ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
23 sonuç · “siyer”
01Ahterî Mustafa Efendi
Muslihuddin Mustafa b. Şemseddin el-Karahisârî, Ahterî-i Kebîr adlı yaklaşık 40.000 maddelik Arapça-Türkçe sözlüğü; fıkıh, siyer, hadis ve âdâb eserleriyle tanınan XVI. yüzyıl Kütahya müderrisidir.
Bâkî (Mahmud Abdülbâkî Efendi)
Bâkî (933/1526-27–1008/1600), İstanbul’da medrese tahsiliyle yükselen; gazelleri, Kanûnî Mersiyesi, siyer ve tarih tercümeleri ile XVI. yüzyıl Osmanlı şiirinin söyleyişini yenileyen Sultânü’ş-şuarâ ve Rumeli kazaskeridir.
Es‘adzâde Seyyid Abdürrahim Fâiz Efendi
Es‘adzâde Seyyid Abdürrahim Fâiz Efendi (ö. 29 Ocak 1726), İstanbul medreselerinden Mısır kadılığına yükselen; ta‘lik hattı, üç dilde şiirleri ve Abdülbâkî Ârif’in Siyer-i Nebî’sini tamamlamasıyla tanınan âlim ve şairdir.
Kemâleddin el-Bekrî
Kemâleddin el-Bekrî (1728–1785), Mustafa el-Bekrî’nin oğlu; Bekriyye’nin Kemâliyye şubesini temsil eden, şerh, şiir, ferâiz ve siyer alanlarında eserler veren Halvetî şeyhidir.
Koca Nişancı Celâlzâde Mustafa Beg
Koca Nişancı Celâlzâde Mustafa Beg (ö. Rebîülâhir 975/Eylül-Ekim 1567), Kanûnî devrinin divan yazısı ve kanun bilgisini temsil eden; tarih, ahlâk, siyer tercümesi ve şiir alanlarında eser veren devlet adamıdır.
Yahyâ bin Mustafa Efendi
Yahyâ b. Mustafa, Emîr Sultan’ın halifelerinden; siyer, dört halife ve Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’in hayatlarını konu alan Envârü’l-Kulûb adlı manzum eserin müellifidir.
siyer
Hz. Peygamber’in hayatı, davranışları ve şahsiyeti ile bu konuda araştırmalar yapan bilim dalı ve bu çerçevede kaleme alman eserler için kullanılan ortak ad. fık. Fıkıh kitaplarının devletler hukuku hükümlerini içeren bölümlerine ve bu konuda yazılan eserlere verüen ortak ad.
siyer ve megâzî
Hz. Peygamber’in hayatı, davranışları ve şahsiyeti ile tebliğ fa liyetlerini, siyasî ve askerî mü cadelelerini konu alan bilim da ile bu alanda yazılmış eserleri ortak adı. softa a. [< f.sûhte] O manlI eğitim sistemi içind medrese öğrencisi. 2. mec. B inanca veya görüşe körü körün bağlanan, geri kafalı veya tutuc kimse. sofu a. Gi>i) [< Ar. sûfî] 1. Bil bilmez kendisini ibadete veren hayatın nimetlerine itibar etm yen ve kendisi gibi olmayanla hoş görmeyen kimse. 2. bk. sufî son cemaat mahalli a. Camileri dışında, namaza gecikenler içi yapılmış yüksekçe ve revak namaz kılma yeri. sû' a. Gj^) [Ar.] bk. seyyi'e § tam. sû'-i hâtime a. (^L f^) İslâmî inanca göre, b dünyadan imandan yoksu olarak göçüp gitme anlamın da kelâm terimi. sû'ü’d-dâr a. (JJI ^j^) “Yu dun kötüsü.” anlamındaki b söz, cehennem için kullan lan terimlerden biridir v Kur’ân-ı Kerîm’de iki ayet (Mü'min suresi, 40 / 52 v Ra'd suresi, 13 / 25) geçme tedir. 607 sûfiyye aa su'âl a. [Ar.] fik. İslâm inanü cma göre, ergenlik çağına ermiş alı ve dinî yükümlülükleri bulunan in kimselerin dünyadaki davranışları ve inançlarmdan dolayı kabirde ve kıyamet gününde sor Osguya çekileceklerini ifade eden de terim. Bir Bil bilmez kendisini ibadete veren hayatın nimetlerine itibar etm yen ve kendisi gibi olmayanla hoş görmeyen kimse. 2. bk. sufî son cemaat mahalli a. Camileri dışında, namaza gecikenler içi yapılmış yüksekçe ve revak namaz kılma yeri. sû' a. Gj^) [Ar.] bk. seyyi'e § tam. sû'-i hâtime a. (^L f^) İslâmî inanca göre, b dünyadan imandan yoksu olarak göçüp gitme anlamın da kelâm terimi. sû'ü’d-dâr a. (JJI ^j^) “Yu dun kötüsü.” anlamındaki b söz, cehennem için kullan lan terimlerden biridir v Kur’ân-ı Kerîm’de iki ayet (Mü'min suresi, 40 / 52 v Ra'd suresi, 13 / 25) geçme tedir. 607 sûfiyye aa su'âl a. [Ar.] fik. İslâm inanü cma göre, ergenlik çağına ermiş alı ve dinî yükümlülükleri bulunan in kimselerin dünyadaki davranışları ve inançlarmdan dolayı kabirde ve kıyamet gününde sor Osguya çekileceklerini ifade eden de terim. Bir
Kubbetü'l-İslâm Medresesi
Mültan · Pakistan · Vali Nâsırüddin Kabâce'nin Mültan'da yaptırdığı medrese; burada fıkıh okumuştur. Kendi maddesinde ise Mültan'daki öğrenimini “Mevlânâ Minhâcüddîn-i Tirmizî Medresesi”nde tamamladığı kayıtlıdır; iki adlandırmanın aynı kurumu mu yoksa iki ayrı medreseyi mi gösterdiği kaynaklarda açık değildir. Kutbüddin Bahtiyâr ile ilk defa Mültan'da tanışmış ve onun vasıtasıyla Çiştiyye'ye girmiştir.
Pîrî Mehmed Paşa Medresesi
Silivri · Türkiye · İlk müderrislik görevi. 1564'te, Rumeli Kazaskeri Hâmid Efendi'nin itirazına rağmen padişahın kesin fermanıyla otuz akçe ile buraya tayin edilmiş, birkaç ay sonra ayrılmıştır. İlişkili kişi dosyası Bâkî (Mahmud Abdülbâkî Efendi) : Bâkî (933/1526-27–1008/1600), İstanbul’da medrese tahsiliyle yükselen; gazelleri, Kanûnî Mersiyesi, siyer ve tarih tercümeleri ile XVI. yüzyıl Osmanlı şiirinin söyleyişini yenileyen Sultânü’ş-şuarâ ve Rumeli kazaskeridir.
Murad Paşa Medresesi
İstanbul · Türkiye · Kasım 1564'te Silivri'den buraya nakledilmiştir; Kanûnî ile şiir alışverişinin yoğunlaştığı yıllar bu görev sırasına rastlar. İlişkili kişi dosyası Bâkî (Mahmud Abdülbâkî Efendi) : Bâkî (933/1526-27–1008/1600), İstanbul’da medrese tahsiliyle yükselen; gazelleri, Kanûnî Mersiyesi, siyer ve tarih tercümeleri ile XVI. yüzyıl Osmanlı şiirinin söyleyişini yenileyen Sultânü’ş-şuarâ ve Rumeli kazaskeridir.
SEFERİN (YOLCULUĞUN) FARZLARI VE FAZİLETLERİ
Avârifü’l-Maârif · 17. bölüm · Önce şunu belirtelim ki; seferin fıkhî durumu ve hükümleri fıkıh kitaplarında genişçe açıklanmıştır ve kitabımız aslen bu konular için yazılmamıştır. Fakat biz, teberrüken bu konud
SEMÂ ÂDABI
Avârifü’l-Maârif · 25. bölüm · Bu bölüm, semâ’ın edeblerini, sema yaparken düşen hırkayı parçalamanın hükmünü, bu hususta büyüklerin işâretlerini, bu konuda tavsiye edilen ve sakındırılan durumları içine almakta
Sayfalar 37–43
Muzaffer Ozak Külliyatı · nur, herhangi bir kimseyi çağırır gibi Yâ Ahmed, Yâ Muhammed diye çağırırsanız bütün hayırlı amellerinizi iptal etmiş olursunuz. Siz, bunun farkına bile varamazsınız. Dikkat ediniz
Sayfalar 44–51
Muzaffer Ozak Külliyatı · at eden kimse, Allahu azim-üş-şânın ve Resûl-ü zişânın sevdiklerini sevmekle mükelleftir. Allah ve Resûlünü seven, kıyamet gününe inanan kişi âhir zaman peygamberinin bütün yakınla
Sayfalar 66–72
Muzaffer Ozak Külliyatı · ME'de, islâm ordularının bu hareketine HAMLE-I ARAP yani arap saldırısı, islâm mücahitleri de ÇIPLAK AYAKLI BIR KA- VIM olarak vasıflandırıldıktan sonra bir beyitte de aynen şöyle
Sayfalar 81–87
Muzaffer Ozak Külliyatı · o ll Sebilss Ve min-en-nâsi men yeşriy netseh-ubtiga e merdatillahi vallahu râ 'utun bil-ibâd... El-Bakara: 201 (Insanların öylesi vardır ki, Allahu tâlâ'nın rizası uğruna öz nefsi
Sayfalar 161–167
Muzaffer Ozak Külliyatı · onun için yaratılmıştır. O insan ise, Allahu teâlâ'ya kulluk için halk olunmuştur. Kâfirlerin de gördükleri rü'yâların hak olduğuna siyer, tarih ve nice sadık kişiler şahittir. Bu
Sayfalar 214–221
Muzaffer Ozak Külliyatı · memiştir. Hayvanlar da, tıpkı insanlar gibi yerler, içerler, yediklerini ve içtiklerini çıkarırlar, yeniden acıkırlar, dişileri ile çiftleşirler ve ürerler, sıcaktan veya soguktan
Sayfalar 278–283
Muzaffer Ozak Külliyatı · Rabbinde olurlar. Allah azze ve celle, işte böylelerine (KU- LUM..) der ve onlar bu kulluk makamında sultan olurlar ki, ruhları â'lâyı illiyini, başka bir tâbirle vatan-ı akdesini
Sayfalar 321–330
Muzaffer Ozak Külliyatı · zâlim kişi bu âsî kavime Allah tarafından musallat edilir. O kavmin yaptığı fenalığı neticesini, o zülmü işleyen kavime, millete muhakkak tattırır. Allah celle, zulumden munezzenti
Sayfalar 402–408
Muzaffer Ozak Külliyatı · mecburiyetinde bırakacağından, böyle bir teklifin yapılması şiddetle nehyedilmiştir. Bir kimsenin bir diğerini zorla sevemeyeceği gerçeği karşısında, bir kulun da Allahu talâ'nın â
Sayfalar 424–430
Muzaffer Ozak Külliyatı · — Ey Habib-i zişân!.. Biz, Kur'an-ı aziymi sana meşakkat ve mihnet olarak zorluk için inzâl etmedik. Mübarek ayaklarının ikisini de yere basarak namazını kıl ki, vücud-u pâkine zah