ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
26 sonuç · “Hisse”
01Şeyh İsmâil Hakkı Efendi
Şeyh İsmâil Hakkı Efendi (ö. 1260/1844), Muhammed Emin Efendi'nin oğlu; Hüdâyî çevresindeki meşihat hissesini taşıyan Celvetî şeyhidir.
Şeyh Muhammed Rıfat Efendi
Şeyh Muhammed Rıfat Efendi (ö. 24 Muharrem 1273/25 Eylül 1856), babası Muhammed Bahâeddin Efendi’den meşihat hissesini devralan ve ardından postu oğlu Muhammed Ali Rıfkı Efendi’ye bırakan şeyhtir.
Âbaü'l-ahval
(آباء الاحوال) Hal babaları. tas. a Sahip oldukları hallere hâkim olan, hal sahibi olduklarını başkalarına hissettirmeyen, halin tesiriyle dengelerini, doğal ve her zamanki davranışlarını değiştirmeyen salikler. b Cezbe ve şevk gibi hallere mağlup ve mahküm olup kendilerinden geçen ve dengelerini kaybeden sâliklere ebnâü'-ahval (hal çocukları) denir. Bunlar sekr ve cezbe halindeyken şer'i hükümlere uymayan sözler söyleyebilir, fıkıh ölçülerine göre caiz olmayan işler yapabilir; fakat bu türden beyan ve davranışlardan sorumlu olmazlar. Zira hal sebebiyle bilinç ve iradelerini ya kısmen ya da tamamen yitirmişlerdir. Bu zümrenin en iyi örneği meczuplar ve behlüllerdir. Dini his ve heyecanların etkisiyle olağan olmayan biçimde konuşan ve hareket eden her sâlik ebndülahval'dendir. Âbaü'l-ahval temkin, ebndü'l-ahval telvin sahibidir. Temkin, telvinden üstündür. Hallâc, “Peygamberler haller üzerinde tam olarak hâkimiyet kurmuşlardır; bu hallerde diledikleri gibi tasarruf ederler. Diğerlerine ise haller musallat kılınmıştır. Onlar üzerinde haller tasarruf eder, oysa haller nebilerin yönetimi ve etkisi altındadır” der. Bkz. Temkin, Telvin. Abd—Abdiyet i. ar. (4 (عبد - عبد 1. Kul, köle, bende. 2. tas. Hakk'a kul olduğu için başkasına kul olmayan. Hz. Peygamber'in en yüce makamı, insanoğlunun sahip olduğu manevi mertebelerin en yükseği abdiyettir (kulluk). Kelime-i sehadette,
Âb-ı rûy
Yüz suyu. mec. Şeref, haya. tas. Salikin gönlüne gaybten gelen ilham. Edip sarf-ı âb-ı rayun umma lütf erbâb-ı hissetten Ne denglu ab versen nahl-ı huşke meyvedâr olmaz Fıtnat Abit — Ubbât s. vei. ar. (0 Le — (عا بد İbadet ve amel eden, tâatte bulunan. Cehennemden kurtulmak ve cennete girmek için ibadet eden, kendini farz ve nafile ibadetlere veren, kurtuluşu ibadette gören. Samimi bir şekilde âbite benzemeye çalışan, fakat henüz iyi ve mükemmel bir âbit olma mertebesine gelememiş olana müteşebbih-i muhik be-âbit veya mutaabbid denir. Âbit olmadığı halde şahsi çıkarı için âbit gibi görünene müteşebbih-i mubtıl be-âbit denir (CN 13, 16, 17; ). Abd, âbitten üstündür. Bkz. İbadet, Ubüdiyet.
Bâd-i saba
Zidd-1 bâd-i semum, bad-i debür. Meltem, seher vakti doğudan esen ve güllerin açmasını sağlayan hafif rüzgâr. tas. Ruhaniyet doğusundan gelen rahmani kokular. “Ben Rahmanın nefesinin Yemen'den geldiğini hissediyorum,” hadisiyle buna işaret edilmiştir. .. Bahr-ı bilâ-şâti
Cehri zikir
& >>) Yüksek sesle yapılan zikir. Nakşbendiye gibi bazı tarikatler, müritlerin ancak kendilerinin işitebilecekleri kadar pes bir sesle zikre izin verir. Buna hafi zikir, diğerine cehri veya aleni zikir denir. Kadiriye ve Mevleviye gibi tarikatler cehri zikri esas alırlar. Cehri zikri kabul eden, semâ ve devranı da kabul eder. Celal (J (جلا 1. Ululuk; büyüklük. 2. tas. Masukun âşıka asla muhtaç olmadığını göstermesi için ululuğunu izhar etmesi, âşıkın gururunu kırarak kendisi karşısında ne kadar çaresiz olduğunu ona ıspatlaması (kr; us). Hakk'ın gözden ve gönüllerden uzak olması, zat ve ehadiyet mertebesi. Bkz. Cemal. Celali tecelli ilâhî darbe; kahr, cebr, intikam, azap ve gazaba vesile olan ilâhî tecelliler; afet ve felaket getiren ilâhî irade. Bu tecelli halkın Hak karşısında eğilmesini, bencillikten ve benlik davasından vazgeçmesini sağlar, bir terbiye vasıtasıdır (TK 1:269). Celisü'1-Hak (جليس | لحق) veya Celisullah (جليس اله) Hakk'ın huzurunda olan, Hakk dostu, Hak eren. Sâlik Allah'ı dille zikrede zikrede öyle bir noktaya ulaşır ki, artık bütün varoluşuyla, gönlü ve ruhuyla onu zikretmeye başlar, kendini zikredilenin (mezkür) huzurunda hisseder. Bu hal içindeki slike celisii’l-Hak denir. Celis, hem-meclis ve sohbettaş anlamına gelir. Hakk'ın da sâlikin celisi (hem-meclisi) olması söz konusudur. Nitekim bir kutsi hadiste Allah, “Ben beni zikredenin hem-meclisiyim,” buyurmuştur (aK 1201). Allah kendisini zikredeni zikreder. Bazen zakir (zikreden) bazen mezkür (zikredilen) olur (SM 256). Celvet/ Ululuk; büyüklük. 2. tas. Masukun âşıka asla muhtaç olmadığını göstermesi için ululuğunu izhar etmesi, âşıkın gururunu kırarak kendisi karşısında ne kadar çaresiz olduğunu ona ıspatlaması (kr; us). Hakk'ın gözden ve gönüllerden uzak olması, zat ve ehadiyet mertebesi. Bkz. Cemal. Celali tecelli ilâhî darbe; kahr, cebr, intikam, azap ve gazaba vesile olan ilâhî tecelliler; afet ve felaket getiren ilâhî irade. Bu tecelli halkın Hak karşısında eğilmesini, bencillikten ve benlik davasından vazgeçmesini sağlar, bir terbiye vasıtasıdır (TK 1:269). Celisü'1-Hak (جليس | لحق) veya Celisullah (جليس اله) Hakk'ın huzurunda olan, Hakk dostu, Hak eren. Sâlik Allah'ı dille zikrede zikrede öyle bir noktaya ulaşır ki, artık bütün varoluşuyla, gönlü ve ruhuyla onu zikretmeye başlar, kendini zikredilenin (mezkür) huzurunda hisseder. Bu hal içindeki slike celisii’l-Hak denir. Celis, hem-meclis ve sohbettaş anlamına gelir. Hakk'ın da sâlikin celisi (hem-meclisi) olması söz konusudur. Nitekim bir kutsi hadiste Allah, “Ben beni zikredenin hem-meclisiyim,” buyurmuştur (aK 1201). Allah kendisini zikredeni zikreder. Bazen zakir (zikreden) bazen mezkür (zikredilen) olur (SM 256). Celvet/
Firaset
Sezmek, hissetmek. tas. Yakin, keşfetme ve gaybı görme. Gaybı bilme, hads. Tabii firaset: Bazı karinelerle bazı hususları bilme. Bu genel firasettir. İlahi lütuf olarak firaset: Allah'ın kalplere verdiği ilhamla bir şeyi bilme.
Hasyet
Korku, kaygı. tas. Kulun kalbinde hissettiği acı ve üzüntü. Bu, işlemiş olduğu günahlar sebebiyle ileride başına gelecek fena halleri düşünmesinden veya Allah'ın celal ve heybetinden kaynaklanır. Nebilerin ve ariflerin haşyeti Allah'ın azamet ve kibriyasından hasıl olur (cr). Haşyetullah Allah korkusu.
Husus
(ye (خصو Hak Teala'nın kendilerine hakikatler, haller, makamlar tahsis | ettiği müminler zümresi. Bunlara ehl-i husus ve havas da denir. Hususu'l-husus veya hassu'l-havas ise mücerret tevhit ve tefrit ehlidir. Bunlar halleri aşmışlar, makamları geçmişlerdir. Huş der-dem (4 (فو ش د رد Aklı nefesinde olmak. tas. Sâlikin aldığı verdiği her nefesin şuurunda olması. Nefesi muhafaza, huzura vesile olur. Aldığı verdiği nefesleri denetimi altında tutmayan gaflete düşer, nefsine hâkim olamaz. Nefesine hâkim olamayan, nefsine de hâkim olamaz. Buna hıfz-ı enfas denir.
Ima
x, Işaret, hissettirme. 2. tas. a İşaretsiz ve ibaresiz hitap. b Organ hareketiyle olan işaret, işmar. c Bir bilgiyi ve manayı, kimsenin farkedemeyeceği şekilde gizlice muhataba intikal ettirme. İmâmân i ar, ماما ن) 1) 1. Iki imam. 2. tas. Biri kutbun sağında, diğeri solunda yer alan iki veli. Sağdaki meleküt, soldaki mülk âlemine bakar. Soldakinin mertebesi daha yüksek olduğundan, kutbun halifesi odur.
Keder
Üzüntü. Bkz. Safa. Kefaf (5 (كفا veya Kefaf-1 nefs İhtiyaç duyulan kadar, dilenmeye lüzum hissettirmeyen dünyalık (cr). Kefaf asgari miktarda rızk ve dünyalık demektir. Süfilere | göre gıdanın, elbisenin ve evin kefaf miktarı olması gerekir. “Bir hırka, bir lokma” sözü bu düşünceyi yansıtır. Zahit yaşayacak kadar yer, vücudunu örtecek ka- 206 |
Lamia
ع Levami Işıltı, parıltı, şimşek. tas. Nefsi temiz bidâyet ehline, mana âleminde görünen parlak ve göz kamaştıran ışıklar. Bunlar hayalden müşterek hisse yansıyarak duyu organlarıyla müşahede edilir. Bunlar yıldız, ay ve güneş ışıkları gibi görünür ve çevreyi aydınlatır. Bu ışıklar ya kahr ve tehdit nurlarının nefse galip gelmesinden veya lütuf ve vaat nurlarının baskın olmasından hasıl olur. Birinci kırmızıya; ikinci yeşile çalan bir renkte görünür. Iki anhk veya buna yakin bir zaman baki kalan tecelli nurları. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için İFM kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir.
Leb-i şirin
Tatlı dudak. 2. İdrak ve hissedilir olması şartiyle aracısız gelen söz, sevgilinin Sözü; sevgili (1s; ), İdrak ve hissedilir olması şartiyle aracısız gelen söz, sevgilinin Sözü; sevgili (1s; ),
Nafile
فله) b) Tatavvu, farz ve vacip ibadetlere ek olarak yapılan ibadetler. “Kul farz ibadetleri Yaparak Allah'a yaklaşır. Nafile ibadetleri ifa ederek de Allah'a yakaşır, hem o kadar çok yaklaşır ki, Allah kulunun gören BöÖZÜ, işiten kulağı konuşan dili, hisseden kalbi olur. Buna da kurb-i nevafil denir. Bu mertebeye, yani Hakk'ın velisi ve dostu olma makamına nafile ibadetlerle ulaşıldığından tarikat ehli namaz Ve Oruç gibi ibadetlerin nafilelerine, zikir ye tespihe büyük önem verir. Bazen bunların nafilelere farzlardan fazla önem verdikleri izlenimi bile edinilebilir, Vahnu bila-nahnu kar. (نحن بلا نحن) 1, Bizsiz biz, bensiz ben, benliksiz benlik, 2. tas. Hakk'ın fiillerini gören sâlikin başka fail Börmemesi (sı 426; BS 615). Yani
Sayfalar 2–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BILICI KITABEVİ YAYINLARI: 18 ONBİRINCİ DERS MUNDERECAT: Süre-i Kevserin tefsiri, Hazretl Fatime'nin ahlrete Intikali, Hz. Ibrahim'in Hz. Ismalll Allah yolunda kurban etmesi,
Sayfalar 1–10
Muzaffer Ozak Külliyatı · Elhac Muzaffer OZAK colli ZİYNET-UL-KULÜB KALPLERİN ZİYNETİ] Aşık sohbetleri ve evradı şerifeler AYRICA ASKÎ DİVANI SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ Ali BİLİCİ Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Işha
Sayfalar 4–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1
Sayfalar 4–13
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 43 5846 Sayılı Kan un gereğince telif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ÖZTÜRK Matbaası Ist
Sayfalar 14–20
Muzaffer Ozak Külliyatı · BEtSsü; Ve lekad kerremna beni-Âdeme... El-İsrâ: 70 (Andolsun, biz azim-üş-şân Âdem oğullarını, diğer bütün yarattıklarımızdan üstün kıldık.) sırrına ve tecellisine mazhar olabilsi
Sayfalar 11–17
Muzaffer Ozak Külliyatı · Aleyküm bis-sünneti ve sünneti hulefâ-ir-râşidiyn. (Sünnetim üzere ve rüşt sahibi halifelerimin sünnetleri üzerine olunuz.) Hadis-i şerifi buna delâlet etmektedir. Resûl-ü zişâna h
Sayfalar 10–15
Muzaffer Ozak Külliyatı · katre, güneşlerden bir zerre olarak Allahın bize ihsanı kadar anlatabilecegiz. Zira, kelimatullahı; denizler mürekkep, agaçlar kalem, yerler ve gökler kâğıt ve defter, insan ve mel
Sayfalar 13–20
Muzaffer Ozak Külliyatı · tün kâ'inat ve mevcudat, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin yüzü suyu hürmetine halk ve icat buyurulmuş ve Habib-i adib-i Kibriyâ on sekiz bin âleme
Sayfalar 13–18
Muzaffer Ozak Külliyatı · kullar! Ey bu imanları sebebiyle ebedi saadete erenler, selâmet yoluna girenler Hakka varanlar, daha bu âlemde iken cennete girenler ve cennet güllerinden derenler, cemal-i Hakkı g
Sayfalar 16–22
Muzaffer Ozak Külliyatı · attı. Biz narı gülzar eyledik. Bizim için nara düşene nâr nûr olur. Bizim iznimiz olmadıkça ateş yakmaz. Suretperestler ateşi yakar zannederler. Işte Nemrud öyle zannetmişti. Ateş,
Sayfalar 17–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · Inned-diyne indallâh-il-islâm Al-i-Imran: 19 Allah katında makbul olan din, Islâmdır. Yüz suhuf, dört kitap, Hazret-i Adem'den beri gelen bütün Enbiyânın talimini ve neş'esini, kul
Sayfalar 21–28
Muzaffer Ozak Külliyatı · Evet, Hz. Musa aleyhisselâm sadrının şerholunmasını, işlerinin kolaylaştırılmasını, lisanındaki tutukluğun giderilmesini, sözünün daha iyi anlaşılmasını, ehlinden ve akrabasından b