HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Medine'deki Müceddidî şeyh
Abdürrahîm-i Buhârî, XVII. yüzyılın sonu ile XVIII. yüzyılın başında Medine'de faaliyet gösteren Nakşibendî-Müceddidî şeyhlerindendir. Hayatı hakkındaki müstakil bilgiler sınırlıdır. Buna karşılık Mehmed Emin Tokadî'nin biyografisi ve Müceddidî silsile kayıtları, onun kimliğini ve irşad zincirindeki yerini açık biçimde belirler: Ahmed Yekdest-i Cüryânî'nin Medine'de bıraktığı halifesi ve Mehmed Emin Tokadî'ye hilâfet veren şeyhtir.
Kaynaklarda adı Abdürrahîm-i Buhârî veya Hâce Abdürrahîm şeklinde geçer. “Buhârî” nisbesi Buhara ile bir mensubiyet bağına işaret eder; fakat eldeki kayıtlar doğum yerini kesin olarak bildirmediğinden onu doğrudan Buhara doğumlu saymak doğru değildir. Doğum ve vefat tarihleriyle medfeni de henüz güvenilir bir kayıtla tesbit edilememiştir.
Ahmed Yekdest'in Haremeyn halkası
Ahmed Yekdest-i Cüryânî, İmâm-ı Rabbânî'nin oğlu ve Müceddidiyye'nin önde gelen temsilcisi Muhammed Ma‘sûm-i Sirhindî'nin halifesiydi. Mekke'de kurduğu irşad çevresi, Hint alt kıtasında teşekkül eden Müceddidî birikimin Haremeyn üzerinden Osmanlı coğrafyasına taşınmasında önemli rol oynadı. Abdürrahîm-i Buhârî bu çevrenin Medine halkasını temsil etti.
Bu nispet, yalnız bir sohbet beraberliği değildir. Kaynakların onu Yekdest'in “halifesi” diye anması, irşad ve hilâfet yetkisiyle Medine'de görevlendirildiğini gösterir. Böylece Mekke'deki Yekdest halkası ile Medine'ye gelen talipler arasında süreklilik kuruldu.
Mehmed Emin Tokadî ile buluşması
Mehmed Emin Tokadî, Mekke'de Ahmed Yekdest'e intisap etmiş ve yaklaşık üç yıl onun yanında bulunmuştu. Daha sonra Kımıl Mehmed Bey'in maiyetinde Hicaz'a yeniden gittiğinde, şeyhinin önceden bildirdiği üzere Medine'de Abdürrahîm-i Buhârî ile buluştu. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Tokadî maddesi bu görüşmenin 1122 (1710) sonrasındaki Hicaz seyahati sırasında gerçekleştiğini ve Tokadî'nin Nakşibendî-Müceddidî hilâfetini Abdürrahîm-i Buhârî'den aldığını kaydeder.
Bu kayıt Abdürrahîm-i Buhârî'nin hayatındaki en sağlam tarih çıpasıdır. Ahmed Yekdest 1119'da (1707-08) vefat etmişti; Tokadî'nin Medine'de onun halifesine yönelmesi, Yekdest'in irşad emanetinin ölümünden sonra da Haremeyn'deki yetkili halkalar eliyle sürdüğünü gösterir.
“Emanetin Medine'ye bırakılması” anlatısı
Tekke ve menâkıbnâme geleneğinde Ahmed Yekdest'in Mehmed Emin Tokadî'ye, kendisinde bulunan emanetin Medine'deki Hâce Abdürrahîm'e bırakıldığını söylediği aktarılır. Buradaki “emanet”, maddî bir eşya değil; hilâfet, irşad yetkisi ve mânevî aktarım anlamındadır. Tokadî'nin daha sonra Medine'de Abdürrahîm-i Buhârî ile buluşup hilâfet alması, anlatının tarihî omurgasını oluşturur.
Bu rivayet, Abdürrahîm-i Buhârî'yi Yekdest'ten bağımsız yeni bir yol kurucusu gibi değil, aynı Müceddidî aktarımın yetkili devam halkası olarak konumlandırır. Onun kaynaklardaki önemi, müstakil eser veya tekke kaydından çok bu emanet ve hilâfet vazifesinden gelir.
Sirhind'den İstanbul'a uzanan aktarım
Abdürrahîm-i Buhârî'nin silsiledeki yeri Muhammed Ma‘sûm-i Sirhindî, Ahmed Yekdest-i Cüryânî, Abdürrahîm-i Buhârî ve Mehmed Emin Tokadî sıralamasıyla okunur. Bu hat coğrafî olarak Sirhind'den Mekke'ye, oradan Medine'ye ve nihayet İstanbul'a uzanan bir aktarımı görünür kılar.
Mehmed Emin Tokadî, İstanbul'a döndükten sonra Nakşibendî-Müceddidîliğin XVIII. yüzyıldaki en etkili temsilcilerinden biri oldu. Müstakimzâde Süleyman Sâdeddin ve Ahmed Hâtim gibi isimlere uzanan çevresi sayesinde Abdürrahîm-i Buhârî'nin Medine'de verdiği hilâfet, Osmanlı ilim ve tasavvuf hayatında geniş bir tesir alanı kazandı.
Adaşlardan ve Emîr Buhârî çevresinden ayrılması
Abdürrahîm-i Buhârî, İstanbul'daki Emîr Buhârî tekkelerine adını veren Emîr Ahmed-i Buhârî değildir. Mehmed Emin Tokadî'nin daha sonra Ayvansaray'daki Emîr Buhârî Tekkesi'nin şeyhliğini üstlenmesi, iki ayrı “Buhârî” kaydının birbirine karıştırılmasına yol açmamalıdır. Abdürrahîm-i Buhârî'nin doğrulanmış faaliyet sahası Medine, doğrulanmış mürşidi Ahmed Yekdest ve doğrulanmış halifesi Mehmed Emin Tokadî'dir.
Ona ait müstakil bir eser, İstanbul'da şeyhlik yaptığı bir tekke veya tesbit edilmiş bir kabir bilinmemektedir. Bu sebeple dosyası, sonraki kişilere ait tekke ve medfen bilgilerinden arındırılarak silsiledeki gerçek vazifesi üzerinden okunmalıdır.