ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
60 sonuç · “Derviş”
01Rumeli Gazi-Dervişleri Çevresi
Seyyid Ali Sultan, Otman Baba ve Balkan zâviyeleri etrafındaki erken fetih, yerleşme ve velâyet hafızası.
Anadolu Abdalları Çevresi
Bektaşiyye'nin teşekkülünden önce ve sırasında Hacı Bektâş hafızasına bağlanan gezgin derviş, zâviye ve ocak çevreleri.
Bektaşiyye
Hacı Bektâş-ı Velî'nin tarihî ve menkıbevî hafızası çevresinde Anadolu abdalları, Rumeli gazi-dervişleri ve XVI. yüzyılda Balım Sultan'ın düzenlediği erkânla teşekkül eden; Babagân ve Çelebiler otorite hatları bulunan tasavvuf geleneği.
Derviş Muhammed İmkenegî
Derviş Muhammed İmkenegî (ö. 18 Eylül 1562), Ubeydullah Ahrâr’dan başlayan terbiyesini dayısı Muhammed Zâhid Vahşuvârî’nin yanında tamamlayan; İmkene çevresinde ziraat, hadis tedrisi ve irşadı birleştiren Ahrârî-Nakşibendî şeyhidir.
Abdurrahman en-Niyâzî
Abdurrahman en-Niyâzî (ö. 1311/1894), Kādiriyye'nin Mısır'da teşekkül eden Niyâziyye koluna adını veren pîr ve İskenderiye'deki bir Kādirî tekkenin şeyhidir. Tarihî yeri, Osmanlı derviş dolaşımı ile Mısır'ın resmî tekke idaresinin kesişiminde belirginleşir.
Akşehirli Abdullah Dede
Akşehirli Abdullah Dede (ö. 968/1560-61), Akşehir yakınında zâviye ve misafirhane kuran, yolcuları ağırlayan ve gelen bağışları aynı gün ihtiyaç sahiplerine dağıtan derviştir.
Ali Nutkî Dede
Ali Nutkî Dede (1762-1804), Yenikapı Mevlevîhânesi’nde otuz yıl postnişinlik yapan; Şeyh Gâlib ve İsmail Dede’yi yetiştiren, Defter-i Dervîşân’ı başlatan Mevlevî şeyhi, şair, hattat ve bestekârdır.
Bolevîzâde Seyyid Ahmed Saîd Efendi
Bolevîzâde Seyyid Ahmed Saîd Efendi (1672-1729), İstanbul’un yüksek medreselerinden Kudüs, Şam, Yenişehir ve Medine kadılıklarına ilerleyen; derviş tabiatı ve yumuşak ahlâkıyla anılan Osmanlı âlimidir.
Budinli Gül Baba (Câfer)
Budinli Gül Baba (Câfer, ö. 1541), Kanûnî’nin Budin seferi, altmış dervişli Bektaşî tekkesi ve günümüze ulaşan türbesiyle Osmanlı-Macaristan ortak hafızasının simgesidir.
Bursalı Şeyh Mehmed Eşrefî
Bursalı Şeyh Mehmed Eşrefî (ö. 1060/1650 civarı), İznik’te Eşrefzâde derviş çevresine katılan, Şeyh Sırrî Ali Efendi’nin kızıyla evlenerek Eşrefiyye’ye bağlanan ve Bursa Eşrefiyye Zâviyesi’nde uzun süre zikir ve tevhid hizmeti yürüten âlim ve zâhid şeyhtir.
Çapkun Dede (Şeyh Sâlih)
Şeyh Sâlih, kaynakların “Meczûb-ı İlâhî Çapkun Dede” başlığıyla andığı; süratli hareketleri sebebiyle bu lakabı taşıyan, vaktini ilim tahsiline ayırmış ve çevresinde güven telkin etmiş bir derviştir. Cemâziyelevvel 1112/Ekim-Kasım 1700’de vefat etmiştir.
Ebü’l-Hasan Ali b. Ebü’l-Hasan el-Harîrî
Ebü’l-Hasan Ali b. Ebü’l-Hasan b. Mansûr el-Harîrî (ö. 645/1247-48), Havrân’da doğup Dımaşk’ta zanaatkârlıktan tasavvufa yönelen; semâ, sıra dışı kıyafet ve sözleriyle geniş bir derviş çevresi oluştururken fakihlerin ağır tepkisini çeken Harîriyye önderidir.
Ece Sultan
Ece Sultan, Sicill-i Osmânî’de Karamanlı olduğu ve Emîr Sultan’la Bursa’ya geldiği kaydedilen; Menâkıb-ı Emîr Sultan’da makamını ve malını bırakarak dergâha yönelen bir bey portresiyle anlatılan, Bursa’da Emîr Sultan çevresine defnedilmiş derviştir.
Enderunlu Şeyh İbrâhim Ağa
Enderunlu (Edirneli) İbrâhim Ağa (ö. 1145/1732), Üsküdarlı Mehmed Nasûhî’nin yakın halifesi; şeyhinin 1711-1718 arasında gönderdiği sülûk mektuplarını Mürâselât adıyla tertip eden ve Nasûhî güftelerini besteleyen musikişinas derviştir.
Eskici Hasan Dede
Eskici Hasan Dede (ö. 1048/1638-39), el emeğiyle geçinen ve kırk yılı aşkın süre Fâtih Camii’nde ibadetle yaşayan; belirli bir tarikat aidiyeti bilinmeyen İstanbul dervişidir.
Şâbânî tâcı
Tarikatın tarihî kıyafet kültüründe mürşid ve dervişlerin derecesiyle ilişkilendirilen başlık. Biçim, dilim ve renklerin sembolik açıklamaları vardır; bunlar yolun amacı değil dönemsel adabıdır.
Musâfî Efendi
Banyaluka'dan gelip Aziz Mahmud Hüdâyî'ye intisap ettiği ve Celvetî âdâbına dair sorularının Ecvibe-i Mutasavvıfâne'yi oluşturduğu aktarılan derviş.
Tâc-ı şerif
Tarikat şeyhi veya belirli bir eğitim mertebesindeki dervişin tarihî tekke kültüründe giydiği başlıkların genel adı. Biçim, renk ve kullanım şube, görev, dönem ve coğrafyaya göre değişir; mânevî kemalin kendisi değil sembolüdür.
Aba
Dervişlerin ve müritlerin giydikleri kalın ve kaba kumaştan yapılan uzun ve bol elbise. Yoksul ve züğürtlerin giydiği basit bir elbise olduğu için süfiler ve dervişler bu elbiseyi fakr alameti ve züht nişanesi olarak giymeyi tercih etmişlerdir. Aba, dervişliğin ve süfiliğin simgesidir. Halk, aba giyen süfilere evliya ve ermiş nazarıyla bakıp saygı gösterdiğinden, bazı kurnaz kişiler fakir ve sûfî olmadıkları halde sırf çıkar sağlamak için aba giymiş ve halkın bu kıyafete olan güvenini kötüye kullanmışlardır. Bu yüzden “Aba giyen nice zındık, kabâ giyen nice sıddık (dürüst) vardır,” denilmiştir. Ebü Hafs el-Haddâd, aba yerine kabâ giyen Şâh Sucâ'yı görünce, “Abada aradığımı kabâda buldum,” demişti. Ca'fer Sadık da inanç sömürüsü yapan kişilere benzememek için aba giyer, ama bunun üzerine de kabâ giyinirdi. Bkz. Âl-i Aba. Boş değildir zâhidâ köhne abâsı dervişin Defineler bilmez misin kasrın harâbından çıkar Derdli İbrahim
Agâh
Vâkıf, muttali, müteyakkız, arif, aşina, dikkatli, haberdar, uyanık. tas. Halden anlayan, doğru yolu gösteren, maddi ve manevi olarak darda kalanların imdadına yetişen bilgin ve olgun; Hak adamı, hoşgörülü ve kalp gözü açık veli. Eski kaynaklarda agâh deyimi yerine aynı anlama gelmek üzere vâkıf terimi kullanılır. Nifferi, vâkıfı ariften üstün tutar. Agâh kişi gaflette olmayan uyanık kalbin niteliğini de dile getirir; örn. “Hakkın tecellisi nagâh gelir, ama dil-i agâha gelir”. Mevleviler, dervişleri sabah namazı için uyandırırken: “Agâh ol erenler,” derler. Olgun dervişe agâh cân denir. Birini teskin veya dikkatini bir noktaya çekmek için, “Agâh ol yâ hü,” denir. Bu deyim kendine gel, dikkatli ve uyanık ol anlamına gelir. Kâmil, arif, vâsıl ve âşık mürşitlere pir-i dil-agâh denir. “Zikirden maksat gönlün her zaman Hakk'ın huzurunda, muhabbet ve hürmet vasfıyla agâh olmasıdır. Agâhlık hasıl olursa zikrin gayesi hasıl olur. Zikrin özü ve ruhu gönlün Hak'tan agâh olmasıdır” (KRE 37. Bu şek bağrımda her gün gâh u bigâh Dolaştım “Hü” deyip dergâh dergâh Ümid ettim ki bir pir-i dil-âgâh Desin: “Destür” mihrâb-ı hafâdan Yahya Kemâl
Agyar
(5 (اغيا veya Agyar. t. Gayr Yabancılar, bigâneler, zıtlar, muhallifler, eller, başkaları, yar olmayanlar. tas. a Sûfî olmayan, tasavvufi hayata yabancı, Ah | zıt. Tasavvufi hayata aşina olanlara ehl-i dil veya gönül ehli denir. b Aynı tarikatten ve meşrepten olmayan. Aynı tarikatten ve meşrepten olanlara ihvan ve hemmeşreb denir. c Mâsivâ, Allah'tan gayri olan her şey. Bkz. Yabancı, Zıt. Halka benzemeye işin, süre gönülden teşvişin Yüzbini birdir dervişin arada ağyâr gerekmez Yünus Sür çıkar ağyârı dilden ta tecelli ede Hak Padişah girmez saraya, hâne mâmur olmadan Lâedri Ağza tükürme Âb-ı dehen, ermişlerin kemalinden nasip almak, nefeslerinden faydalanmak ve onların haliyle hallenmek için şeyhlerin müritlerinin ağzına tükürmeleri. Ahmed Yesevinin şeyhi Baba Arslan'ın ağzına Hz. Peygamber bir hurma tanesi atmış ve tükrüğünden de ona ihsan etmişti. Baba Arslan da aynı şeyi Ahmed Yesevi'ye yapmıştı. Ağza tükürme geleneğinin kaynağı, ihnâk veya tahnikle, yani yeni doğan çocuğun dimağını oğma, hurma ve benzeri bir şeyi çiğneyip onun ağzına atma uygulamasıdır. Hastahktan kurtulmak ve şifa bulmak amacıyla da ermişlere veya üfürükçü hocalara gidilerek ağza tükürtülür. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için TEİM 22 kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. Ağzı dualı Mücabu'd-da've, müstecabu'd-da've. Allah katında duası makbul kişi. Ah (eh) Asikin iç âlemindeki ateşin ve elemin ifadesi olan bir nida. “Ah minel aşk ve ahvâlihi ahreke kalbi bi-harâretihi.” Allah kelimesinin ilk ve son harfi bir araya getirilirse ‘ah’ meydana çıkar. Âh, Allah'ın kısa şekli olduğundan, bazen Abdullah abd-âh şeklinde yazılır. O halde âh, Allah demektir. Âşıkın âh demesi, O'na sıgınması anlamına gelir. Âh Allah, Emân Muhammed demektir. Güneşin ışıkları elif'e (yani oka), kütlesi h harfine benzediğinden her gün ‘ah’ (Allah) diyerek doğar. Minare elif, caminin kubbesi h olduğu için her cami ‘ah’ (Allah) der. ‘Iman'ın başındaki elif atılırsa geriye yaman kalır ve elif'i (yani Allah'ı) olmayanın hali yamandır, demek olur. Bkz. Emân. Aşk ile gel imdi Allah diyelim Derd ile göz yaşıyla âh idelim Gitmeye bağrı başı dinmeye gözü yaşı Her dem dervişin işi âh ile zâr gerek Yünus
Arakıye
(4.51 عر Başa giyilen ve ter emmeye yarayan bir serpuş. Basta Mevleviler olmak üzere bazı tarikat şeyhlerinin, halifelerinin ve dervişlerinin başlangıçta tekbirle giydikleri, sonraları törenlerde de kullandıkları, bazen tören dışında da giyilen bir serpuş. | Arayan bulur Men talebe vecede. Bkz. Talep-Talip.
Ateşbaz
تشبا 1) >. Atesle oynayan. 2. Mevlevilikte aşçı dede. Ateşbaz-ı veli makamı Mevlevi tekkelerinde dervişlerin terbiyesine mahsus olan mutfak müştemilatında bulunan meydan-ı serif teki beyaz post. Ateşbaz-ı veli ocağı Mevlevi tekkelerinde lokma pişirilen ocak. Ateşbaz makamı Mevleyi tekkelerindeki mutfak. Ateş-i dil Gönül ateşi, aşk. |
Avâik
şe) Gaileler, engeller, mânialar, amaca ulaşılmasını aksatan ve geciktiren şeyler. tas. Kalbin Allah’a yükselmesini ve ruhun O'na açılmasını enmm mm İş Şİ, ei İş tea Pr, Oe) 2 EŞ GA Avâlimü'-lübs
Âyin-i cem
İ) Cem veya Cemşid ayini. Efsaneye göre şarabın mucidi olan eski Iran hükümdarlarından Cem veya Cemşid adına yapılan tören. tas. Bektaşiler'in ve Alevi zümrelerin çeşitli vesilelerle düzenledikleri müzikli ve içki- Ayin-i serif li toplantı. Alevilerde, kadınlar da bu ayinlere katılır. Ayin-i ehlullah (ae! يين D Ayin-i tarikat, evliya ayini. Şeyh veya halifesi tarafindan yönetilen, mürit ve dervişlerin katılımıyla yapılan tarikat ayinleri. Evliyanın sireti, gidişat, hareket ve ibadet tarzı, meşrebi ve zihniyeti. Bütün tarikatlerde belli ayinler ve dini törenler, başka bir deyimle vecd yoluyla Allah’a yaklaşmak için yapılan belli hareketler vardır. Bu ayine Mevleviler semâ veya mukabele, Kadiriler devran, Rifailer ve Sadiler zikr-i kıyam, Celvetiler nısf kıyam, Halvetiler darb-ı esma, Şazeliler hadra ve Nakşbendiler hatm-ı hâcegân ismini verirler. Bu ayinler tekkelerde, zaviyelerde, mescitlerde ve evlerde icra edilir. Birkaç tarikat hariç bütün tarikat ayinlerinde besteli şiirler ve ilahiler, bazı tarikatlerde ise buna ek olarak ney ve kudüm gibi musiki âletlerini çalmak esastır. Bkz. Deveran.
Baş kesmek
Eğilmek. tas. Mevlevilikte dervişlerin, canların ve semazenlerin | şeyhlerinin önünde özel bir şekilde durup baş eğmeleri. Baş kesmek teslimiyetin | — simgesidir. Bkz. İnhina, Secde. Baş okutmak Bektaşilikte her yıl muharrem ayında mürşidin ve ihvanın huzurunda yapılan rıza alma töreni, 5 Bâtıl sar. (با طل) >. Asılsız, temelsiz, geçersiz; yokluk. tas. Mâsivâ, mümkün varlıklar, yaratılmış âlem, saf yokluk. Hakk'ın, cebbar ve kahhar sıfatı yanında her şey yok olur, hiçbir şey var olarak gözükmez. Bu halde gölge varlık, Hakk'ın dışındaki şeyler bâtıl ve hayal olarak görülür. Çü ba'z-ı zuhurat-1 Hak âmed bâtıl Pes münkir-i bâtıl neseved cüz câhil CN 434 Vakt olur ki hak çıkar vaktiyle bâtıl sandığın Talii Bâtıl hemişe bâtıl u bihadedir veli Müşkil odur ki suret-i Hak'tan zuhur ede Baki
Berk-i sebz
Yeşil yaprak. tas. Mevlevi dervişlerinin Dedeye ve dergâha sundukları hediye. Maddi gücü olmayan derviş dergâha eli boş gitmek yerine bir çiçek ya da bir yeşil yaprak götürür. “Dostlarının evlerine eli boş gitmek değirmene buğdaysız gitmek gibidir”. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için MM, kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. Dergâha boş giren boş çıkar
Kütahya
Kütahya · Türkiye · Sun'ullah Gaybî Kütahya'da doğdu; çocukluk ve gençliğini burada geçirdi ve tahsilini de büyük ihtimalle burada yaptı. Babası Kütahya müftülüğü yapan ve “Müftî Derviş” diye tanınan Ahmed Efendi, dedesi “Çavdar Şeyhi” lakaplı Beşir Efendi'dir. 1655'te mürşidinin vefatından sonra Kütahya'ya dönerek eserlerini burada telif etti; Risâle-i Halvetiyye ve Bayramiyye'nin girişinden anlaşıldığına göre burada mülhidlik ve zındıklıkla da itham edilmiştir. Koordinat şehir düzeyindedir; kaynak mahalle adı vermez.
Şeyh Vefâ Külliyesi
İstanbul · Türkiye · İstanbul’un bir semtine adını veren külliye; cami / tevhidhâne, medrese, hankah, çifte hamam, imaret, tabhâne, kütüphane, çeşme ve türbeden meydana gelmiştir. Cami ve çifte hamam Fâtih Sultan Mehmed tarafından onun adına yaptırılmış, ilk yapılışına “Câmi-i Hâkaniyye” terkibiyle 881 (1476) tarihi düşürülmüştür. Caminin yanındaki arazide derviş hücreleri, kütüphane, dervişler için evler ve imaret niteliğinde bir mutfak bizzat şeyh tarafından yaptırılmıştır. 1481-1490 yılları arasında medrese, mutfak ve kütüphane gibi mekânlar eklenerek yapı geniş bir külliye haline gelmiştir. Cami ve hamam tamamen yıkılmış, cami 1990’lı yıllarda betonarme olarak yeniden inşa edilmiştir; cami önündeki hücre, türbe, medresenin bir kısım duvarları ile çeşme günümüze ulaşmıştır.
Ümmî Sinan Camii ve Türbesi
Elmalı, Antalya · Türkiye · Doğduğu, irşad ettiği ve defnedildiği yer. Vakıf defterlerinde “Şeyh Ümmî Sinan Camii”, Evliya Çelebi'de “Ümmî Sinan Efendi Camii” olarak geçer. 1926'da yıkılan yapı 1959'da yeniden inşa edilmiştir. İlişkili kişi dosyası Ümmî Sinân : Ümmî Sinân (ö. 1657), Elmalı merkezli Halvetî şeyhi; Niyâzî-i Mısrî, Muslihuddin Mustafa Uşşâkī, Çavdaroğlu Müftî Derviş ve Eroğlu Nûrî gibi isimlerin yetiştiği irşad çevresinin merkez şahsiyetidir.
Edirne
Edirne · Türkiye · Enîs Receb Dede’nin doğduğu şehir. Kaynak doğum yılını kaydetmez; seksen yaşını biraz geçtikten sonra vefat ettiği bildirildiğine göre 1650-1654 yılları arasında doğmuş olabileceği tahmin edilir. Gülşeniyye’ye bağlı sipahi Derviş Halil’in oğludur; çocukluğunda burada İbrâhim adlı bir mücellidin yanında çıraklık yapmıştır.
Bozdoğan medresesi ve tekkesi
Sefîne'ye göre Bozdoğan'a ilim ve irfan için gelenler zâhirî ilim için medreseye, bâtınî ilim için tekkeye devam ederdi; dervişlerle zikr-i şerîf ve âyin burada icra olunurdu. Metin Bozdoğan'ın hangi vilâyete bağlı olduğunu belirtmediğinden şehir ve koordinat boş bırakılmıştır.
Kumcân Köyü, Hemedan
Hemedan · İran · Irâkī'nin 610 (1213) dolayında doğduğu köy; Kumcânî nisbesi buradan gelir. Hemedan'daki Şehristan Medresesi'nde daha on yedi yaşındayken ders vermeye başladı; medresede ders okuturken içeri giren Kalenderî dervişlerin gazeli ve semâı sebebiyle 627'de (1230) buradan ayrıldı. Koordinat Hemedan şehir merkezine göre verilmiştir; köyün kesin yeri gösterilmemiştir.
Molla Çelebi Camii
İstanbul · Türkiye · Tekaüdünden sonra oturduğu Fındıklı kasabasında, bu caminin sahasına defnedildi. İlişkili kişi dosyası İshakzâde Şeyh Mehmed Efendi : İshakzâde Şeyh Mehmed Efendi (ö. 1729), âlim Kürd İshak Efendi'nin oğlu olup İstanbul medreselerinde görev yapan Osmanlı ilmiye mensubudur.
Kadızâde Ömer'ül Halvetî Dergâhı
Tırnova · Bulgaristan · Kuşadalı İbrâhim Efendi tarafından Tırnova'ya gönderilen Kadızâde Ömer'ül Halvetî'nin, şehrin epeyce dışında kalan dergâhı. Ahmed Amîş Efendi burada intisap etmiş, zikir meclislerinde dervişler arasında en çok heyecan gösteren kişi olarak anılmıştır.
Abdal Mûsâ Tekkesi ve Türbesi, Tekkeköy
Antalya (Elmalı) · Türkiye · Evliya Çelebi'nin XVII. yüzyıl ortasında üç yüzden fazla mücerred dervişle gördüğü tekke; XVIII. yüzyıl sonlarından itibaren Girit Bektaşî şeyhleri burada yetişti. 1826'dan sonra Nakşîlere geçtiği tahmin edilir, 1911'de harabe hâlindeydi.
İstanbul
İstanbul · Türkiye · Kaynak, kendisinin İstanbul'da (Dârüssaltanati'l-aliyye mahmiyye-i Kostantiniyye) dünyaya geldiğini kaydeder; On İki Divan kasabası babası Lâgarî Ali Efendi'nin memleketidir. İlişkili kişi dosyası Kurızâde Ahmed Efendi : Kurızâde Ahmed Efendi (ö. 1723), On İki Divan'dan İstanbul'a gelerek medrese tedrisi ve çeşitli eyalet kadılıklarında bulunan Osmanlı âlimidir.
Edirne
Edirne · Türkiye · Doğum yeridir; müderrislik hayatının ilk yedi durağı da bu şehirdeki medreselerdir. İlişkili kişi dosyası Kebecizâde Mehmed Emin Efendi : Kebecizâde Mehmed Emin Efendi (ö. 1728), Edirne medreselerinden Anabolu, Erzurum ve Gence kadılıklarına uzanan Osmanlı âlimidir.
Yâkub Paşa Tekkesi
Amasya · Türkiye · Halk arasında Çilehâne Tekkesi diye anılan, 815/1412’de Halvetiyye’ye meşrut olarak kurulan tekke; doğrudan onun için yaptırılıp vakfedilmiştir. Mescid, tevhidhâne, şeyh odası, halvethâneler ve derviş hücrelerinden oluşur; tevhidhânenin batısındaki türbe kısmında medfundur. Türbenin dehlize açılan hâcet penceresinin üzerinde, içeride yatanlara dair bir kitâbe bulunur.
Bahâeddin Nakşibend: Hayatı, Yolu ve Kaynakları
Bahâeddin Nakşibend'in hayatını, Hâcegân geleneği içindeki yerini ve öğretisinin ana kavramlarını üç farklı nitelikteki kaynağı birbirine karıştırmadan ele alan kaynaklı giriş.
Şâbâniyye'nin Edebiyat ve Musiki Hafızası
Nutuklar, divanlar, ilâhiler, bestekârlar ve hat eserleri üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Kadirî Âdâb ve Sülûk Haritası
Sohbetten halvete eğitim. Tezden hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Tâc, Gül ve Derviş Eşyaları
Kıyafetin tarihî dili. Tezden hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Ecvibe-i Mutasavvıfâne: Bir Dervişin Soruları
Banyalukalı Musâfî'nin Celvetî yoluna dair soruları ve Hüdâyî'nin cevapları. Ecvibe ve karşılaştırmalı makaleden hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Mevlevî Âyin-i Şerifinin Mûsiki Mimarisi
Mevlevî mukabelesinin tam akışı; icracıları, mekân düzeni, makam ve usûl örgüsü, dört selâmı, terennümleri, sembolik yorumları ve sahne icrasından farklarıyla birlikte.
XIX. Yüzyıl Anadolu Tasavvuf Haritası
On dokuzuncu yüzyıl Anadolu tasavvufunu yalnız tekke sayılarıyla değil; tarikat kolları, şehir ağları, göçler, cami ve hâne tekkeleri, Meclis-i Meşâyih, ulema, mûsiki ve gündelik hizmet kurumları üzerinden okuyan kapsamlı dönem dosyası.
Semâ Mukabelesi: Safhalar ve Sembol Dünyası
Meydanın hazırlanışından dört selâma, Kur'an ve gülbanka. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
Rifâiyye'nin Kıyafet, Sembol ve Cihaz Dünyası
Hırka, tâc, destâr, ridâ, kemer, gül mührü, alem ve merasim eşyaları
Bektaşiyye Nasıl Teşekkül Etti?
XIII. yüzyıl Hacı Bektâş çevresinden XVI. yüzyıl tarikat teşkilatına
Anadolu Abdalları ve Bektaşî Hafızası
Abdal Musa, Kaygusuz, Otman Baba ve sonradan kurulan aidiyet
Balkanlar'da Bektaşî Tekke Ağı
Dimetoka'dan Budin, Deliorman, Kalkandelen ve Arnavutluk'a
TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne
TASAVVUFUN MÂHİYETİ
Avârifü’l-Maârif · 5. bölüm · Abdullah İbnu Ömer (r.a), Hz. Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Her şeyin bir anahtarı vardır; Cennetin anahtarı da miskinleri ve fakirleri sevmektir. Çünkü sa
MUTASAVVIFLAR VE ONLARA BENZEYENLER
Avârifü’l-Maârif · 7. bölüm · Şeyhimiz, Şeyhu’l-İslam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî’nin, Enes b. Mâlik (ra)’den rivayet ettiğine göre; Hz. Peygamber (sav)’e göre bir adam geldi ve: “Kıyâmet ne zaman kopacak?” diye
Sayfalar 11–17
Muzaffer Ozak Külliyatı · Aleyküm bis-sünneti ve sünneti hulefâ-ir-râşidiyn. (Sünnetim üzere ve rüşt sahibi halifelerimin sünnetleri üzerine olunuz.) Hadis-i şerifi buna delâlet etmektedir. Resûl-ü zişâna h
Sayfalar 18–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · ğunu ileri sürmesine benzerler. Babasının kim olduğu bilinmeyen ve bir fahişeden dünyaya gelen ne idüğü belirsiz bir piçe, böyle bir zat: (Evlâdım...) diyebilir mi, bilmem? Insan,
Sayfalar 25–32
Muzaffer Ozak Külliyatı · nın belirli bir kaç uzvuna hizmet etmekten ibarettir. Bunlardan ırak olanlar da hakka yakın olurlar. Bununla beraber, bu güruhun yukarıda zikrolunan kal şeyhlerinden daha az zararl
Sayfalar 34–41
Muzaffer Ozak Külliyatı · Birincisi; gökyüzüdür. Güneşi, ayı, yıldızları ve daha güremediğimiz, bilemediğimiz diğer varlıkları ile enginleşen o muhteşem gökyüzünü bir düşününüz. Düşününüz ki, insanoğlu, en
Sayfalar 31–36
Muzaffer Ozak Külliyatı · «Liginanü Bidun ie selune şübelen je ejdalühu kavli lâ ilâhe illallah re ednahû imalati! con anit tariks rel hayau şübetün minel iyman. Lyman, yetmiş küsur şubedir. Bunun en efdali
Sayfalar 44–50
Muzaffer Ozak Külliyatı · O salih ve ârif zat-1 şerifin ruhu kabzolununca, beşyüz rahmet meleği cesedinin yanında kalırlar, yakınları kendisini gasletmeden melekler o velinin cesedini yıkarlar, cennetten ge