ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
38 sonuç · “Menzil”
01Çâker Ağa Şeyhi Abdurrahim Celvetî
Çâker Ağa Şeyhi Abdurrahim Celvetî (ö. 1125/1713), Bursa Mecnun Dede Mahallesi imamı Hattat Abdullah Efendi’nin oğlu; Sun‘ullah Efendi’nin hizmetinde yetişen, Bursa Ulu Camii’nde sabah ve akşam zikir halkası kuran ve hac dönüşünde Maân menzilinde vefat eden Celvetî şeyhidir.
Seyyid Abdullah Çelebi Bursevî
Seyyid Abdullah Çelebi (ö. 977/1569), Bursa Zeynîler Zâviyesi şeyhi Seyyid Ali Efendi'nin oğlu; medrese görevlerinden sonra inzivayı seçmiş, hac dönüşünde Aksu menzilinde vefat etmiş Osmanlı âlimidir.
Büthane
+. Puthane, tapınak. 2. tas. a Vahdet-i kül, lâhüti âlem. b Zat-ı ahadiyet, mazhar olma hali. e Maddi âlem, unsurlar âlemi, Büt-perest Âşık, hakiki tevhit ehli, aşka ve vahdete mazhar olmak. Büt vahdet Zünnar hizmete, put vahdete işarettir. zn eed Cabülka —Cabülsâ(U (جا بو لقا - جا بو 1. Efsanevi iki şehir. ee gi Birinin şarkta, diğerinin garpta olduğu kabul edilir. 2, tas. Bu es fs iki şehir misal âlemindedir. Sâlikin hakikate ulaşmak için ae ie harekete geçtiği ilk menzil Cabülkâ, son menzil Cabülsâ'dır. He Pe Cabülkâ uluhiyet, Cabülsâ insaniyet mertebesidir. Zat-ı ilâhî in 7 bs mesrikinden dogan her sey taayyün-i insani mağribinde A gurup eder (MT m1, 350-3 53).
Envar
نوا ر) ( 4 Nur x. Nürlar, ışıklar. 2. tas. Envar-ı ezeli. Ulvi âlemin madde âlemindeki ışıltıları. Envar-ı hidayet Hidayet nurları. Gönülleri parlatan gaybın ilhamlan ve tecellileri. Bu nurlar vasıtasıyla insan hakikati bulur.
Erbâb
Rab kelimesinin çoğulu olup sahipler, bir işin ehli ve yetkinleri demektir. Tasavvuf metinlerinde “erbâb-ı kulûb”, “erbâb-ı hâl” ve “erbâb-ı tarîkat” gibi tamlamalarla gönül, hâl veya yol ehli kimseleri belirtir.
Envar-ı seba
Yedi nur. tas Halvetiye tarikatine göre, nefsin yedi mertebesinde görülen nurlar mavi, sarı, kırmızı, siyah, yeşil, beyaz, renksizdir (sme 35). Er x. Recul, erkek, mert. tas. Ricalullah ve merdan-i Huda'dan olan zat, Allah adamı, veli, ermiş, mürşit. Er elini aldınısa ere gönül verdinise Ikrar ile geldinise pes ere inkâr gerekmez - Hak ere benim dedi, varlığın er'de kodu Erenlerin himmeti yerden göğe direktir tee Kendi bilişiyle kisi hiç irişe mi menzile Allah’a iremez, kalır er eteğin dutmayınca Yünus
Eşik
Atebe, âsitâne ve dergâh. tas. Tasavvufta ve genelde doğulu kavimlerde eşiğin bir kutsiyeti vardır. Ulu kişilerin ululuğunu anlatmak için oturdukları evlerin eşiklerinin ululuğundan söz edilir. Eşik mahviyeti simgeler. Müridin, şeyhin kapısının eşiğini öpmesine eşiğe baş koymak denir. Aldım himmetimi geçtim zulmeti Kestim zünnârı şeyh eşiğinde M. Hüdai İRİNLİ 1 Ya. Yünus elhak dildâra muştak: Eristim aska seyh esiginde Yünus Bektaşilikteki eşik tercümanı: Eşiğine koymuşam ben cân u ser Ta vücudum saf ola hem çü zer Mâilim budur niyazım ben fakire kıl nazar Allah, eyvallah, hü Dost Eşik; zahirden bâtına, mecazdan hakikate geçilmesini sağlayan veya hücrede oturan mürşide, o vasıtayla Hakk’a ermeyi temin eden önemli bir yerdir. Bunun için değerli sayılır. Eşiğe başkoymak bir bağlılık ifadesidir. Eşiğe basılmaz, eşik öpülür. Yünus, uzun süre hizmet ettiği şeyhini bir ara bırakıp gidiyor, sonra yaphina pişman oluyor ve kendini affettirmek için gelip şeyhin eşiğine yatıyor. Şeyh evden çıkarken ayağını ona basıyor ve bu kim? diye soruyor. Ana-bacının | Yünus demesi üzerine, “Bizim Yünus mu?” deyince derviş Yünus affedildigini anhyor. Her nasılsa bir gün Tapduk, Yünus'a kızıyor ve oradakilere “Atın bunu dısan,” diyor; ama Yünus direniyor, vücudu eşiğin dışına çıkıyor, ama başı içeride kalıyor. Başı kapı içre kalıp hırlayıp dedi heman Ey başım elhamdilillah tasraya yollanmadin Duyucak bu sözü şeyhi dedi yaktın bağrımızı Gel ki bildim sen beni bihude işler sanmadın Kuddusi Baba Eşref saat (i شر ف سا |) Eşref evkat, eşref vakti, en şerefli an. Duaların kabul edildiği zaman parçası. Etek tutmak İntisap etmek, bir mürşide bağlanmak. Kendü bilişiyle kişi hiç irişe mi menzile Allah’a iremez kalur er eteğin tutmayınca Yünus Etyemezler Süfiler arasında et yemeyen ve sıcak yaz günleri soğuk su içmeyen zümreler olmuştur. Bunlara göre para kadar bir et yemek, kalbe kırk gün kasvet verir, gönlü katılaştırır. Birgün et yiyenin kırk gün huyu kötüleşir. Bazı süfiler, ilkel insanlar gibi toplayıcılıkla geçinir, insan eli değen bir şey yemezlerdi (tr 203, 206). Fütüvvet ehli, kasapları aralarına almaz. ee eee
Feth
Açmak, açılmak, açılış. 2. tas. a Sâlike zuhur eden kemal halleri. Bu haller onun çeşitli menzillere ulaşmasını ve üstün makamlara yükselmesini sağlar. Nefsteki feth tam bir ilim, ruhtaki feth marifet verir. Ber şeyin fetholmasına “kalp müşahedesi” adı verilir (x1). b “Kalp gözünün açılması. Ebu'l-Hasan eş- Şâzili'nin böyle bir fetihle; yani ilhamla Allah'tan aldığı virde hizbu'-feth denir. Kalp gözünün açılması için bu hizip okunur. İlahi fazl u lütfunla bana bir bab fetheyle Eriştir Vahdet-i Zata kulun ni'me'l-medb eyle Zâkirzâde Bütün feth, fütuh ve fütuhat hallerini veren Allah'tır. O fettah, yani fethin kaynagıdır. Müfettihü'l-ebvâp'ur. Bir kapıyı kapatırsa on kapıyı açar. “Allah Allah vakti şerif hayrola, hayırlar feth ola, şerler def ola,” duası tarikat ehli arasında çok OEE,.m,;,<.. Fevâit e e e MY ال را okunur. Bir kapı bend ederse bin kapı eyler küşâd Hazret-i Allah Efendi Fatihu'l-ebvab Lâedri Lütfeder bir gün Hudâ elbette feth-i bab eder Nef'i Feth-i karip (Cy 53 (فتح 1. Yakın feth. 2. tas. Nefsin menzillerini kateden kula açılan kalp makamı ve bunun zuhur eden sıfat ve kemalleri; Saff Suresi'nin 13. ayeti bu hususa işaret eder, Feth-i mutlak Mutlak feth; en yüce ve en mükemmel feth olup zat-ı ahadiyetin tecellisini, ayn-1 cem'de mâsivâdan tümüyle fani olup istiğrak halinde bulunmayı ifade eder; Nasr Suresi'nin 1. ayeti buna işaret eder (x1). Feth-i mübin Apaçık feth; kula açılan velayet makamı ve ilâhî isimlerin nurlarının tecellileri. Bunlar kalbin sıfat ve kemallerini beyan ve tespit eder, nefsin sıfatlarını siler. Feth Suresi'nin 1. ayeti bu hususa işaret eder. Fetk — Retk (3 - (فتق 1. Ayrışmak--Bitişmek. 2. tas. Fetk, mutlak maddenin, türlerin şekilleri halinde ayrıntılı olarak ortaya çıkması veya vahidiyet mertebesinde gizli olarak mevcut olan nispi isimlerin, zat-ı ahadiyette saklı bulunan zati hakikatlerin meydana çıkmasıdır (Kı). Çokluğu değil, birliği görme haline retk, bunun tersi ise fetk'dir. Çınarı çekirdekte görmeye retk, çekirdeği çınarda görmeye fetk denir, Enbiyâ Suresi'nin 30. ayeti bu hususa işaret eder (kı). Bkz. Retk. Yakın feth. 2. tas. Nefsin menzillerini kateden kula açılan kalp makamı ve bunun zuhur eden sıfat ve kemalleri; Saff Suresi'nin 13. ayeti bu hususa işaret eder, Feth-i mutlak Mutlak feth; en yüce ve en mükemmel feth olup zat-ı ahadiyetin tecellisini, ayn-1 cem'de mâsivâdan tümüyle fani olup istiğrak halinde bulunmayı ifade eder; Nasr Suresi'nin 1. ayeti buna işaret eder (x1). Feth-i mübin Apaçık feth; kula açılan velayet makamı ve ilâhî isimlerin nurlarının tecellileri. Bunlar kalbin sıfat ve kemallerini beyan ve tespit eder, nefsin sıfatlarını siler. Feth Suresi'nin 1. ayeti bu hususa işaret eder. Fetk — Retk (3 - (فتق 1. Ayrışmak--Bitişmek. 2. tas. Fetk, mutlak maddenin, türlerin şekilleri halinde ayrıntılı olarak ortaya çıkması veya vahidiyet mertebesinde gizli olarak mevcut olan nispi isimlerin, zat-ı ahadiyette saklı bulunan zati hakikatlerin meydana çıkmasıdır (Kı). Çokluğu değil, birliği görme haline retk, bunun tersi ise fetk'dir. Çınarı çekirdekte görmeye retk, çekirdeği çınarda görmeye fetk denir, Enbiyâ Suresi'nin 30. ayeti bu hususa işaret eder (kı). Bkz. Retk. Ayrışmak--Bitişmek. 2. tas. Fetk, mutlak maddenin, türlerin şekilleri halinde ayrıntılı olarak ortaya çıkması veya vahidiyet mertebesinde gizli olarak mevcut olan nispi isimlerin, zat-ı ahadiyette saklı bulunan zati hakikatlerin meydana çıkmasıdır (Kı). Çokluğu değil, birliği görme haline retk, bunun tersi ise fetk'dir. Çınarı çekirdekte görmeye retk, çekirdeği çınarda görmeye fetk denir, Enbiyâ Suresi'nin 30. ayeti bu hususa işaret eder (kı). Bkz. Retk.
Hicret
Göç, sefer. tas. a Kişinin beden memleketinden ayrılıp ruhaniler vatanına göç etmesi. b Sâlikin kötü huy ve sıfatlarından ayrılıp iyi huy ve sıfatlar yurduna gitmesi, yani ahlakını güzelleştirmesi. Safi nefesten kalbe, kalpten sırra, sırdan ruha, ruhtan Hakk’a hicret eder. Nefes Islam, kalp iman, sır marifet, ruh tevhit menzilidir (sr).
Kass
veya Kussâs (Ge Les) Kıssacı, kıssa anlatan, kıssahan, kıssagü. 2. tas. İlk zahitler döneminden başlayarak camilerde, sohbet toplantılarında ve hatta çarşıda pazarda kıssa anlatan ve bu yolla halkı etkilemeye çalışan vaiz ve zahitler vardır. Bunlardan bir bölümünün tasavvufla ilgisi yoksa da bir bölümü zahitler zümresine girer (İKM; NM 281). Kıssacılara, kıssaları roman tefrika eder gibi tefrika eden ve ayrıntılarıyla anlatan kişi anlamına gelen fassal da denir. Bkz. Kıssa. Kasvet i, ar (5 5-3) 1. Kalp katılığı, duygusuzluk. 2. tas. Kulun işlediği amel ve ibadetleri kendi hüneri bilmesi. Kasvet, abitler hakkında merhametsizlik, arifler hakkında mükemmellikte karar kılma anlamına gelir. Tasavvufa yeni girenler fazla hislenir, fakat bu yolda ileri menzillere ulaşanlar hislerini hiç belli etmezler. Hz. Ebü Bekir Kurân dinlerken ağlayan birini görünce, “Biz de böyleydik, ama kalbimiz kasvetlendi,” demişti (sr; ). Yufka yürekli olmaya rikkat-i kalp denir. Kalp katılığı, duygusuzluk. 2. tas. Kulun işlediği amel ve ibadetleri kendi hüneri bilmesi. Kasvet, abitler hakkında merhametsizlik, arifler hakkında mükemmellikte karar kılma anlamına gelir. Tasavvufa yeni girenler fazla hislenir, fakat bu yolda ileri menzillere ulaşanlar hislerini hiç belli etmezler. Hz. Ebü Bekir Kurân dinlerken ağlayan birini görünce, “Biz de böyleydik, ama kalbimiz kasvetlendi,” demişti (sr; ). Yufka yürekli olmaya rikkat-i kalp denir.
Kılavuz
Rehber, mürşit, yol gösteren. tas, Şeyh. Kılavuzsuz Kâbe'ye varılmaz. Kılavuzsuz menzil alınmaz. Kılavuzsuz kuş bile uçmaz. Bu yola kim ki gittiyse delilsiz Anı şeytan kodu dinsiz imansız Gerektir bil sana yolda kılavuz Varamazsın bu yolu kılavuzsuz Rumi Killet — Zillet — İllet (ile - a 5-48) Derviş killet-i taama, kıllet-i menama, killet-i kelama önem verir, zelil ve malul olur. Killet-i taâm Az yemek. Az yemekten evliya olur kişi Az yiyenlerin hakdir teşvişi Çok yiyenlerdir, ibadet etmeyen Çok yiyendir doğru yola gitmeyen Eşrefzâde
Kevneyn
İki cihan, dünya ve ahiret, Bana sen can gereksin can gerekmez | Seni gerek seni kevneyn gerekmez Eşrefzâde Kıble i ar. (قبله) Kâbe; Kâbe yönü. 2. tas Sevgili, Hak, Hak dostu olan mürşit, | Avamın kıblesi Kâbe, havassın kıblesi gökteki arş, havassu'l-havassın kıblesi | kâmillerin gönlü, ariflerin canıdır ( 392). Hakk'ın cemal-i bâ-kemali. | Bizim kıblemiz yarin yüzü Kâ'be ise herkesin kıblesi | كد S Kiblem benim ezelde cemâlin değil miydi Kâ'be yapılmadan dahi mihrab gelmeden Kadı Burhaneddin Kışr MM ——ğ—ğ—ğ—ğ—ğj jj e Se Kışr Kılavuz (2) M3) 1. Rehber, mürşit, yol gösteren. 2. tas. Şeyh. Kılavuzsuz Kâbe'ye varılmaz. Kılavuzsuz menzil alınmaz. Kılavuzsuz kuş bile uçmaz. Bu yola kim ki gittiyse delilsiz Anı şeytan kodu dinsiz imansız Gerektir bil sana yolda kılavuz Varamazsin bu yolu kılavuzsuz E. Rumi Killet — Zillet — İllet (de - 2 ن - 25) Derviş kıllet-i taama, kıllet-i menama, kıllet-i kelama önem verir, zelil ve malul olur. Killet-i taâm Az yemek. Az yemekten evliya olur kişi Az yiyenlerin hakdır tesvisi Çok yiyenlerdir, ibadet etmeyen Çok yiyendir doğru yola gitmeyen Eşrefzâde Rehber, mürşit, yol gösteren. 2. tas. Şeyh. Kılavuzsuz Kâbe'ye varılmaz. Kılavuzsuz menzil alınmaz. Kılavuzsuz kuş bile uçmaz. Bu yola kim ki gittiyse delilsiz Anı şeytan kodu dinsiz imansız Gerektir bil sana yolda kılavuz Varamazsin bu yolu kılavuzsuz E. Rumi Killet — Zillet — İllet (de - 2 ن - 25) Derviş kıllet-i taama, kıllet-i menama, kıllet-i kelama önem verir, zelil ve malul olur. Killet-i taâm Az yemek. Az yemekten evliya olur kişi Az yiyenlerin hakdır tesvisi Çok yiyenlerdir, ibadet etmeyen Çok yiyendir doğru yola gitmeyen Eşrefzâde
Kıtmîr
Ashâb-ı Kehf’in köpeğine gelenekte verilen ad. Tasavvuf kültüründe, kendisini sûfîlerden saymadığı hâlde onların eşiğinde hizmet etmeyi isteyen kişinin tevazu ifadesi. Osmanlı mektuplarında ve eser sonlarında yazarın kendisini “ashâb-ı Kehf’in kıtmîri” diye anması bu tevazu dilinin örneklerindendir.
Kurban
( هر با Allah'a yakınlık peyda etmek niyetiyle belli özelliklere sahip hayvanın ibadet maksadıyla kesilmesi. 2. tas. Fena mertebesi, fedakârlık, kulun kendisini (nefsini) Allah yolunda feda etmesi. En büyük kurban kulun nefsini feda etmesidir. Kurbanlık koç (kebeş) nefsin simgesidir. Arafat'ta kurban kesen hacı aslında nefsini boğazladığının şuurunda olmalıdır. Bazı mutasavvıflar “Allah bir sığır (bakara) kesmenizi emrediyor,” (Bakara Suresi 67) mealindeki ayeti “Nefsinizi kesmenizi emrediyor” şeklinde anlamışlardır. Âdet oldur, yar ilinde can alırlar hüsne tac Niyazi Diğer varlıkların Hakk'a ermelerine aracı olması itibariyle insana kurban-ı ekrem denilmiştir. Nefsin üç hali vardır ve bunlara kebs, bakara, bedene denir. Nefsin sülüktan evvelki haline kebş (koç), sülüka başlamasına ve bunun iyi bir gelişme göstermesine bakara (sığır), makam ve menzilleri katetmesine bedene (deve) denir (kı). Burada kebş, bakara ve bedene deyimleriyle nefsin Hak için kurban edilmesi gerektiği anlatılır. Bayramda kurban kesmeyi de nefsi öldürmenin bir simgesi sayarlar. Zebh-i nefs: Canını feda etme. Ismailim Hak yoluna canım kurban eyledim Çün bu can kurban sana ben koç kurbanı neylerim Yünus Vermeyen canın sana bulmaz hayat-ı câvidan Zinde-i cavid ana derler ki kurbandır sana Fuzüli Yılda bir kurban keserler halk-ı âlem id için Dem be-dem, sâat be-sdat ben senin kurbaninm Fuzüli
Rifâî Âsitânesi
İstanbul · Türkiye · Üsküdar İnadiye’de, Tavâşî Hasan Ağa Mahallesi’nde, Gündoğumu caddesi (eski Menzilhâne Yokuşu) ile Ferah sokağı arasında, caminin karşısında bulunuyordu. Tavâşî Hasan Ağa Camii ihtiyaca cevap vermeyince 1145/1732-33’te inşa edildi; kaynakların ilk postnişin olarak gösterdiği kişi odur (1732-1756). Rifâiyye’nin Ulvâniyye koluna bağlı olan âsitâne, tekkelerin kapatıldığı 1925’e kadar tarikatın Osmanlı sınırları içindeki merkezi idaresini temsil etti. 1942’deki yangından sonra geriye yalnız hazire duvarı ile bazı mezarlar kalmıştır.
Hazret-i Emîr civarı
Bursa · Türkiye · 1067 tarihindeki vefatının ardından defnedildiği yer; kaynak son menzilini Hazret-i Emîr’in yakınında gösterir. İlişkili kişi dosyası Larendeli Seyyid Kemâleddin Efendi : Larendeli Seyyid Kemâleddin (ö. 1067/1657), Üsküdar'daki Şeyh Mahmud Âsitânesi'nden Bursa Eyyûb Efendi Zâviyesi'ne uzanan bir irşad çevresinde yetişmiş şeyhtir.
Halep
Halep · Suriye · 1127 Rebîülâhir'inin 25. günü Halep kazâsında oturmakla görevlendirildi ve menzilleri aşarak şehre vardı. İlişkili kişi dosyası Kevâkibîzâde Mustafa Efendi : Kevâkibîzâde Mustafa Efendi (1649-1725), Kudüs, Bursa, Halep, Mekke ve İstanbul görevlerinde bulunan; fıkıh ve zikir hayatıyla tanınan Osmanlı âlimidir.
Mekke
Mekke · Suudi Arabistan · Son yolculuğunun menzili; hac ya da umre için giderken yolda vefat etmiştir. İlişkili kişi dosyası Kâsım b. Muhammed b. Ebû Bekir : Kâsım b. Muhammed b. Ebû Bekir (yaklaşık 657–725), Hz. Âişe’nin yanında yetişen, Medine’nin yedi fakihinden sayılan güvenilir hadis râvisi; bazı tasavvuf silsilelerinde Ca‘fer es-Sâdık’tan önce yer alan tâbiî âlimidir.
Kırım
Kırım · Ukrayna · Müridleriyle birlikte gidip halkı irşada çalıştığı bölgelerden biri; Deştikıpçak ile birlikte kuzeydeki en uzak menzilidir. Konum bölgeye göre yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Şeyh Safiyyüddin-i Erdebîlî : Safiyyüddin-i Erdebîlî (1252–1334), Zâhid-i Geylânî’nin halifesi, Erdebîl merkezli Safeviyye tarikatının pîri ve daha sonraki Safevî hanedanının atasıdır.
Mekke
Mekke · Suudi Arabistan · Mısır üzerinden gittiği hac menzili; dönüşünde Şam'a uğramıştır. İlişkili kişi dosyası Abdullah Bosnevî : Abdullah Bosnevî (1584–1644), Bayramî-Melâmî terbiyesini Hasan Kabadûz’dan alan; İbnü’l-Arabî’nin Fusûsu’l-hikem’ine yazdığı Türkçe ve Arapça şerhlerle tanınan sûfî müelliftir.
Mekke
Mekke · Suudi Arabistan · 877/1472'de Herat'tan ayrılarak gittiği hac menzili. İlişkili kişi dosyası Abdurrahman Câmî : Nûrüddîn Abdurrahman Câmî (1414–1492), Herat ve Semerkant’ın ilim çevrelerinde yetişen; Sa‘deddin Kâşgarî ve Ubeydullah Ahrâr ile Nakşibendî bağı kuran, Nefehâtü’l-üns, Heft Evreng, üç divan ve çok sayıda tasavvuf şerhiyle İslâm düşünce ve edebiyatında kalıcı iz bırakan âlim ve şairdir.
Hindistan
Hindistan · Hindistan · Türkistan ile birlikte, kaynağın kaydettiği uzak seyahat menzillerinden. Konum ülke merkezine göre çok yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Ferîdüddin Attâr : Ferîdüddin Attâr (ö. 618/1221), Nîşâbur’da eczacılık ile telifi birlikte yürüten; aşk, hayret ve fenâ yolculuğunu Mantıku’t-tayr, Musîbetnâme ve Tezkiretü’l-evliyâ gibi eserlerle klasik tasavvuf edebiyatının merkezine yerleştiren sûfî şairdir.
Lâdik (Denizli)
Denizli · Türkiye · Seyahatleri sayesinde Menâkıbü'l-ârifîn'e kaydı düşen Batı Anadolu merkezlerinden; Menteşe Beyliği, Afyonkarahisar, Eğridir ve Tavas ile birlikte anılır. İlişkili kişi dosyası Ulu Ârif Çelebi : Ulu Ârif Çelebi, Sultan Veled’den sonra çelebilik makamına geçen; uzun seyahatleri, beylerle kurduğu ilişkiler ve halife ağıyla Mevleviyye’nin Konya dışındaki yayılışını hızlandıran isimdir.
Mekke
Mekke · Suudi Arabistan · 1105'te (1693) Filistin ve Mısır üzerinden gittiği hac menzili; er-Rihletü'l-kübrâ bu yolculuğun kaydıdır. İlişkili kişi dosyası Abdülganî en-Nablusî : Abdülganî en-Nablusî (1641-1731), Dımaşk’ta yetişen Hanefî âlimi ve sûfîdir. Kādirî ve Nakşibendî irtibatlarını İbnü’l-Arabî düşüncesi, tefsir-hadis tedrisi, seyahatnâmeler ve yaklaşık üç yüz eserlik külliyatla birleştirmiştir.
Çâker Ağa Hamamı ve Mecnun Dede Mahallesi
Bursa · Türkiye · Abdurrahim Efendi, Çâker Ağa Hamamı yakınındaki Mecnun Dede Mahallesi imamı Hattat Abdullah Efendi’nin oğluydu. İşaret günümüze ulaşan Çakır Hamamı’nı gösterir. Biyografideki yeri Çâker Ağa Şeyhi Abdurrahim Celvetî (ö. 1125/1713), Bursa Mecnun Dede Mahallesi imamı Hattat Abdullah Efendi’nin oğlu; Sun‘ullah Efendi’nin hizmetinde yetişen, Bursa Ulu Camii’nde sabah ve akşam zikir halkası kuran ve hac dönüşünde Maân menzilinde vefat eden Celvetî şeyhidir. Bu mekân dosyası, söz konusu hayat çizgisindeki “Çâker Ağa Hamamı ve Mecnun Dede Mahallesi” durağını görünür kılar. Nokta kesin bir bina, ev veya mezar parseli iddiası taşımaz; şehir ya da bölge ölçeğindeki tarihî bağı gösterir.
Bursa Ulu Camii — zikir halkası
Bursa · Türkiye · Abdurrahim Celvetî sabah ve akşam vakitlerinde Bursa Ulu Camii’nde zikir halkası kurarak irşad etti. Yapıyla ilişkili kişi Çâker Ağa Şeyhi Abdurrahim Celvetî (ö. 1125/1713), Bursa Mecnun Dede Mahallesi imamı Hattat Abdullah Efendi’nin oğlu; Sun‘ullah Efendi’nin hizmetinde yetişen, Bursa Ulu Camii’nde sabah ve akşam zikir halkası kuran ve hac dönüşünde Maân menzilinde vefat eden Celvetî şeyhidir. Kayıt, Çâker Ağa Şeyhi Abdurrahim Celvetî’in hayat güzergâhındaki bu yapıyla ilişkisini izlemek üzere kişi dosyasına bağlanmıştır.
TASAVVUFUN MÂHİYETİ
Avârifü’l-Maârif · 5. bölüm · Abdullah İbnu Ömer (r.a), Hz. Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Her şeyin bir anahtarı vardır; Cennetin anahtarı da miskinleri ve fakirleri sevmektir. Çünkü sa
Sayfalar 3–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 42 5846 Sayılı Kanun gereğince te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ARBEN Matbaası Ista
Sayfalar 18–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · ğunu ileri sürmesine benzerler. Babasının kim olduğu bilinmeyen ve bir fahişeden dünyaya gelen ne idüğü belirsiz bir piçe, böyle bir zat: (Evlâdım...) diyebilir mi, bilmem? Insan,
Sayfalar 29–35
Muzaffer Ozak Külliyatı · rulan cennet ve cemale ererler ve bu yüce mükâfata bir ân önce kavuşabilmek için de tabutlarının içinde cemaatlerine (KADDIMUNI... KADDIMÜNI...) diye seslenirler. Kâfirler, münafık
Sayfalar 34–41
Muzaffer Ozak Külliyatı · Birincisi; gökyüzüdür. Güneşi, ayı, yıldızları ve daha güremediğimiz, bilemediğimiz diğer varlıkları ile enginleşen o muhteşem gökyüzünü bir düşününüz. Düşününüz ki, insanoğlu, en
Sayfalar 31–36
Muzaffer Ozak Külliyatı · «Liginanü Bidun ie selune şübelen je ejdalühu kavli lâ ilâhe illallah re ednahû imalati! con anit tariks rel hayau şübetün minel iyman. Lyman, yetmiş küsur şubedir. Bunun en efdali
Sayfalar 41–48
Muzaffer Ozak Külliyatı · ETVAR-I-SEB'ADA OLAN ESMÂ-I-İLÂHİYYENİN RENKLERI Tevhidin nuru hava'i mavi Ism-i-celâlin nuru kırmızı İsm-i-Hû'nun nuru yeşil İsm-i-Hak'kın nuru beyaz Ism-i-Hay'yın nuru sarı İsm-i
Sayfalar 37–42
Muzaffer Ozak Külliyatı · birligine şehadet ederler, hakkı tesbih, tekbir ve tahmid eylerler. Sen de, hakkı birle! Hakkın varlıgına ve birligine şehadet et! Bu şehadetin aslâ boşa gitmez, hak da senin şehad
Sayfalar 51–57
Muzaffer Ozak Külliyatı · her yaptıgını görür, her söylediğini işitir, her niyetini bilir. Onun için, sen de ona ibadet, tâ'at, sadakat, hayır ve hasenât ile yaklaş ki, Habib-i edib-i Kibriyâ'ya lûtfolunan
Sayfalar 58–64
Muzaffer Ozak Külliyatı · hına getirdiler. Orada, kadı efendi merhumun vasiyyetini okudu ve bir gece onunla birlikte kabirde geçirecek kimseye yüz altın verileceğini bildirdi ve talip olanların ortaya çıkma
Sayfalar 63–68
Muzaffer Ozak Külliyatı · bından, celâlinden korkmadan, O'nu hakkıyle tanımadan Zât-1 ülühiyyetinden şefkat ve merhamet umarsın? O'nu hakkıyle tanı ki, şefkat ve merhamet olunasın. Allahu teâlâ da, kullar d
Sayfalar 80–87
Muzaffer Ozak Külliyatı · -80 -ları helâke sürüklerler. Çiti, duvarı yani ilmi varsa, kısmen menfaat temini mümkündür. Ilim sahibi olur; bâtını ve zâhiri cem'ederse; helâk olmaktan emin olur. Ilim duvarı sa