Köken ve kullanım
i. ar.
قرا سة
Kaynaklardaki ortak açıklama
- Sezmek, hissetmek.
- tas. Yakin, keşfetme ve gaybı görme. Gaybı bilme, hads. Tabii firaset: Bazı karinelerle bazı hususları bilme. Bu genel firasettir. İlahi lütuf olarak firaset: Allah'ın kalplere verdiği ilhamla bir şeyi bilme.
Açıklamalı İslâmî Terimler Sözlüğü
Sözlük anlamı “Sezme, algılama, keşfetme.” olan bu terim, bir kimsenin dış görünüşüne bakarak onun ahlâk ve karakterini yorumlama veya akıl ya da duyu organları yardımıyla bilinemeyen, ancak sezgi melekesiyle erişilebilen bilgi alanları ya da bilim dah için kullanılmıştır.
Dinî Terimler Sözlüğü
Allahü teâlânın, mü'minlere ihsân ettiği işlerin iç yüzüne vâkıf olma kuvveti.
Mü'minin firâsetinden korkunuz. Zîrâ o, Allahü teâlânın nûru ile bakar. (Hadîs-i şerîf-Tirmizî, Taberânî)
Mürşid-i kâmiller (rehber zâtlar), firâsetleri ile talebenin kâbiliyetini anlarlar. (Abdullah Ensârî)
Harama bakmaktan gözünü muhâfaza edenin, kendini nefsin arzularına kapılmaktan koruyanın, sünnete uyarak zâhirini (dışını) süsleyenin, helâl lokma yemeyi alışkanlık edinenin firâseti şaşmaz. (Şah Şücâ Kirmânî)
Firâset, îmân kuvvetinden doğar. Kimin îmânı daha kuvvetli ise o nisbette firâseti keskin yâni isâbetli ve doğru olur. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî)
Tasavvuf Sözlüğü
Arapça, görüş, tahmin ve anlamada dikkatli düşünüp isabetli olma anlamında bir kelime. Yakînin açılması, gaybın görünmesi. Firâset, iman makamlarından birisidir. Hz. Resûllullah (s) “mü’minin firâsetinden korkunuz; zira o, Allah’ın nuru ile bakar” buyurur. Bu hususa işaret eden çeşitli âyetler vardır: “Allah’ın göğsünü İslama açtığı kimse, Rabbından bir nur üzere değil midir? “(Zümer/22), “Ölü iken kendisini diriltiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir ışık verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp, ondan hiç çıkmayan kimse gibi olur mu?” (En’am/122). Allah tarafından nura mazhar olmuş kişi ile, olmamış kişiyi anlatan bu âyetlerden şu manzara ortaya çıkmaktadır: 1. Allah’tan bir nura sahip olan kişi, yürüme, hareket edebilme, aktiflik özelliğine sahip iken, 2. Bu nurdan mahrum olan karanlığın pasifliği içinde kalmakta, etrafını çeviren âlemi aşamamakta, oluşa katılmaktan, hakikate ulaşmaktan mahrum kalmaktadır.Kur’an’da, bu nura ulaşmanın, iman ve amel (veya bilgi ve amel) bütünlüğünü elde etmeğe bağlı olduğu ifade edilir. Yani bu nur, amelsiz ilimle elde edilemez. “İnanıp yararlı iş yapanları, zulümât (karanlıklar) dan nur (aydınlık) a çıkarsın…” (Talâk/11). Eskiden bilgisini yaşamayanlara, âlim denmezdi.Firâset, herkesde az veya çok vardır. Bu umûmîdir. Bazı ipuçlarına bakarak bazı doğru sonuçlara varma gibi. Buna tabîi firâset denir. Bir de, Allah’ın bazı kimselere lütfettiği, kalbî ilhamla bir şeyi sezip bilme şeklinde hususî firâset vardır ki, buna da ilâhî lütuf sonucu olan firâset denir. Tevessüm, firaset’in eş anlamlısı olarak kullanılır. Tevessüm, teferrüs, yani nüfuzlu marifet, yahut basiret manasınadır. Mütevessimler müteferrislerdir. Nitekim âyette şöyle buyurulur: “Şüphesiz bunda mütevessimîn (işaretten anlayanlar) için (nice) ibretler vardır” (Hicr/75).