ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
60 sonuç · “Sim”
01Hâşimiyye
Mustafa Hâşim Baba'ya nispet edilen şube.
Kāsımiyye
Kāsım b. Muhammed el-Kebîr'e nispet edilen Mısır Kādirî kolu.
Nesîmiyye
Halvetî ve Kādirî nispetlerini birlikte taşıyan yerel kol.
Âfâkıyye / Akdağlık Hâceleri
Hidâyetullah Âfâk Hoca çevresinde Kaşgar ve Doğu Türkistan'da siyasî-mânevî güç kazanan; Akdağlık Hâceleri diye de bilinen Kâsânî kolu.
Babagân / Mücerred Babalar
Balım Sultan sonrası mücerred babalar ve pîr evindeki dedebaba otoritesini esas alan teşkilat hattı.
Bengal Çiştî Hankahları
Ahî Sirâc, Nûr Kutb-i Âlem ve Eşref Cihangîr-i Simnânî çevreleriyle Bengal ve Bihâr'da gelişen bölgesel ağ; tek kuruculu kol değildir.
Çerkeşiyye
Çerkeşî Mustafa Efendi'nin şeriat-tarikat bütünlüğü vurgusuyla Batı Karadeniz, Orta Anadolu, İstanbul ve Balkanlarda yayılan kol.
Murâdiyye
Muhammed Ma‘sûm'un halifesi Murad Buhârî'ye nispet edilen; Şam Berrâniyye ve İstanbul-Eyüp merkezlerinde gelişen Ma‘sûmî-Müceddidî kol.
Resmiyye
İstanbul'daki Resmî Tekkesi merkezli Kādirî kol.
Sünbüliyye
Sünbüliyye, Cemâl-i Halvetî'nin halifesi Sünbül Sinân'ın Koca Mustafa Paşa Âsitânesi merkezinde teşkilatlandırdığı Halvetî koludur. İstanbul'da doğan ilk büyük tarikat kollarından biri olarak zikir, halvet, devrân, vaaz, musiki ve edebiyat çevrelerini bir araya getirdi.
Yeseviyye
Ahmed Yesevî’nin Yesi merkezli irşadına nispet edilen; Türkçe hikmet geleneği, cehrî zikir, toplu halvet ve Türkistan’daki geniş halife ağıyla şekillenen tasavvuf yolu.
Simkeşzâde Feyzî Hasan Efendi
Simkeşzâde Feyzî Hasan Efendi (1036/1626-27–1102/1690), Abdülahad Nûrî Sivâsî'nin yanında yetişen; Halvetiyye, Nakşibendiyye ve Mevleviyye çevrelerinden icazet alan, Emir Buhârî Zâviyesi şeyhi, vaiz ve müelliftir.
A‘rec Şeyhî Çelebi
A‘rec Şeyhî Çelebi (ö. 971/1563-64), Celâlzâde Sâlih Efendi’nin yanında yetişen; Nişancı Mehmed Paşa hanesiyle akrabalık kuran ve Bursa Mollâ Yegân Medresesi’nde ders veren Tosyalı Osmanlı âlimidir.
Abalı Şeyh Hüsâmeddin-i Sânî
Abalı Şeyh Hüsâmeddin-i Sânî (ö. 1150/1737-38), Bosnalı Mustafa Efendi’nin oğlu; Kasımpaşa Uşşâkî Âsitânesi’nin şeyhi ve türbedarı, Ahmed Hüsâmî Efendi’nin kayınpederidir.
Abdî Dedezâde Seyyid Halil Efendi
Abdî Dedezâde Seyyid Halil Efendi (1024/1615–21 Zilhicce 1088/1678), Kasımpaşa Mevlevîhânesi’nin kurucusu Sırrî Abdî Dede’nin oğlu; ilim tahsiliyle Mevlevî terbiyesini birleştirerek zâviyenin postunu yaklaşık kırk altı yıl sürdüren şeyhtir.
Abdullah-ı İlâhî
Abdullah-ı İlâhî (Molla İlâhî, Simavî; ö. 896/1491), Ubeydullah Ahrâr'a intisap edip Nakşibendiyye'yi Anadolu ve Rumeli'de yayan mutasavvıf; Şeyh Bedreddin'in Vâridât 'ının ilk şârihidir.
Abdurrahman Câmî
Abdurrahman-ı Câmî / Molla Câmî (23 Şâban 817 / 7 Kasım 1414, Harcird – 18 Muharrem 898 / 9 Kasım 1492, Herat); Fars şiirinin son büyük üstadı sayılan Nakşibendî şair ve âlim. Nefehâtü'l-üns müellifi; İbnü'l-Arabî'nin vahdet-i vücûdunu Nakşibendiyye ile kaynaştırmıştır .
Abdurrahman en-Niyâzî
Abdurrahman en-Niyâzî (ö. 1311/1894), Kādiriyye'nin Mısır'da teşekkül eden Niyâziyye koluna adını veren pîr ve İskenderiye'deki bir Kādirî tekkenin şeyhidir. Tarihî yeri, Osmanlı derviş dolaşımı ile Mısır'ın resmî tekke idaresinin kesişiminde belirginleşir.
Abdürrezzâk Şâban Efendi
Abdürrezzâk Şâban Efendi (ö. 1098/1686-87), İnebolu çevresinden İstanbul'a gelerek Kasımpaşa Kızanlık Çeşme Mescidi imamlığı yapan; 1668'den vefatına kadar Eyüp Sultan Camii kürsüsünde hadis, tefsir ve vaaz hizmeti yürüten âlimdir.
Ağazâde Seyyid Mehmed Efendi (Kadıncıkzâde)
Ağazâde Seyyid Mehmed Efendi (ö. 1140/1727), İstanbul’da yetişen; Süleymaniye Dârülhadisi müderrisliği ile Selânik, Bursa ve Mekke kadılıklarında bulunan Osmanlı âlimidir.
Ahmed Yekdest-i Cüryânî
Ahmed Yekdest-i Cüryânî (ö. 1707), Serhend’de Muhammed Ma‘sûm Sirhindî’den hilâfet alıp Mekke’de uzun yıllar irşad eden; Mehmed Emin Tokadî ve Abdürrahîm-i Buhârî üzerinden Müceddidiyye’nin Hicaz ve İstanbul bağlantısını kuran Nakşibendî şeyhidir.
Akşemseddin
Akşemseddin (792/1390, Şam – Rebîülâhir 863 / Şubat 1459, Göynük); Fâtih'in hocası, mutasavvıf, âlim-tabip ve şair. Hacı Bayrâm-ı Velî'nin halifesi ve Bayramiyye'nin Şemsiyye kolunun kurucusudur .
Alâeddin Ali el-Kefevî
Alâeddin Ali el-Kefevî (ö. 970/1562-63), Sünbül Sinan’dan icazet alan; İstanbul’daki Alâeddin Dergâhı ile Kefe Kasımpaşa Zâviyesi’ni birbirine bağlayan Sünbülî-Halvetî şeyhidir.
Etvâr-ı Seb‘a
Sözlük anlamı: “Yedi tavır” veya “yedi evre”. Tasavvuf terimi: Nefsin kötü sıfatlardan arındırılması ve mânevî olgunluğa yönelmesi sürecini yedi ana mertebede açıklayan seyrüsülûk tasnifi. Yaygın sıralama nefs-i emmâre, levvâme, mülhime, mutmainne, râziyye, marzıyye ve kâmiledir. Halvetî geleneklerin bir bölümünde bu mertebelere Lâ ilâhe illallah, Allah, Hû, Hak, Hay, Kayyûm ve Kahhâr isimleri bağlanır. Renk, nur, makam, seyr ve peygamber kademi eşleştirmeleri müellif ve kola göre değişebilir; bütün tarikatlar için tek ve değişmez şema sayılmaz.
Esmâ-i Seb‘a
Etvâr-ı Seb‘a terbiyesinde kullanılan yedi ilâhî isim için kullanılan terimdir. Harîrîzâde'nin Halvetî-Bekrî şemasında bunlar Lâ ilâhe illallah, Allah, Hû, Hak, Hay, Kayyûm ve Kahhâr olarak sıralanır. Her isim nefsin bir mertebesi, belirli bir seyr, makam ve mânevî dikkat biçimiyle ilişkilendirilir. Zikir sayısı ve mertebeler arası geçiş, kaynaklarda mürşidin gözetimine bağlanır.
Silsile
Tasavvuf terbiyesi, zikir telkini veya icazet bağını şeyhten şeyhe Hz. Peygamber'e ulaştıran mânevî aktarım zinciridir. Silsile yalnız kronolojik bir isim listesi değildir. Sohbet, sülûk, hilâfet, hırka, teberrük ve rivayet gibi farklı bağ türleri bulunabilir. Aynı şahsiyet birden çok zincirde yer alabildiği için her bağın türü ve dayandığı kaynak ayrıca gösterilmelidir.
Hırka-i İrâdet
Bir müridin şeyhe intisabını ve tarikat terbiyesine kabulünü gösteren, belirli bir merasimle giydirilen hırkadır. Hırka-i teberrükten farklı olarak yalnız sevgi ve bereket bağını değil, sülûk ve teslimiyet ilişkisini ifade eder. Hırka kaydı tek başına bağımsız irşad yetkisi anlamına gelmez. İcazet ve hilâfet ayrıca belgelenmelidir.
Aba
Dervişlerin ve müritlerin giydikleri kalın ve kaba kumaştan yapılan uzun ve bol elbise. Yoksul ve züğürtlerin giydiği basit bir elbise olduğu için süfiler ve dervişler bu elbiseyi fakr alameti ve züht nişanesi olarak giymeyi tercih etmişlerdir. Aba, dervişliğin ve süfiliğin simgesidir. Halk, aba giyen süfilere evliya ve ermiş nazarıyla bakıp saygı gösterdiğinden, bazı kurnaz kişiler fakir ve sûfî olmadıkları halde sırf çıkar sağlamak için aba giymiş ve halkın bu kıyafete olan güvenini kötüye kullanmışlardır. Bu yüzden “Aba giyen nice zındık, kabâ giyen nice sıddık (dürüst) vardır,” denilmiştir. Ebü Hafs el-Haddâd, aba yerine kabâ giyen Şâh Sucâ'yı görünce, “Abada aradığımı kabâda buldum,” demişti. Ca'fer Sadık da inanç sömürüsü yapan kişilere benzememek için aba giyer, ama bunun üzerine de kabâ giyinirdi. Bkz. Âl-i Aba. Boş değildir zâhidâ köhne abâsı dervişin Defineler bilmez misin kasrın harâbından çıkar Derdli İbrahim
Abâdile
Abâdile , Arapça “Abdullahlar” anlamına gelir. Başına abd kelimesi getirilerek yapılan Abdurrahman, Abdülkuddûs, Abdülkādir ve Abdülkerîm gibi birleşik isimler için de kullanılır. Tasavvufî anlamı Tasavvuf dilinde abâdile, ilâhî isimlerden birinin tecellisini kendisinde belirgin biçimde gerçekleştiren kimseleri ifade eder. Sâlik, hangi ilâhî ismin hakikatine daha güçlü biçimde mazhar olmuşsa o isme nispet edilen kulluk vasfıyla anılır. Meselâ el-Mün‘im, “nimet veren” demektir. Bu isme belirgin biçimde mazhar olan kul, Allah’ın nimet vericiliğini daha çok müşahede eder; kendisine ulaşan nimeti başkalarına yansıtması onun ahlâkında öne çıkar. Böylece isimle kul arasında rubûbiyet ve ubûdiyet ilişkisi kurulur. Abdülcebbâr, Abdülmüntakim, Abdülkādir, Abdülhâdî, Abdülhalîm ve Abdüssabûr gibi isimler de aynı adlandırma mantığı içinde değerlendirilir.
Abâ-i ulviyye
Abâ-i ulviyye veya pederân-ı bülend , “ulu atalar, yüce babalar” anlamında kullanılan Farsça bir tamlamadır. Felsefe ve astroloji geleneğinde hava, su, toprak ve ateşten oluşan dört unsurun kaderini yönlendirdiğine inanılan yıldızlara verilen ad. Tasavvufta yaratılışın zuhuruyla ilişkilendirilen ilâhî isimler. Bazı tasavvufî kozmoloji metinlerinde akl-ı evvel, nefs-i küllî, tabiat-ı küllî ve hebâ için kullanılan toplu ad. “Ulvî babalar” nitelemesi, yaratıkların ortaya çıkmasını sağlayan iradenin bu ilâhî isimler ve kozmik ilkeler üzerinden açıklanmasına dayanır.
Abdullah
(4 | (عبد Allah'ın kulu, Tanrı kulu. tas. a Allah'ın kendisinde bütün isimlerle tecelli ettiği kul. Allah ismine mazhar olan insan. Allah'ın kulları içinde derecesi en yüksek olan Abdullah'tır; çünkü o ism-i azamı kendisinde gerçekleştirmiş, Hakk'ın bütün sıfatlarını kazanmıştır. Bu yüzden Abdullah ismi, Peygamber'e özel kılınmıştır (Cin Suresi, 19). Tebaiyet yoluyla onun vârislerine de bu isim verilir. b İsmi bilinmeyen her insana Abdullah (Tanrı kulu) diye hitap edilir. Genellikle kabre konan cenazeye telkin verilirken, “Ya Abdullah, ya emete'llah,” denir.
Ab-ı hayat
ب > ة) İ) x. Can suyu, içene ebedi hayat veren çeşme. 2. efs. Bir Ab-keş: damlası bile içildiğinde insanı ölümsüzleştiren ve ebedileştiren su. Bu suyun doğuda karanlık bir yerde bulunduğuna, Hızır ve İlyas'ın bu çeşmeden içip ölümsüzlüğün sırrına erdiğine inanılır. İskender-i Zülkameyn bu suyu bulmak için Hızır'ı kılavuz yaparak günlerce karanlıklar içinde yürümüş, ancak onu gözden kaybedince yolunu şaşırmış ve perişan bir halde geri dönmüş. 3. mec. İçimi hoş, soğuk ve berrak su, 4. Maşukun ağzı, dudağındaki ıslaklık. 5. Sevgilinin sözü ve sohbeti. 6. tas. a Evliyanın sözü, öğüdü ve nefesi. b Aşk ve muhabbet çeşmesi ki, ondan içen asla yok (madum ve fani) olmaz. Ab-ı hayata başka isimler de verilir: ab-ı cavid, ab-ı cavidan, ab-ı beka, mau'l-beka, mau'l-hayat, aynu'l-hayat, ab-ı hayvan, ab-ı zindegi, ab-ı zindegani, ab-ı Hızır, ab-ı Iskender. Sûfî şairler ve yazarlar ab-ı hayattan söz ederken ebediyet, zulmet, güneş, Hızır, Iskender, meşakkat ve hüsran gibi hususlara doğrudan ya da dolaylı olarak işaret ederler. Gün yüzünden utanıp âb-ı hayat Mesken itti verây-ı zulmat Hâkani
Adem
م) 46) Yokluk, hiç. tas. Mâsivâ, zulmet, şer, bâtl, çirkin. Mutlak adem, adem-i muhal: Bu anlamda adem yoktur, var olması da mümkün değildir. Mutlak adem halis şer ve sırf karanlıktır (zulmet). Nitekim buna karşılık gelen vücut da halis hayr ve sırf nurdur. Adem bâtıl, vücut haktır. Mümkün adem: Olmayan, ama olması mümkün olan adem. Kıdemdeki adem, subuti adem ve subut da denir. Bu anlamda adem tasavvufta şey, ayn ve zat olup birtakım özelliklere ve niteliklere sahiptir. Mutlak adem zulmet, mümkün adem zıldır (gölge). Madum yok demektir. Madum var-yok bir şeydir; Allah'ın ilminde var, ama dış âlemde yoktur. Mümkün adem, Hakk'ın tecelli ettiği bir aynadır. Hak yokluk aynasında zuhur eder. Varlıklar ve eşya yokluk aynasındaki yansımalardır. Madde, âlem ve tüm varlıklar kendi asıllarına ve zatlarına göre madum, Hakk’a göre vardır; varlıklarını ondan alırlar. Bunun dışında onlara atfedilen varlık bir vehim ve hayaldir (sm 782, cİK 1:49). Âdemü'z-zaman Varımı ben Hakk’a verdim gayr-ı varım kalmadı Cümlesinden el çekip pes dü cihanım kalmadı Aziz Mahmud Hüdâi Âdem-—Adam i. ar. Çe! Sie? or. İnsanlığın babası, ilk insan, kişi, adam, insan. 2. a Allah'ın yeryüzündeki halifesi olan insan-ı kâmil, kâinattaki bütün hakikatleri kendisinde topladığı için kevn-i câmi ve ruh-ı âlem denilen insan. Bu insan bütün ilâhî isimlerin ve sıfatların mazharıdır. Adem odur ki adını âlemde andıra Alemde ad kalır u âlem gelir gider Âdem Dede Nev'iyâ lâzım değildir olmak falan ibn filân Marifet kesbeyle tâ bir âdem ol âdem gibi Nev'i
Adem-i mana
Mana adamı, hakiki insan, her şeyin aslını ve hakikatini bilen, mana âlemine vâkıf, merd-i mana, mana eri. Nüsha-i vahdet âdemdir Nefha-i kudret âdemdir Âdem'den gayri ademdir Gel âdeme er bu deme Şeyh Ibrahim
Âdem ve adam
İnsanlığın atası Hz. Âdem ve genel olarak insan. Tasavvufî yorumda ilâhî isimlerin tecellilerini kendinde toplayan insan-ı kâmili de ifade eder.
Hasîrîzâde Dergâhı
İstanbul · Türkiye · İstanbul’daki en meşhur Sa‘dî dergâhlarından biri olan bu tekkenin son şeyhidir. 1880’den 1925’e kadar burada şeyhlik yapmış, Mesnevî, şemail, hadis ve dinî ilimleri okutmuş; II. Abdülhamid’in iradesiyle 1887’de yeniden inşa edilen binaların mimarlığını da kendisi üstlenmiştir.
Yazıcıoğlu Mezarlığı (bugün park)
Gelibolu, Çanakkale · Türkiye · Kabri, eskiden Yazıcıoğlu Mezarlığı adını taşıyan, bugün aynı isimle park haline getirilmiş alanda, ağabeyi Yazıcıoğlu Mehmed'in kabrinin takriben 150 adım ilerisindedir. Evliya Çelebi'nin Sofya iddiası ve Ayverdi'nin kapalı türbe teşhisi kaynakça yanlış bulunmuştur. Konum yaklaşıktır.
İnegöl
Bursa · Türkiye · Cerrâhî silsilenâmesine göre 941/1534'te vefat ettiği kasaba. İlişkili kişi dosyası Mehmed Kâsım Lârendevî : Mehmed Kâsım Lârendevî (ö. 941/1535), Antakya ve Bursa çevrelerinde bulunan, İzzeddin Ali el-Karamânî’nin halifesi olarak İnegöl’de irşad hizmeti yürüten Cevâhirü’l-ahbâr müellifidir.
Kasımpaşa
İstanbul · Türkiye · Muhammed Süreyyâ Efendi'nin tahminen 1289/(1872) tarihinde doğduğu ve ömrünün büyük kısmını geçirdiği semt; kardeşi İhsan Müeyyed'in eczanesi ile şeyhi Hâfız Muhammed Efendi de buradandır. Koordinat semt seviyesinde yaklaşıktır.
Kāsım Subaşı Zâviyesi (Ali Paşa Tekkesi)
Bursa · Türkiye · Bursa'da Ali Paşa Tekkesi adıyla da bilinen ve Zeyniyye'ye mahsus olduğu bilinen zâviye. Abdülganî Efendi burada posta oturmuş, ondan sonra damadı ve halifesi Ankaralı Ahmed Kilimî ile zâviyedeki Zeyniyye meşihatı sona ermiştir.
Kasımpaşa Mevlevîhânesi
İstanbul · Türkiye · Babası Abdî Dede'nin, Kasımpaşa deresinin oluşturduğu vadinin orta kesiminde, Beyoğlu'na doğru yükselen sırttaki bostanı içinde tesis ettiği mevlevîhâne. Postnişin listesinde dördüncü sırada yer alır ve vefatından sonra buranın haziresine defnedilmiştir.
Markus
Markus · Mısır · Aşağı Mısır'da, 633'te (1235) doğduğu yerleşim. Doğumu için 644 (1246) veya 653 (1255) rivayetleri de vardır. İlişkili kişi dosyası Burhâneddin İbrâhim ed-Desûkī : Burhâneddin İbrâhim ed-Desûkī (633-676/1235-1277), Kur’an ve Şâfiî fıkhı tahsilinden sonra Rifâiyye, Sühreverdiyye, Şâzeliyye ve Ebû Medyen irşad çevrelerinden nasip alan; Desûk’ta uzun halvet ve irşad hayatı yaşayan, kardeşi Şeyh Mûsâ vasıtasıyla Desûkıyye-Burhâniyye adıyla teşekkül eden yolun pîridir.
Şehzade Camii Hazîresi
İstanbul · Türkiye · 24 Şâban 1006 (1 Nisan 1598) tarihindeki vefatının ardından defnedildiği yer; kaynak “cami avlusunun caddeye bakan tarafı” diye tarif eder. İlişkili kişi dosyası Bostanzâde Mehmed Efendi : Bostanzâde Mehmed Efendi (942/1535-36–24 Şâban 1006/1 Nisan 1598), Osmanlı tarihinde azledildikten sonra yeniden şeyhülislâmlığa getirilen ilk isimdir. İhyâü ulûmi’d-dîn’i Türkçeye çevirmiş, Mülteka’l-ebhur’u şerhetmiş; manzum fetvaları, şiirleri ve ilmiye teşkilâtındaki etkisiyle tanınmıştır.
Simlâl köyü
Sûs vadisi · Fas · Cezûlî, Fas'ın güneyindeki Sûs vadisinin Cezûle (Cüzûle) bölgesinde bulunan Simlâl köyünde doğdu; nisbesi mensup olduğu Berberî Cezûle kabilesinden gelir. Köyün bugünkü konumu kaynakta belirtilmediğinden koordinat verilmemiştir.
Serez (idam ve ilk kabir)
Serres · Yunanistan · Padişahın huzuruna getirildiği, kurulan ilim heyetinin kararıyla 1420'de idam edilip defnedildiği şehir. İlişkili kişi dosyası Şeyh Bedreddin-i Simâvnâvî : Şeyh Bedreddin (ö. 1420), Simavna kadısının oğlu; Kahire’de fıkıh tahsil eden, Hüseyin Ahlâtî’ye intisap eden, Musa Çelebi’nin kazaskerliğini yapan ve eserleri etrafında yoğun tartışmalar doğuran Osmanlı âlimidir.
Kövenk (Köğenk)
Selefi Hacı Ömer Hüdâyî Baba’nın nisbesini aldığı ve kendisinin postta bulunduğu yer. Halifesi Hacı Mustafa Hayri Baba, icazetini aldığı karşılaşmayı anlatırken "Kövenk’e geldiğimizde, o vakitte Hacı Muhammed Baba vardı" der. Kaynakta yerin idarî bağlılığı belirtilmediği için şehir alanı boş bırakılmıştır.
Nizâmeddin Evliyâ Dergâhı, Delhi
Yeni Delhi · Hindistan · Mürşidinin kabrinin yakınına defnedildi; kaynak, şeyhinin ve kendisinin türbelerinin Delhi'nin en önemli ziyaret yerleri olduğunu kaydeder. İlişkili kişi dosyası Emîr Hüsrev-i Dihlevî : Nizâmeddin Evliyâ'nın müridi Emîr Hüsrev-i Dihlevî, Farsça şiiri, tarihî mesnevileri, mûsiki hafızası ve Çiştî muhabbet diliyle Delhi kültürünün kurucu isimlerindendir.
Altın Silsile: Kırk Halka
Nakşibendî geleneğin kırk halkasını dönem adları, aktarım biçimleri ve farklı silsile tertiplerine dair ihtiyat notlarıyla birlikte okuyan ana dosya.
Tasavvuf Tarihinin Üç Dönemi
Tasavvuf tarihini zühd, tasavvuf ve tarikat dönemleri üzerinden okuyan; dönemlerin birbirinden kesin duvarlarla ayrılmadığını hatırlatan giriş metni.
Melâmîlik: Üç Devre, Ortak Bir Tavır
Kassâriyye, Bayrâmî Melâmîliği ve Nûriyye arasındaki devamlılık ve farklar üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
İstanbul'da Melâmî Şeyhleri ve Tekkeler
Nûru'l-Arabî çevresinin şehirdeki temas ve temsil mekânları üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
Bursalı Mehmed Tâhir'in Melâmî Tanıklığı
Yakın çevre bilgisi, bibliyografya ve menâkıbnâme dilini birlikte okumak üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
Halvetiyye'den Şâbâniyye'ye Silsile
Şirvan, Erzincan, İstanbul, Bolu ve Kastamonu arasında ilerleyen eğitim zinciri üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Şâbânî Kıyafet ve Sembol Dünyası
Hırka, renk, sarık, tâc, risâle, asâ, post ve seccadenin tarihî dili üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Şâbâniyye'nin Edebiyat ve Musiki Hafızası
Nutuklar, divanlar, ilâhiler, bestekârlar ve hat eserleri üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Sühreverdiyye’nin Bağdat’tan Multan ve Şiraz’a yayılması
Bahâeddin Zekeriyyâ Multânî, Necîbüddin Buzguş ve bölgesel kollar üzerinden yolun coğrafi genişlemesi.
Tarikatlar Bir Hafıza Zinciri Olarak Nasıl Okunur?
Silsile, tekke, sohbet, âyin, eser ve menkıbenin nesiller arası dinî hafızayı nasıl taşıdığını; modernleşmeyle birlikte bu taşıyıcıların nasıl biçim değiştirdiğini açıklayan yöntem yazısı.
Kadirî Merasim Takvimi
Biat, hilâfet ve özel günler. Tezden hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Hacı Ömer Hüdâyî Baba'nın Halife Ağı
Doğrudan halifeler ile ikinci kuşak bağlıları ayırmak. Tezin ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI
Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e