ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
29 sonuç · “Peri”
01Hasan Demir (Timur) Baba
Hasan Demir veya Timur Baba, XVI. yüzyıl Deliorman’ında Akyazılı Sultan çevresine bağlanan; velâyetnâmesi, pehlivanlık hafızası ve İsperih yakınındaki tekke-türbesiyle Rumeli Bektaşîliğinin başlıca ziyaret odaklarından biri hâline gelen gazi derviştir.
Kākülperîşân Şeyhî Efendi
Kākülperîşân Şeyhî Efendi (ö. 1010/1601-02), Eyüp’te doğmuş; Ebüssuûd Efendi’nin fetva, mektup ve münşeâtını derleyen kâtip olarak çalışmış, ardından medrese ve kadılık görevleri yürütmüş âlimdir.
Ab-ı hayat
ب > ة) İ) x. Can suyu, içene ebedi hayat veren çeşme. 2. efs. Bir Ab-keş: damlası bile içildiğinde insanı ölümsüzleştiren ve ebedileştiren su. Bu suyun doğuda karanlık bir yerde bulunduğuna, Hızır ve İlyas'ın bu çeşmeden içip ölümsüzlüğün sırrına erdiğine inanılır. İskender-i Zülkameyn bu suyu bulmak için Hızır'ı kılavuz yaparak günlerce karanlıklar içinde yürümüş, ancak onu gözden kaybedince yolunu şaşırmış ve perişan bir halde geri dönmüş. 3. mec. İçimi hoş, soğuk ve berrak su, 4. Maşukun ağzı, dudağındaki ıslaklık. 5. Sevgilinin sözü ve sohbeti. 6. tas. a Evliyanın sözü, öğüdü ve nefesi. b Aşk ve muhabbet çeşmesi ki, ondan içen asla yok (madum ve fani) olmaz. Ab-ı hayata başka isimler de verilir: ab-ı cavid, ab-ı cavidan, ab-ı beka, mau'l-beka, mau'l-hayat, aynu'l-hayat, ab-ı hayvan, ab-ı zindegi, ab-ı zindegani, ab-ı Hızır, ab-ı Iskender. Sûfî şairler ve yazarlar ab-ı hayattan söz ederken ebediyet, zulmet, güneş, Hızır, Iskender, meşakkat ve hüsran gibi hususlara doğrudan ya da dolaylı olarak işaret ederler. Gün yüzünden utanıp âb-ı hayat Mesken itti verây-ı zulmat Hâkani
Cemiyet
Derli toplu, düzenli ve huzurlu olma. Toplantı, demek. Mâsivâdan yüz çevirme ve dikkati yüce Allah’a teveccüh noktasında toplama. Kalbin huzursuz ve perişan (tefrika) halde olmaması, insanın zihnen ve kalben kendisini Hakk’a vermesi. Ham açıldıkca zülfünden bela vu mihnetim artar Bihamdillâh ömrüm uzanır cemiyetim artar Fuzüli Cemiyet-i hâtır Gönlün kaygılı ve perişan olmaması, tam tersine huzurlu olması,
Derviş
>) ç. Dervişan/Deraviş Fakir, yoksul, dilenci. Baştan beri dervişler çeşitli maksatlarla dilenmişlerdir. Hatta derviş kelimesi, dilenmek anlamına gelen derviz kelimesinden bozmadır. Kelimenin sonundaki z harfi ş'ye cevrilince derviş olmuştur (der: kapı; viz: dolaşan, kapıyı tutan ve döven). Saçı sakalı uzun, üstü başı perişan, derbeder dervişler şiirler ve ilahiler okuyarak kapı kapı dolaşır ve dilenirlerdi (pt xır1:520). 2. Sûfî, mutasavvıf, 3. Fakir. 4. Mürit, müntesip. Bkz. Fakir, Deryüze, Gedâ, Zuhurat, Fütuh, Sual, Dilenmek. Dervişlik dedikleri hırka ile tâc değil Gönlün derviş eyleyen hırkaya muhtaç değil Yünus Dervişlik özüne hâkim olmaktır Esir-i nefs olan derviş değildir Destur Aşkı rehber edip Hakk'ı bulmaktır Keşkül, teber, asa, tiğ, şiş değildir Rıza Tevfik Sûfî, mutasavvıf, 3. Fakir. 4. Mürit, müntesip. Bkz. Fakir, Deryüze, Gedâ, Zuhurat, Fütuh, Sual, Dilenmek. Dervişlik dedikleri hırka ile tâc değil Gönlün derviş eyleyen hırkaya muhtaç değil Yünus Dervişlik özüne hâkim olmaktır Esir-i nefs olan derviş değildir Destur Aşkı rehber edip Hakk'ı bulmaktır Keşkül, teber, asa, tiğ, şiş değildir Rıza Tevfik Fakir. 4. Mürit, müntesip. Bkz. Fakir, Deryüze, Gedâ, Zuhurat, Fütuh, Sual, Dilenmek. Dervişlik dedikleri hırka ile tâc değil Gönlün derviş eyleyen hırkaya muhtaç değil Yünus Dervişlik özüne hâkim olmaktır Esir-i nefs olan derviş değildir Destur Aşkı rehber edip Hakk'ı bulmaktır Keşkül, teber, asa, tiğ, şiş değildir Rıza Tevfik Mürit, müntesip. Bkz. Fakir, Deryüze, Gedâ, Zuhurat, Fütuh, Sual, Dilenmek. Dervişlik dedikleri hırka ile tâc değil Gönlün derviş eyleyen hırkaya muhtaç değil Yünus Dervişlik özüne hâkim olmaktır Esir-i nefs olan derviş değildir Destur Aşkı rehber edip Hakk'ı bulmaktır Keşkül, teber, asa, tiğ, şiş değildir Rıza Tevfik
Esir
Nefsinin, menfaatinin veya kötü alışkanlıklarının tutsağı olan kimse. Tasavvuf şiirinde ilâhî aşkın hükmü altına giren âşık. Benim tek hiç kim zâr u perişan olmasın yâ Rab Esîr-i derd-i aşk u dâğ-ı hicrân olmasın yâ Rab Fuzûlî
Isar
Fedakârlık, başkalarının hak ve menfaatlerini kendi hak ve menfaatlerinden önde tutma. 2. tas. Bir insanın, fayda sağlama ve zarardan korunma | konusunda kendisinden çok başkalarını, özellikle dostlarını ve din kardeşlerini düşünmesi ( 122, 141; cr). Diğerkâmlık (alturizm). Ebu'l-Hüseyn en- Nüri'nin tasavvuf anlayışı isan esas alır. Şöyle derdi: “Allah'ım bazı kişilere mutlaka azap edeceksen onların yerine cehennemde beni yak!” Fütüvvet ehli arasında da isâr esastır (: ). Bin can olaydı kas men-i dil sikestede Ta her biriyle bin kez olaydım feda sana Pâre pare dil-i mecrah ü perişânımdan Ser-i kâyunda olan her ite bir pare fedâ Fuzali İsim i ar. (=!) 1. Ad. 2. tas, a İlim ve kudret gibi sübuti, kuddus ve selam gibi selbi sıfatları bulunması itibarile zat (kı). Tasavvufta önemli olan müsemmadır. Fakat zata delalet etmesi ve delil olması itibariyle isim de çok önemlidir (sL 426). Özellikle Allah ismi son derece önemlidir. b Belli bir zamanda kula hâkim Tr en ae ne nee İspat olan ve onu etkisi altında tutan ilâhî isim (ifm). İsimden maksat müsemma ve zattır. Bkz. İsm-i azam, Esma-Müsemma. Sofiyâ esmâda kalma gel müsemma dersin al Bil müsemmâdır gözüm ta'lim-i esmâdan garaz Abdulahad Nüri Ad. 2. tas, a İlim ve kudret gibi sübuti, kuddus ve selam gibi selbi sıfatları bulunması itibarile zat (kı). Tasavvufta önemli olan müsemmadır. Fakat zata delalet etmesi ve delil olması itibariyle isim de çok önemlidir (sL 426). Özellikle Allah ismi son derece önemlidir. b Belli bir zamanda kula hâkim Tr en ae ne nee İspat olan ve onu etkisi altında tutan ilâhî isim (ifm). İsimden maksat müsemma ve zattır. Bkz. İsm-i azam, Esma-Müsemma. Sofiyâ esmâda kalma gel müsemma dersin al Bil müsemmâdır gözüm ta'lim-i esmâdan garaz Abdulahad Nüri
Kahr
Ezmek, mahvetmek, perişan etmek. tas. Hakk'ın yardımıyla nefsi ezmek, arzularını kırmak ve dingizlemek. Bazı veliler kahr, bazıları lütuf sıfatına mazhar olur. Birincisi vahada sahra hayatı; ikincisi sahrada vaha hayatı yaşar. Büyük süfiler Hakk'ın kahr ve lütuf sıfatlarıyla tecelli etmesini aynı derecede gönül rızasıyla karşılar. Câna cefa ya kıl safâ Kahrın da hoş, lütfun da hoş Ya derd gönder, ya devâ Kahrın da hoş, lütfun da hoş Ey lütfu hem kahrı güzel Senden hem ol hos hem bu hos Esrefzade Kahriye okumak Hak Teala'nın birini mahv ve perişan etmesi için “Ya Kahhâr, ya Cebbar!” şeklinde beddua etmek ve “Allah onu Kahhar ism-i şerifiyle kahr etsin,” demek.
Melih
(مليحه) Güzel, hoş, şirin. Arifler sema yaparken üç şeye muhtaç olurlar: Riha-i tayyibe, suret-sabih, savt-ı melih (CN 2 299). Ol perives kim melâhat mülkünün sultanıdır Hükm onun hükmüdür, ferman onun Jermanıdır Fuzüli
Perde
) Hicap, örtü. 2. tas. Hak ile kulu arasındaki engel; âşığı maşukundan ayıran hususlar. Hak ile kul arasında kimi zülmetten (karanlık), kimi nurdan (ışık) binlerce perde vardır. Madde, menfaat, mal, mülk, nefs ve şehvet zulmani perdeler olup Hakk'ı görmeye ve ona ermeye engeldir. Basiret gözü perdeyle kapalı olana mahcup ve ehl-i hicap denir. Hakk'ın tecellileri ise nurani perdelerdir. “Allah ile kulu arasında yetmişbin perde vardır” (MB 293). Bkz. Hicap. Zuhuru perde olmuştur zuhura Gözü olan delil ister mi nura A. M. Hüdâi Nâçar kalacak yerde nâgâh açar ol perde Derman eder ol derde Mevlâm görelim neyler a ا رشبي ئش Pe Pir-i sabak Perişani-Perişan i, Sars. يعانى -بس يثاذ) 2) 1. Üstü başı dağınık olmak; zavallı, biçare ve acınacak halde bulunmak. 2. tas. Tefrika âlemi (sr), Zevk onundur ki perişanlığı (tefrika hali) cem'iyettir G. Dede Ben perişanlıkta buldum rağbeti kâkül gibi Tibli Perhisan-halin oldum sormadin hal-i perişânım Cânımdan derde düştüm kılmadın tedbir-i dermanım Fuzali Üstü başı dağınık olmak; zavallı, biçare ve acınacak halde bulunmak. 2. tas. Tefrika âlemi (sr), Zevk onundur ki perişanlığı (tefrika hali) cem'iyettir G. Dede Ben perişanlıkta buldum rağbeti kâkül gibi Tibli Perhisan-halin oldum sormadin hal-i perişânım Cânımdan derde düştüm kılmadın tedbir-i dermanım Fuzali
Şuride
Dağınık, perişan, şaşkın, mecnun, âşık. 2. tas. Çokça ilâhî cezbeye mazhar oluşu sebebiyle hayretler içinde kalan sâlik (sr). Şurüd 04.) 1. Kaçmak, ürkmek. 2. tas. Fertlerden, perdelerden ve bunların yol açtığı kararsızlıklardan kurtularak Hakk'ı aramak. Salikin başına gelen bütün belalara perdeler yol açtığından, bunları kaldırmak için girişilen faaliyetlere, حك kılan seferlere ve başvurulan her çeşit çareye şurüd (masivadan kaçış) denir (sL 446; BS 623). “Allah’a kaçınız” (Zariyat Suresi, 550) Bkz. Firar. Kaçmak, ürkmek. 2. tas. Fertlerden, perdelerden ve bunların yol açtığı kararsızlıklardan kurtularak Hakk'ı aramak. Salikin başına gelen bütün belalara perdeler yol açtığından, bunları kaldırmak için girişilen faaliyetlere, حك kılan seferlere ve başvurulan her çeşit çareye şurüd (masivadan kaçış) denir (sL 446; BS 623). “Allah’a kaçınız” (Zariyat Suresi, 550) Bkz. Firar.
Tefrika
(ad (تفر Dagimkhk, perişanlık; ayrılık. tas. a Cem Hakk’a, tefrika halka işarettir. b Cem müteferrik (dağınık) olanı toplamak, tefrika toplu olanı dagıtmaktır. Cem halinde “Allah var mâsivâ yok,” denir. Tefrika halinde dünya ve ahiretin varlığı da dikkate alınır. c Cem asl, tefrika fer'dir. Fer’ olmadan asl olmaz, tefrikasız cem zındıklıktır, cemsiz tefrika inkârcılıktır. Cemi dikkate almadan tefrikaya işaret eden yaratıcıyı reddetmiş, tefrikayı dikkate almadan ceme | işaret eden de Hakk'ın kudretini inkâr etmiş olur.. Hak ile cem ha- | linde olmak mâsivâya karşı tefrika halinde olmaktır. Mâsivâya karşı tefrika halin- | de olmak ise, Hak ile cem halinde olmakur. Hak ile olan halktan ayrılır (tefrika), halktan ayrılan Hak'la olur (cem). Bu iki hal birbirini gerektirir. Sırf tefrika; dünyaya dalmak, zihni çeşitli yerlerle meşgul etmek, dikkati dağıtmaktır. Bunun tersi ise cemiyet ve cemiyet-i hâtır'dır. Tefrika, teşettüt-i efkâr; | cem, cemiyet-i hâtırdır. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için; kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir.
Tig-bend
(45 (تيغ Kılıç bağı, tas. Bektaşilikte kurbanın yününden örülen ve bele bağlanan kuşak. Talip, babanın huzuruna götürülürken rehber tiğbendi talibin boynuna takar. Baba tiğ-bende üç ilmik attıktan sonra talibin beline kuşatır. Üç ilmik Bektaşiliğe giren dervişin dilinin, elinin ve belinin bağlandığı- nın simgesi olduğundan artık derviş eline, diline ve beline sahip olur. Tiğ-bend vefayı, teslimiyeti ve kayıtsız şartsız bağlılığı simgeler. Tiğ-bend takılırken okunan duaya Terceman-i tiğ-bend ve Tekbir-i tiğ-bend denir. Tiğ-bend fütüvvet ehlinde şedd gibidir. Rifailerin vücutlarına soktukları şişlere de tig. denir. Tig-Ays <. Periganhk—Yasamak. 2. tas. Süfilerin avam tabakası tecellide ayş, setrde (gizleme) ise bela (tis) halinde bulunur, havas tabakası ise tiş Tür ile ayş arasında bulunur. Hak kendilerine tecelli edince şaşırıp perişan olur (tis), araya perde girince (setr) hazlarına döndürüldüklerinden ays halinde olurlar, rahatlık hissederler. |
Vîrâne
Yıkılmış ve harap yer. Tasavvuf şiirinde dünya, gösterişten arınmış gönül veya toplum ölçülerine aldırmayan derviş için kullanılan mecaz. Gönül vîrânesi, benlik yapısının çözülüp ilâhî aşk hazinesinin ortaya çıktığı yer olarak tasvir edilir.
Lahor
Lahor · Pakistan · Moğol ordusundaki vazifeyi reddettiği, mürşid arayışıyla perişan hâlde dolaştığı ve Mâverâünnehir dönüşü bir yıl kaldığı şehir. İlişkili kişi dosyası Muhammed Bâkī-Billâh : Muhammed Bâkī-Billâh (ö. 1012/1603), Hâce Muhammed İmkenegî’den yetişerek Delhi’de Nakşibendî irşad merkezi kuran ve İmâm-ı Rabbânî’yi yetiştiren mutasavvıftır.
Huand Hatun Medresesi
Kayseri · Türkiye · Sultan Alâeddin Keykubad'ın eşi Mahperi Hatun tarafından yaptırılan cami bitişiğindeki, bugün müze olarak kullanılan medrese; Eflâkî'ye göre burada ders okutmuştur. İlişkili kişi dosyası Seyyid Burhâneddin Muhakkık-ı Tirmizî : Seyyid Burhâneddin Muhakkık-ı Tirmizî, Bahâeddin Veled’in müridi; Mevlânâ’nın ilmî birikimini riyâzet, halvet ve irşad terbiyesiyle tamamlayan şeyhidir.
Demir Baba Tekkesi
Razgrad · Bulgaristan · Deliorman’daki Bektaşî merkezi Demir Baba Tekkesi, Razgrad yakınındaki İsperih çevresinde, Deliorman’ın ormanlık vadilerinden birinde kurulmuştur. Demir Baba’nın hayatı büyük ölçüde menkıbevîdir; Akyazılı Sultan çevresiyle ilişkisi ve XVI. yüzyıldaki gazi derviş geleneği öne çıkar. Kuruluş tarihini ayırmak XIX. yüzyıl seyyahları Demir Baba’yı Rusçuklu Pehlivan İbrâhim Paşa ile karıştırmıştır. Türbenin mimarisi ve gelenek kayıtları tekkenin II. Mahmud döneminde değil XVI. yüzyılın ikinci çeyreğinde tesis edildiğini düşündürür. 1826 sonrası Yeniçeriliğin ve Bektaşîliğin 1826’da kaldırılmasıyla tekke kapatıldı; Abdülaziz döneminde yeniden canlandı. Deliorman topluluklarının adak, ziyaret ve pehlivanlık hafızası dergâhın bölgesel önemini sürdürdü. Mimari düzen ve türbe Avluda hazîre, derviş ve şeyh odaları, mihman evi, aşevi ve meydan evi bulunuyordu. Sekizgen türbe ile giriş bölümü yapının en nitelikli kısmıdır; sanduka çevresindeki on iki çerağ, Hüseynî taç ve gazi derviş eşyaları Bektaşî sembolizmini görünür kılar.
TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne
MÜRŞİDLİK RÜTBESİ VE MÜRŞİDLERİN HİZMETİ
Avârifü’l-Maârif · 10. bölüm · Rasûlullah (sav) Efendimiz bir hadislerinde buyurmuştur ki: “Muhammed’in nefsini elinde bulunduran Allah’a yemin olsun; eğer isterseniz bu hususta yemin de edebilirim. Hiç şüphesiz
Sayfalar 2–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BILICI KITABEVİ YAYINLARI: 18 ONBİRINCİ DERS MUNDERECAT: Süre-i Kevserin tefsiri, Hazretl Fatime'nin ahlrete Intikali, Hz. Ibrahim'in Hz. Ismalll Allah yolunda kurban etmesi,
Sayfalar 4–13
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 43 5846 Sayılı Kan un gereğince telif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ÖZTÜRK Matbaası Ist
Sayfalar 25–32
Muzaffer Ozak Külliyatı · Inkarını libas ile örteceklerini zannederler. Aslında, bu gibi ler insan değil, belki muzır bir hayvandan daha aşağı derekededirler. Böyle olan kişiler; terzinin, berberin, elbisen
Sayfalar 36–43
Muzaffer Ozak Külliyatı · yüz mü çevireyim? Hayır!.. Ne kadar kötü ve günahkâr bir kul olsam da, Rabbimle münasebetimi kesmem ve kulluğumu unutmam, der ve oradan uzaklaşır. Bir kaç yıl sonra, Şeyh Şibli haz
Sayfalar 44–50
Muzaffer Ozak Külliyatı · O salih ve ârif zat-1 şerifin ruhu kabzolununca, beşyüz rahmet meleği cesedinin yanında kalırlar, yakınları kendisini gasletmeden melekler o velinin cesedini yıkarlar, cennetten ge
Sayfalar 40–47
Muzaffer Ozak Külliyatı · mur etmiştir. Hâlet-i-ihtizardaki mü'mine, sağ tarafında cennetteki makamına nazar ettirir. Cennetteki makamını ve ona verilecek hurileri, sarayları, derecatı, hizmet ehli olan cen
Sayfalar 37–42
Muzaffer Ozak Külliyatı · birligine şehadet ederler, hakkı tesbih, tekbir ve tahmid eylerler. Sen de, hakkı birle! Hakkın varlıgına ve birligine şehadet et! Bu şehadetin aslâ boşa gitmez, hak da senin şehad
Sayfalar 50–55
Muzaffer Ozak Külliyatı · şarı atılabilir ve şehadet kapısı yüzüne kapanabilir. Iş, kitaba taallük etmiştir. Hadis-i şerifi, dikkat ve ibretinize sunarIm: inne ahadeküm yücmeu halkuhü ti batni ümmihi erbaiy
Sayfalar 81–87
Muzaffer Ozak Külliyatı · içindedirler. Allahu sübhanebu ve tealâ hazretlerinin, Kitab-ı keriminde medh-ü senâ eylediği o zevât-ı âlişan ki, Allahu tealâ'nın kendilerinden ve kendilerinin de Allahu azim-üş-
Sayfalar 85–93
Muzaffer Ozak Külliyatı · Kıssas-ı Ali Radiyallahu anh: HİKÂYE Ibni Mülcem namındaki nâmerd, beyt-i Huda olan damadı Paygamberi bir sabah huzuru Hakta iken zehirli kılıç ile vurdu. O beyti Huda melcei fukar