ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
32 sonuç · “âmin”
01Kâsâniyye / Dehbîdiyye
Ahmed Kâsânî Mahdûm-ı A‘zam’ın Fergana, Semerkant ve Buhara çevresinde kurduğu; Dehbîd merkezinden halifeleri ve evlâtları vasıtasıyla Orta Asya, Doğu Türkistan, Kuzey Hindistan, Belh, Şam ve İstanbul’a yayılan Nakşibendî kolu.
Sütûhiyye
Ahmed el-Bedevî’nin Tantâ’daki dam inzivasına ve “dam ehli” diye anılan ilk çevresine nispet edilen tarihî Bedevî kolu.
Abdurrahman Câmî
Abdurrahman-ı Câmî / Molla Câmî (23 Şâban 817 / 7 Kasım 1414, Harcird – 18 Muharrem 898 / 9 Kasım 1492, Herat); Fars şiirinin son büyük üstadı sayılan Nakşibendî şair ve âlim. Nefehâtü'l-üns müellifi; İbnü'l-Arabî'nin vahdet-i vücûdunu Nakşibendiyye ile kaynaştırmıştır .
Cendel b. Muhammed er-Rifâî
Cendel b. Muhammed er-Rifâî (ö. 675/1276), Rifâiyye’nin Cendeliyye koluna adını veren, Şam’ın kuzeyindeki Menîn’de bulunan türbesi Eyyûbî hükümdarı el-Melikü’z-Zâhir Gāzî tarafından ziyaret edilen XIII. yüzyıl Rifâî şeyhidir.
Ebû Saîd Şah el-Fârûkî
Ebû Saîd Muhammed b. Safiyyi’l-kadr el-Fârûkî el-Müceddidî (1196/1782–1250/1835), Râmpûr’da yetişip Şah Dergâhî ve Abdullah ed-Dihlevî’den hilâfet alan; Delhi Mazhariyye hankāhında dokuz yıl irşad makamında bulunan ve Hidâyetü’t-tâlibîn’i yazan Nakşibendî-Müceddidî şeyhidir.
Ebû Tağlib Muhammed b. Sâlim eş-Şeybânî
Ebû Tağlib Muhammed b. Sâlim eş-Şeybânî, Şam’ın Ammâre mahallesindeki Sa‘dî zâviyesinin on dördüncü postnişini ve kendisinden sonra zâviye şeyhlerinin Tağlibî nisbesiyle anıldığı Tağlibiyye kolunun nispet şahsiyetidir.
Ebü’l-Hasan Ali b. Ebü’l-Hasan el-Harîrî
Ebü’l-Hasan Ali b. Ebü’l-Hasan b. Mansûr el-Harîrî (ö. 645/1247-48), Havrân’da doğup Dımaşk’ta zanaatkârlıktan tasavvufa yönelen; semâ, sıra dışı kıyafet ve sözleriyle geniş bir derviş çevresi oluştururken fakihlerin ağır tepkisini çeken Harîriyye önderidir.
Ece Sultan
Ece Sultan, Sicill-i Osmânî’de Karamanlı olduğu ve Emîr Sultan’la Bursa’ya geldiği kaydedilen; Menâkıb-ı Emîr Sultan’da makamını ve malını bırakarak dergâha yönelen bir bey portresiyle anlatılan, Bursa’da Emîr Sultan çevresine defnedilmiş derviştir.
Hâce Abdürrahîm-i Buhârî
Hâce Abdürrahîm-i Buhârî, Ahmed Yekdest-i Cüryânî'nin Medine'deki Nakşibendî-Müceddidî halifesi; Mehmed Emin Tokadî'ye hilâfet vererek Sirhind–Haremeyn–İstanbul aktarımının devamını sağlayan şeyhtir.
Hâce Ebû Ahmed Abdâl-ı Çiştî
Hâce Ebû Ahmed Abdâl-ı Çiştî (260-355/874-966), Çişt’te Ebû İshak Şâmî’ye intisap edip onun halifesi olan ve irşad görevini oğlu Ebû Muhammed Çiştî’ye devreden erken Çiştiyye şeyhidir.
Hâfız Abdullah Kârî Taşkendî
Abdülvahid Sayramî'nin halifesi Abdullah Kârî, Taşkent-Koyluk merkezli sohbetleriyle Fergana, Cizzah ve komşu bölgelerde Hüseyniyye devamını taşıdı.
Hâfız Muhammed Berhûrdâr Nevşâhî
Hâfız Muhammed Berhûrdâr Nevşâhî, Hâci Muhammed Nevşâh Gencbahş’ın oğlu ve Nevşâhiyye silsilesini aile içinde sürdüren iki isimden biridir.
Has Muhammed Şirvânî
İsmâil Sirâceddin Şirvânî'nin halifesi Has Muhammed, Hâlidî irşadı Muhammed Yeragī'ye taşıyarak Kafkas silsilesinin devamını sağladı.
Hüsâmeddin Çelebi
Hüsâmeddin Çelebi (622/1225, Konya – 12 Şâban 683 / 24 Ekim 1284, Konya); Mevlânâ'nın Mesnevî 'yi yazmasına vesile olan müridi ve halifesi . Konya ahîlerinin şeyhinin oğluydu; Mevlânâ ona “Hüsâmînâme” diye eserinin adını bile bağışlamıştır.
âmin
Okunan dua ve sonunda “kabul buyur” anlammmda onun kabulü için söylena nen söz. Kitâb-ı Mukaddes’te Alde pek çok yerde “amen” şeka, linde geçen bu söz, Arapçaya el Sami dillerinden geçmiştir. Arap m. ) müfessirlerince “esmâ'ü’lbu hüsnâ” (Allah’ın güzel isimleari)dan olduğu tezi ileri sürülnmüşse de bu görüş pek yaygınlık in kazanmamıştır. Kur’ân-ı a- Kerîm’de geçmeyen bu terim, ra Hz. Muhammed’in pek çok hadie sinde zikredilmiş ve özellikle de Bu “Fâtiiıa” suresinden sonra söyç, lenmesi Hz. Peygamber tarafinn dan şu hadisine göre istenmiştir: e “Okuyucu, yani Fâtiha okıyan u kimse ‘Âmin’ dediği zaman siz de i” ‘Âmin’ deyiniz. Çünkü melekler / de ‘Âmin’ derler. Her kimin ‘Âmin’ demesi meleklerin ‘Âmin’ demesine uyarsa geçmiş günahde ları mağfiret olunur. ” (Sahîh-i gi Buhârî ve Tercemesi, C. 14, s. ca 6339) Bu ve benzeri öğütlerden pdolayı “Fâtiha” suresinden sonera “âmin” demek, dört büyük se mezhep tarafindan sünnet sabi yılmıştır. ave âmin alayı a. Osmanh devletinin er son dönemlerinde yaygınlaşan in ve okula yeni başlayan çocukları li, teşvik etmek amacıyla düzenlenen dinî tören. Genellikle pazartesi, Perşembe veya kandil günlerinde yapılması âdet hâline getirilen bu tören için çocuğun ailesi mahalle mektebinin hocasına hazır oldukları yolunda bir haber gönderir; hoca da kararlaştırılan günde mektep çocuklannı bir sıra hâlinde İlâhiler okuyarak okula başlayacak çocuğun evinin önüne getirir, orada hoca dua eder, arkasından da hep birlikte “âmin! ” denilirdi. Oradan yine toplu olarak okunan İlâhiler eşliğinde ve her okunan liâhi sonunda“âmin! ” sözü tekrar edile edile okula gelinir; okulda kıdemli bir hafız Kur’ân-ı Kenm’den sureler okur ve yaplılan dualarla tören sona ererdi.
ve âmin alayı
Osmanh devletinin er son dönemlerinde yaygınlaşan in ve okula yeni başlayan çocukları li, teşvik etmek amacıyla düzenlenen dinî tören. Genellikle pazartesi, Perşembe veya kandil günlerinde yapılması âdet hâline getirilen bu tören için çocuğun ailesi mahalle mektebinin hocasına hazır oldukları yolunda bir haber gönderir; hoca da kararlaştırılan günde mektep çocuklannı bir sıra hâlinde İlâhiler okuyarak okula başlayacak çocuğun evinin önüne getirir, orada hoca dua eder, arkasından da hep birlikte “âmin! ” denilirdi. Oradan yine toplu olarak okunan İlâhiler eşliğinde ve her okunan liâhi sonunda“âmin! ” sözü tekrar edile edile okula gelinir; okulda kıdemli bir hafız Kur’ân-ı Kenm’den sureler okur ve yaplılan dualarla tören sona ererdi
zâmin
fık. İslâm kukunda, bir kimseye veya şeye kefil olma
Ayaş
Ayaş · Türkiye · Kaynak, Bünyâmin Ayâşî'nin Ankara'ya bağlı Ayaş'ta doğduğunu bildirir. Nisbesi de bu kasabadan gelir; hayatının ilk dönemleri hakkında yeterli bilgi yoktur. İlişkili kişi dosyası Şeyh Bünyâmin-i Ayâşî : Bünyâmin-i Ayâşî (ö. 916/1510), Dede Ömer Rûşenî'nin halifesi; şeyhinden sonra yirmi altı yıl irşad makamında bulunan ve kabri Ayaş'ta ziyaret edilen sûfîdir.
Bünyâmin Camii
Ayaş · Türkiye · 1325 tarihli Ankara Vilâyeti Salnâmesi, Ayaş anlatılırken Şeyh Mustafa Bünyâmin'in kendi adıyla anılan caminin yakınlarında gömülü olduğunu kaydeder. Esad Muhlis Paşa'nın Bünyâmin'in Hacı Bayrâm-ı Velî'den el aldığını söyleyen manzumesi de bu camide asılıdır.
Bünyâmin Ayâşî Türbesi
Ayaş · Türkiye · Türbesi Ayaş'ta kendi adıyla anılan caminin yanındadır. Kaynak aynı yerde medrese ve hamam gibi vakıflarının da bulunduğunu bildirir; koordinat kasaba düzeyindedir. İlişkili kişi dosyası Şeyh Bünyâmin-i Ayâşî : Bünyâmin-i Ayâşî (ö. 916/1510), Dede Ömer Rûşenî'nin halifesi; şeyhinden sonra yirmi altı yıl irşad makamında bulunan ve kabri Ayaş'ta ziyaret edilen sûfîdir.
Sayfalar 4–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1
Sayfalar 3–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 42 5846 Sayılı Kanun gereğince te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ARBEN Matbaası Ista
Sayfalar 10–15
Muzaffer Ozak Külliyatı · katre, güneşlerden bir zerre olarak Allahın bize ihsanı kadar anlatabilecegiz. Zira, kelimatullahı; denizler mürekkep, agaçlar kalem, yerler ve gökler kâğıt ve defter, insan ve mel
Sayfalar 16–22
Muzaffer Ozak Külliyatı · attı. Biz narı gülzar eyledik. Bizim için nara düşene nâr nûr olur. Bizim iznimiz olmadıkça ateş yakmaz. Suretperestler ateşi yakar zannederler. Işte Nemrud öyle zannetmişti. Ateş,
Sayfalar 29–34
Muzaffer Ozak Külliyatı · Dikkat edilirse; evlât, ana ve babasına itaât edecek, hem de Hz. Ismail gibi boynunu verircesine, canını ortaya koyarak, itaât edecek. Fakat şart; Allah yolunda, Allah'ın emirlerin
Sayfalar 33–40
Muzaffer Ozak Külliyatı · Cenabı erham-er-râhimiyn, cümlemize tevfikini ihsan buyursun, âf ve magfiretiyle sâd eylesin ve bizleri necata erdirsin. Kötü ve çirkin huylarımızı Kur'an ahlâkına ve ahlâk-ı Ahmed
Sayfalar 40–47
Muzaffer Ozak Külliyatı · mur etmiştir. Hâlet-i-ihtizardaki mü'mine, sağ tarafında cennetteki makamına nazar ettirir. Cennetteki makamını ve ona verilecek hurileri, sarayları, derecatı, hizmet ehli olan cen
Sayfalar 48–56
Muzaffer Ozak Külliyatı · bütün bu alâmetler ölen o kimse için rahmet-i ilâhiyyenin nüzulüne işarettir. Haberde vârid olmuştur ki, Allahu teâlâ bir mü'minin ruhunu kabzetmek murad buyurduğunda, Melek-ül-mev
Sayfalar 66–72
Muzaffer Ozak Külliyatı · ME'de, islâm ordularının bu hareketine HAMLE-I ARAP yani arap saldırısı, islâm mücahitleri de ÇIPLAK AYAKLI BIR KA- VIM olarak vasıflandırıldıktan sonra bir beyitte de aynen şöyle
Sayfalar 73–80
Muzaffer Ozak Külliyatı · uyandırmaktan gayrı hiçbir işe yaramayan bu iddianızla, Resûl-ü zişânı incittiğiniz gibi, din ve peygamber düşmanlarının ekmeklerine yağ sürdüğünüzün de farkında mısınız? Allahu te
Sayfalar 69–77
Muzaffer Ozak Külliyatı · Hasan-ül-Basri, kendisine iyman telkin ve kelime-i şehadeti talim için yanına yaklaştığında, hasta adam büyük bir neş'e ve sürûr içinde konuştu: — Yâ Hasan! Sen sus... Dur ve bekle
Sayfalar 95–101
Muzaffer Ozak Külliyatı · Zira, sevdiği o kulunun âh-ü eniyni Allahu tealâ'ya hoş gelir ve niyazına devam etmesi için de talebini geciktirir. Allahu tealâ'nın, sevdiği kullarına nâzı ehline malûmdur. Dualar