HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve nispetleri
Ali Nûreddin b. Hicâzî b. Muhammed el-Beyyûmî, 1108/1696 yılında Mısır'ın tarihî Menûfiye çevresindeki Beyyûm kasabasında doğdu. Kaynaklarda Nûreddin, “Sultânü'l-muvahhidîn” ve birden fazla tarikattan icazet sahibi oluşuna işaret eden “Câmiu't-turuk” unvanlarıyla anılır. Bununla birlikte son unvan, bütün yolların onda aynı derecede kurucu etki bıraktığı şeklinde okunmamalıdır.
Tahsil yılları
Küçük yaşta Kur'an'ı ezberledi; fıkıh ve hadis tahsil etti. Zâhirî ilimlerde en çok Ömer b. Abdüsselâm el-Mağribî et-Tetvânî'den faydalandı. Sahîh-i Buhârî'nin âlî isnadlı rivayetleri ve hadis usulüyle ilgilenmesi, daha sonra kaleme aldığı kırk hadis ve Buhârî çalışmalarının ilmî zeminini oluşturdu.
Demirtâşiyye terbiyesi
Tasavvuf yoluna Halvetiyye'nin Rûşeniyye kolundan doğan Mısır merkezli Demirtâşiyye'nin şeyhi Hüseyin el-Âdilî ed-Demirtâşî'ye intisap ederek girdi. Kahire'deki Sîdî Demirtâş Zaviyesi'nde seyrüsülûk gördü ve icazet aldı. On iki esmâya dayanan zikir tertibi, halvet anlayışı ve şeyh–mürid adabı üzerindeki Demirtâşî tesiri eserlerinde açıkça görülür.
Abdurrahman el-Halebî ve Bedevî hilâfeti
Otuz yaşları civarında Bedeviyye'nin Halebiyye kolunun şeyhi Abdurrahman el-Halebî'ye intisap etti. Birkaç yıl içinde sülûkünü tamamlayıp hilâfet aldı. Beyyûmiyye'nin doğrudan kurumsal zemini bu Bedevî-Halebî hilâfetidir; Demirtâşiyye ise yöntemi ve mânevî terbiyeyi biçimlendiren ilk güçlü damardır.
İcazetler ile asıl terbiye şeyhleri arasındaki fark
Kaynaklar onun Halvetiyye ve Bedeviyye yanında Kâdiriyye, Şâzeliyye ve Nakşibendiyye çevrelerinden de icazet aldığını kaydeder. Ancak biyografik belgelerin ittifak ettiği doğrudan seyrüsülûk şeyhleri Hüseyin el-Âdilî ed-Demirtâşî ile Abdurrahman el-Halebî'dir. Bu nedenle şahsiyet dosyasında metin icazeti, teberrük bağı ve kurucu terbiyeyi birbirine karıştıran tek çizgili bir silsile kurulmamıştır.
Kahire'de irşad çevresi
Hüseyniye bölgesine yerleşen Beyyûmî, Ezher ve çevresindeki ilmî hayatla yakın ilişki kurdu. Ders ve zikir halkaları kısa sürede genişledi. Kaynakların çıplak ayakla ve cehrî zikirle dolaşan dervişler yüzünden doğan itirazları nakletmesi, onun çevresinin şehir hayatında görünür hâle geldiğini gösterir.
Ezher ulemâsıyla karşılaşma
Beyyûmî hakkında yapılan şikâyetler üzerine Ezher şeyhi Abdullah eş-Şebrâvî onun ilmî ehliyetinin sınanmasını istedi. Tabersiyye Camii'ndeki karşılaşmada Beyyûmî'nin hadis ve fıkıh birikimini ortaya koyduğu aktarılır. Bu kayıt, onu yalnız cehrî zikir halkasının şeyhi olarak değil, Ezher çevresiyle konuşabilecek ilmî donanıma sahip bir sûfî olarak tanıtır.
Köse Bâhir Mustafa Paşa ile dostluğu
Mısır valiliği sırasında Köse Bâhir Mustafa Paşa ile yakınlık kurdu. Paşanın yeniden sadrazam olacağını önceden bildirdiğine dair anlatı menkıbevî hafızaya aittir; tarihî olarak doğrulanabilen taraf, Mustafa Paşa'nın 1766'da Vekil Osman Ağa aracılığıyla Hüseyniye'de Beyyûmî için mescid, zaviye, türbe, çeşme ve kitabeden oluşan bir külliye yaptırmasıdır. Aynı yıl kendisine devletçe günlük kırk para tahsis edildi.
Beyyûmiyye'nin teşekkülü
İrşada Bedevî-Halebî şeyhi olarak başlayan Ali el-Beyyûmî, Bedeviyye âdâb ve erkânını Demirtâşiyye'den taşıdığı halvet, esmâ ve terbiye unsurlarıyla yeniden düzenledi. Böylece takipçileri onu Beyyûmiyye'nin pîri kabul etti. Yol, tarihî bakımdan Bedeviyye'nin bir koludur; fakat Halvetî-Demirtâşî terbiyesinin belirgin izlerini taşıdığı için iki geleneğin güçlü bir terkibi olarak okunmalıdır.
Âdâb, erkân ve on iki esmâ
Beyyûmiyye seyrüsülûkünde Halvetî etvâr-ı seb'a düzeniyle ilişkili, yedisi aslî ve beşi fer' olmak üzere on iki isimli bir zikir tertibi uygulanır. İlk merhale kelime-i tevhiddir. Beyyûmî'nin Demirtâşiyye âdâbına dair risalesi; halveti, şeyh–mürid ilişkisini, ihvan hukukunu ve esmâ tertibini birlikte ele alır.
Zikir meclisleri ve İstanbul'daki izi
Beyyûmî zikri toplu, ayakta ve cehrî icrasıyla tanındı. Mısır'dan Hicaz'a taşınan yolun zikri, daha sonraki dönemde İstanbul'daki bazı Bedevî tekkelerinde de icra edildi. Bu yayılma, Beyyûmiyye'nin yalnız yerel bir Kahire halkası olarak kalmadığını; Bedevî ağları içinde dolaşıma girdiğini gösterir.
Eserleri ve düşünce dünyası
Yeni araştırmalar Beyyûmî'ye nispet edilen külliyatın eski kaynaklarda tekrarlanan “sekiz risale” kaydından çok daha geniş olduğunu gösterir. Tasavvuf, âdâb, esmâ, hadis, fıkıh ve havâs alanlarında yirmiyi aşan eser tespit edilmiştir. Eserleri çoğunlukla Ekberî ve Şâzelî metinleri şerh yahut derleme yoluyla işler; tevhid ve vahdet-i vücûd anlayışı, mürid terbiyesi ve esmâ zikri başlıca eksenlerdir.
Vefatı, cenazesi ve türbesi
1183/1769 yılında yetmiş üç yaşında vefat etti. Cenaze namazı kalabalık bir cemaatle Ezher Camii'nde kılındı ve 1766'da yaptırılan Hüseyniye'deki külliyesine defnedildi. Türbe çevresinde eşi Sitt Âmine, Ezher şeyhi Hasan el-Kuveysinî ve Beyyûmî şeyhlerinden Muhammed Nâfi el-Harîrî'nin kabirleri de bulunur.
Sonraki dönem ve Halîliyye
Vefatından sonra meşihat düzeni her zaman tek bir merkez etrafında istikrarlı kalmadı; farklı silsileler teşekkül etti. XX. yüzyıl başında Beyyûmî şeyhi Muhammed Ebû Halîl'in çevresinde doğan Halîliyye, bu mirasın sonraki önemli devamlarından biri oldu. Ali el-Beyyûmî'nin tarihî önemi, Bedevî kurumsal çerçevesi ile Halvetî-Demirtâşî terbiyesini Kahire'de yeni bir yol kimliği altında birleştirmesidir.