HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
İstanbul’da doğumu ve iki lakabı
Seyyid Mehmed Efendi, sipahi çavuşlarından Seyyid Ali Ağa’nın oğlu olarak İstanbul’da doğdu. Kaynak onu “Ağazâde” adıyla tanıtır; bu lakap babasının Ağa unvanından gelir. Annesinin Hasan Can ailesine mensup olması sebebiyle “Kadıncıkzâde” diye de anılmıştır. Ağazâde Seyyid Mehmed ile Kadıncıkzâde Seyyid Mehmed iki ayrı şahıs değil, aynı Osmanlı âlimidir.
İlmiye yoluna girişi
1085/1674-75’te Şeyhülislâm Ali Efendi’den mülâzemet aldı ve kırk akçeli medrese derecesine ulaştı. 1098/1687’de Anbar Gazi Medresesi’ne, ardından Süheyl Bey Medresesi’ne tayin edildi. Sitti Hatun ve Kadı Abdülhalim medreselerindeki görevleri, ilmiye teşkilâtındaki düzenli yükselişinin ilk safhasını oluşturdu.
Sahn-ı Semân’a uzanan medrese güzergâhı
Sekban Ali Medresesi’nden sonra 1110/1698-99’da Sahn-ı Semân medreselerinden birine geçti. Murad Paşa-yı Cedîd ve Galata Sarayı medreselerinde ders verdi; Zâl Paşa Medresesi üzerinden Ayasofya-i Kebîr Medresesi’ne yükseldi. 1120/1708’de Süleymaniye medreselerinden birine, aynı yılın sonlarında Süleymaniye Dârülhadisi’ne tayin edildi. Bu uzun güzergâh, onun müderrislikten yüksek kadılık görevlerine geçişini hazırladı.
Selânik ve Bursa kadılıkları
1126/1714’te Edirne pâyesiyle Selânik kadısı oldu; ertesi yıl görevden ayrıldı. Daha sonraki yıllarda Karaburun, Amasra, Sındırgı, Barçınlı, Ermiye, Bilecik ve Manyas gibi kazalar kendisine arpalık olarak verildi. Bunlar fiilen bütün bu şehirlerde oturduğunu göstermez; ilmiye mensuplarına gelir tahsisi sağlayan idarî kayıtlardır. 1133/1721’de Bursa kadılığına getirildi ve 1134/1722’de bu görevden ayrıldı.
Mekke kadılığı
1138 Saferinde verilen kararla, 1139 Muharreminden itibaren geçerli olmak üzere Mekke kadılığına tayin edildi. Böylece medrese basamakları, Selânik ve Bursa kadılıklarıyla ilerleyen meslek hayatı Haremeyn’in en yüksek yargı görevlerinden birine ulaştı. 1140 Muharreminin başında görevden ayrıldı ve dönüş yolculuğuna başladı.
Müzeyrib’de vefatı
Mekke’den dönüşünde Şam hac yolunun başlıca menzillerinden Müzeyrib’e yaklaşırken rahatsızlandı. Kaynağın ifadesine göre 1140 Muharreminin son günü, Müzeyrib’e gireceği sırada yolda vefat etti; milâdî karşılığı 1727’dir. Naaşı Müzeyrib’de defnedildi. Bu sebeple İstanbul veya görev yaptığı kadılık merkezlerinden biri mezar yeri olarak gösterilmemelidir.
Şeyhî’nin portresi
Vekāyi‘u’l-fuzalâ onu Osmanlı mevâlî sınıfına mensup, ilmî derecesiyle tanınan bir kişi olarak kaydeder. İnsanlarla az görüştüğünü, kendi yakın çevresiyle daha fazla ilişki kurduğunu ve kendisini övmeye yatkın bulunduğunu söyleyen cümleler ise Şeyhî’nin öznel karakter tasviridir. Bu değerlendirme biyografik olaylardan ayrılarak, dönemin tabakat yazarının şahsî portresi olarak okunmalıdır.