Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

24 sonuç · “Tefrika

01
Sözlük

Bu'd

Uzaklık, ırak olma, tas, Kulun Allah'ın emir ve yasaklarına uymaması hali. Tevfik ve tahkikten uzak kalması, nefsin sıfatları ve bedenin hazları ile bağlı olması. Insan Hak'tan uzak kaldığı ölçüde halka, halktan uzak kaldığı ölçüde Hakk'a yakın olur. Allah'tan uzak kalanlara bâit denir (KR, 213; SL 84; KTA 107). Bkz. Kurb, Dar. Vasil olmaz kimse Hakk'a cümleden dür olmadan Kenz açılmaz şol gönülden tâ ki pür-nür olmadan Şems-i Sivasi Bu da geçer ya Hü (in niz güzered yâ Ha) Teselli bulmak için müsibet zamanında söylenir. Buk'a i ar. (بقعه) Yer, mekân, belde, diyar. tas. Türbe, yatır. Bu yerde kabul olur dualar Bu buk'ada bahş olur âtâlar Evliya burcu demiş zira ki hâk-i eşrefi Buk'a buk'a evliyâu'llâha olmuş mezâr Fuzüli Buk'a-ı mübareke Mübarek yer, ziyaret yerleri, türbeler (sav), Bulmak Vecd. Bkz. Bilmek.

02
Sözlük

Base

(«- (بو Öpme, Öpücük. tas. a Bâtında feyz ve cezbe, b Alınan müjde sonunda hasıl olan haz. c Bilgi ve uygulama, anlama ve anlatma yönünden sözün keyfiyetini kabul etme yeteneği. d Ruhun vasıtasız aldığı zevk,

03
Sözlük

Bit

لل لل لل ل ل ا ل haz. Dest-bas: Şeyhin elini öpme. Damen-bas: Şeyhin eteğini öpmek, Zemin-büs: Şeyhin önünde yer öpmek, yer öpen. Bkz. Secde.» Güzelsin bi-bedelsin ndz-perversin dilârâsın Değilsin bt-vefa amma ki gayet bt-mahabbasin Ne mânldir uzatsan destini bas etse âşıklar Kolun bükmezlere bir padişâh-ı âlem-ârâsın G, Dede (بو ى) Koku, nefha 2. tas, Gönlün ilgi ve bağlantıdan (alâka ve ) haberdar olması ki, esasen başlangıçta cem makamındayken vardır ve tefrika makamında değişik bir halde mevcuttur (115). (9 4) veya Budala, 1, Bedel, karşılık, denk, bir şeyin halefi ve değişina gelen bedelin çoğuludur (aka 111, 1168). 2. عم Yediler. Bunlardan her 'n kaybolur, bir anda çok uzak mesafelere giderler. Gözden kaybolduk- 1, yerlerine her yönden kendilerinin tıpkısı olan canlı bir beden birakirareket ve şekil bakımından aslından ayırt edilmeyen bu bedene bedel ve. Bedel bırakma gücüne sahip olan velilere büdelâ denir (xr). Bkz. Yedal. &) 1. Ağlama, gözyaşı dökme, girye, 2. tas, Zahitler ve süfiler yaptıklaere, girdikleri günahlara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde eyişlerine, firkat ve hicran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz k çok sorunu çözeceğine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-: gülün, çok ağlayın,” sözü bunu ifade eder, Ağlamakla ünlü zahit ve kha (ç. bekkdun) denir. Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten kz. Ağlama, ars. كلو ش) Ly) r. Kulak memesi. 2. tas Sevgilinin kulak vermeden ve nlenmeden anlaşılmayan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbap) (11s; TK evgilinin kulağa küpe olan sözü. (U (بى veya Burhan. r. Kanıt, delil, 2. tas Rifailerin bedenlerine şiş. uk (بر ها ن حق) 1. Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Ağlama, gözyaşı dökme, girye, 2. tas, Zahitler ve süfiler yaptıklaere, girdikleri günahlara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde eyişlerine, firkat ve hicran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz k çok sorunu çözeceğine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-: gülün, çok ağlayın,” sözü bunu ifade eder, Ağlamakla ünlü zahit ve kha (ç. bekkdun) denir. Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten kz. Ağlama, ars. كلو ش) Ly) r. Kulak memesi. 2. tas Sevgilinin kulak vermeden ve nlenmeden anlaşılmayan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbap) (11s; TK evgilinin kulağa küpe olan sözü. (U (بى veya Burhan. r. Kanıt, delil, 2. tas Rifailerin bedenlerine şiş. uk (بر ها ن حق) 1. Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). |

04
Sözlük

Buy

Koku, nefha. tas. Gönlün ilgi ve bağlantıdan (alâka ve ittisalden) haberdar olması ki, esasen başlangıçta cem makamındayken vardır ve şimdi de tefrika makamında değişik bir halde mevcuttur (us).

05
Sözlük

Cemiyet

Derli toplu, düzenli ve huzurlu olma. Toplantı, demek. Mâsivâdan yüz çevirme ve dikkati yüce Allah’a teveccüh noktasında toplama. Kalbin huzursuz ve perişan (tefrika) halde olmaması, insanın zihnen ve kalben kendisini Hakk’a vermesi. Ham açıldıkca zülfünden bela vu mihnetim artar Bihamdillâh ömrüm uzanır cemiyetim artar Fuzüli Cemiyet-i hâtır Gönlün kaygılı ve perişan olmaması, tam tersine huzurlu olması,

06
Sözlük

Dildar

Gönüle malik ve hâkim olan gönül sultanı, sevgili. 2. tas. Bast sıfatı ve neşe hali ki, kalpteki sevinç ve sevgiden ibarettir (us), Bkz. Azra, Dilenmek/Dilenci Çeşitli sebeplerle dilenerek geçinen dilenci dervişlere rastlanmıştır. Özellikle bu çeşit devrişlere son dönemlerde daha çok rastlanır olmuştur. Nefse kadem basmak için de dilenen dervişler olmuştur. Bkz. Gedâ, Derviş, Sual. Dil-gisa r. Gönül fetheden, neşeli gönül. 2. tas. Üns makamındaki sâlikin gönlünde tecelli eden feyz ve fetih (feyyaziyet, fatihiyyet ile Hakk'ın gönülde tecelli etmesi) (1s: ), Ey dil neye bu mertebe pür gamsın sen Gerçi virâne isen genc-i mutalsemsin sen Galib Dini. ar. (543) 1. Tefrika makamında meydana çıkan itikat (us). 2. Aşk, sevgi. Din u millet sorarısan âşıklara din ne hâcet Âşık kişi harab olur harâb bilmez din diyânet Dini terk edenin küfürdür işi Bu ne küfürdür imandan içeru Yünus Mutasavvflar belli kural ve biçimlerden oluşan resmi ve genel bir dinin üstünde samimi ve özel bir din anlayışından, yani sevgi dininden (dinu'l-hub) bahsederler. Dinlerin birliği Vahdet-i edyan, Bütün dinlerin aynı kaynaktan geldiği ve aynı ama- Ca yönelik bulunduğu; farkın, şekilde ye zahirde olduğu hususundaki tasavvufi inanç. Kad-ı dildârı kimi arar okur kimi elif Cümlenin maksudu bir amma rivayet muhtelif Muhibbi Direk tutmak Mevlevilikte sol ayağı sabit tutarak semâ etmek Tefrika makamında meydana çıkan itikat (us). 2. Aşk, sevgi. Din u millet sorarısan âşıklara din ne hâcet Âşık kişi harab olur harâb bilmez din diyânet Dini terk edenin küfürdür işi Bu ne küfürdür imandan içeru Yünus Mutasavvflar belli kural ve biçimlerden oluşan resmi ve genel bir dinin üstünde samimi ve özel bir din anlayışından, yani sevgi dininden (dinu'l-hub) bahsederler. Dinlerin birliği Vahdet-i edyan, Bütün dinlerin aynı kaynaktan geldiği ve aynı ama- Ca yönelik bulunduğu; farkın, şekilde ye zahirde olduğu hususundaki tasavvufi inanç. Kad-ı dildârı kimi arar okur kimi elif Cümlenin maksudu bir amma rivayet muhtelif Muhibbi Direk tutmak Mevlevilikte sol ayağı sabit tutarak semâ etmek Aşk, sevgi. Din u millet sorarısan âşıklara din ne hâcet Âşık kişi harab olur harâb bilmez din diyânet Dini terk edenin küfürdür işi Bu ne küfürdür imandan içeru Yünus Mutasavvflar belli kural ve biçimlerden oluşan resmi ve genel bir dinin üstünde samimi ve özel bir din anlayışından, yani sevgi dininden (dinu'l-hub) bahsederler. Dinlerin birliği Vahdet-i edyan, Bütün dinlerin aynı kaynaktan geldiği ve aynı ama- Ca yönelik bulunduğu; farkın, şekilde ye zahirde olduğu hususundaki tasavvufi inanç. Kad-ı dildârı kimi arar okur kimi elif Cümlenin maksudu bir amma rivayet muhtelif Muhibbi Direk tutmak Mevlevilikte sol ayağı sabit tutarak semâ etmek

07
Sözlük

Dari

Uzaklık. tas. Zihnin tefrika âleminin keyfiyet ve bilgileriyle meşgul olması. Bkz. Bu'd.

08
Sözlük

Hayat

Yaşama, zindegi. 2. tas. Sâliki dünya bağlarından ve nefsani arzulardan koparan kutsal ve ilâhî nurun tecelli etmesi, “Hayat, ölümdedir” (sr 489), yani kalbin hayatta olması için nefsin ölmesi gerekir. Cüneyd, tasavvufu “Hakk'ın seni senden öldürmesi ve kendisiyle hayata kavuşturmasıdır” demiştir. İlmin yaşaması için cehaletin, cem halinin yaşaması için tefrika halinin ölmesi, Hak ile hayatta olmak için halk ile yaşama haline son verilmesi lazımdır (HM 44). Kötü hal ve hareketlerin sona ermesi mevt (ölüm), iyi hal ve hareketlerin edinilmesi hayattır. “Gerçek sûfî ölmeden önce ölür ve hakiki hayata kavuşur.” Hay hü Bir zikir şekli. Hayıriar. (خاير) veya Hayr 1. İyilik, güzellik, fayda. 2. tas. Var olan her şey, bütün mevcudat. Mutasavvıflara göre var olan şey hayırdır, yokluk ise şerdir. Onun için “Olanda hayır vardır," el-Hayr fi-mâ vakaa derler. Tüm hayırların esası bütün yapıp etmelerde, tutum ve davranışlarda edep gözetmektir (sr 400). İyilik, güzellik, fayda. 2. tas. Var olan her şey, bütün mevcudat. Mutasavvıflara göre var olan şey hayırdır, yokluk ise şerdir. Onun için “Olanda hayır vardır," el-Hayr fi-mâ vakaa derler. Tüm hayırların esası bütün yapıp etmelerde, tutum ve davranışlarda edep gözetmektir (sr 400).

09
Sözlük

Kafir

ع ar. (كا فر) 7, Örten, inkar eden. 2. tas, Tefrika âleminde bulunan, makamı tefrika âlemi olan (11s; Tk 11:1252), Çok yetirme göklere efgânım ey kâfir sakın Incinir nâgeh mesiha isidip efgânımı Fuzüli Kafir beççe r, Kâfir çocuğu. 2. tas. Vahdet âlemindeki tek renklilik (sp), Kafir Sevgili,

10
Sözlük

Kass

veya Kussâs (Ge Les) Kıssacı, kıssa anlatan, kıssahan, kıssagü. 2. tas. İlk zahitler döneminden başlayarak camilerde, sohbet toplantılarında ve hatta çarşıda pazarda kıssa anlatan ve bu yolla halkı etkilemeye çalışan vaiz ve zahitler vardır. Bunlardan bir bölümünün tasavvufla ilgisi yoksa da bir bölümü zahitler zümresine girer (İKM; NM 281). Kıssacılara, kıssaları roman tefrika eder gibi tefrika eden ve ayrıntılarıyla anlatan kişi anlamına gelen fassal da denir. Bkz. Kıssa. Kasvet i, ar (5 5-3) 1. Kalp katılığı, duygusuzluk. 2. tas. Kulun işlediği amel ve ibadetleri kendi hüneri bilmesi. Kasvet, abitler hakkında merhametsizlik, arifler hakkında mükemmellikte karar kılma anlamına gelir. Tasavvufa yeni girenler fazla hislenir, fakat bu yolda ileri menzillere ulaşanlar hislerini hiç belli etmezler. Hz. Ebü Bekir Kurân dinlerken ağlayan birini görünce, “Biz de böyleydik, ama kalbimiz kasvetlendi,” demişti (sr; ). Yufka yürekli olmaya rikkat-i kalp denir. Kalp katılığı, duygusuzluk. 2. tas. Kulun işlediği amel ve ibadetleri kendi hüneri bilmesi. Kasvet, abitler hakkında merhametsizlik, arifler hakkında mükemmellikte karar kılma anlamına gelir. Tasavvufa yeni girenler fazla hislenir, fakat bu yolda ileri menzillere ulaşanlar hislerini hiç belli etmezler. Hz. Ebü Bekir Kurân dinlerken ağlayan birini görünce, “Biz de böyleydik, ama kalbimiz kasvetlendi,” demişti (sr; ). Yufka yürekli olmaya rikkat-i kalp denir.

11
Sözlük

Kesret-Vahdet

(كثرة - وحد ة) +. Çokluk-Birlik. 2, tas. Bir olan Hakk'ın isim ve sıfatlarıyla tecelli edip çokluk halinde görünmesi kesret, bu çokluğun hakiki | bir varlığı olmadığını kavrayıp var olarak yalnızca Hakk'ı görmeye vahdet denir. | Zehi derya-yı vahdet kim kesilmez hergiz emvacı | Bu kesret âlemi andan doğup nâçâr olur peydâ | İçi umman-1 vahdettir yüzü sahra-yı kesrettir | Yüzün gören görür ağyâr içinde yâr olur peydâ | N. Misti | Merc-i kesret nev be-nev hep bahr-ı vahdetten gelir Âlem-i imkâna her var vahidiyetten gelir | Aczi | Iki mertebede çokluk vardır: makul kesret, yani ilahi isimlerdeki çokluk ve | maddi (zahiri-hissi) varlıktaki kesret; buna meşhut kesret ve kesret-i mezahir de de- | nir. Aslında her iki kesret de gerçekte yoktur. Zira var olan yalnızca Hak'tır. | Çokluk yalnızca görüntüdedir, hakikatte ise birlik vardır (sm). Bkz. Vahdette kesret, Kesrette vahdet. Kesrette vahdet Tefrika, Ke'su'l-hübb Sevgi kadehi, Sâlikin sırı, âşıkın kalbi; kâse mazhar, şarap ise | zahirdir (İFM ir:r 13-114). Bkz. Câm, Kadeh. Keşfi ar. (كشف) 1, Açığa çıkarma, perdenin açılması. Örtülü olanı açma, gizli olanı meydana çıkarma, sezme, tahmin etme, 2. tas, a Süfilere, göre maddi ve duyulur âlemden gelen tesir, kir ve pas kalbin gayb âlemini görmesine engel olan bir per- | de (hicap) oluşturur. Riyazet ve tasfiye ile bu perde kalkınca gayb ayan-beyan gö- | rülür. Bu perdenin açılmasına, yani kalp gözünün açılmasına keşf denir, Keşf, | perdenin ötesindeki gaybi hususlara ve hakiki şeylere, bunları yaşayarak ve temaşa ederek vakıf olmak (cr). Mükâşefe, beden ve his perdesinin kalkması ve — Keşkül: — ee ME METE 2) ruh âleminin seyr edilmesi (TK 11:1252). b İlham. Doğrudan ve aracısız Allah'tan alınan bilgi. Bu bilgi ya ilahi hitabı işitmek ve dinlemek veya gayb âlemini görmek suretiyle elde edilir. ¢ İbn Arabi'ye göre veliler bilgileri peygamberlere موب hiy getiren meleğin aldığı kaynaktan doğrudan alırlar. Bazı keşifler kesin bilgi verir (iFH 63). Bkz. Ashab-ı keşf, Ehl-i keşf. Hiç ummadığın bir yerde Nâgâh açıla ol perde Derman eder ol derde 1 Mevlâ görelim neyler Keşf-i ahval-ı kubur Bir velinin mezarlarda gömülü olan ölülerin o âlemdeki hallerini bilmesi (sr; TK 11:1252). Keşf-i havâtır İnsanın aklından geçen ve kalbine gelen hisleri araştırması, bunlardan hak olanı bâtıl olandan ayırt etmesi, doğru olanı tespit etmesi. Keşf-i manevi Hakikatlerin mücerret suretlerinin temaşa edilmesi, şeyleri ve olayları anlam olarak idrak etmek. Keşfi muhayyel Rüyada veya vâkide görülen hususlara hayal gücünün kendine göre bir biçim vermesi, bu yüzden keşfin tabire ve yoruma muhtaç olması. Keşf-i mücerret Keşifle görülen şeyin aynen vâki olması, hayalin ve mühayyilenin bunda etkili olmamasi, Keşf-i nazari Çile yoluyla nefsini arındıran kimsenin, daha çok akli bilgiler öğrenmesini sağlayan keşif. Keşfi nazarinin ötesinde ve ilerisinde kesf-i nuri, bunun da ötesinde keşf-i ilahi, bunun da ötesinde keşf-i ruhani vardır. Kesf-i yâni Kıyasa ve istidlâle değil, temaşaya ve görmeye dayanan keşif, Kesf-i zamair Bir velinin başkalarının kalbinden ve zihninden geçen şeyleri bilmesi. Keşkül i fars. (J (كشكو >. Dervişler ve dilenciler tarafından kullanılan Hint cevizi veya abanozdan yapılmış çanak; madeni olanları da vardır. Bazen bunların dua ve çeşitli motiflerle süslendiği de olur. Anadolu'da abdallar, Kalenderler ve Bektaşiler tarafından kullanılmıştır. Bu çanakla sadaka toplanırdı. Bazı tarikatlerde nefs terbiyesi icin buna izin verilmişti. İçine her çeşit gıda maddesi ve para konulurdu. 2. Çok çeşitli konuları içinde toplayan eserler. Keşkül-i fukara Muhallebiye benzeyen bir tatlı, Kıble Keşkül tercemanı Bektaşilerdeki bu terceman şöyledir: “Fukara-ı bâbullah, sâil-i şâh-i keşkül aşıkane bend-i seyda Allah Allah ey vallah hü dost (AM 29). Kevkebu’s-subh (ard | كب 45) I. Sabah yıldızı, tas İniş mertebesindeki Hakk'ın tecellileri, Hz, Ibrahim'in gördüğü ve “İşte Rabb'im” dediği tecelli (sr), Kevyn i. ar (455) 1, Oluş, olmak, tas. Tüm varlıklar, kainat, âlem, kün (“ol”) emriyle oluşan varlıklar (sı, 432; İFM). Bkz Bevn, Halvet der encümen | Kevn-i cami İnsan-ı kâmil | Kevn-u fesat Oluşum-bozulma Kevn-u fesat âlemi Maddi âlem. Kevnu'l-futur Halkın Haktan ayrı ve farklı hale gelmesi. Bir olan Hakk'ın çokluk haline gelmesi ilahi cemiyetin ve Zati tekliğin dağınık hale gelmesini gerektir- | mez Kevnu's-subh Beliren ilk tecelli, külli nefsin mazhariyetiyle gerçekleşen tecelli (kı) Kevn ve bevn Halk içinde Hakla olmak Hak olması itibariyle değil, âlem olması itibariyle âlemin (hayali-zilli) varlığı (cr; ipy 48, 159) Ayn-ı mevcüdata eyler kudretullahi iyân Bâdiya ayine-i ibret-nümâdır kainat Badii Kevneyn i. ar s5 45) Iki cihan, dünya ve ahiret Bana sen can gereksin can gerekmez | Seni gerek seni kevneyn gerekmez Esrefzade Kıble i ar (43) 1, Kâbe; Kâbe yönü, 2. tas Sevgili, Hak, Hak dostu olan mürşit Avamın kıblesi Kâbe, havassın kıblesi gökteki arş, havassu'l-havassın kıblesi kâmillerin gönlü, ariflerin canıdır (sr 373, 392). Hakk'ın cemal-i ba-kemali Bizim kıblemiz yarin yüzü Kâ'be ise herkesin kıblesi Kiblem benim ezelde cemalin değil miydi Kâ'be yapılmadan dahi mihrab gelmeden Kadı Burhaneddin “hale, m <-> “Vie وو A 5 يي Ws ği Kışr

12
Sözlük

Kü-yi harabat

Harâbât köyü. 2. tas. Kendinden geçme ve fani olma makamı, küyi meykede (meyhane köyü) ve kü-yi mugân (keşişler köyü) de aynı anlamda kullanılır. Kü-yi yâr Sevgilinin bulunduğu semt. Küfr-i tarikat Şatahat; bütün dinlere ve yetmiş iki buçuk millete bir gözle bakmak. Küfr-i zülf: Siyah sac. Küfür (3 ) veya Küfr 1. Örtmek, inkar, 2. tas. Tefrika âleminin karanlığı (1s), Hakiki iman, kesretin vahdette gizlenmesi, kulun fani olması. Akıldan, hakiki sevgiliye hizmet ve itaat etmekten kinâyedir (Gi 1V:331; BE 252; ). Dinin terk edenin küfürdür işi Bu ne küfürdür imandan içeri Yünus Örtmek, inkar, 2. tas. Tefrika âleminin karanlığı (1s), Hakiki iman, kesretin vahdette gizlenmesi, kulun fani olması. Akıldan, hakiki sevgiliye hizmet ve itaat etmekten kinâyedir (Gi 1V:331; BE 252; ). Dinin terk edenin küfürdür işi Bu ne küfürdür imandan içeri Yünus

13
Eser

RIBAT VE TEKKELERDEKİ SÛFİLERİN ÖZELLİKLERİ

Avârifü’l-Maârif · 15. bölüm · Bil ki; rıbat ve tekkelerin (mânevi bir eğitim müessesesi olarak) te’sisi, hidayet üzerindeki İslâm ümmetinin bir süsü (iftihar tablosudur). Rıbat ve tekkelerde yaşayan sûfilerin,

14
Eser

HALLERE DÂİR TASAVVÛFÎ ISTILAHLAR

Avârifü’l-Maârif · 62. bölüm · Şeyh Muhammed b. Abdülbâkî bize, Câbir’den (r.a) rivâyetle, Rasûlullah’ın (a.s) şöyle buyurduğunu haber verdi: “Muhakkak takvâya sarılmak, sana, bildiğinin yanında bilmediğini de ö

15
Eser

Sayfalar 64–70

Muzaffer Ozak Külliyatı · ni ateşle doldururlar. Allah bizi ondan dünyada ve âhirette ayırmasın. Onu sev, unun sünnetine riayet et. Zira, seven meyus mükedder ve mahzun olmaz. Severim diyen ona çok salâvat

16
Eser

Sayfalar 88–95

Muzaffer Ozak Külliyatı · -- Yâ Resûl.. Benim dostlarım da on sınıf kimsedir: Birincisi, zâlim hükümdar ve beylerdir, halkın üzerine âmir olanlardır. Ikinci dostlarım, kibirlilerdir. Üçüncüsü, zâlimlere uşa

17
Eser

Sayfalar 466–474

Muzaffer Ozak Külliyatı · Cennet-ül-adn'e girem, Hak cemaline irem, Ne gide Bis etre... Cennet-ül-huld'ü seçer, Ezel şarabın içer, Nurdan hulleler biçer, Ne güzeldir cennetler.. Cennet-ül-vesile'dir, Kul, H

18
Eser

Sayfalar 451–458

Muzaffer Ozak Külliyatı · ENVÂR-ÜL-KULÜB (Kalblerin Nurları) DERS: 18 MÜNDERECAT: En'âm sûre-i celilesinin 6. âyet-i kerimesinin tefsiri - Daha önce gelmiş geçmiş kavimlerin ve milletlerin neden helâk edild

19
Eser

Sayfalar 502–508

Muzaffer Ozak Külliyatı · -- 502 iyman ve ihlâs ile ibadet edilseydi, hak ve adalet güdülseydi, bu kasaba böyle metruk kalmaz, bu mescit böylesine harap olmaz, bu toprakları kimse onların elinden almazdı. Y

20
Eser

Sayfalar 509–515

Muzaffer Ozak Külliyatı · Mâzilere in, mahşer-i edvârı bütün gez; Kanun-u ilâhi göreceksin ki, değişmez... Tarih, o bizim eştiğimiz kanlı harabe, Saklar sayısız lâhd ile milyonla kitâbe... Her hufre bir ünı

21
Eser

Sayfalar 516–522

Muzaffer Ozak Külliyatı · görüşü, bir çok Hadis-i şerifler ile ispatlamak mümkündür. Fakat, en önemlerinden birisini arzedeyim: Sahib-i şeri'at aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tahiyyet efendimiz, birgün saadetle ş

22
Eser

Sayfalar 523–529

Muzaffer Ozak Külliyatı · le cür'et ederler miydi? İttihat ve Terakki ile Hürriyet ve Itilâf Partileri, birbirlerine düşecek yerde dış düşmanlarımızı kollayabilseydi, Rusların da boş durmadıklarını, Balkan

23
Eser

Sayfalar 543–549

Muzaffer Ozak Külliyatı · İnsan hakları tekerlemesi ve hattâ insan hakları beyannamesi, müslüman Türkler için geçerli değildir. Kıbrıs örneği gözlerimizin önündedir. Ne doğunun insafsız zâlimi, ne de batını

24
Eser

Sayfalar 576–582

Muzaffer Ozak Külliyatı · hatta onların başlarında bulunmadın? Düşmanlarma galip gelemesen bile, bir kılıç çekmeden, savaşmadan, çarpışmadan neden kaçtın? Vatanını ve mukaddesatını din ve mıllet düşmanların