ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
32 sonuç · “Rahat”
01Boğuk Abdullah Efendi
Boğuk Abdullah Efendi (ö. Muharrem 1108/Ağustos-Eylül 1696), Karaferye’den İstanbul’a gelerek Sultan Selim ve Fatih camilerinde vaaz eden; ses rahatsızlığı sebebiyle kürsüden ayrıldıktan sonra hacca gidip Medine’de vefat eden Osmanlı âlimidir.
Hüseyin Kenzi Dede
Kenzi Dede Çekirge'ye avdetle ba'zı bakkal ve kahveci gibi münasebeti olan kimseleri görüp borcunu eda ve artık irtihali takarrub ettiğini ima ederek cümlesiy le helalleşmiş, hanesine avdetinde su ısıttırmış, yarısını haremine teslim etmiş, cüm le ile veda'laşmış Cuma günü öğle vakti biraz rahatsızlanarak kıbleye müteveccihen alem-i bekaya rıhlet…
Seyyid Cemâleddîn Tebrîzî (el-Ezherî)
Seyyid Cemâleddîn Tebrîzî, Şîrâzî ve Ezherî nisbeleriyle anılan; Şehâbeddin Mahmûd Tebrîzî’den tasavvuf terbiyesi aldıktan sonra Lenkeran–Astara hattında tekke kuran, İbrâhim Zâhid-i Geylânî’yi yetiştiren ve Ebheriyye’den Zahidiyye, Halvetiyye ve Safeviyye’ye uzanan aktarımın başlıca halkalarından olan XIII-XIV. yüzyıl sûfîsidir.
Âb-ı revân
Akan su; akarsu. Farsça tamlama, sözlükte hem gerçek hem mecazî anlamlarıyla kullanılır. Tasavvufî kullanımı Gönle peş peşe gelen ferahlık ve iç huzuru; insanın ezelî bağ ve irtibatından haberdar olması anlamında kullanılan bir tabirdir. Tasavvuf şiirinde akan su, süreklilik ve arınma çağrışımı taşır. Revân kelimesinin “ruh” anlamı sebebiyle tamlama, bağlama göre ruh ve hayat çağrışımı da kazanabilir.
Ayin
Merasim, tören, âdet, usül, nizam; şekil, kanun, kaide. tas a Tarikat ehlinin kendi aralarında belli bir usül ve düzene göre topluca icra ettikleri zikir, dini merasim, semâ. b Bütün din mensuplarının, Mecusilerin, Yahudilerin ve özellikle Hıristiyanların ibadethanelerde icra ettikleri toplu dini törenler, ibadetler. Fakihler, müftüler, kadılar ve muhaddisler, ayin deyiminden de, bu deyimin delalet ettiği hal ve hareketten, yani dini merasimden de rahatsızlık duymuşlar, bu yüzden ayinlerle ilgili vakıfların şer'i mahkemelerde sicile geçirilmeleri bahis konusu olunca “Ayin yapma” deyimini kullanmaktan kaçınmışlar ve onun yerine “icra-i zikrullah” deyimini kullanmayı tercih etmişlerdir. Ayine-i cemal/Ayine-i hüsn Güzellik aynası ve sıfatların zuhur ve tecelli mertebe- Ls Ayine-i dil Gönül aynası. Hakk'ın tecelli ve nazar ettiği yer. Ayine-i vücut Varlık aynası; gönül, bütün âlem, kâinat (sr). Ayin-han Ayin okuyan. Mevlevilikte semâ esnasında, bestelenmiş şiirleri (ayin) okuyan kişiye verilen ad.
Bâtıniye
Bâtına ve iç yoruma ağırlık veren zümreler için farklı dönemlerde kullanılan genel ad. Kelime tek ve değişmez bir topluluğu göstermediği için bağlamına dikkat edilmelidir. Tasavvuf literatüründeki kullanım Bazı tasavvuf kaynaklarında şeriatın dış hükümlerini önemsiz sayıp yalnız iç mânayı esas aldığını ileri süren çevreler eleştirel biçimde Bâtıniye veya ehl-i bâtın diye adlandırılır. Bu kullanım, tarihî İsmâilî-Bâtınî hareketlerle her zaman aynı anlamı taşımaz. Kalenderî, rind veya Melâmî çevrelerin tamamını bu kategoriye sokmak doğru değildir; kaynaklardaki polemik dili ile tarihî topluluk kimlikleri birbirinden ayrılmalıdır.
Bezl
Gönüllü olarak harcamak, ihsanda bulunmak ve cömertçe vermek. Tasavvuf ahlâkında kişinin malını, imkânını ve gerektiğinde rahatını başkaları için kullanmasını anlatır. Bezl-i câh Bir şeyhin veya itibarlı kimsenin nüfuzunu çevresindekileri korumak ve ihtiyaçlarını gidermek için kullanması. Bezl-i nefs Nefsi ve şahsî menfaati başkası uğruna geri plana alma; fedakârlık. Bezl-i mühce En kıymetli görülen şeyi bile Hak uğruna seve seve verme.
Biat
veya Beyat. Ahdetme, söz verme, bu amaçla el sıkma. tas. El almak; seyhine sadik ve bagh kalacagina, ona kayıtsız şartsız teslim olacağına, her dediğini itiraz etmeden yapacağına dair müridin mürşidine söz vermesi, bu amaçla tarikat mensupları arasında düzenlenen tören. “Biat, el alıp, şeyhle muahede kılıp, şeyhin dostuna dost, düşmanına düşman olup gerek rahat, gerek sıkıntı zamanlarda ona itaat edip emrinden dışarı çıkmamaktır ( AM 259, 268).
Bilal
(J (بلا Bkz. Hümeyra. Bilmek-bulmak-olmak, Bil-bul-ol Tasavvufta üç mertebe Kendini bilmek, Hakk'ı bulmak, “kendini bilen Rabb'ini de bilir,” insan-ı kâmil olmak. Bayram özünü bildi bilen'i anda buldu Bulan ol kendi oldu sen seni bil sen seni Ham bodem, puhte şüdem, sühtem ham idim, piştim, yandım ifadesi bunu dile getirir. “Yolcu sensin. Yol gönüldür. Gitmek benliktendir. Gelmek kendine ben- liksiz gelmendir. Bilmek hakikati anlamaktır. Bulmak şuhud ve ıyan ile onu gör- Kiem an, ا a | mektir. Olmak ikiliksiz birliğe yetmektir” (ase 110). | Bimar s. Jars. Rahatsız, sıkıntılı, huzursuz, âşık.
Bimâri
رى) ne) I. Hastalık, 2. tas. İçteki rahatsızlık, can sıkıntısı, kalp huzursuzluğu, aşk. Kamu bimârına cânân devâ-yi derd eder ihsân | Niçin kılmaz bana derman beni bimâr sanmaz mi Fuzüli
Dilal
UY) Naz. tas. Sevgilinin cilvesi yüzünden hasıl olan yüksek seviyedeki aşk, şevk ve zevk sebebiyle sâlikin içine gelen ıstırap (dengesizlik) hali. Bu bir sekr hali olmamakla beraber yine de iradeyi ortadan kaldırdığından sâlik içine doğan her şeyi rahatça ifade eder. Hallâc'tan bahsederken Yünus “O da yandırdın külün savurdun öyle mi gerek seni seveni,” diyor ve Mevlâ'sına nazla hi- tap ediyor. Bkz. Naz.
Dünya
Içinde yaşadığımız yer küresi. 2. tas. İnsanı Allah'tan uzaklaştıran ve gaflete düşüren her şey, mal ve menfaat, itibar, mevki, hırs, şan ve şöhret. Zahit ve mutasavvıflar dünyayı yılana, zehire, cadıya, fahişeye benzetirler (ct ١ 11:196). Düşmen Bilirim ben seni Yalan dünyasın Evliyaları alan dünyasın Sevdiğim aldın beni ağlattın Dönüp yüzüme gülen dünyasın Yünus Dünya hayatı Kulu ahiretten alıkoyan her sey (cr). Zahitler, dünyayı üç talakla boşamışlardır. Dünya ahiretin kumasıdır. Dünyaya bu telâşın nedir ey esir-i nefs Rahat bulur mu avrat alan avrat üstüne Nabi Dünya kelâmı Tasavvufa ilişkin olmayan; ahiretle ilgisi bulunmayan yalnızca dünya işleriyle ilgili sözler. Dari. ar. (5 >) 1. İnci, 2. tas. a İtâat etmek, boyun eğmek (115). b Hz. Peygamber, insan-ı kâmil, insan ruhu. Ol dürr-i yetimem ki görmedi beni umman Bir katreyim illâ ki ummana benem umman Yünus İnci, 2. tas. a İtâat etmek, boyun eğmek (115). b Hz. Peygamber, insan-ı kâmil, insan ruhu. Ol dürr-i yetimem ki görmedi beni umman Bir katreyim illâ ki ummana benem umman Yünus
Ehli dil
Hudavend-i dil, Gönül ehli, arif, 2. Serden geçen sırra eren sâlik. Ehl-i dil, her istediğini rahat ve serbestce söyler, sözlerinden dolayı kınanmaz; fakat kendi derdini gizler. Bkz. Ashab-ı dil Edvar-ı vücut e — Zâhidâ mihrab-ı mescid ârife ebra-yi yar Cilvegerdir perte-i ntir-1 Huda her küşeden Nevi Serden geçen sırra eren sâlik. Ehl-i dil, her istediğini rahat ve serbestce söyler, sözlerinden dolayı kınanmaz; fakat kendi derdini gizler. Bkz. Ashab-ı dil Edvar-ı vücut e — Zâhidâ mihrab-ı mescid ârife ebra-yi yar Cilvegerdir perte-i ntir-1 Huda her küşeden Nevi
Ehl-i dil
Hudavend-i dil, Gönül ehli, arif. 2. Serden geçen sırra eren sâlik. Ehl-i dil, her istediğini rahat ve serbestce söyler, sözlerinden dolayı kınanmaz; fakat kendi derdini gizler. Bkz. Ashab-ı dil. Ehli Safvet E. A تب Ehl-i dildir diyemem Sesi sdf olmayana Ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil Söylemem derdimi hemdemim olan aha bil; Belki Sinemdeki şu nâle-i cân-gâha bile Serden geçen sırra eren sâlik. Ehl-i dil, her istediğini rahat ve serbestce söyler, sözlerinden dolayı kınanmaz; fakat kendi derdini gizler. Bkz. Ashab-ı dil. Ehli Safvet E. A تب Ehl-i dildir diyemem Sesi sdf olmayana Ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil Söylemem derdimi hemdemim olan aha bil; Belki Sinemdeki şu nâle-i cân-gâha bile
Ferah
Rahatlık, kalp huzuru. tas. Sevgiliye yakın olma halinin kalbe verdiği haz, manevi neşe (sr).
Tekfurdağı (Tekirdağ)
Tekirdağ · Türkiye · Selânik kadılığına giderken bu kasabaya vardığında rahatsızlandı; 1140 Saferinin dördüncü Cumartesi gecesi vefat etti ve aynı kasabada defnedildi. İlişkili kişi dosyası Babadağlı Hoca İsmail Efendi : Babadağlı Hoca İsmail Efendi (ö. 20 Eylül 1727), medrese öğretiminden Sultan Bayezid ders vekilliğine, Eski Saray teberdaran ve Yeni Saray Hazine Odası hocalıklarına yükselen Osmanlı âlimidir.
Şâzelî terbiyesinin beş esası ve çalışma hayatı
Takvâ, sünnet, halka ihtiyaçsızlık, teslimiyet ve Allah’a yöneliş ilkelerinin gündelik hayattaki karşılığı.
Mevlevîlikte Semâ Meşki
Çivili tahta, çark, denge, zikir ve meydana çıkış. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
İzzî Tarihi'nde Yusuf Efendi ve Uşşâkî Âsitânesinin İhyası
Sadâret Kethüdâsı Yusuf Efendi'nin devlet hizmetini, zikir hayatını ve Kasımpaşa Hüsâmeddin Uşşâkî Âsitânesini yeniden inşa ettirmesini çağdaş kronik ve mimarlık kaynaklarıyla birlikte inceler.
Mollâ Kabız Yargılaması: İddia, Münazara ve Hüküm
Nev‘îzâde Atâyî'nin kaydı üzerinden Mollâ Kabız'ın görüşleri, ilk münazara, İbn Kemal ve Sa‘dî Efendi'nin katıldığı ikinci oturum ve 934/1527-28'deki hüküm birbirinden ayrılarak incelenir.
SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI
Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e
TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne
SÛFİLERİN HALLERİ VE TARİKATLARI
Avârifü’l-Maârif · 4. bölüm · Bize, şeyh, âlim Ziyâuddin Ebu Ahmed Abdulvahhab b. Ali, Enes b. Mâlik’in (r.a) şöyle dediğini haber verdi. Rasûlullah (a.s) bana buyurdu ki: “Yavrucuğum! Eğer kalbinde hiçbir kims
Sayfalar 1–10
Muzaffer Ozak Külliyatı · Elhac Muzaffer OZAK colli ZİYNET-UL-KULÜB KALPLERİN ZİYNETİ] Aşık sohbetleri ve evradı şerifeler AYRICA ASKÎ DİVANI SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ Ali BİLİCİ Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Işha
Sayfalar 10–15
Muzaffer Ozak Külliyatı · katre, güneşlerden bir zerre olarak Allahın bize ihsanı kadar anlatabilecegiz. Zira, kelimatullahı; denizler mürekkep, agaçlar kalem, yerler ve gökler kâğıt ve defter, insan ve mel
Sayfalar 13–18
Muzaffer Ozak Külliyatı · kullar! Ey bu imanları sebebiyle ebedi saadete erenler, selâmet yoluna girenler Hakka varanlar, daha bu âlemde iken cennete girenler ve cennet güllerinden derenler, cemal-i Hakkı g
Sayfalar 9–16
Muzaffer Ozak Külliyatı · Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı düny
Sayfalar 10–17
Muzaffer Ozak Külliyatı · (YÂ RAHMANÜ ism-i celilini, her farz namazdan sonra 100 kerre okuyan kimseler, gaflet ve unutkanlıktan ve gönül darlığından emin olurlar.) Er Rahiymü Celle Celâluhu Pek ziyade merh
Sayfalar 17–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · Inned-diyne indallâh-il-islâm Al-i-Imran: 19 Allah katında makbul olan din, Islâmdır. Yüz suhuf, dört kitap, Hazret-i Adem'den beri gelen bütün Enbiyânın talimini ve neş'esini, kul
Sayfalar 19–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · çimleri dar, vakitleri dar, ömürleri acı bir zarar içinde geçer. Onlar, daha burada hamiym suyundan içer. Her ne ka dar zâhiren, yani dış görünüşleri itibariyle rahat ve huzur için
Sayfalar 25–32
Muzaffer Ozak Külliyatı · Inkarını libas ile örteceklerini zannederler. Aslında, bu gibi ler insan değil, belki muzır bir hayvandan daha aşağı derekededirler. Böyle olan kişiler; terzinin, berberin, elbisen
Sayfalar 25–30
Muzaffer Ozak Külliyatı · ner, bunlara sahip bulunanların mevki ve makamlarını, mal ve mülklerini yerinde, hak rizasına uygun ve kelimenin tam mânasıyla iyi kullanabilmeleridir. Bu bakımdan, gururluya karşı