Envârü’l-Kulûb III · kaynak sayfaları 550–557 HIKAYE Eğin'in köylerinden olan bir dostum anlatmıştı: — Yaralı idik, aç, yorgun ve bitâp düşmüştük. Kafkas cephesinden âdeta sürüne sürüne köyümüze geliyorduk. Yiyecek bir şeyler bulabileceğimizi umarak, yolumuz üzerindeki bir köye uğradık. Meğer, orası bir Ermeni köyü imiş. Birisi bizi karşıladı, güleryüz gösterdi: (Hoş geldiniz gaziler, buyurun bizim eve) diyerek bizi evine götürdü. Çok memnun olmuştuk, ev sahibi Ermeni, bizi bir odaya aldı ve kendisi çekilip gitti. Arkadaşlardan birisi, evin içinde dolaşan küçük bir çocuğa: (Oğlum, baban acaba nereye gitti?) diye sordu. Çocuktan al haberi derler, doğrudur. Çocuk, eğlenircesine yüzümüze bakarak: (Babam, içeride baltayı biliyor. Dün gece öldürdüğü yaralı Türk askerleri gibi, sizleri de öldürecek) demez mi? Karşı koyacak gücümüz de yoktu, silâhımız da yoktu. Usulca, dışarı çıktık ve bütün kuvvetimizi bacaklarımıza vererek oradan uzaklaştık. Ermeni, elinde pırıl pırıl bilenmiş bir balta olduğu halde, bizi hayli kovaladı ama, yakalamaya muvaffak olamadı, bizlere de şehitlik…
ÜYE KÜTÜPHANESİ
Okumaya kaldığınız yerden devam edin.
Tam metin Meclis üyelerine açıktır. Üyelik ücretsizdir; okuduğunuz bölümü defterinize kaydedebilir ve özel notlarınızı aynı yerde tutabilirsiniz.