâjlL [Ar. ] Bir satış akdine dayanarak bedeli iade edildiğinde geri alınmak üzere bir malın satın alınması. Burada “vefa” sözü, tarafların usule uygun olarak yaptıkları vaatleri yerine getirmek, biçiminde tanımlanmaktadır. Bu akit, “bey' bi-şarti'l-vefâ”, “bey'ü'l-câ'iz” veya “bey'ü'lmu'âmele” olarak da adlandırılmıştır. Bu tarz akit, Müslüman halkın faizsiz borç para temin etme yolunda karşılaşabileceği sıkmtıları ortadan kaldırma olarak yorumlanmıştır. İslâm hukukçulanndan bazıları bu usulü, rehin; bazıları sahih, bazıları da fasid satış akdi olarak nitelemişlerdir. Hanefi mezhebi fıkıhçıları, bu satış akdini, borç veren kimseye bunun karşılığında satın almış olduğu maldan istifadeyi sağlaması, rehin maldan farklı olarak bu istifadenin sürekli olması, borç alanın sonradan bu sözden dönmemesi bakımmdan olumlu bulmuşlardır.
bey'-i sahîh
bey'-i sahîh a fik. Fıkıh usulünde, para ve mal kullanılarak yapılan satış işlemi. bey'-i sarf d» fik. Kıymetli malı yine kıymetli mal karşılığı satmak, yani altını altınla, gümüşü gümüşle satmak gibi
bey'-i selem
(^ ^ fik. Peşin para verilerek malı sonradan almak esasına dayalı yapılan satış
Bey‘-i câiz
Kuruluş ve geçerlilik şartlarını taşıyan hukukça geçerli satış. Tarafların rızası, konu, bedel ve yasak unsurların bulunmaması bakımından değerlendirilir.
Bey'-İ Bâtıl
Sahih olmayan, yâni dînen bulunması lâzım gelen şartların hepsi veyâ bir kısmı bulunmayan alış veriş. (Bkz. Bâtıl)
Bey'-İ Bil Vefâ(vefâ İle Satış)
Alıcı ve satıcının, satıştan vazgeçmek hakkına sâhip olduğu alış-veriş.
Bey'-İ Fâsid
Aslı İslâmiyet'e uygun, fakat sıfatı uygun olmayan satış. Bir kimse satın aldığı bir malın bedeli olan paranın yarısını peşin verip, yarısını da yolcum gelince vereyim dese, bu alış-veriş Bey'-i fâsid olur. Çünkü yolcunun geleceği târih yâni paranın kalan kısmının ödeneceği târih belli değildir. Bu durum ise, satışın sıfatı bakımından uygun olmaması demektir. (Zeylaî) Bey'-i fâsid, câiz değildir ve haramdır. Büyük günâhtır. Fâsid satışla alınan mal, müşteri teslim alınca, kendi mülkü olursa da, yemesi, giymesi haramdır. Alanın ve satanın bu satışı bozması, geri vermesi vâcibdir. Geri çevirmezlerse, vâcibi terk ettikleri için günâha girerler. (Hamzâ Efendi)
Bey'-İ Mekrûh
Aslı ve sıfatı İslâmiyet'e uygun ise de kendisine dînin yasak etmiş olduğu bir şey karışmış olan satış. Satın almıyacağı bir malın fiyatını, başka müşteriler arasında yükseltmek, iki kişi bir malın fiyatında uyuşmuş iken bu malı, daha yüksek fiyatla satın almak istemek Bey'-i mekrûhdur.
Bey'-İ Mevkûf
Aslı ve sıfatı sahîh ise de başkasının hakkı karışan alış-veriş.
Denizli (Laodikiya)
Denizli · Türkiye · Sefîne, Nüzûlî'nin Divanındaki “Lazkiyeli” nisbesinin Suriye'deki Lazkiye'yi değil, Denizli'nin nâm-ı kadîmi olan Laodikiya'yı kastettiğini Bursalı Tâhir Bey'in tetkikine dayanarak kaydeder. Metin doğum yerini açıkça yazmaz; buradaki bağ yalnız nisbe tesbitine dayanır. Koordinat şehir merkezi için yaklaşık değerdir.
Fâtih Camii Hazîresi
İstanbul · Türkiye · Kırk üç yıl türbedarlığını yaptığı Fâtih Sultan Mehmed Türbesi'nin bulunduğu cami; 9 Mayıs 1920'de vefatında buradaki hazîreye defnedildi. Mezar taşındaki yazı müridi Evrenoszâde Sâmi Bey'indir. İlişkili kişi dosyası Ahmed Amiş Efendi : Ahmed Amiş Efendi (1807-1920), Tırnova’daki muallimlikten Fatih sertürbedarlığına uzanan hayatında Kuşadavî irşadı sohbet, melâmet ve teveccüh merkezli bir yöntemle İstanbul’un ilim ve kültür çevrelerine taşıdı.
Vardar Yenicesi (Giannitsa)
Giannitsa · Yunanistan · Evrenoszâde Ahmed Bey'in yaptırdığı hankaha yerleşip ölümüne kadar ayrılmadığı, Selânik'e yaklaşık 40 km. uzaklıktaki kasaba. Evliya Çelebi buradaki türbesinden uzun uzun bahseder; ancak Semavi Eyice ve Ekrem Hakkı Ayverdi türbeye dair herhangi bir ize rastlayamamışlardır — bu yüzden verilen konum kasaba ölçeğinde ve yaklaşıktır.
Edirne
Edirne · Türkiye · Ârif Bey'in uzun yıllar bulunduğu, Şeyh Şerefeddin Efendi'ye intisap edip hilâfet aldığı ve vefat ettiğinde büyük bir cenaze kalabalığının toplandığı şehir. İlişkili kişi dosyası Şeyh es-Seyyid Muhammed Ârif Bey : Seyyid Muhammed Ârif Bey, Edirne’de Şeyh Şerefeddin Efendi’nin terbiyesinde sülûkünü tamamlayan; İkinci Ordu serbaytarı ve miralay olarak görev yapan Halvetî halifesidir.
Tirse Köyü
İznik, Bursa · Türkiye · Abdürrahim Tirsî'nin doğduğu, İznik yakınlarındaki köy. Babası Bayezid Fakih burada imamlık yapıyordu ve rivayete göre Bolulu İsfendiyaroğlu Ahmed Bey'in akrabalarındandı. Nisbesi bu köyden gelir. Köyün bugünkü yeri kesinleştirilmediği için koordinat verilmemiştir.
Yenikapı Mevlevîhânesi
İstanbul · Türkiye · Kâtip Muhammed Efendi'nin 1006/(1597-98) içinde tesis ettiği ve güşâd resmini Receb'in gurresine denk gelen Pazartesi günü (7 Şubat 1598) icra ettiği mevlevîhâne. Sefîne, Vassâf'ın bu bilgileri Muhammed Ziyâ Bey'in aynı adlı eserinden aldığını belirtir. Koordinat semt düzeyinde yaklaşıktır.
Mustafa Fâzıl Bey Konağı
İstanbul · Türkiye · Mısırlı Mustafa Fâzıl Bey'in (Paşa) Eyüp Bahariye'deki konağına mûsiki muallimi oldu. Bu görev, hayatının otuz yılını belirleyen bir bağlılığın başlangıcıdır: 1845'te onunla Mısır'a gitti, 1858'de İstanbul'a dönüşünden sonra da 1875'teki ölümüne kadar maiyetinden ayrılmadı. Koordinat semt düzeyindedir; konağın tam konumu kaynakta belirtilmemiştir.
Şehzadebaşı
İstanbul · Türkiye · Damadı Babanzâde Ahmed Naim Bey'in evinin bulunduğu ve yaklaşık 113 yaşında vefat ettiği semt. İlişkili kişi dosyası Ahmed Amiş Efendi : Ahmed Amiş Efendi (1807-1920), Tırnova’daki muallimlikten Fatih sertürbedarlığına uzanan hayatında Kuşadavî irşadı sohbet, melâmet ve teveccüh merkezli bir yöntemle İstanbul’un ilim ve kültür çevrelerine taşıdı.
Semerkant
Semerkant · Özbekistan · Uluğ Bey'in çağırmasıyla geldiği ve İbnü'l-Cezerî ile hadis meclisinin kurulduğu başşehir; Mirza Halîl'in onu Buhara'dan uzaklaştırma teşebbüsü de buradan gelmiştir. İlişkili kişi dosyası Muhammed Pârsâ : Bahâeddin Nakşibend'in halifesi Muhammed Pârsâ, şeyhinin sohbetlerini ve erken Nakşibendî kavram dünyasını yazıya taşıyan âlim-sûfîdir.
Kahire
Kahire · Mısır · 7 Haziran 1845'te Mustafa Fâzıl Bey'le birlikte Mısır'a gitti; 1851'de kısa bir süre İstanbul'a geldiyse de tekrar döndü ve 1858'e kadar burada kaldı. Kahire'de dönemin tanınmış müzisyeni Şeyh Muhammed Şehâbeddin ile görüşerek Arap mûsikisinin özelliklerini öğrendi; kaynak, şuğul formundaki başarısını bu temasa bağlar. Koordinat şehir düzeyindedir.
Karaman
Karaman · Türkiye · Ankara Savaşı'nın ardından Timur'un askerleri Bursa'yı ele geçirince Fenârî, muhtemelen Mısır dönüşünde tanıştığı Karamanoğlu II. Mehmed Bey'le Karaman'a gitti ve orada on yıldan fazla ders verdi. Fâtiha tefsiri Aynü'l-a'yân da Mehmed Bey'e ithaf edilmiştir.
Halil Paşa Türbesi
İstanbul · Türkiye · Kaynağa göre Abdülhay Efendi âsitâne civarındaki Halil Paşa Türbesi'ne, Halil Paşazâde Mahmud Bey'in yanına defnedilmiştir. Nokta, türbenin bitişiğinde bulunduğu Hüdâyî Âsitânesi'ni yaklaşık olarak işaret eder.
Sayfalar 145–151
Muzaffer Ozak Külliyatı · Kısaca özetlemeğe çalıştığımız bu âlem-i ervahtan sonra, dört anâsır ile Hz. Adem aleyhisselâmın vücud-u şeriflerini yaratarak bütün cesetlere onu miftah eylemiştir. Netekim, bütün
Sayfalar 152–158
Muzaffer Ozak Külliyatı · rur ve bunları da Allah yolunda savaşan gazilere verirdi. Dünya zevklerinden hiç hoşlanmaz ve haz almaz, bu fâni âlemde Allah ve Resûlüne lâyık olmaya ve milletini özellikle hristi
Sayfalar 166–172
Muzaffer Ozak Külliyatı · Innallâh'ester& min-el-mü miniyne enfüsehüm ve emv&lehum bi-enne le hüm-ül-cenneh yukatilûne fi sebilillahi fe-yaktülüne ve yuktelûne vâ'den aleyhi hakkan fit-Tevrati vel-inciyli v
Sayfalar 182–190
Muzaffer Ozak Külliyatı · millet uğruna çalışanları iki cihanda âbâd eyle. Bizi kâfire esir etme. Istiklâlimizi kıyamete kadar pâyidâr eyle. Bizi, dini islâmdan kovma. Açlıkla terbiye etme. Evlâtlarımızla b
Sayfalar 550–557
Muzaffer Ozak Külliyatı · HIKAYE Eğin'in köylerinden olan bir dostum anlatmıştı: — Yaralı idik, aç, yorgun ve bitâp düşmüştük. Kafkas cephesinden âdeta sürüne sürüne köyümüze geliyorduk. Yiyecek bir şeyler