Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

35 sonuç · “semi

01
Sözlük

Ehl-i tasfiye

Je!) Hakikatin manevi arınma ve ruhi temizlikle bileneceği görüşünde olanlara ehl-i tasfiye, tuttukları yola tarik-i tasfiye denir: Ehl-i vecd Vecde gelen, vecd yoluyla Hakk’a eren. Ehl-i vuslat Erenler, ermişler, vâsilün. Ehl-i vusül Süfiler ve meczuplar. Mutasavvıflar ve Melamiler gibi sülûk ehlinden bir kısmı Hakk'ı talep eder. Zahit, fakir, âbit ve hadımlar gibi diğer kısmı cenneti talep eder Ehl-i zahir Ulema. Ehli zevk (5 و 3! Je!) Zevk sahibi. Mazhar olduğu tecellinin hükmü ve eseri ruh ve kalp makamından nefs ve tabii kuvvetler makamına inen; bunun inişini yaşayarak, duyarak ve tadarak bilen, hatta söz konusu hükümler ve eserler yüzünden parıl pırıl parlayan kimse (cr); sûfî, arif. Ehlüllah Ermişler, Hak dostları. Eimme-i esma 1. İsimlerin imamları, imain isimler. 2. tas. Allah'ın şu yedi ismi: Hay, Âlim, Mürid, Kadir, Semi’, Basır, Mütekellim. Diğer isimlerin de €sasi ve aslı bu yedi isimdir. Semi ve basir yerine Cevâd ve Muksıt isimlerini koyanlar da vardır (kı). Bkz. İmamu'-eimme.

02
Sözlük

Melamet

Su) Kınama, ayıplama, kötüleme, karalama, tas. Melamet selameti terk etmektir (Hamdun Kassar). Kınayanların kınamasından çekinmeden doğru yolda yürümektir. Allah'ın kanunu öyledir ki, kim halkı hak yola davet et- se herkes onu kınar. Peygamberler, veliler hep kınanmışlardır. Bu yüzden hak yolda yürüyen Hak erlerinin kınanmayı daima göze almaları ve buna hiç aldırış etmemeleri lazımdır. Özellikle âşıklar aşkları uğrunda her türlü kınanmayı, hatta aşağılanmayı göze alırlar. Meleküt âlemi Ben melamet hırkasını kendim geydim eğnime Ârunamus şişesini taşa çaldım kime ne Nesimi Melameti i, 5. ar. منتى) te) Melamet ehli, melamet neşesine sahip olan, melamet meşrebini tercih eden, melamet tarikini tutan, Melametiliği Nişabur'da Hamdun Kassar (ölm. H. 271) yaymıştır. Horasan'daki zahitler ve abitler Irak süfilerine karşı bu yolu savunmuşlardır. Süfilik ile Melamilik (Melametilik) arasındaki başhea farklar şunlardır: Süfilerin Saf, hırka ve taç gibi belli bazı kıyafetleri vardır, Melamet ehlinin belli bir kıyafeti yoktur; onları halktan ayıran şekle ait bir şey mevcut değildir. Süfiler ibadet, zikir, semâ ve vecd gibi hususları gizlemezler; bunları açıkça icra ederler. Melamet ehli bahsedilen hususları özellikle nafile ibadetleri gizli tutar. Süfilerin belli bir tarikat adabı, erkânı ve evrâdı, kısaca tarikat merasimi vardır. Melamet ehli her türlü merasimden titizlikle kaçınır. Sadece sohbete önem verirler. Melami “Hayrı izhar, şerri izmar etmeyen sâlik,” Yani “ibadetini gizli tutan, ama günahını gizlemeyen kimse,” diye tarif edilir. Melami riyadan ve ucbdan (kendini beğenmişlik) şiddetle kaçınır, ihlasa büyük önem verir. Bu yüzden ibadetlerinin açığa çıkmasından ve günahlarının gizli kalmasından rahatsız olur. Başkaları hatalarının teşhir edilmesinden ne kadar rahatsız olursa onlar kusurlarının kınamaya yol açmasından o kadar hoşlanırlar. Melami farzı terketmemek, haramı işlememek şartıyla özellikle halkın kınamasına Yol açan hususları bilerek ve isteyerek Yapar. Yerleşik töre, gelenek ve göreneklere aykırı hareket eder. Levm edile edile, kınana kınana nefsini ezecegine ve yola getireceğine inanır, Melamet ehlinden olmadıkları halde pek çok zevk ve keyif ehli, hatta zındık kendini Melami göstermiştir Melamet ehlinin çeşitli tabakatları vardır. Son dönem Melamileri vahdet-i vücut fikrini de benimsemişlerdir. Fakat melamet fikri ve meşrebi az çok bütün tarikatlerde vardır. Nefs-i levvame konusu üzerinde bütün süfiler önemle dururlar. Melamilere Ahfiya, Umena, Danâin gibi isimler de verilir. Terkedip nâm u nişânı giy melâmet hırkasın Bu melâmet hırkasında nice sultan gizlidir İsmail Ma'şüki

03
Sözlük

Sema

Dinleme, işitme, kulak verme. 2. tas. a İlahileri dinleme, dini musikiyi dinleme. b Makam ve nagmeyle okunan dini metinleri dinleme. c Raksetme, devran etme, dinlenen dini musikinin tesiriyle coşup dönme. Dinleyene, söyleyene, maksada ve gufteye göre semain birçok çeşidinden bahsedilmiştir. Genel olarak süfilere göre semâ Hak'tan gelen ve insanları Hakk’a çağıran bir mesajdır. Onu iyi niyetle dinleyen, maksada erer. Semâ müminin imanını, kâfirin küfrünü artırır. Musiki heyeti (mutribler) eşliğinde belli bir düzen dahilinde icra edilen Mevlevi ayinine semâ; bu ayine katılan dervişlere semâ-zen, ayinin icra edildiği yere semâhane denir (uis). Bkz. Ayin-i ehlullah. Ask ile gelin eyleyelim sit u sadâyı Dert ile goke çıkaralım hay ile hâyı Çalalım kudüm depredelim def ile nay: Sema safâ, cana vefâ raha gidadir Astkin nesi var ise ma'şüka fedâdır mmm, iğ RRS e CR | Semiyyullah (4 ١ (سمى 1. Allah'ın adasi. 2. tas. İnsan. Allah'ın bazı isimleri, hem Allah, hem insan için kullanılır; örn. Mümin hem Allah'ın, hem insanın ismi olduğundan bu isim itibariyle insan Allah'ın adaşıdır. Biri Hâlik mümin, diğeri mahluk mümindir ve “Müminler birbirini kenetleyen binanın taşları gibidir” (sm). Allah'ın adasi. 2. tas. İnsan. Allah'ın bazı isimleri, hem Allah, hem insan için kullanılır; örn. Mümin hem Allah'ın, hem insanın ismi olduğundan bu isim itibariyle insan Allah'ın adaşıdır. Biri Hâlik mümin, diğeri mahluk mümindir ve “Müminler birbirini kenetleyen binanın taşları gibidir” (sm).

04
Sözlük

Şeyh ia

Meşayih, Suyuh, Eşyah. Yaşlı, ihtiyar, pir, bey, önder, kabile başkanı. 2. tas. a Nefsinden fani, Hak'ta baki veli; Hak dostu. b Taliplere rehberlik etmek ve onları irşat etmek ehliyetine ve liyakatına sahip olan insan-ı kâmil; rehber; delil; mürşit (kı). Şeyh, kâmil ve mükemmeldir, başkalarını da kemale erdirir ( SL 272; -15). Üç türlü şeyh vardır: Şeyh-i ta'lim. Öğreten, hoca, tasavvufi konularda bilgi verip çevresindekileri aydınlatan sûfî, Şeyh-i sohbet. Herkesin sohbetine katıldığı, sözlerini dinlediği hal ve hareketlerini örnek aldığı sûfî. Şeyh-i ta'lim, bilgi verir, şeyh-i sohbet hem bilgi verir, hem de | haliyle çevresindekileri etkiler, onlara örnek olur. Şeyh-i tarikat, şeyh-i terbiye, | Şeyh-i irşat, şeyh-i taslik: Mürit ve müntesiplerini bir annenin bebeğini terbiye | etmesi ve yetiştirmesi gibi terbiye edip yetiştiren şeyh. Tarikat şeyhleri böyledir. Bunlar mürit ve müntesiplerinin mal, beden ve ruhları üzerinde mutlak olarak | söz sahibidirler. Mürit ne dil, ne de kalple şeyhine itiraz edemez. Seyhine hayır diyen bir mürit iflah bulmaz. Şeyhe karşı işlenen günahın tevbesi olmaz. Şeyhin önündeki mürit gassalın önündeki cenaze gibidir, iradesi yoktur; şeyh ona hangi şekil verirse onu muhafaza eder; şeyhte fani olmak Allah'ta fani olmanın mukaddimesidir. Allah’a giden yol şeyhten geçer. Seyhi olmayanın şeyhi Şeytan'dır. | Şeyh keşf ve keramet sahibidir. Allah'ın arz üzerindeki halifesidir. Allah adına ha- | reket eder. Şeyh Hz. Peygamber'in nâibidir. Onun temsilcisidir. Kal şeyh: Lafta şeyh. Yol şeyhi: Menfaatçi şeyh. Tekke şeyhi: Tekkeyi yöneten. Evrad Seyh: Zikir telkin eden şeyh. Hal şeyhi: süfiliği yaşayan ve yaşatan şeyh. Şeyhim güldür, ben onun yaprağıyım; İlahi, yaprağını gülden ayırma Eşrefzâde Er elin aldınısa, ere gönül verdin ise Ikrar ile geldun ise, pes ere inkâr gerekmez Kendi bilişiyle kişi, hiç irişe mi menzile Allah’a eremez kalır er eteğin tutmayınca Yünus Gerçek şeyh Allah'ı kullarına, kullarını hem Allah’a hem de birbirine sevdiren kâmil insandır. Bkz. Pir, Er, Mürşit. es e A Şişe سا1 Şiir (043) 1. Manzum söz. 2. tas, Süfiler baştan beri ya bizzat kendilerinin söyledikleri veya başkalarının tasavvufi olmayan maksatlarla söyledikleri şiirlerle hallerini ve meramlarını açık veya işaret yoluyla anlatmaya çalışmışlardır. Bu şiirlerde latif işaretler, ince manalar, hoş nükteler, zihni açan duygular, gönlü ferahlatan duyumlar, düşünceyi doyuran fikirler vardır. Allah’a sığınan kurtulur Kaderin acısını tatlı bulur Olmasa eğer nefsim Allah'ın elinde Nasıl boyun eğerim O'nun hükmüne (sL 318-327) Eşrefoğlu al haberi Bahçe biziz gül bizdedir Adam vardır cismi semiz | Abdest alır olmaz temiz Halkı dahl etmek nemiz Cümle küstahlık bizdedir Eşrefoğlu Rumi Mutasavvıfların esas maksadı şiir söylemek değildir. Fakat onlara, yaşadıkları his | ve heyecan dolu hayatı şiir diliyle daha rahat, ama çoğu zaman mecazlı ve rumuz- | lu bir şekilde anlatmışlardır. Senai, Attâr, Câmi, İbn Fanz, Mevlânâ, Yünus ve Niyaz-ı Mısri en büyük sûfî şairleridir. Pek çok süfinin divânı vardır. İlahi denilen besteli şiirlerin hemen hemen tamamı, sûfî şairlere aittir. Şiir de nedir ki ondan laf edeyim | Şâirlerin hünerlerinden başka bir hünerim var benim | Hz. Mevlânâ Yakınma, sızlanma, içini dökme. 2. (as. Hakk’a.1 (شكاية - شكوا) Şikayet-Şekvâ i. ar. sitemde bulunma, kaderin cilvelerinden yakınma. Bilenler her kârı Hak'tan tâli'in zemmeylemez Efendiye olur râci' şikayet kethudasindan Makâli Sun'a dahl etmek olur sânı'a isnâd-ı kusur Dehre ta'netme ki, söz âlem-i bâlâya çıkar Nabi Şirk-i esbap Her şeyi sebeplere bağlamak, müsebbibi, yani sebepleri var edeni dikkate almamak. Bkz. Esbap. Manzum söz. 2. tas, Süfiler baştan beri ya bizzat kendilerinin söyledikleri veya başkalarının tasavvufi olmayan maksatlarla söyledikleri şiirlerle hallerini ve meramlarını açık veya işaret yoluyla anlatmaya çalışmışlardır. Bu şiirlerde latif işaretler, ince manalar, hoş nükteler, zihni açan duygular, gönlü ferahlatan duyumlar, düşünceyi doyuran fikirler vardır. Allah’a sığınan kurtulur Kaderin acısını tatlı bulur Olmasa eğer nefsim Allah'ın elinde Nasıl boyun eğerim O'nun hükmüne (sL 318-327) Eşrefoğlu al haberi Bahçe biziz gül bizdedir Adam vardır cismi semiz | Abdest alır olmaz temiz Halkı dahl etmek nemiz Cümle küstahlık bizdedir Eşrefoğlu Rumi Mutasavvıfların esas maksadı şiir söylemek değildir. Fakat onlara, yaşadıkları his | ve heyecan dolu hayatı şiir diliyle daha rahat, ama çoğu zaman mecazlı ve rumuz- | lu bir şekilde anlatmışlardır. Senai, Attâr, Câmi, İbn Fanz, Mevlânâ, Yünus ve Niyaz-ı Mısri en büyük sûfî şairleridir. Pek çok süfinin divânı vardır. İlahi denilen besteli şiirlerin hemen hemen tamamı, sûfî şairlere aittir. Şiir de nedir ki ondan laf edeyim | Şâirlerin hünerlerinden başka bir hünerim var benim | Hz. Mevlânâ Yakınma, sızlanma, içini dökme. 2. (as. Hakk’a.1 (شكاية - شكوا) Şikayet-Şekvâ i. ar. sitemde bulunma, kaderin cilvelerinden yakınma. Bilenler her kârı Hak'tan tâli'in zemmeylemez Efendiye olur râci' şikayet kethudasindan Makâli Sun'a dahl etmek olur sânı'a isnâd-ı kusur Dehre ta'netme ki, söz âlem-i bâlâya çıkar Nabi Şirk-i esbap Her şeyi sebeplere bağlamak, müsebbibi, yani sebepleri var edeni dikkate almamak. Bkz. Esbap.

05
Sözlük

Tasfiye

Saflaştırma, arındırma, pak ve temiz hale getirme. tas, Şeriat ve marifet esasları dahilinde kalbi temizleme, Mutasavvıflara göre insan ruhu, bu âleme meleküt âleminden tertemiz olarak gelmiş; fakat dünya ve madde kiriyle pislenmiştir. Eğer tasfiye-i nefs, tezkiye-i kalp yapılırsa, ruhu ve kalbi örten kirler ve perdeler kalkar, manevi âlemde ilâhî ve ezeli hakikatler kavranır. Buna tarik-i tasfiye denir. İlâhî ve ezeli gerçeğin akıl yoluyla bilinmesine de tarik-i nazar denir. Gazali bu yolu Çin ve Rum nakkaşları örneği ile anlatır (ci HEZI; NM 105-117). Buna tecliye-i ruh (ruhu cilalama) da denir, Sür çıkar gayrı gönülden ta tecelli kıla Hak Padişah konmaz saraya hane mamur olmadan Semi

06
Sözlük

âs

Kitap, sünnet ve icmâda hükmü bulunmayan bir meseleye, aralarmdaki bağ sebebiyle, bu kaynaklardan birinde bulunan bir meselenin hükmünü vermek anlamında fıkıh terimi. § tam. kıyâs-ı fukahâ a. ( ^ ^U) fik. Fıkıh bilginlerinin üzerinde birleştiği kıyas konusu. zılbaş a. Eski dinî inançları ile geleneksel hayat tarzlannı İslâmî kabul etmeye başladıktan sonra bu yeni dinin temel değerleriyle birleştirerek uygulamaya devam eden Türkmen toplulukları içinde batmî-Şiî anlayışı çerçevesinde oluşan inançlar bütünü. 2. Bu anlayışı benimsemiş olan kişi ya da toplulu lar. kirâmen kâtibin ç.a. LJ İnsanlann hayır ve şer, iyi v kötü bütün yaptıkları iş, eyle ve davranışları amel defterler ne kaydederek onları koruma la görevli melekler. Bu terim Kur’ân-ı Kerîm’de “Kaf sures (50 / 17-18) ile “İnfitâr sures (82 /11) nde geçmektedir. kitabe a. [Ar.] 1. Yerleşi merkezlerinde, önemli binalar kapı veya kemer üzerlerine, c mi veya türbelerin cephelerin oyma veya kabartma yöntemi le işlenmiş yazılı levha ile meza taşlarının üzerine nakşedilm mezar yazısı. 2. bk. kitâbet § tam. kitâbe-i seng-i meza a. (jl> eL, <jK) Mezar taşl rının üzerine nakşedilm ölen kişinin kimliği ile du içeren yazı, mezartaşı kitab si. kitâbet a. [Ar.] 1. Hadis bi minde Hz. Peygamber’in hadi lerinin sahabe veya tâbiîn d neminde yazılı olarak tesp edilmesi işi. Sonradan bu terim bir hadis hocasınm rivayet ha kına sahip olduğu hadisleri y bizzat kendisinin yazarak vey bir öğrencisine söyleyerek ya dırması ya da uzakta buluna bir başka öğrencisine gönde mesi işi için de kullanılmıştı 411 kitâp uk Buna “kitâbe” de denilmiştir. 2. fık. İslâm hukukunda kölenin belirli bir ücret ödenerek ser Jjö best kalması konusunda köle üe ve efendisi arasmda yapılan akit em (sözleşme). 3. huk. Muhakeme riusulü hukukunda mahkemede akdava sırasında delil olarak sunum, lan yazılı belgeler veya mahkesi” meler arası yapılan yazışmalar. si” Bu anlayışı benimsemiş olan kişi ya da toplulu lar. kirâmen kâtibin ç.a. LJ İnsanlann hayır ve şer, iyi v kötü bütün yaptıkları iş, eyle ve davranışları amel defterler ne kaydederek onları koruma la görevli melekler. Bu terim Kur’ân-ı Kerîm’de “Kaf sures (50 / 17-18) ile “İnfitâr sures (82 /11) nde geçmektedir. kitabe a. [Ar.] 1. Yerleşi merkezlerinde, önemli binalar kapı veya kemer üzerlerine, c mi veya türbelerin cephelerin oyma veya kabartma yöntemi le işlenmiş yazılı levha ile meza taşlarının üzerine nakşedilm mezar yazısı. 2. bk. kitâbet § tam. kitâbe-i seng-i meza a. (jl> eL, <jK) Mezar taşl rının üzerine nakşedilm ölen kişinin kimliği ile du içeren yazı, mezartaşı kitab si. kitâbet a. [Ar.] 1. Hadis bi minde Hz. Peygamber’in hadi lerinin sahabe veya tâbiîn d neminde yazılı olarak tesp edilmesi işi. Sonradan bu terim bir hadis hocasınm rivayet ha kına sahip olduğu hadisleri y bizzat kendisinin yazarak vey bir öğrencisine söyleyerek ya dırması ya da uzakta buluna bir başka öğrencisine gönde mesi işi için de kullanılmıştı 411 kitâp uk Buna “kitâbe” de denilmiştir. 2. fık. İslâm hukukunda kölenin belirli bir ücret ödenerek ser Jjö best kalması konusunda köle üe ve efendisi arasmda yapılan akit em (sözleşme). 3. huk. Muhakeme riusulü hukukunda mahkemede akdava sırasında delil olarak sunum, lan yazılı belgeler veya mahkesi” meler arası yapılan yazışmalar. si” Yerleşi merkezlerinde, önemli binalar kapı veya kemer üzerlerine, c mi veya türbelerin cephelerin oyma veya kabartma yöntemi le işlenmiş yazılı levha ile meza taşlarının üzerine nakşedilm mezar yazısı. 2. bk. kitâbet § tam. kitâbe-i seng-i meza a. (jl> eL, <jK) Mezar taşl rının üzerine nakşedilm ölen kişinin kimliği ile du içeren yazı, mezartaşı kitab si. kitâbet a. [Ar.] 1. Hadis bi minde Hz. Peygamber’in hadi lerinin sahabe veya tâbiîn d neminde yazılı olarak tesp edilmesi işi. Sonradan bu terim bir hadis hocasınm rivayet ha kına sahip olduğu hadisleri y bizzat kendisinin yazarak vey bir öğrencisine söyleyerek ya dırması ya da uzakta buluna bir başka öğrencisine gönde mesi işi için de kullanılmıştı 411 kitâp uk Buna “kitâbe” de denilmiştir. 2. fık. İslâm hukukunda kölenin belirli bir ücret ödenerek ser Jjö best kalması konusunda köle üe ve efendisi arasmda yapılan akit em (sözleşme). 3. huk. Muhakeme riusulü hukukunda mahkemede akdava sırasında delil olarak sunum, lan yazılı belgeler veya mahkesi” meler arası yapılan yazışmalar. si” Hadis bi minde Hz. Peygamber’in hadi lerinin sahabe veya tâbiîn d neminde yazılı olarak tesp edilmesi işi. Sonradan bu terim bir hadis hocasınm rivayet ha kına sahip olduğu hadisleri y bizzat kendisinin yazarak vey bir öğrencisine söyleyerek ya dırması ya da uzakta buluna bir başka öğrencisine gönde mesi işi için de kullanılmıştı 411 kitâp uk Buna “kitâbe” de denilmiştir. 2. fık. İslâm hukukunda kölenin belirli bir ücret ödenerek ser Jjö best kalması konusunda köle üe ve efendisi arasmda yapılan akit em (sözleşme). 3. huk. Muhakeme riusulü hukukunda mahkemede akdava sırasında delil olarak sunum, lan yazılı belgeler veya mahkesi” meler arası yapılan yazışmalar. si”

07
Sözlük

akıl, -klı

İnsana özgü olan düşünme ve anlama yetisi, us, zihin. 2. Anlama, fehim, idrak, zekâ, hafıza. 3. Düşünce, tefekkür, mülâhaza, fikir. 4. İslâm inancına göre bu terim, insanı insan yapan İlâhî emirleri kavrama ve yerine getirme yolunda yükümlülüğü olan bir İnsanî vasfı ifade etmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de aklın bu vasıflan pek çok ayette zikredilmiştir. Pek çok âlim ve mutasavvıf ehli akh kalbin özünde nitelemiştir. 5 tas. Tasavvuf ehli akıl ile aşkı zıt değerler olarak benimsemiş; akim olduğu yerde aşkın olamayacağmı ifade etmişlerdir, bk. eşref-i mahlûkât § tam. akl-i bâlig a. QJL Jk) Ergin olma durumu. akl-i beşer a. (^ Jk) İnsan aklı. akl-i cüz' a. (.> Jk) İnsan aklı; eşanlamlısı, “akl-ı ma'âş” akl-ı dûr-bîn a. (jy^J JM k Uzağı görebilen, geleceği se: zebilen akıl. ü akl-ı evvel a. (Jjl Jk) 1. Yaradılışla ilgili olan akıl ve zekâ. 2. (eski felsefede) Allah, e Cenâb-ı Hak (Eskilere göre, Cenâb-ı Hak akl-ı evvel değil, akl-ı evvel olan Cenâb-ı Hak’tan sâdır olur.). akl-i fa'âl a. (Jlü Jk) (hare ketli akıl) 1. Cebrail. 2. tas. Akim “akl-ı ewel”den başla, yarak onuncu sıraya kadar devam eden dizilişte, onuncu n sırayı ifade eden terim. e akl-i ferzâne a. (<ilj> Jk) Bilgili, ârif kimse. e ı akl-i hayvânî a. (^Ija. Jk) k (hayvansal akıl) İçgüdü. k akl-i insânî a. (^Ui Jk) İnh sana özgü akıl. 5. t akl-i küll a. (J$Jk) (tam, ek siksiz akıl) 1. tas. Cebrail. 2. - tas. Hz. Muhammed veya - “hakîkat-i Muhammediyye” (bk. bu madde). 3. tas. Dünyanm çevresini saran gökle ) rin yaratıcı gücü, yani “dokuz felek” (bk. bu madde) in n tamamınm oluşmasmı ve bunların hepsinin yaratılmasmdaki Allah’ın yaratıcı kudn retini ifade eden güç, Allah’ın ı aktif tecellîsi; eşanlamlısı “nefs-i küll” (bk. bu madde). akl-ı ma'âş a. (jilu JM bk. akl-i cüz' akl-i nefsânî a. (^Lü Jk) İnsanoğhnda kendini koruma içgüdüsü, bencillik. akl-i selim a. (^ Jit) Verilen kararlarda ve hükümlerde iyi ile kötüyü, yararh ile zararlıyı ayırt etmeye yarayan insana özgü yeti, sağduyu, fıtrat. Anlama, fehim, idrak, zekâ, hafıza. 3. Düşünce, tefekkür, mülâhaza, fikir. 4. İslâm inancına göre bu terim, insanı insan yapan İlâhî emirleri kavrama ve yerine getirme yolunda yükümlülüğü olan bir İnsanî vasfı ifade etmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de aklın bu vasıflan pek çok ayette zikredilmiştir. Pek çok âlim ve mutasavvıf ehli akh kalbin özünde nitelemiştir. 5 tas. Tasavvuf ehli akıl ile aşkı zıt değerler olarak benimsemiş; akim olduğu yerde aşkın olamayacağmı ifade etmişlerdir, bk. eşref-i mahlûkât § tam. akl-i bâlig a. QJL Jk) Ergin olma durumu. akl-i beşer a. (^ Jk) İnsan aklı. akl-i cüz' a. (.> Jk) İnsan aklı; eşanlamlısı, “akl-ı ma'âş” akl-ı dûr-bîn a. (jy^J JM k Uzağı görebilen, geleceği se: zebilen akıl. ü akl-ı evvel a. (Jjl Jk) 1. Yaradılışla ilgili olan akıl ve zekâ. 2. (eski felsefede) Allah, e Cenâb-ı Hak (Eskilere göre, Cenâb-ı Hak akl-ı evvel değil, akl-ı evvel olan Cenâb-ı Hak’tan sâdır olur.). akl-i fa'âl a. (Jlü Jk) (hare ketli akıl) 1. Cebrail. 2. tas. Akim “akl-ı ewel”den başla, yarak onuncu sıraya kadar devam eden dizilişte, onuncu n sırayı ifade eden terim. e akl-i ferzâne a. (<ilj> Jk) Bilgili, ârif kimse. e ı akl-i hayvânî a. (^Ija. Jk) k (hayvansal akıl) İçgüdü. k akl-i insânî a. (^Ui Jk) İnh sana özgü akıl. 5. t akl-i küll a. (J$Jk) (tam, ek siksiz akıl) 1. tas. Cebrail. 2. - tas. Hz. Muhammed veya - “hakîkat-i Muhammediyye” (bk. bu madde). 3. tas. Dünyanm çevresini saran gökle ) rin yaratıcı gücü, yani “dokuz felek” (bk. bu madde) in n tamamınm oluşmasmı ve bunların hepsinin yaratılmasmdaki Allah’ın yaratıcı kudn retini ifade eden güç, Allah’ın ı aktif tecellîsi; eşanlamlısı “nefs-i küll” (bk. bu madde). akl-ı ma'âş a. (jilu JM bk. akl-i cüz' akl-i nefsânî a. (^Lü Jk) İnsanoğhnda kendini koruma içgüdüsü, bencillik. akl-i selim a. (^ Jit) Verilen kararlarda ve hükümlerde iyi ile kötüyü, yararh ile zararlıyı ayırt etmeye yarayan insana özgü yeti, sağduyu, fıtrat. Düşünce, tefekkür, mülâhaza, fikir. 4. İslâm inancına göre bu terim, insanı insan yapan İlâhî emirleri kavrama ve yerine getirme yolunda yükümlülüğü olan bir İnsanî vasfı ifade etmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de aklın bu vasıflan pek çok ayette zikredilmiştir. Pek çok âlim ve mutasavvıf ehli akh kalbin özünde nitelemiştir. 5 tas. Tasavvuf ehli akıl ile aşkı zıt değerler olarak benimsemiş; akim olduğu yerde aşkın olamayacağmı ifade etmişlerdir, bk. eşref-i mahlûkât § tam. akl-i bâlig a. QJL Jk) Ergin olma durumu. akl-i beşer a. (^ Jk) İnsan aklı. akl-i cüz' a. (.> Jk) İnsan aklı; eşanlamlısı, “akl-ı ma'âş” akl-ı dûr-bîn a. (jy^J JM k Uzağı görebilen, geleceği se: zebilen akıl. ü akl-ı evvel a. (Jjl Jk) 1. Yaradılışla ilgili olan akıl ve zekâ. 2. (eski felsefede) Allah, e Cenâb-ı Hak (Eskilere göre, Cenâb-ı Hak akl-ı evvel değil, akl-ı evvel olan Cenâb-ı Hak’tan sâdır olur.). akl-i fa'âl a. (Jlü Jk) (hare ketli akıl) 1. Cebrail. 2. tas. Akim “akl-ı ewel”den başla, yarak onuncu sıraya kadar devam eden dizilişte, onuncu n sırayı ifade eden terim. e akl-i ferzâne a. (<ilj> Jk) Bilgili, ârif kimse. e ı akl-i hayvânî a. (^Ija. Jk) k (hayvansal akıl) İçgüdü. k akl-i insânî a. (^Ui Jk) İnh sana özgü akıl. 5. t akl-i küll a. (J$Jk) (tam, ek siksiz akıl) 1. tas. Cebrail. 2. - tas. Hz. Muhammed veya - “hakîkat-i Muhammediyye” (bk. bu madde). 3. tas. Dünyanm çevresini saran gökle ) rin yaratıcı gücü, yani “dokuz felek” (bk. bu madde) in n tamamınm oluşmasmı ve bunların hepsinin yaratılmasmdaki Allah’ın yaratıcı kudn retini ifade eden güç, Allah’ın ı aktif tecellîsi; eşanlamlısı “nefs-i küll” (bk. bu madde). akl-ı ma'âş a. (jilu JM bk. akl-i cüz' akl-i nefsânî a. (^Lü Jk) İnsanoğhnda kendini koruma içgüdüsü, bencillik. akl-i selim a. (^ Jit) Verilen kararlarda ve hükümlerde iyi ile kötüyü, yararh ile zararlıyı ayırt etmeye yarayan insana özgü yeti, sağduyu, fıtrat. İslâm inancına göre bu terim, insanı insan yapan İlâhî emirleri kavrama ve yerine getirme yolunda yükümlülüğü olan bir İnsanî vasfı ifade etmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de aklın bu vasıflan pek çok ayette zikredilmiştir. Pek çok âlim ve mutasavvıf ehli akh kalbin özünde nitelemiştir. 5 tas. Tasavvuf ehli akıl ile aşkı zıt değerler olarak benimsemiş; akim olduğu yerde aşkın olamayacağmı ifade etmişlerdir, bk. eşref-i mahlûkât § tam. akl-i bâlig a. QJL Jk) Ergin olma durumu. akl-i beşer a. (^ Jk) İnsan aklı. akl-i cüz' a. (.> Jk) İnsan aklı; eşanlamlısı, “akl-ı ma'âş” akl-ı dûr-bîn a. (jy^J JM k Uzağı görebilen, geleceği se: zebilen akıl. ü akl-ı evvel a. (Jjl Jk) 1. Yaradılışla ilgili olan akıl ve zekâ. 2. (eski felsefede) Allah, e Cenâb-ı Hak (Eskilere göre, Cenâb-ı Hak akl-ı evvel değil, akl-ı evvel olan Cenâb-ı Hak’tan sâdır olur.). akl-i fa'âl a. (Jlü Jk) (hare ketli akıl) 1. Cebrail. 2. tas. Akim “akl-ı ewel”den başla, yarak onuncu sıraya kadar devam eden dizilişte, onuncu n sırayı ifade eden terim. e akl-i ferzâne a. (<ilj> Jk) Bilgili, ârif kimse. e ı akl-i hayvânî a. (^Ija. Jk) k (hayvansal akıl) İçgüdü. k akl-i insânî a. (^Ui Jk) İnh sana özgü akıl. 5. t akl-i küll a. (J$Jk) (tam, ek siksiz akıl) 1. tas. Cebrail. 2. - tas. Hz. Muhammed veya - “hakîkat-i Muhammediyye” (bk. bu madde). 3. tas. Dünyanm çevresini saran gökle ) rin yaratıcı gücü, yani “dokuz felek” (bk. bu madde) in n tamamınm oluşmasmı ve bunların hepsinin yaratılmasmdaki Allah’ın yaratıcı kudn retini ifade eden güç, Allah’ın ı aktif tecellîsi; eşanlamlısı “nefs-i küll” (bk. bu madde). akl-ı ma'âş a. (jilu JM bk. akl-i cüz' akl-i nefsânî a. (^Lü Jk) İnsanoğhnda kendini koruma içgüdüsü, bencillik. akl-i selim a. (^ Jit) Verilen kararlarda ve hükümlerde iyi ile kötüyü, yararh ile zararlıyı ayırt etmeye yarayan insana özgü yeti, sağduyu, fıtrat. Yaradılışla ilgili olan akıl ve zekâ. 2. (eski felsefede) Allah, e Cenâb-ı Hak (Eskilere göre, Cenâb-ı Hak akl-ı evvel değil, akl-ı evvel olan Cenâb-ı Hak’tan sâdır olur.). akl-i fa'âl a. (Jlü Jk) (hare ketli akıl) 1. Cebrail. 2. tas. Akim “akl-ı ewel”den başla, yarak onuncu sıraya kadar devam eden dizilişte, onuncu n sırayı ifade eden terim. e akl-i ferzâne a. (<ilj> Jk) Bilgili, ârif kimse. e ı akl-i hayvânî a. (^Ija. Jk) k (hayvansal akıl) İçgüdü. k akl-i insânî a. (^Ui Jk) İnh sana özgü akıl. 5. t akl-i küll a. (J$Jk) (tam, ek siksiz akıl) 1. tas. Cebrail. 2. - tas. Hz. Muhammed veya - “hakîkat-i Muhammediyye” (bk. bu madde). 3. tas. Dünyanm çevresini saran gökle ) rin yaratıcı gücü, yani “dokuz felek” (bk. bu madde) in n tamamınm oluşmasmı ve bunların hepsinin yaratılmasmdaki Allah’ın yaratıcı kudn retini ifade eden güç, Allah’ın ı aktif tecellîsi; eşanlamlısı “nefs-i küll” (bk. bu madde). akl-ı ma'âş a. (jilu JM bk. akl-i cüz' akl-i nefsânî a. (^Lü Jk) İnsanoğhnda kendini koruma içgüdüsü, bencillik. akl-i selim a. (^ Jit) Verilen kararlarda ve hükümlerde iyi ile kötüyü, yararh ile zararlıyı ayırt etmeye yarayan insana özgü yeti, sağduyu, fıtrat. Cebrail. 2. tas. Akim “akl-ı ewel”den başla, yarak onuncu sıraya kadar devam eden dizilişte, onuncu n sırayı ifade eden terim. e akl-i ferzâne a. (<ilj> Jk) Bilgili, ârif kimse. e ı akl-i hayvânî a. (^Ija. Jk) k (hayvansal akıl) İçgüdü. k akl-i insânî a. (^Ui Jk) İnh sana özgü akıl. 5. t akl-i küll a. (J$Jk) (tam, ek siksiz akıl) 1. tas. Cebrail. 2. - tas. Hz. Muhammed veya - “hakîkat-i Muhammediyye” (bk. bu madde). 3. tas. Dünyanm çevresini saran gökle ) rin yaratıcı gücü, yani “dokuz felek” (bk. bu madde) in n tamamınm oluşmasmı ve bunların hepsinin yaratılmasmdaki Allah’ın yaratıcı kudn retini ifade eden güç, Allah’ın ı aktif tecellîsi; eşanlamlısı “nefs-i küll” (bk. bu madde). akl-ı ma'âş a. (jilu JM bk. akl-i cüz' akl-i nefsânî a. (^Lü Jk) İnsanoğhnda kendini koruma içgüdüsü, bencillik. akl-i selim a. (^ Jit) Verilen kararlarda ve hükümlerde iyi ile kötüyü, yararh ile zararlıyı ayırt etmeye yarayan insana özgü yeti, sağduyu, fıtrat.

08
Sözlük

Mübtelâ

Bir şeye tutulmuş, sınanmış veya güçlü biçimde bağlanmış kimse. Tasavvuf şiirinde çoğunlukla ilâhî aşka tutulmuş âşık için kullanılır. Âşık maddesine de bakınız.

09
Sözlük

sübûtî sıfatlar

sübûtî sıfatlar a. Allah’ın hangi nitelik ve özelliklere sahip olduğunu ifade eden sıfatlar. Bu sıfatlardan başhcaları şunlardır: “Hayat” (Allah'ın diri ve canlı olması), “ilim” (Allah'ın bilgi sahibi olması), “basar” (Allah'ın her şeyi görebilmesi), “irade” (Allah’ın dilemesi), “semi” (Allah'ın her şeyi işitmesi) “kudret” (Allah’ın her şeye gücünün yetmesi), “kelâm” (Allah’ın kolayca konuşması), “tekvin” (Allah’ın yaratıcı olması).

10
Sözlük

ahit, -hdi

ahit, -hdi a. [< Ar.ahd] “Antlaşma, taahhüt, yükümlülük, güven veren söz.” anlamında kelâm terimi. Kur’ân-ı Kerîm’de “mîsâk, kal ü belâ, ahid, belâ ahdi, rûz-ı elest, bezm-i ezel, bezm-i elest” gibi Allah ile kul arasındaki ahitlerden söz eden pek çok ayet yer almaktadır. Allah’a karşı olan yükümlülük, and, kasem. Padişah buyruğu, ferman, hatt-ı hümâyûn. tas. Allah ile kul arasında var olduğuna inanılan ahidleşme. Sûfîler, “bezm-i elesf’te Allah’ın “Rab” olduğunu ikrar etmeyi “ahid”, bu taahhüde bağh kalmayı da “ahde vefa” olarak benimsemişlerdir.

11
Sözlük

esmâ

GL-I) [Ar. ism’in ç. b.] “İsimler" anlamındaki bu söz, başka kelime ve terkiplerle birleşerek yeni terimler oluşturur. § tam. esmâ-i hüsnâ a. Ç^ı^ o Uçul) bk. esmâ'ü’l-hüsnâ esmâ-i İlâhiyye a. (^11 fLJ) bk. esmâ-i hüsnâ esmâ-i nebi a. (^. Ul) tas. ed. Tasavvuf! edebiyatta mutasavvıf şairlerin Hz. Peygamber’in güzel adlarmı şiirleştiren eserler. esmâ-i seb'a a. (^ »Ul) (yedi isim) tas. Allah’ın yedi adı: Lâ ilâhe illallah. 2. Allah. 3. Hû. 4. Hakk. 5. Hayy. 6. Kayyûm. 7. Kahhâr. esmâ-i şerîfe a. (üy^ pU^I) Allah’ın kutlu adları. esmâ'ü’l-hüsnâ a. »Lul) Allah’ın güzel adları için kullanılan terim. Kur’ân-ı Kerîm’in “A’râf suresi” (7)nin 180. ayetinde mealen, “En güzel isimler Allah’ındır.” ve “Ta ha suresi” (20)nin 8. ayetinde mealen, “En güzel isimler O’nundur.” denilerek bu sözün özüne ve güzelliğine dikkat çekilmektedir. Ayrıca, sadece Kur’ân-ı Kerîm’de yüzden fazla Allah’a nisbet edilen adlar yanmda hadislerde de pek çok isim geçmektedir. Ancak terim olarak bunların doksan dokuzu etrafında görüş birliği söz konusudur. Allah’ın adlannm “hüsnâ” (en güzel) olarak nitelendirilmesinin sebeplerini Ebubekr İbnü’l- Arabî şöyle sıralamaktadır: 1. “Esmâ-i hüsnâ” Allah hakkında yücelik ve şaşkınlık ifade ettiğinden dolayı kullan üzerinde derin bir saygı uyandırır. 2. İbadette, duada, zikirde kullanılmaları durumunda büyük sevaba vesile olur. 3. AUah’m adları kalplere huzur ve rahatlık verir. 4. “Esmâ-i hüsnâ” bilgisine sahip olanlara bunlar büyük fazüet ve şeref kazandırır. 5. “Esmâ-i hüsnâ” en gerekli ve olgun sıfatları içerdiği için O’nun hakkında aydınlatıcı, doyurucu ve doğru bilgi sahibi olmamızı sağlamış olur. “Esmâ-i hüsnâ”nm sayısınm muhtelif rivayetlerle yüzü aştığı söylenmekle beraber Ebu Hureyre’den kaynaklanan şu hadis doksan dokuz ismini ön plana çıkarmaktadır: “Allah'ın doksan dokuz -yüzden bir eksik- ismi vardır. Bunları ezberleyip benimseyen cennete girer.” Ebu Hureyre’yi kaynak alarak Tirmizî ve İbn Mâce kendi kitaplarına bu hadisi naklederken metnin sonuna da doksan dokuz ismi eklemeyi uygun bulurlar. Tirmizî’nin verdiği doksan dokuz isim şöyle: Allah Adi (âdil, adaletli) Afüvv (Çok bağışlayıcı) Âhır (Ölümsüz, ebedî) Alîm (Her şeyi çok fyi bilen) Alî (Şanı, şerefi, kudreti yüce olan) Azîm (Pek büyük, ulu, yüce) Azîz (Kuvvetli, şerefli, galip, üstün) Bâ'is (Kıyamette ölüleri dirilten) Bâkî (Ölümlü olmayan, ebedî) Bâri' (Yaratan, bir örneği olmayan varlıkları yaratan) Bâsıt (Dilediğine rızkı bol veren) Basîr (Her şeyi her yerde iyi gören) Bâtm (Her şeyin iç yüzünü, sırlarını iyi bilen) Bedî' (Her şeyi bir örneği olmaksızın yaratan) Berr (İyilik eden, çok şefkatli) Câmi* (Kıyamet günü insanları bir araya toplayan) Cebbâr (Azgın ve zalimleri kahreden) Celîl (Ulu, yüce, kudretli) Dâr (Zarar verenleri cezalandıran) Evvel (Öncesi olmayan, ezelî) Fettâh (En âdil hüküm veren, iyilik kapılarını açan) Gaffâr (Günahı çok bağışlayan) Gafur (Çok bağışlayan) Ganî (Zengin, muhtaç olmayan) Habîr (Her şeyden haberdar olan) Hâdî (Doğruyolu gösteren) Hâfıd (Kâfirleri alçaltan, cezalandıran) Hafiz (Varlıkları yok olmaktan koruyan) Hakk (Mülk sahibi, yok olmayan, âdil) Hakem (Son hükmü veren) Hakîm (Hikmet sahibi) Hâlik (Her şeyiyaratan) Halîm (Çok sakin, dengeli, hoşgörülü) Hamîd (Çok övülen, övgüye lâyık olan) Hasîb (İnsanları hesaba, sorguya çeken) Hayy (Diri, yaşayan, canlı) Kâbid (Ölüm zamanı ruhları alan) Kadir (Her şeye gücü yeten) Kahhâr (Daima üstün gelen) Kavî (Kuvvetli, kudretli, sağlam) Kayyûm (Ezelî ve ebedî her şeyin varlığı kendisine bağlı olan) Kebîr (Şanı ve şerefi, kadri ve kıymeti yüce, ile isim ve sıfatları büyük, ulu) Kerîm (Nimet veren, ihsanı bol olan) Kuddûs (Her türlü eksikliklerden arınmış, tertemiz, kutsallıklarla övülen) Latîf (Çok merhametli, lütufkâr) Mâcid (Şan ve şeref sahibi) Mâlikü’l-Mülk (Mülkün sahibi) Mâni' (Koruyucu, kollayan, yardım eden) Mecîd (Çok itibarlı, şerefli) Melik (Bütün evreni, yaratıklarıyöneten) Metîn (Çok kuvvetli, çok dayanaklı) Mu'ahhir (Geriye bırakan) Muğnî (İnsanlara mal ve mülk veren) Muhsî (Her şeyi iyi bilen) Muhyî (Varlıklara hayat veren) Mu'îd (Ölümden sonra diriltecek) Mu'iz (İzzetli, itibarlı) Mukaddim (Öncesi olmayan, ilk olan) Mukît (Her şeye gücüyeteh) Muksit (Adaletli davranan) Muktedir (Her şeye gücü yeten, kuvvetli) Musavvir (Yaratıklara istediği şekli veren) Mübdi' (Varlıkları ilk yaratan) Mücîb (Duaları, istekleri kabul eden) Müheymin (Bütün hadiseleri bilen) Mü'min (Yaratıklarına güven veren) Mümît (Yaratıkların hayatına son veren) Müntakım (Suçluları cezalandıran) Müte'âlî (Pek yüce, ulu, kusursuz) Mütekebbir (Pekyüce ve ulu) Müzill (Zelil eden, alçaltan) Nâfi' (Faydalı olan) Nûr (Aydınlatan, ışık veren) Râfi' (Peygamber ve müminlerin itibarını, şanını yücelten) Rahim (Çok merhametli) Rahmân (Çok merhametli, şekatli olan) Rakîb (Herkesin hâl ve hareketlerinden haberdar olan) Ra'ûf (Çok merhametli, şekatli olan) Reşîd (Doğru yolu en iyi gösteren) Rezzâk (Bol nimet veren) Sabûr (Çok sabırlı) Samed (Hiç eksiği ve kusuru olmayan, ulu, şanlı, dosdoğru) Selâm (Kullarına sağlık, selâmet ve güven veren) Semi' (Her konuşulanı iyi duyan, en iyi işiten) Şehîd (Her şeyi gören, bilen, haberdar olan, her yerde hazır nazır olan) Şekûr (Sadık kullarına şefaat eden, her ibadeti ödüllendiren) Tevvâb (Tövbeleri çok kabul eden) Vâcid (Hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin sahibi) Vâhid (Zatında, isim ve sıfatlarında eşi ve benzeri bulunmayan) Vâlî (Koruyan, kollayan, yardım eden, her işi düzenli yapan) Vâris (Bütün varlıkların sahibi) Vâsi' (Kuvvetli, nimeti ve ihsanı bol) Vedûd (Kullarını çok seven) Vehhâb (Karşılıksız nimet ve ren, ihsanı ve rahmeti bütün kullarına ulaştıran) Vekil (Koruyucu, yardım eden) Velî (Dost, seven, görüp göze ten, kollayan) Zâhir (Her şeye üstün olan ulu ve yüce olan) Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm (İk ram ve ihsan sahibi olan azamet ve kibriya sıfatı olan) esmâ'ü’l-mu'abbede a (»jkll ^0 Allah’ın güze isimlerinden birine “abd” (kul) sözünün eklenmesiyle oluşturulan isimler. Söz geli şi, Abdullallah, Abdulmut talib, Abdulgaffar gibi. esmâ'ü’l-mucerrede a (jj^JI »U>0 Kitap yazarlarınm takma ad veya künye ye rine kendi asıl isimlerinin kullanması. esmâ’ü’l-müfrede a. ( »j> II »L^O Bir başka benzeri bu lunmayan isimler. Allah. 3. Hû. 4. Hakk. 5. Hayy. 6. Kayyûm. 7. Kahhâr. esmâ-i şerîfe a. (üy^ pU^I) Allah’ın kutlu adları. esmâ'ü’l-hüsnâ a. »Lul) Allah’ın güzel adları için kullanılan terim. Kur’ân-ı Kerîm’in “A’râf suresi” (7)nin 180. ayetinde mealen, “En güzel isimler Allah’ındır.” ve “Ta ha suresi” (20)nin 8. ayetinde mealen, “En güzel isimler O’nundur.” denilerek bu sözün özüne ve güzelliğine dikkat çekilmektedir. Ayrıca, sadece Kur’ân-ı Kerîm’de yüzden fazla Allah’a nisbet edilen adlar yanmda hadislerde de pek çok isim geçmektedir. Ancak terim olarak bunların doksan dokuzu etrafında görüş birliği söz konusudur. Allah’ın adlannm “hüsnâ” (en güzel) olarak nitelendirilmesinin sebeplerini Ebubekr İbnü’l- Arabî şöyle sıralamaktadır: 1. “Esmâ-i hüsnâ” Allah hakkında yücelik ve şaşkınlık ifade ettiğinden dolayı kullan üzerinde derin bir saygı uyandırır. 2. İbadette, duada, zikirde kullanılmaları durumunda büyük sevaba vesile olur. 3. AUah’m adları kalplere huzur ve rahatlık verir. 4. “Esmâ-i hüsnâ” bilgisine sahip olanlara bunlar büyük fazüet ve şeref kazandırır. 5. “Esmâ-i hüsnâ” en gerekli ve olgun sıfatları içerdiği için O’nun hakkında aydınlatıcı, doyurucu ve doğru bilgi sahibi olmamızı sağlamış olur. “Esmâ-i hüsnâ”nm sayısınm muhtelif rivayetlerle yüzü aştığı söylenmekle beraber Ebu Hureyre’den kaynaklanan şu hadis doksan dokuz ismini ön plana çıkarmaktadır: “Allah'ın doksan dokuz -yüzden bir eksik- ismi vardır. Bunları ezberleyip benimseyen cennete girer.” Ebu Hureyre’yi kaynak alarak Tirmizî ve İbn Mâce kendi kitaplarına bu hadisi naklederken metnin sonuna da doksan dokuz ismi eklemeyi uygun bulurlar. Tirmizî’nin verdiği doksan dokuz isim şöyle: Allah Adi (âdil, adaletli) Afüvv (Çok bağışlayıcı) Âhır (Ölümsüz, ebedî) Alîm (Her şeyi çok fyi bilen) Alî (Şanı, şerefi, kudreti yüce olan) Azîm (Pek büyük, ulu, yüce) Azîz (Kuvvetli, şerefli, galip, üstün) Bâ'is (Kıyamette ölüleri dirilten) Bâkî (Ölümlü olmayan, ebedî) Bâri' (Yaratan, bir örneği olmayan varlıkları yaratan) Bâsıt (Dilediğine rızkı bol veren) Basîr (Her şeyi her yerde iyi gören) Bâtm (Her şeyin iç yüzünü, sırlarını iyi bilen) Bedî' (Her şeyi bir örneği olmaksızın yaratan) Berr (İyilik eden, çok şefkatli) Câmi* (Kıyamet günü insanları bir araya toplayan) Cebbâr (Azgın ve zalimleri kahreden) Celîl (Ulu, yüce, kudretli) Dâr (Zarar verenleri cezalandıran) Evvel (Öncesi olmayan, ezelî) Fettâh (En âdil hüküm veren, iyilik kapılarını açan) Gaffâr (Günahı çok bağışlayan) Gafur (Çok bağışlayan) Ganî (Zengin, muhtaç olmayan) Habîr (Her şeyden haberdar olan) Hâdî (Doğruyolu gösteren) Hâfıd (Kâfirleri alçaltan, cezalandıran) Hafiz (Varlıkları yok olmaktan koruyan) Hakk (Mülk sahibi, yok olmayan, âdil) Hakem (Son hükmü veren) Hakîm (Hikmet sahibi) Hâlik (Her şeyiyaratan) Halîm (Çok sakin, dengeli, hoşgörülü) Hamîd (Çok övülen, övgüye lâyık olan) Hasîb (İnsanları hesaba, sorguya çeken) Hayy (Diri, yaşayan, canlı) Kâbid (Ölüm zamanı ruhları alan) Kadir (Her şeye gücü yeten) Kahhâr (Daima üstün gelen) Kavî (Kuvvetli, kudretli, sağlam) Kayyûm (Ezelî ve ebedî her şeyin varlığı kendisine bağlı olan) Kebîr (Şanı ve şerefi, kadri ve kıymeti yüce, ile isim ve sıfatları büyük, ulu) Kerîm (Nimet veren, ihsanı bol olan) Kuddûs (Her türlü eksikliklerden arınmış, tertemiz, kutsallıklarla övülen) Latîf (Çok merhametli, lütufkâr) Mâcid (Şan ve şeref sahibi) Mâlikü’l-Mülk (Mülkün sahibi) Mâni' (Koruyucu, kollayan, yardım eden) Mecîd (Çok itibarlı, şerefli) Melik (Bütün evreni, yaratıklarıyöneten) Metîn (Çok kuvvetli, çok dayanaklı) Mu'ahhir (Geriye bırakan) Muğnî (İnsanlara mal ve mülk veren) Muhsî (Her şeyi iyi bilen) Muhyî (Varlıklara hayat veren) Mu'îd (Ölümden sonra diriltecek) Mu'iz (İzzetli, itibarlı) Mukaddim (Öncesi olmayan, ilk olan) Mukît (Her şeye gücüyeteh) Muksit (Adaletli davranan) Muktedir (Her şeye gücü yeten, kuvvetli) Musavvir (Yaratıklara istediği şekli veren) Mübdi' (Varlıkları ilk yaratan) Mücîb (Duaları, istekleri kabul eden) Müheymin (Bütün hadiseleri bilen) Mü'min (Yaratıklarına güven veren) Mümît (Yaratıkların hayatına son veren) Müntakım (Suçluları cezalandıran) Müte'âlî (Pek yüce, ulu, kusursuz) Mütekebbir (Pekyüce ve ulu) Müzill (Zelil eden, alçaltan) Nâfi' (Faydalı olan) Nûr (Aydınlatan, ışık veren) Râfi' (Peygamber ve müminlerin itibarını, şanını yücelten) Rahim (Çok merhametli) Rahmân (Çok merhametli, şekatli olan) Rakîb (Herkesin hâl ve hareketlerinden haberdar olan) Ra'ûf (Çok merhametli, şekatli olan) Reşîd (Doğru yolu en iyi gösteren) Rezzâk (Bol nimet veren) Sabûr (Çok sabırlı) Samed (Hiç eksiği ve kusuru olmayan, ulu, şanlı, dosdoğru) Selâm (Kullarına sağlık, selâmet ve güven veren) Semi' (Her konuşulanı iyi duyan, en iyi işiten) Şehîd (Her şeyi gören, bilen, haberdar olan, her yerde hazır nazır olan) Şekûr (Sadık kullarına şefaat eden, her ibadeti ödüllendiren) Tevvâb (Tövbeleri çok kabul eden) Vâcid (Hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin sahibi) Vâhid (Zatında, isim ve sıfatlarında eşi ve benzeri bulunmayan) Vâlî (Koruyan, kollayan, yardım eden, her işi düzenli yapan) Vâris (Bütün varlıkların sahibi) Vâsi' (Kuvvetli, nimeti ve ihsanı bol) Vedûd (Kullarını çok seven) Vehhâb (Karşılıksız nimet ve ren, ihsanı ve rahmeti bütün kullarına ulaştıran) Vekil (Koruyucu, yardım eden) Velî (Dost, seven, görüp göze ten, kollayan) Zâhir (Her şeye üstün olan ulu ve yüce olan) Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm (İk ram ve ihsan sahibi olan azamet ve kibriya sıfatı olan) esmâ'ü’l-mu'abbede a (»jkll ^0 Allah’ın güze isimlerinden birine “abd” (kul) sözünün eklenmesiyle oluşturulan isimler. Söz geli şi, Abdullallah, Abdulmut talib, Abdulgaffar gibi. esmâ'ü’l-mucerrede a (jj^JI »U>0 Kitap yazarlarınm takma ad veya künye ye rine kendi asıl isimlerinin kullanması. esmâ’ü’l-müfrede a. ( »j> II »L^O Bir başka benzeri bu lunmayan isimler. Hû. 4. Hakk. 5. Hayy. 6. Kayyûm. 7. Kahhâr. esmâ-i şerîfe a. (üy^ pU^I) Allah’ın kutlu adları. esmâ'ü’l-hüsnâ a. »Lul) Allah’ın güzel adları için kullanılan terim. Kur’ân-ı Kerîm’in “A’râf suresi” (7)nin 180. ayetinde mealen, “En güzel isimler Allah’ındır.” ve “Ta ha suresi” (20)nin 8. ayetinde mealen, “En güzel isimler O’nundur.” denilerek bu sözün özüne ve güzelliğine dikkat çekilmektedir. Ayrıca, sadece Kur’ân-ı Kerîm’de yüzden fazla Allah’a nisbet edilen adlar yanmda hadislerde de pek çok isim geçmektedir. Ancak terim olarak bunların doksan dokuzu etrafında görüş birliği söz konusudur. Allah’ın adlannm “hüsnâ” (en güzel) olarak nitelendirilmesinin sebeplerini Ebubekr İbnü’l- Arabî şöyle sıralamaktadır: 1. “Esmâ-i hüsnâ” Allah hakkında yücelik ve şaşkınlık ifade ettiğinden dolayı kullan üzerinde derin bir saygı uyandırır. 2. İbadette, duada, zikirde kullanılmaları durumunda büyük sevaba vesile olur. 3. AUah’m adları kalplere huzur ve rahatlık verir. 4. “Esmâ-i hüsnâ” bilgisine sahip olanlara bunlar büyük fazüet ve şeref kazandırır. 5. “Esmâ-i hüsnâ” en gerekli ve olgun sıfatları içerdiği için O’nun hakkında aydınlatıcı, doyurucu ve doğru bilgi sahibi olmamızı sağlamış olur. “Esmâ-i hüsnâ”nm sayısınm muhtelif rivayetlerle yüzü aştığı söylenmekle beraber Ebu Hureyre’den kaynaklanan şu hadis doksan dokuz ismini ön plana çıkarmaktadır: “Allah'ın doksan dokuz -yüzden bir eksik- ismi vardır. Bunları ezberleyip benimseyen cennete girer.” Ebu Hureyre’yi kaynak alarak Tirmizî ve İbn Mâce kendi kitaplarına bu hadisi naklederken metnin sonuna da doksan dokuz ismi eklemeyi uygun bulurlar. Tirmizî’nin verdiği doksan dokuz isim şöyle: Allah Adi (âdil, adaletli) Afüvv (Çok bağışlayıcı) Âhır (Ölümsüz, ebedî) Alîm (Her şeyi çok fyi bilen) Alî (Şanı, şerefi, kudreti yüce olan) Azîm (Pek büyük, ulu, yüce) Azîz (Kuvvetli, şerefli, galip, üstün) Bâ'is (Kıyamette ölüleri dirilten) Bâkî (Ölümlü olmayan, ebedî) Bâri' (Yaratan, bir örneği olmayan varlıkları yaratan) Bâsıt (Dilediğine rızkı bol veren) Basîr (Her şeyi her yerde iyi gören) Bâtm (Her şeyin iç yüzünü, sırlarını iyi bilen) Bedî' (Her şeyi bir örneği olmaksızın yaratan) Berr (İyilik eden, çok şefkatli) Câmi* (Kıyamet günü insanları bir araya toplayan) Cebbâr (Azgın ve zalimleri kahreden) Celîl (Ulu, yüce, kudretli) Dâr (Zarar verenleri cezalandıran) Evvel (Öncesi olmayan, ezelî) Fettâh (En âdil hüküm veren, iyilik kapılarını açan) Gaffâr (Günahı çok bağışlayan) Gafur (Çok bağışlayan) Ganî (Zengin, muhtaç olmayan) Habîr (Her şeyden haberdar olan) Hâdî (Doğruyolu gösteren) Hâfıd (Kâfirleri alçaltan, cezalandıran) Hafiz (Varlıkları yok olmaktan koruyan) Hakk (Mülk sahibi, yok olmayan, âdil) Hakem (Son hükmü veren) Hakîm (Hikmet sahibi) Hâlik (Her şeyiyaratan) Halîm (Çok sakin, dengeli, hoşgörülü) Hamîd (Çok övülen, övgüye lâyık olan) Hasîb (İnsanları hesaba, sorguya çeken) Hayy (Diri, yaşayan, canlı) Kâbid (Ölüm zamanı ruhları alan) Kadir (Her şeye gücü yeten) Kahhâr (Daima üstün gelen) Kavî (Kuvvetli, kudretli, sağlam) Kayyûm (Ezelî ve ebedî her şeyin varlığı kendisine bağlı olan) Kebîr (Şanı ve şerefi, kadri ve kıymeti yüce, ile isim ve sıfatları büyük, ulu) Kerîm (Nimet veren, ihsanı bol olan) Kuddûs (Her türlü eksikliklerden arınmış, tertemiz, kutsallıklarla övülen) Latîf (Çok merhametli, lütufkâr) Mâcid (Şan ve şeref sahibi) Mâlikü’l-Mülk (Mülkün sahibi) Mâni' (Koruyucu, kollayan, yardım eden) Mecîd (Çok itibarlı, şerefli) Melik (Bütün evreni, yaratıklarıyöneten) Metîn (Çok kuvvetli, çok dayanaklı) Mu'ahhir (Geriye bırakan) Muğnî (İnsanlara mal ve mülk veren) Muhsî (Her şeyi iyi bilen) Muhyî (Varlıklara hayat veren) Mu'îd (Ölümden sonra diriltecek) Mu'iz (İzzetli, itibarlı) Mukaddim (Öncesi olmayan, ilk olan) Mukît (Her şeye gücüyeteh) Muksit (Adaletli davranan) Muktedir (Her şeye gücü yeten, kuvvetli) Musavvir (Yaratıklara istediği şekli veren) Mübdi' (Varlıkları ilk yaratan) Mücîb (Duaları, istekleri kabul eden) Müheymin (Bütün hadiseleri bilen) Mü'min (Yaratıklarına güven veren) Mümît (Yaratıkların hayatına son veren) Müntakım (Suçluları cezalandıran) Müte'âlî (Pek yüce, ulu, kusursuz) Mütekebbir (Pekyüce ve ulu) Müzill (Zelil eden, alçaltan) Nâfi' (Faydalı olan) Nûr (Aydınlatan, ışık veren) Râfi' (Peygamber ve müminlerin itibarını, şanını yücelten) Rahim (Çok merhametli) Rahmân (Çok merhametli, şekatli olan) Rakîb (Herkesin hâl ve hareketlerinden haberdar olan) Ra'ûf (Çok merhametli, şekatli olan) Reşîd (Doğru yolu en iyi gösteren) Rezzâk (Bol nimet veren) Sabûr (Çok sabırlı) Samed (Hiç eksiği ve kusuru olmayan, ulu, şanlı, dosdoğru) Selâm (Kullarına sağlık, selâmet ve güven veren) Semi' (Her konuşulanı iyi duyan, en iyi işiten) Şehîd (Her şeyi gören, bilen, haberdar olan, her yerde hazır nazır olan) Şekûr (Sadık kullarına şefaat eden, her ibadeti ödüllendiren) Tevvâb (Tövbeleri çok kabul eden) Vâcid (Hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin sahibi) Vâhid (Zatında, isim ve sıfatlarında eşi ve benzeri bulunmayan) Vâlî (Koruyan, kollayan, yardım eden, her işi düzenli yapan) Vâris (Bütün varlıkların sahibi) Vâsi' (Kuvvetli, nimeti ve ihsanı bol) Vedûd (Kullarını çok seven) Vehhâb (Karşılıksız nimet ve ren, ihsanı ve rahmeti bütün kullarına ulaştıran) Vekil (Koruyucu, yardım eden) Velî (Dost, seven, görüp göze ten, kollayan) Zâhir (Her şeye üstün olan ulu ve yüce olan) Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm (İk ram ve ihsan sahibi olan azamet ve kibriya sıfatı olan) esmâ'ü’l-mu'abbede a (»jkll ^0 Allah’ın güze isimlerinden birine “abd” (kul) sözünün eklenmesiyle oluşturulan isimler. Söz geli şi, Abdullallah, Abdulmut talib, Abdulgaffar gibi. esmâ'ü’l-mucerrede a (jj^JI »U>0 Kitap yazarlarınm takma ad veya künye ye rine kendi asıl isimlerinin kullanması. esmâ’ü’l-müfrede a. ( »j> II »L^O Bir başka benzeri bu lunmayan isimler. Hakk. 5. Hayy. 6. Kayyûm. 7. Kahhâr. esmâ-i şerîfe a. (üy^ pU^I) Allah’ın kutlu adları. esmâ'ü’l-hüsnâ a. »Lul) Allah’ın güzel adları için kullanılan terim. Kur’ân-ı Kerîm’in “A’râf suresi” (7)nin 180. ayetinde mealen, “En güzel isimler Allah’ındır.” ve “Ta ha suresi” (20)nin 8. ayetinde mealen, “En güzel isimler O’nundur.” denilerek bu sözün özüne ve güzelliğine dikkat çekilmektedir. Ayrıca, sadece Kur’ân-ı Kerîm’de yüzden fazla Allah’a nisbet edilen adlar yanmda hadislerde de pek çok isim geçmektedir. Ancak terim olarak bunların doksan dokuzu etrafında görüş birliği söz konusudur. Allah’ın adlannm “hüsnâ” (en güzel) olarak nitelendirilmesinin sebeplerini Ebubekr İbnü’l- Arabî şöyle sıralamaktadır: 1. “Esmâ-i hüsnâ” Allah hakkında yücelik ve şaşkınlık ifade ettiğinden dolayı kullan üzerinde derin bir saygı uyandırır. 2. İbadette, duada, zikirde kullanılmaları durumunda büyük sevaba vesile olur. 3. AUah’m adları kalplere huzur ve rahatlık verir. 4. “Esmâ-i hüsnâ” bilgisine sahip olanlara bunlar büyük fazüet ve şeref kazandırır. 5. “Esmâ-i hüsnâ” en gerekli ve olgun sıfatları içerdiği için O’nun hakkında aydınlatıcı, doyurucu ve doğru bilgi sahibi olmamızı sağlamış olur. “Esmâ-i hüsnâ”nm sayısınm muhtelif rivayetlerle yüzü aştığı söylenmekle beraber Ebu Hureyre’den kaynaklanan şu hadis doksan dokuz ismini ön plana çıkarmaktadır: “Allah'ın doksan dokuz -yüzden bir eksik- ismi vardır. Bunları ezberleyip benimseyen cennete girer.” Ebu Hureyre’yi kaynak alarak Tirmizî ve İbn Mâce kendi kitaplarına bu hadisi naklederken metnin sonuna da doksan dokuz ismi eklemeyi uygun bulurlar. Tirmizî’nin verdiği doksan dokuz isim şöyle: Allah Adi (âdil, adaletli) Afüvv (Çok bağışlayıcı) Âhır (Ölümsüz, ebedî) Alîm (Her şeyi çok fyi bilen) Alî (Şanı, şerefi, kudreti yüce olan) Azîm (Pek büyük, ulu, yüce) Azîz (Kuvvetli, şerefli, galip, üstün) Bâ'is (Kıyamette ölüleri dirilten) Bâkî (Ölümlü olmayan, ebedî) Bâri' (Yaratan, bir örneği olmayan varlıkları yaratan) Bâsıt (Dilediğine rızkı bol veren) Basîr (Her şeyi her yerde iyi gören) Bâtm (Her şeyin iç yüzünü, sırlarını iyi bilen) Bedî' (Her şeyi bir örneği olmaksızın yaratan) Berr (İyilik eden, çok şefkatli) Câmi* (Kıyamet günü insanları bir araya toplayan) Cebbâr (Azgın ve zalimleri kahreden) Celîl (Ulu, yüce, kudretli) Dâr (Zarar verenleri cezalandıran) Evvel (Öncesi olmayan, ezelî) Fettâh (En âdil hüküm veren, iyilik kapılarını açan) Gaffâr (Günahı çok bağışlayan) Gafur (Çok bağışlayan) Ganî (Zengin, muhtaç olmayan) Habîr (Her şeyden haberdar olan) Hâdî (Doğruyolu gösteren) Hâfıd (Kâfirleri alçaltan, cezalandıran) Hafiz (Varlıkları yok olmaktan koruyan) Hakk (Mülk sahibi, yok olmayan, âdil) Hakem (Son hükmü veren) Hakîm (Hikmet sahibi) Hâlik (Her şeyiyaratan) Halîm (Çok sakin, dengeli, hoşgörülü) Hamîd (Çok övülen, övgüye lâyık olan) Hasîb (İnsanları hesaba, sorguya çeken) Hayy (Diri, yaşayan, canlı) Kâbid (Ölüm zamanı ruhları alan) Kadir (Her şeye gücü yeten) Kahhâr (Daima üstün gelen) Kavî (Kuvvetli, kudretli, sağlam) Kayyûm (Ezelî ve ebedî her şeyin varlığı kendisine bağlı olan) Kebîr (Şanı ve şerefi, kadri ve kıymeti yüce, ile isim ve sıfatları büyük, ulu) Kerîm (Nimet veren, ihsanı bol olan) Kuddûs (Her türlü eksikliklerden arınmış, tertemiz, kutsallıklarla övülen) Latîf (Çok merhametli, lütufkâr) Mâcid (Şan ve şeref sahibi) Mâlikü’l-Mülk (Mülkün sahibi) Mâni' (Koruyucu, kollayan, yardım eden) Mecîd (Çok itibarlı, şerefli) Melik (Bütün evreni, yaratıklarıyöneten) Metîn (Çok kuvvetli, çok dayanaklı) Mu'ahhir (Geriye bırakan) Muğnî (İnsanlara mal ve mülk veren) Muhsî (Her şeyi iyi bilen) Muhyî (Varlıklara hayat veren) Mu'îd (Ölümden sonra diriltecek) Mu'iz (İzzetli, itibarlı) Mukaddim (Öncesi olmayan, ilk olan) Mukît (Her şeye gücüyeteh) Muksit (Adaletli davranan) Muktedir (Her şeye gücü yeten, kuvvetli) Musavvir (Yaratıklara istediği şekli veren) Mübdi' (Varlıkları ilk yaratan) Mücîb (Duaları, istekleri kabul eden) Müheymin (Bütün hadiseleri bilen) Mü'min (Yaratıklarına güven veren) Mümît (Yaratıkların hayatına son veren) Müntakım (Suçluları cezalandıran) Müte'âlî (Pek yüce, ulu, kusursuz) Mütekebbir (Pekyüce ve ulu) Müzill (Zelil eden, alçaltan) Nâfi' (Faydalı olan) Nûr (Aydınlatan, ışık veren) Râfi' (Peygamber ve müminlerin itibarını, şanını yücelten) Rahim (Çok merhametli) Rahmân (Çok merhametli, şekatli olan) Rakîb (Herkesin hâl ve hareketlerinden haberdar olan) Ra'ûf (Çok merhametli, şekatli olan) Reşîd (Doğru yolu en iyi gösteren) Rezzâk (Bol nimet veren) Sabûr (Çok sabırlı) Samed (Hiç eksiği ve kusuru olmayan, ulu, şanlı, dosdoğru) Selâm (Kullarına sağlık, selâmet ve güven veren) Semi' (Her konuşulanı iyi duyan, en iyi işiten) Şehîd (Her şeyi gören, bilen, haberdar olan, her yerde hazır nazır olan) Şekûr (Sadık kullarına şefaat eden, her ibadeti ödüllendiren) Tevvâb (Tövbeleri çok kabul eden) Vâcid (Hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin sahibi) Vâhid (Zatında, isim ve sıfatlarında eşi ve benzeri bulunmayan) Vâlî (Koruyan, kollayan, yardım eden, her işi düzenli yapan) Vâris (Bütün varlıkların sahibi) Vâsi' (Kuvvetli, nimeti ve ihsanı bol) Vedûd (Kullarını çok seven) Vehhâb (Karşılıksız nimet ve ren, ihsanı ve rahmeti bütün kullarına ulaştıran) Vekil (Koruyucu, yardım eden) Velî (Dost, seven, görüp göze ten, kollayan) Zâhir (Her şeye üstün olan ulu ve yüce olan) Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm (İk ram ve ihsan sahibi olan azamet ve kibriya sıfatı olan) esmâ'ü’l-mu'abbede a (»jkll ^0 Allah’ın güze isimlerinden birine “abd” (kul) sözünün eklenmesiyle oluşturulan isimler. Söz geli şi, Abdullallah, Abdulmut talib, Abdulgaffar gibi. esmâ'ü’l-mucerrede a (jj^JI »U>0 Kitap yazarlarınm takma ad veya künye ye rine kendi asıl isimlerinin kullanması. esmâ’ü’l-müfrede a. ( »j> II »L^O Bir başka benzeri bu lunmayan isimler. Hayy. 6. Kayyûm. 7. Kahhâr. esmâ-i şerîfe a. (üy^ pU^I) Allah’ın kutlu adları. esmâ'ü’l-hüsnâ a. »Lul) Allah’ın güzel adları için kullanılan terim. Kur’ân-ı Kerîm’in “A’râf suresi” (7)nin 180. ayetinde mealen, “En güzel isimler Allah’ındır.” ve “Ta ha suresi” (20)nin 8. ayetinde mealen, “En güzel isimler O’nundur.” denilerek bu sözün özüne ve güzelliğine dikkat çekilmektedir. Ayrıca, sadece Kur’ân-ı Kerîm’de yüzden fazla Allah’a nisbet edilen adlar yanmda hadislerde de pek çok isim geçmektedir. Ancak terim olarak bunların doksan dokuzu etrafında görüş birliği söz konusudur. Allah’ın adlannm “hüsnâ” (en güzel) olarak nitelendirilmesinin sebeplerini Ebubekr İbnü’l- Arabî şöyle sıralamaktadır: 1. “Esmâ-i hüsnâ” Allah hakkında yücelik ve şaşkınlık ifade ettiğinden dolayı kullan üzerinde derin bir saygı uyandırır. 2. İbadette, duada, zikirde kullanılmaları durumunda büyük sevaba vesile olur. 3. AUah’m adları kalplere huzur ve rahatlık verir. 4. “Esmâ-i hüsnâ” bilgisine sahip olanlara bunlar büyük fazüet ve şeref kazandırır. 5. “Esmâ-i hüsnâ” en gerekli ve olgun sıfatları içerdiği için O’nun hakkında aydınlatıcı, doyurucu ve doğru bilgi sahibi olmamızı sağlamış olur. “Esmâ-i hüsnâ”nm sayısınm muhtelif rivayetlerle yüzü aştığı söylenmekle beraber Ebu Hureyre’den kaynaklanan şu hadis doksan dokuz ismini ön plana çıkarmaktadır: “Allah'ın doksan dokuz -yüzden bir eksik- ismi vardır. Bunları ezberleyip benimseyen cennete girer.” Ebu Hureyre’yi kaynak alarak Tirmizî ve İbn Mâce kendi kitaplarına bu hadisi naklederken metnin sonuna da doksan dokuz ismi eklemeyi uygun bulurlar. Tirmizî’nin verdiği doksan dokuz isim şöyle: Allah Adi (âdil, adaletli) Afüvv (Çok bağışlayıcı) Âhır (Ölümsüz, ebedî) Alîm (Her şeyi çok fyi bilen) Alî (Şanı, şerefi, kudreti yüce olan) Azîm (Pek büyük, ulu, yüce) Azîz (Kuvvetli, şerefli, galip, üstün) Bâ'is (Kıyamette ölüleri dirilten) Bâkî (Ölümlü olmayan, ebedî) Bâri' (Yaratan, bir örneği olmayan varlıkları yaratan) Bâsıt (Dilediğine rızkı bol veren) Basîr (Her şeyi her yerde iyi gören) Bâtm (Her şeyin iç yüzünü, sırlarını iyi bilen) Bedî' (Her şeyi bir örneği olmaksızın yaratan) Berr (İyilik eden, çok şefkatli) Câmi* (Kıyamet günü insanları bir araya toplayan) Cebbâr (Azgın ve zalimleri kahreden) Celîl (Ulu, yüce, kudretli) Dâr (Zarar verenleri cezalandıran) Evvel (Öncesi olmayan, ezelî) Fettâh (En âdil hüküm veren, iyilik kapılarını açan) Gaffâr (Günahı çok bağışlayan) Gafur (Çok bağışlayan) Ganî (Zengin, muhtaç olmayan) Habîr (Her şeyden haberdar olan) Hâdî (Doğruyolu gösteren) Hâfıd (Kâfirleri alçaltan, cezalandıran) Hafiz (Varlıkları yok olmaktan koruyan) Hakk (Mülk sahibi, yok olmayan, âdil) Hakem (Son hükmü veren) Hakîm (Hikmet sahibi) Hâlik (Her şeyiyaratan) Halîm (Çok sakin, dengeli, hoşgörülü) Hamîd (Çok övülen, övgüye lâyık olan) Hasîb (İnsanları hesaba, sorguya çeken) Hayy (Diri, yaşayan, canlı) Kâbid (Ölüm zamanı ruhları alan) Kadir (Her şeye gücü yeten) Kahhâr (Daima üstün gelen) Kavî (Kuvvetli, kudretli, sağlam) Kayyûm (Ezelî ve ebedî her şeyin varlığı kendisine bağlı olan) Kebîr (Şanı ve şerefi, kadri ve kıymeti yüce, ile isim ve sıfatları büyük, ulu) Kerîm (Nimet veren, ihsanı bol olan) Kuddûs (Her türlü eksikliklerden arınmış, tertemiz, kutsallıklarla övülen) Latîf (Çok merhametli, lütufkâr) Mâcid (Şan ve şeref sahibi) Mâlikü’l-Mülk (Mülkün sahibi) Mâni' (Koruyucu, kollayan, yardım eden) Mecîd (Çok itibarlı, şerefli) Melik (Bütün evreni, yaratıklarıyöneten) Metîn (Çok kuvvetli, çok dayanaklı) Mu'ahhir (Geriye bırakan) Muğnî (İnsanlara mal ve mülk veren) Muhsî (Her şeyi iyi bilen) Muhyî (Varlıklara hayat veren) Mu'îd (Ölümden sonra diriltecek) Mu'iz (İzzetli, itibarlı) Mukaddim (Öncesi olmayan, ilk olan) Mukît (Her şeye gücüyeteh) Muksit (Adaletli davranan) Muktedir (Her şeye gücü yeten, kuvvetli) Musavvir (Yaratıklara istediği şekli veren) Mübdi' (Varlıkları ilk yaratan) Mücîb (Duaları, istekleri kabul eden) Müheymin (Bütün hadiseleri bilen) Mü'min (Yaratıklarına güven veren) Mümît (Yaratıkların hayatına son veren) Müntakım (Suçluları cezalandıran) Müte'âlî (Pek yüce, ulu, kusursuz) Mütekebbir (Pekyüce ve ulu) Müzill (Zelil eden, alçaltan) Nâfi' (Faydalı olan) Nûr (Aydınlatan, ışık veren) Râfi' (Peygamber ve müminlerin itibarını, şanını yücelten) Rahim (Çok merhametli) Rahmân (Çok merhametli, şekatli olan) Rakîb (Herkesin hâl ve hareketlerinden haberdar olan) Ra'ûf (Çok merhametli, şekatli olan) Reşîd (Doğru yolu en iyi gösteren) Rezzâk (Bol nimet veren) Sabûr (Çok sabırlı) Samed (Hiç eksiği ve kusuru olmayan, ulu, şanlı, dosdoğru) Selâm (Kullarına sağlık, selâmet ve güven veren) Semi' (Her konuşulanı iyi duyan, en iyi işiten) Şehîd (Her şeyi gören, bilen, haberdar olan, her yerde hazır nazır olan) Şekûr (Sadık kullarına şefaat eden, her ibadeti ödüllendiren) Tevvâb (Tövbeleri çok kabul eden) Vâcid (Hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin sahibi) Vâhid (Zatında, isim ve sıfatlarında eşi ve benzeri bulunmayan) Vâlî (Koruyan, kollayan, yardım eden, her işi düzenli yapan) Vâris (Bütün varlıkların sahibi) Vâsi' (Kuvvetli, nimeti ve ihsanı bol) Vedûd (Kullarını çok seven) Vehhâb (Karşılıksız nimet ve ren, ihsanı ve rahmeti bütün kullarına ulaştıran) Vekil (Koruyucu, yardım eden) Velî (Dost, seven, görüp göze ten, kollayan) Zâhir (Her şeye üstün olan ulu ve yüce olan) Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm (İk ram ve ihsan sahibi olan azamet ve kibriya sıfatı olan) esmâ'ü’l-mu'abbede a (»jkll ^0 Allah’ın güze isimlerinden birine “abd” (kul) sözünün eklenmesiyle oluşturulan isimler. Söz geli şi, Abdullallah, Abdulmut talib, Abdulgaffar gibi. esmâ'ü’l-mucerrede a (jj^JI »U>0 Kitap yazarlarınm takma ad veya künye ye rine kendi asıl isimlerinin kullanması. esmâ’ü’l-müfrede a. ( »j> II »L^O Bir başka benzeri bu lunmayan isimler. Kayyûm. 7. Kahhâr. esmâ-i şerîfe a. (üy^ pU^I) Allah’ın kutlu adları. esmâ'ü’l-hüsnâ a. »Lul) Allah’ın güzel adları için kullanılan terim. Kur’ân-ı Kerîm’in “A’râf suresi” (7)nin 180. ayetinde mealen, “En güzel isimler Allah’ındır.” ve “Ta ha suresi” (20)nin 8. ayetinde mealen, “En güzel isimler O’nundur.” denilerek bu sözün özüne ve güzelliğine dikkat çekilmektedir. Ayrıca, sadece Kur’ân-ı Kerîm’de yüzden fazla Allah’a nisbet edilen adlar yanmda hadislerde de pek çok isim geçmektedir. Ancak terim olarak bunların doksan dokuzu etrafında görüş birliği söz konusudur. Allah’ın adlannm “hüsnâ” (en güzel) olarak nitelendirilmesinin sebeplerini Ebubekr İbnü’l- Arabî şöyle sıralamaktadır: 1. “Esmâ-i hüsnâ” Allah hakkında yücelik ve şaşkınlık ifade ettiğinden dolayı kullan üzerinde derin bir saygı uyandırır. 2. İbadette, duada, zikirde kullanılmaları durumunda büyük sevaba vesile olur. 3. AUah’m adları kalplere huzur ve rahatlık verir. 4. “Esmâ-i hüsnâ” bilgisine sahip olanlara bunlar büyük fazüet ve şeref kazandırır. 5. “Esmâ-i hüsnâ” en gerekli ve olgun sıfatları içerdiği için O’nun hakkında aydınlatıcı, doyurucu ve doğru bilgi sahibi olmamızı sağlamış olur. “Esmâ-i hüsnâ”nm sayısınm muhtelif rivayetlerle yüzü aştığı söylenmekle beraber Ebu Hureyre’den kaynaklanan şu hadis doksan dokuz ismini ön plana çıkarmaktadır: “Allah'ın doksan dokuz -yüzden bir eksik- ismi vardır. Bunları ezberleyip benimseyen cennete girer.” Ebu Hureyre’yi kaynak alarak Tirmizî ve İbn Mâce kendi kitaplarına bu hadisi naklederken metnin sonuna da doksan dokuz ismi eklemeyi uygun bulurlar. Tirmizî’nin verdiği doksan dokuz isim şöyle: Allah Adi (âdil, adaletli) Afüvv (Çok bağışlayıcı) Âhır (Ölümsüz, ebedî) Alîm (Her şeyi çok fyi bilen) Alî (Şanı, şerefi, kudreti yüce olan) Azîm (Pek büyük, ulu, yüce) Azîz (Kuvvetli, şerefli, galip, üstün) Bâ'is (Kıyamette ölüleri dirilten) Bâkî (Ölümlü olmayan, ebedî) Bâri' (Yaratan, bir örneği olmayan varlıkları yaratan) Bâsıt (Dilediğine rızkı bol veren) Basîr (Her şeyi her yerde iyi gören) Bâtm (Her şeyin iç yüzünü, sırlarını iyi bilen) Bedî' (Her şeyi bir örneği olmaksızın yaratan) Berr (İyilik eden, çok şefkatli) Câmi* (Kıyamet günü insanları bir araya toplayan) Cebbâr (Azgın ve zalimleri kahreden) Celîl (Ulu, yüce, kudretli) Dâr (Zarar verenleri cezalandıran) Evvel (Öncesi olmayan, ezelî) Fettâh (En âdil hüküm veren, iyilik kapılarını açan) Gaffâr (Günahı çok bağışlayan) Gafur (Çok bağışlayan) Ganî (Zengin, muhtaç olmayan) Habîr (Her şeyden haberdar olan) Hâdî (Doğruyolu gösteren) Hâfıd (Kâfirleri alçaltan, cezalandıran) Hafiz (Varlıkları yok olmaktan koruyan) Hakk (Mülk sahibi, yok olmayan, âdil) Hakem (Son hükmü veren) Hakîm (Hikmet sahibi) Hâlik (Her şeyiyaratan) Halîm (Çok sakin, dengeli, hoşgörülü) Hamîd (Çok övülen, övgüye lâyık olan) Hasîb (İnsanları hesaba, sorguya çeken) Hayy (Diri, yaşayan, canlı) Kâbid (Ölüm zamanı ruhları alan) Kadir (Her şeye gücü yeten) Kahhâr (Daima üstün gelen) Kavî (Kuvvetli, kudretli, sağlam) Kayyûm (Ezelî ve ebedî her şeyin varlığı kendisine bağlı olan) Kebîr (Şanı ve şerefi, kadri ve kıymeti yüce, ile isim ve sıfatları büyük, ulu) Kerîm (Nimet veren, ihsanı bol olan) Kuddûs (Her türlü eksikliklerden arınmış, tertemiz, kutsallıklarla övülen) Latîf (Çok merhametli, lütufkâr) Mâcid (Şan ve şeref sahibi) Mâlikü’l-Mülk (Mülkün sahibi) Mâni' (Koruyucu, kollayan, yardım eden) Mecîd (Çok itibarlı, şerefli) Melik (Bütün evreni, yaratıklarıyöneten) Metîn (Çok kuvvetli, çok dayanaklı) Mu'ahhir (Geriye bırakan) Muğnî (İnsanlara mal ve mülk veren) Muhsî (Her şeyi iyi bilen) Muhyî (Varlıklara hayat veren) Mu'îd (Ölümden sonra diriltecek) Mu'iz (İzzetli, itibarlı) Mukaddim (Öncesi olmayan, ilk olan) Mukît (Her şeye gücüyeteh) Muksit (Adaletli davranan) Muktedir (Her şeye gücü yeten, kuvvetli) Musavvir (Yaratıklara istediği şekli veren) Mübdi' (Varlıkları ilk yaratan) Mücîb (Duaları, istekleri kabul eden) Müheymin (Bütün hadiseleri bilen) Mü'min (Yaratıklarına güven veren) Mümît (Yaratıkların hayatına son veren) Müntakım (Suçluları cezalandıran) Müte'âlî (Pek yüce, ulu, kusursuz) Mütekebbir (Pekyüce ve ulu) Müzill (Zelil eden, alçaltan) Nâfi' (Faydalı olan) Nûr (Aydınlatan, ışık veren) Râfi' (Peygamber ve müminlerin itibarını, şanını yücelten) Rahim (Çok merhametli) Rahmân (Çok merhametli, şekatli olan) Rakîb (Herkesin hâl ve hareketlerinden haberdar olan) Ra'ûf (Çok merhametli, şekatli olan) Reşîd (Doğru yolu en iyi gösteren) Rezzâk (Bol nimet veren) Sabûr (Çok sabırlı) Samed (Hiç eksiği ve kusuru olmayan, ulu, şanlı, dosdoğru) Selâm (Kullarına sağlık, selâmet ve güven veren) Semi' (Her konuşulanı iyi duyan, en iyi işiten) Şehîd (Her şeyi gören, bilen, haberdar olan, her yerde hazır nazır olan) Şekûr (Sadık kullarına şefaat eden, her ibadeti ödüllendiren) Tevvâb (Tövbeleri çok kabul eden) Vâcid (Hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin sahibi) Vâhid (Zatında, isim ve sıfatlarında eşi ve benzeri bulunmayan) Vâlî (Koruyan, kollayan, yardım eden, her işi düzenli yapan) Vâris (Bütün varlıkların sahibi) Vâsi' (Kuvvetli, nimeti ve ihsanı bol) Vedûd (Kullarını çok seven) Vehhâb (Karşılıksız nimet ve ren, ihsanı ve rahmeti bütün kullarına ulaştıran) Vekil (Koruyucu, yardım eden) Velî (Dost, seven, görüp göze ten, kollayan) Zâhir (Her şeye üstün olan ulu ve yüce olan) Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm (İk ram ve ihsan sahibi olan azamet ve kibriya sıfatı olan) esmâ'ü’l-mu'abbede a (»jkll ^0 Allah’ın güze isimlerinden birine “abd” (kul) sözünün eklenmesiyle oluşturulan isimler. Söz geli şi, Abdullallah, Abdulmut talib, Abdulgaffar gibi. esmâ'ü’l-mucerrede a (jj^JI »U>0 Kitap yazarlarınm takma ad veya künye ye rine kendi asıl isimlerinin kullanması. esmâ’ü’l-müfrede a. ( »j> II »L^O Bir başka benzeri bu lunmayan isimler. Kahhâr. esmâ-i şerîfe a. (üy^ pU^I) Allah’ın kutlu adları. esmâ'ü’l-hüsnâ a. »Lul) Allah’ın güzel adları için kullanılan terim. Kur’ân-ı Kerîm’in “A’râf suresi” (7)nin 180. ayetinde mealen, “En güzel isimler Allah’ındır.” ve “Ta ha suresi” (20)nin 8. ayetinde mealen, “En güzel isimler O’nundur.” denilerek bu sözün özüne ve güzelliğine dikkat çekilmektedir. Ayrıca, sadece Kur’ân-ı Kerîm’de yüzden fazla Allah’a nisbet edilen adlar yanmda hadislerde de pek çok isim geçmektedir. Ancak terim olarak bunların doksan dokuzu etrafında görüş birliği söz konusudur. Allah’ın adlannm “hüsnâ” (en güzel) olarak nitelendirilmesinin sebeplerini Ebubekr İbnü’l- Arabî şöyle sıralamaktadır: 1. “Esmâ-i hüsnâ” Allah hakkında yücelik ve şaşkınlık ifade ettiğinden dolayı kullan üzerinde derin bir saygı uyandırır. 2. İbadette, duada, zikirde kullanılmaları durumunda büyük sevaba vesile olur. 3. AUah’m adları kalplere huzur ve rahatlık verir. 4. “Esmâ-i hüsnâ” bilgisine sahip olanlara bunlar büyük fazüet ve şeref kazandırır. 5. “Esmâ-i hüsnâ” en gerekli ve olgun sıfatları içerdiği için O’nun hakkında aydınlatıcı, doyurucu ve doğru bilgi sahibi olmamızı sağlamış olur. “Esmâ-i hüsnâ”nm sayısınm muhtelif rivayetlerle yüzü aştığı söylenmekle beraber Ebu Hureyre’den kaynaklanan şu hadis doksan dokuz ismini ön plana çıkarmaktadır: “Allah'ın doksan dokuz -yüzden bir eksik- ismi vardır. Bunları ezberleyip benimseyen cennete girer.” Ebu Hureyre’yi kaynak alarak Tirmizî ve İbn Mâce kendi kitaplarına bu hadisi naklederken metnin sonuna da doksan dokuz ismi eklemeyi uygun bulurlar. Tirmizî’nin verdiği doksan dokuz isim şöyle: Allah Adi (âdil, adaletli) Afüvv (Çok bağışlayıcı) Âhır (Ölümsüz, ebedî) Alîm (Her şeyi çok fyi bilen) Alî (Şanı, şerefi, kudreti yüce olan) Azîm (Pek büyük, ulu, yüce) Azîz (Kuvvetli, şerefli, galip, üstün) Bâ'is (Kıyamette ölüleri dirilten) Bâkî (Ölümlü olmayan, ebedî) Bâri' (Yaratan, bir örneği olmayan varlıkları yaratan) Bâsıt (Dilediğine rızkı bol veren) Basîr (Her şeyi her yerde iyi gören) Bâtm (Her şeyin iç yüzünü, sırlarını iyi bilen) Bedî' (Her şeyi bir örneği olmaksızın yaratan) Berr (İyilik eden, çok şefkatli) Câmi* (Kıyamet günü insanları bir araya toplayan) Cebbâr (Azgın ve zalimleri kahreden) Celîl (Ulu, yüce, kudretli) Dâr (Zarar verenleri cezalandıran) Evvel (Öncesi olmayan, ezelî) Fettâh (En âdil hüküm veren, iyilik kapılarını açan) Gaffâr (Günahı çok bağışlayan) Gafur (Çok bağışlayan) Ganî (Zengin, muhtaç olmayan) Habîr (Her şeyden haberdar olan) Hâdî (Doğruyolu gösteren) Hâfıd (Kâfirleri alçaltan, cezalandıran) Hafiz (Varlıkları yok olmaktan koruyan) Hakk (Mülk sahibi, yok olmayan, âdil) Hakem (Son hükmü veren) Hakîm (Hikmet sahibi) Hâlik (Her şeyiyaratan) Halîm (Çok sakin, dengeli, hoşgörülü) Hamîd (Çok övülen, övgüye lâyık olan) Hasîb (İnsanları hesaba, sorguya çeken) Hayy (Diri, yaşayan, canlı) Kâbid (Ölüm zamanı ruhları alan) Kadir (Her şeye gücü yeten) Kahhâr (Daima üstün gelen) Kavî (Kuvvetli, kudretli, sağlam) Kayyûm (Ezelî ve ebedî her şeyin varlığı kendisine bağlı olan) Kebîr (Şanı ve şerefi, kadri ve kıymeti yüce, ile isim ve sıfatları büyük, ulu) Kerîm (Nimet veren, ihsanı bol olan) Kuddûs (Her türlü eksikliklerden arınmış, tertemiz, kutsallıklarla övülen) Latîf (Çok merhametli, lütufkâr) Mâcid (Şan ve şeref sahibi) Mâlikü’l-Mülk (Mülkün sahibi) Mâni' (Koruyucu, kollayan, yardım eden) Mecîd (Çok itibarlı, şerefli) Melik (Bütün evreni, yaratıklarıyöneten) Metîn (Çok kuvvetli, çok dayanaklı) Mu'ahhir (Geriye bırakan) Muğnî (İnsanlara mal ve mülk veren) Muhsî (Her şeyi iyi bilen) Muhyî (Varlıklara hayat veren) Mu'îd (Ölümden sonra diriltecek) Mu'iz (İzzetli, itibarlı) Mukaddim (Öncesi olmayan, ilk olan) Mukît (Her şeye gücüyeteh) Muksit (Adaletli davranan) Muktedir (Her şeye gücü yeten, kuvvetli) Musavvir (Yaratıklara istediği şekli veren) Mübdi' (Varlıkları ilk yaratan) Mücîb (Duaları, istekleri kabul eden) Müheymin (Bütün hadiseleri bilen) Mü'min (Yaratıklarına güven veren) Mümît (Yaratıkların hayatına son veren) Müntakım (Suçluları cezalandıran) Müte'âlî (Pek yüce, ulu, kusursuz) Mütekebbir (Pekyüce ve ulu) Müzill (Zelil eden, alçaltan) Nâfi' (Faydalı olan) Nûr (Aydınlatan, ışık veren) Râfi' (Peygamber ve müminlerin itibarını, şanını yücelten) Rahim (Çok merhametli) Rahmân (Çok merhametli, şekatli olan) Rakîb (Herkesin hâl ve hareketlerinden haberdar olan) Ra'ûf (Çok merhametli, şekatli olan) Reşîd (Doğru yolu en iyi gösteren) Rezzâk (Bol nimet veren) Sabûr (Çok sabırlı) Samed (Hiç eksiği ve kusuru olmayan, ulu, şanlı, dosdoğru) Selâm (Kullarına sağlık, selâmet ve güven veren) Semi' (Her konuşulanı iyi duyan, en iyi işiten) Şehîd (Her şeyi gören, bilen, haberdar olan, her yerde hazır nazır olan) Şekûr (Sadık kullarına şefaat eden, her ibadeti ödüllendiren) Tevvâb (Tövbeleri çok kabul eden) Vâcid (Hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin sahibi) Vâhid (Zatında, isim ve sıfatlarında eşi ve benzeri bulunmayan) Vâlî (Koruyan, kollayan, yardım eden, her işi düzenli yapan) Vâris (Bütün varlıkların sahibi) Vâsi' (Kuvvetli, nimeti ve ihsanı bol) Vedûd (Kullarını çok seven) Vehhâb (Karşılıksız nimet ve ren, ihsanı ve rahmeti bütün kullarına ulaştıran) Vekil (Koruyucu, yardım eden) Velî (Dost, seven, görüp göze ten, kollayan) Zâhir (Her şeye üstün olan ulu ve yüce olan) Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm (İk ram ve ihsan sahibi olan azamet ve kibriya sıfatı olan) esmâ'ü’l-mu'abbede a (»jkll ^0 Allah’ın güze isimlerinden birine “abd” (kul) sözünün eklenmesiyle oluşturulan isimler. Söz geli şi, Abdullallah, Abdulmut talib, Abdulgaffar gibi. esmâ'ü’l-mucerrede a (jj^JI »U>0 Kitap yazarlarınm takma ad veya künye ye rine kendi asıl isimlerinin kullanması. esmâ’ü’l-müfrede a. ( »j> II »L^O Bir başka benzeri bu lunmayan isimler. İbadette, duada, zikirde kullanılmaları durumunda büyük sevaba vesile olur. 3. AUah’m adları kalplere huzur ve rahatlık verir. 4. “Esmâ-i hüsnâ” bilgisine sahip olanlara bunlar büyük fazüet ve şeref kazandırır. 5. “Esmâ-i hüsnâ” en gerekli ve olgun sıfatları içerdiği için O’nun hakkında aydınlatıcı, doyurucu ve doğru bilgi sahibi olmamızı sağlamış olur. “Esmâ-i hüsnâ”nm sayısınm muhtelif rivayetlerle yüzü aştığı söylenmekle beraber Ebu Hureyre’den kaynaklanan şu hadis doksan dokuz ismini ön plana çıkarmaktadır: “Allah'ın doksan dokuz -yüzden bir eksik- ismi vardır. Bunları ezberleyip benimseyen cennete girer.” Ebu Hureyre’yi kaynak alarak Tirmizî ve İbn Mâce kendi kitaplarına bu hadisi naklederken metnin sonuna da doksan dokuz ismi eklemeyi uygun bulurlar. Tirmizî’nin verdiği doksan dokuz isim şöyle: Allah Adi (âdil, adaletli) Afüvv (Çok bağışlayıcı) Âhır (Ölümsüz, ebedî) Alîm (Her şeyi çok fyi bilen) Alî (Şanı, şerefi, kudreti yüce olan) Azîm (Pek büyük, ulu, yüce) Azîz (Kuvvetli, şerefli, galip, üstün) Bâ'is (Kıyamette ölüleri dirilten) Bâkî (Ölümlü olmayan, ebedî) Bâri' (Yaratan, bir örneği olmayan varlıkları yaratan) Bâsıt (Dilediğine rızkı bol veren) Basîr (Her şeyi her yerde iyi gören) Bâtm (Her şeyin iç yüzünü, sırlarını iyi bilen) Bedî' (Her şeyi bir örneği olmaksızın yaratan) Berr (İyilik eden, çok şefkatli) Câmi* (Kıyamet günü insanları bir araya toplayan) Cebbâr (Azgın ve zalimleri kahreden) Celîl (Ulu, yüce, kudretli) Dâr (Zarar verenleri cezalandıran) Evvel (Öncesi olmayan, ezelî) Fettâh (En âdil hüküm veren, iyilik kapılarını açan) Gaffâr (Günahı çok bağışlayan) Gafur (Çok bağışlayan) Ganî (Zengin, muhtaç olmayan) Habîr (Her şeyden haberdar olan) Hâdî (Doğruyolu gösteren) Hâfıd (Kâfirleri alçaltan, cezalandıran) Hafiz (Varlıkları yok olmaktan koruyan) Hakk (Mülk sahibi, yok olmayan, âdil) Hakem (Son hükmü veren) Hakîm (Hikmet sahibi) Hâlik (Her şeyiyaratan) Halîm (Çok sakin, dengeli, hoşgörülü) Hamîd (Çok övülen, övgüye lâyık olan) Hasîb (İnsanları hesaba, sorguya çeken) Hayy (Diri, yaşayan, canlı) Kâbid (Ölüm zamanı ruhları alan) Kadir (Her şeye gücü yeten) Kahhâr (Daima üstün gelen) Kavî (Kuvvetli, kudretli, sağlam) Kayyûm (Ezelî ve ebedî her şeyin varlığı kendisine bağlı olan) Kebîr (Şanı ve şerefi, kadri ve kıymeti yüce, ile isim ve sıfatları büyük, ulu) Kerîm (Nimet veren, ihsanı bol olan) Kuddûs (Her türlü eksikliklerden arınmış, tertemiz, kutsallıklarla övülen) Latîf (Çok merhametli, lütufkâr) Mâcid (Şan ve şeref sahibi) Mâlikü’l-Mülk (Mülkün sahibi) Mâni' (Koruyucu, kollayan, yardım eden) Mecîd (Çok itibarlı, şerefli) Melik (Bütün evreni, yaratıklarıyöneten) Metîn (Çok kuvvetli, çok dayanaklı) Mu'ahhir (Geriye bırakan) Muğnî (İnsanlara mal ve mülk veren) Muhsî (Her şeyi iyi bilen) Muhyî (Varlıklara hayat veren) Mu'îd (Ölümden sonra diriltecek) Mu'iz (İzzetli, itibarlı) Mukaddim (Öncesi olmayan, ilk olan) Mukît (Her şeye gücüyeteh) Muksit (Adaletli davranan) Muktedir (Her şeye gücü yeten, kuvvetli) Musavvir (Yaratıklara istediği şekli veren) Mübdi' (Varlıkları ilk yaratan) Mücîb (Duaları, istekleri kabul eden) Müheymin (Bütün hadiseleri bilen) Mü'min (Yaratıklarına güven veren) Mümît (Yaratıkların hayatına son veren) Müntakım (Suçluları cezalandıran) Müte'âlî (Pek yüce, ulu, kusursuz) Mütekebbir (Pekyüce ve ulu) Müzill (Zelil eden, alçaltan) Nâfi' (Faydalı olan) Nûr (Aydınlatan, ışık veren) Râfi' (Peygamber ve müminlerin itibarını, şanını yücelten) Rahim (Çok merhametli) Rahmân (Çok merhametli, şekatli olan) Rakîb (Herkesin hâl ve hareketlerinden haberdar olan) Ra'ûf (Çok merhametli, şekatli olan) Reşîd (Doğru yolu en iyi gösteren) Rezzâk (Bol nimet veren) Sabûr (Çok sabırlı) Samed (Hiç eksiği ve kusuru olmayan, ulu, şanlı, dosdoğru) Selâm (Kullarına sağlık, selâmet ve güven veren) Semi' (Her konuşulanı iyi duyan, en iyi işiten) Şehîd (Her şeyi gören, bilen, haberdar olan, her yerde hazır nazır olan) Şekûr (Sadık kullarına şefaat eden, her ibadeti ödüllendiren) Tevvâb (Tövbeleri çok kabul eden) Vâcid (Hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin sahibi) Vâhid (Zatında, isim ve sıfatlarında eşi ve benzeri bulunmayan) Vâlî (Koruyan, kollayan, yardım eden, her işi düzenli yapan) Vâris (Bütün varlıkların sahibi) Vâsi' (Kuvvetli, nimeti ve ihsanı bol) Vedûd (Kullarını çok seven) Vehhâb (Karşılıksız nimet ve ren, ihsanı ve rahmeti bütün kullarına ulaştıran) Vekil (Koruyucu, yardım eden) Velî (Dost, seven, görüp göze ten, kollayan) Zâhir (Her şeye üstün olan ulu ve yüce olan) Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm (İk ram ve ihsan sahibi olan azamet ve kibriya sıfatı olan) esmâ'ü’l-mu'abbede a (»jkll ^0 Allah’ın güze isimlerinden birine “abd” (kul) sözünün eklenmesiyle oluşturulan isimler. Söz geli şi, Abdullallah, Abdulmut talib, Abdulgaffar gibi. esmâ'ü’l-mucerrede a (jj^JI »U>0 Kitap yazarlarınm takma ad veya künye ye rine kendi asıl isimlerinin kullanması. esmâ’ü’l-müfrede a. ( »j> II »L^O Bir başka benzeri bu lunmayan isimler. AUah’m adları kalplere huzur ve rahatlık verir. 4. “Esmâ-i hüsnâ” bilgisine sahip olanlara bunlar büyük fazüet ve şeref kazandırır. 5. “Esmâ-i hüsnâ” en gerekli ve olgun sıfatları içerdiği için O’nun hakkında aydınlatıcı, doyurucu ve doğru bilgi sahibi olmamızı sağlamış olur. “Esmâ-i hüsnâ”nm sayısınm muhtelif rivayetlerle yüzü aştığı söylenmekle beraber Ebu Hureyre’den kaynaklanan şu hadis doksan dokuz ismini ön plana çıkarmaktadır: “Allah'ın doksan dokuz -yüzden bir eksik- ismi vardır. Bunları ezberleyip benimseyen cennete girer.” Ebu Hureyre’yi kaynak alarak Tirmizî ve İbn Mâce kendi kitaplarına bu hadisi naklederken metnin sonuna da doksan dokuz ismi eklemeyi uygun bulurlar. Tirmizî’nin verdiği doksan dokuz isim şöyle: Allah Adi (âdil, adaletli) Afüvv (Çok bağışlayıcı) Âhır (Ölümsüz, ebedî) Alîm (Her şeyi çok fyi bilen) Alî (Şanı, şerefi, kudreti yüce olan) Azîm (Pek büyük, ulu, yüce) Azîz (Kuvvetli, şerefli, galip, üstün) Bâ'is (Kıyamette ölüleri dirilten) Bâkî (Ölümlü olmayan, ebedî) Bâri' (Yaratan, bir örneği olmayan varlıkları yaratan) Bâsıt (Dilediğine rızkı bol veren) Basîr (Her şeyi her yerde iyi gören) Bâtm (Her şeyin iç yüzünü, sırlarını iyi bilen) Bedî' (Her şeyi bir örneği olmaksızın yaratan) Berr (İyilik eden, çok şefkatli) Câmi* (Kıyamet günü insanları bir araya toplayan) Cebbâr (Azgın ve zalimleri kahreden) Celîl (Ulu, yüce, kudretli) Dâr (Zarar verenleri cezalandıran) Evvel (Öncesi olmayan, ezelî) Fettâh (En âdil hüküm veren, iyilik kapılarını açan) Gaffâr (Günahı çok bağışlayan) Gafur (Çok bağışlayan) Ganî (Zengin, muhtaç olmayan) Habîr (Her şeyden haberdar olan) Hâdî (Doğruyolu gösteren) Hâfıd (Kâfirleri alçaltan, cezalandıran) Hafiz (Varlıkları yok olmaktan koruyan) Hakk (Mülk sahibi, yok olmayan, âdil) Hakem (Son hükmü veren) Hakîm (Hikmet sahibi) Hâlik (Her şeyiyaratan) Halîm (Çok sakin, dengeli, hoşgörülü) Hamîd (Çok övülen, övgüye lâyık olan) Hasîb (İnsanları hesaba, sorguya çeken) Hayy (Diri, yaşayan, canlı) Kâbid (Ölüm zamanı ruhları alan) Kadir (Her şeye gücü yeten) Kahhâr (Daima üstün gelen) Kavî (Kuvvetli, kudretli, sağlam) Kayyûm (Ezelî ve ebedî her şeyin varlığı kendisine bağlı olan) Kebîr (Şanı ve şerefi, kadri ve kıymeti yüce, ile isim ve sıfatları büyük, ulu) Kerîm (Nimet veren, ihsanı bol olan) Kuddûs (Her türlü eksikliklerden arınmış, tertemiz, kutsallıklarla övülen) Latîf (Çok merhametli, lütufkâr) Mâcid (Şan ve şeref sahibi) Mâlikü’l-Mülk (Mülkün sahibi) Mâni' (Koruyucu, kollayan, yardım eden) Mecîd (Çok itibarlı, şerefli) Melik (Bütün evreni, yaratıklarıyöneten) Metîn (Çok kuvvetli, çok dayanaklı) Mu'ahhir (Geriye bırakan) Muğnî (İnsanlara mal ve mülk veren) Muhsî (Her şeyi iyi bilen) Muhyî (Varlıklara hayat veren) Mu'îd (Ölümden sonra diriltecek) Mu'iz (İzzetli, itibarlı) Mukaddim (Öncesi olmayan, ilk olan) Mukît (Her şeye gücüyeteh) Muksit (Adaletli davranan) Muktedir (Her şeye gücü yeten, kuvvetli) Musavvir (Yaratıklara istediği şekli veren) Mübdi' (Varlıkları ilk yaratan) Mücîb (Duaları, istekleri kabul eden) Müheymin (Bütün hadiseleri bilen) Mü'min (Yaratıklarına güven veren) Mümît (Yaratıkların hayatına son veren) Müntakım (Suçluları cezalandıran) Müte'âlî (Pek yüce, ulu, kusursuz) Mütekebbir (Pekyüce ve ulu) Müzill (Zelil eden, alçaltan) Nâfi' (Faydalı olan) Nûr (Aydınlatan, ışık veren) Râfi' (Peygamber ve müminlerin itibarını, şanını yücelten) Rahim (Çok merhametli) Rahmân (Çok merhametli, şekatli olan) Rakîb (Herkesin hâl ve hareketlerinden haberdar olan) Ra'ûf (Çok merhametli, şekatli olan) Reşîd (Doğru yolu en iyi gösteren) Rezzâk (Bol nimet veren) Sabûr (Çok sabırlı) Samed (Hiç eksiği ve kusuru olmayan, ulu, şanlı, dosdoğru) Selâm (Kullarına sağlık, selâmet ve güven veren) Semi' (Her konuşulanı iyi duyan, en iyi işiten) Şehîd (Her şeyi gören, bilen, haberdar olan, her yerde hazır nazır olan) Şekûr (Sadık kullarına şefaat eden, her ibadeti ödüllendiren) Tevvâb (Tövbeleri çok kabul eden) Vâcid (Hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin sahibi) Vâhid (Zatında, isim ve sıfatlarında eşi ve benzeri bulunmayan) Vâlî (Koruyan, kollayan, yardım eden, her işi düzenli yapan) Vâris (Bütün varlıkların sahibi) Vâsi' (Kuvvetli, nimeti ve ihsanı bol) Vedûd (Kullarını çok seven) Vehhâb (Karşılıksız nimet ve ren, ihsanı ve rahmeti bütün kullarına ulaştıran) Vekil (Koruyucu, yardım eden) Velî (Dost, seven, görüp göze ten, kollayan) Zâhir (Her şeye üstün olan ulu ve yüce olan) Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm (İk ram ve ihsan sahibi olan azamet ve kibriya sıfatı olan) esmâ'ü’l-mu'abbede a (»jkll ^0 Allah’ın güze isimlerinden birine “abd” (kul) sözünün eklenmesiyle oluşturulan isimler. Söz geli şi, Abdullallah, Abdulmut talib, Abdulgaffar gibi. esmâ'ü’l-mucerrede a (jj^JI »U>0 Kitap yazarlarınm takma ad veya künye ye rine kendi asıl isimlerinin kullanması. esmâ’ü’l-müfrede a. ( »j> II »L^O Bir başka benzeri bu lunmayan isimler.

12
Sözlük

Neccâriyye

Neccâriyye a [Ar.] İslâmî bilimler alanmda 9. yüzyılda Hüseyin b. Muhammed en- Neccâr (öl. 230 / 845) tarafından kurulan ve ilkeleri tespit edilen kelâm ekolü için kullanılan ad ve terim. Kurucusunun admdan dolayı “Hüseyniyye (II) ” (bk. bu madde) olarak da anılmaktadır. İnanç ilkeleri olarak “tevhid” (bk. bu madde), sıfatlar konusunda “Mu'tezile” (bk. bu madde), kader meselesinde “ehl-i sünnet” (bk. bu madde) anlayışım benimsemiş, İlâhî kelâmm “hâdis” olduğunu savunmuşlardır.

13
Mekân

Balat Tekkesi

İstanbul · Türkiye · Semiz Ali Paşa'nın kethüdâsı Ferruh Ağa tarafından, Sünbülî Âsitânesi postnişini Germiyanlı Yâkub Efendi'nin oğlu Yûsuf Sinâneddin için yaptırılmıştır. Yûsuf Sinâneddin âsitâneye geçmeden önceki dönemde bu tekkeyle anılır.

14
Mekân

Kahire

Kahire · Mısır · Tahsilini bitirince Mısır'a giderek Gülşenî çevresine bağlandı; Semiz Ali Paşa ile de burada tanıştı. İlişkili kişi dosyası Lâihî Mustafa Çelebi : Sirozlu Lâihî Mustafa Çelebi (ö. 973/1565-66), Kahire'de Ahmed Hayâlî'nin yanında Gülşenî terbiyesini tamamlayan; üç dilde şiir yazan ve geniş bir mecmua derleyen sûfî müelliftir.

15
Mekân

Arnavutluk (Dukakin bölgesi)

Shkodër · Arnavutluk · Künyesine göre mensup olduğu Dukakinzâde ailesinin menşei; Fâtih zamanında Arnavutluk'un fethiyle İslâmiyet'i benimsemiş ve sonradan devlet adamı, âlim ve şairler yetiştirmiştir. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Fasîh Ahmed Dede : İstanbullu Fasîh Ahmed Dede, Divân-ı Hümâyun ve Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa’nın hazine kâtipliğinden ayrılarak Galata Mevlevîhânesi şeyhi Gavsî Dede’ye intisap etti. Dîvân, Farsça Dîvânçe ve mensur-manzum eserler bıraktı.

16
Mekân

Semiz Ali Paşa Medresesi

İstanbul · Türkiye · Kınalızâde Fehmi Mehmed Efendi'nin muîdi olarak çalıştığı ve “Muîd” lakabını aldığı medrese. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Muîd Ahmed Efendi : Muîd Ahmed Efendi (1648-1725), İstanbul medreselerinden Diyarbakır, Galata ve Edirne kadılıklarına yükselen; Mekke kadılığı yolunda vefat eden Osmanlı âlimidir.

17
Mekân

Sadreddin Konevî Mescidi, Kütüphanesi ve Türbesi

Konya · Türkiye · Ders ve yazma merkezi Konevî'nin Konya'daki çevresi hadis, Füsûs, Fütûhât ve Tâiyye derslerinin yürütüldüğü; öğrencilerin not, şerh ve istinsah faaliyeti ürettiği bir öğretim merkeziydi. Kütüphane Konevî ve talebelerinin kitapları burada vakfedildi. Koleksiyonun parçaları zaman içinde Konya Yusuf Ağa ve İstanbul kütüphanelerine taşındı; bugünkü tek mekân, tarih boyunca aynı bütünlüğü korumuş kapalı bir arşiv değildir. Açık türbe Konevî'nin gösterişsiz defin vasiyetiyle ilişkilendirilen açık türbe, mescidin yakınındadır. Türbe mimarisi ile XIII. yüzyıldaki ders halkasının işlevi ayrı tarih katmanları olarak okunmalıdır.

18
Mekân

Köstendil — doğum, müftülük ve irşad çevresi

Köstendil · Bulgaristan · Köstendil’deki hayatı 1053/1643’te burada doğdu; tahsilini tamamladı, müftülük yaptı ve adına kurulan dergâhta irşad faaliyetinde bulundu. Kesin tekke parseli belirlenemediğinden işaret tarihî merkezi gösterir.

19
Mekân

Lofça — Ali Fâzıl Lofçavî’ye intisap çevresi

Lofça (Loveç) · Bulgaristan · Ramazânî terbiyetinin merkezi Köstendilli Lofça’da Ali Fâzıl Lofçavî’ye intisap etti; sülûkünü tamamlayıp irşad icâzeti aldı. Biyografideki yeri Ali Alâeddin Köstendilli (1053/1643–1143/1730), Ali Fâzıl Lofçavî’den hilâfet alan; Köstendil, Hacı Evhad ve Selâmî Ali tekkelerinde irşad eden; Nûreddin Cerrâhî ile Ahmed Raûfî’yi yetiştiren Halvetî-Ramazânî şeyhidir. Bu mekân dosyası, söz konusu hayat çizgisindeki “Lofça — Ali Fâzıl Lofçavî’ye intisap çevresi” durağını görünür kılar. Nokta kesin bir bina, ev veya mezar parseli iddiası taşımaz; şehir ya da bölge ölçeğindeki tarihî bağı gösterir.

20
Mekân

Hacı Evhad Dergâhı — Köstendilli’nin İstanbul postu

İstanbul · Türkiye · İstanbul’daki ilk meşihat Köstendilli mürşidinin emriyle İstanbul’a geldikten sonra Yedikule civarındaki Hacı Evhad Dergâhı’nda postnişinlik yaptı. İşaret semt çevresidir; kesin yapı noktası ayrıca doğrulanmalıdır.

21
Mekân

Medine — Ravza ziyaretine bağlanan anlatı

Medine · Suudi Arabistan · Gelenek içi Medine anlatısı Beşir Ağa’nın Köstendilli’yi Ravza çevresinde gördüğünü anlatan menkıbe, şeyhin hadis tahkiki ve Hz. Peygamber’e muhabbetini vurgular; tarihî seyahat kaydından ayrı değerlendirilir.

22
Mekân

Selâmî Ali Efendi Tekkesi ve Köstendilli hazîresi

İstanbul · Türkiye · Son irşad merkezi ve kabri Köstendilli hayatının son devresinde bu tekkede Ramazâniyye erkânı icra etti. 1143/1730’da vefat edince tekke hazîresine defnedildi. Günümüzde hazîre ve ihya edilen yapı izleri mevcuttur.

23
Makale

Hâcegân Yolunun Teşekkülü

Hâcegân yolunun tarihî çevresini, erken halkalarını ve Bahâeddin Nakşibend’e ulaşan irşad ağını kaynak karşılaştırmasıyla ele alan geniş dosya.

24
Eser

SÛFÎ KELİMESİNİN KÖKÜ

Avârifü’l-Maârif · 6. bölüm · Hz. Enes b. Mâlik (r.a) demiştir ki: “Rasûlullah (s.a.v), bir kölenin bile dâvetine gider, merkebe biner ve yün elbise giyerdi.” 31 Sûfîler, bu hadis-i şerife uyarak hem daha yumuş

25
Eser

Sayfalar 4–12

Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1

26
Eser

Sayfalar 3–12

Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 42 5846 Sayılı Kanun gereğince te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ARBEN Matbaası Ista

27
Eser

Sayfalar 4–13

Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 43 5846 Sayılı Kan un gereğince telif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ÖZTÜRK Matbaası Ist

28
Eser

Sayfalar 10–17

Muzaffer Ozak Külliyatı · (YÂ RAHMANÜ ism-i celilini, her farz namazdan sonra 100 kerre okuyan kimseler, gaflet ve unutkanlıktan ve gönül darlığından emin olurlar.) Er Rahiymü Celle Celâluhu Pek ziyade merh

29
Eser

Sayfalar 16–22

Muzaffer Ozak Külliyatı · attı. Biz narı gülzar eyledik. Bizim için nara düşene nâr nûr olur. Bizim iznimiz olmadıkça ateş yakmaz. Suretperestler ateşi yakar zannederler. Işte Nemrud öyle zannetmişti. Ateş,

30
Eser

Sayfalar 19–24

Muzaffer Ozak Külliyatı · çimleri dar, vakitleri dar, ömürleri acı bir zarar içinde geçer. Onlar, daha burada hamiym suyundan içer. Her ne ka dar zâhiren, yani dış görünüşleri itibariyle rahat ve huzur için

31
Eser

Sayfalar 33–40

Muzaffer Ozak Külliyatı · Cenabı erham-er-râhimiyn, cümlemize tevfikini ihsan buyursun, âf ve magfiretiyle sâd eylesin ve bizleri necata erdirsin. Kötü ve çirkin huylarımızı Kur'an ahlâkına ve ahlâk-ı Ahmed

32
Eser

Sayfalar 29–34

Muzaffer Ozak Külliyatı · Dikkat edilirse; evlât, ana ve babasına itaât edecek, hem de Hz. Ismail gibi boynunu verircesine, canını ortaya koyarak, itaât edecek. Fakat şart; Allah yolunda, Allah'ın emirlerin

33
Eser

Sayfalar 58–64

Muzaffer Ozak Külliyatı · hına getirdiler. Orada, kadı efendi merhumun vasiyyetini okudu ve bir gece onunla birlikte kabirde geçirecek kimseye yüz altın verileceğini bildirdi ve talip olanların ortaya çıkma

34
Eser

Sayfalar 58–63

Muzaffer Ozak Külliyatı · tadır? Bana yolunu tarif eder misin?) dedi. Diğer haham: (Aman ne yapıyorsun? O şehre sakın gitme. Orada bir sihirbaz vardır) dedi. (Sihri ile âlemi kendine bendetmiştir. Korkarım

35
Eser

Sayfalar 50–55

Muzaffer Ozak Külliyatı · şarı atılabilir ve şehadet kapısı yüzüne kapanabilir. Iş, kitaba taallük etmiştir. Hadis-i şerifi, dikkat ve ibretinize sunarIm: inne ahadeküm yücmeu halkuhü ti batni ümmihi erbaiy