Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

25 sonuç · “farz

01
Sözlük

Âb-ı rûy

Yüz suyu. mec. Şeref, haya. tas. Salikin gönlüne gaybten gelen ilham. Edip sarf-ı âb-ı rayun umma lütf erbâb-ı hissetten Ne denglu ab versen nahl-ı huşke meyvedâr olmaz Fıtnat Abit — Ubbât s. vei. ar. (0 Le — (عا بد İbadet ve amel eden, tâatte bulunan. Cehennemden kurtulmak ve cennete girmek için ibadet eden, kendini farz ve nafile ibadetlere veren, kurtuluşu ibadette gören. Samimi bir şekilde âbite benzemeye çalışan, fakat henüz iyi ve mükemmel bir âbit olma mertebesine gelememiş olana müteşebbih-i muhik be-âbit veya mutaabbid denir. Âbit olmadığı halde şahsi çıkarı için âbit gibi görünene müteşebbih-i mubtıl be-âbit denir (CN 13, 16, 17; ). Abd, âbitten üstündür. Bkz. İbadet, Ubüdiyet.

02
Sözlük

Ahkâm-ı bâtına

İç dünyaya ve kalbe ilişkin hükümler. Niyet, ihlâs, riya, kibir, tevekkül ve benzeri mânevî-ahlâkî konuların hükümlerini ifade eden klasik bir tabirdir. “Bâtınî fıkıh” diye de anılan bu alan, ibadet ve davranışların yalnız dış biçimini değil niyetini ve kalpteki etkisini ele alır; zâhirî hükümleri geçersiz sayma anlamına gelmez.

03
Sözlük

Etvâr-ı dil

Kalbin tavırları ve mertebeleri. 2. tas. Kalbin cilveleri ve mazharları. Kalbin tavırlarından her biri diğer tavrın cevheri ve madenidir. “Altın ve gümüş gibi, insanlar da maden ocakları halindedirler,” hadisiyle bu hususa işaret edilmiştir. Madenler kat kat olduğu gibi kalbin tavırları da kat kattır. Bu tavırlar sırasıyla şöyledir: Sadr (göğüs), İslam cevherinin madeni. Allah'ın göğsünü İslama açtığı kullar ile öbürleri arasında fark vardır (Zümer Suresi, 39). “Allah, hidayete erdirmeyi dilediği kimsenin göğsünü İslama açar” (En'am Suresi, 125). İslam nurundan mahrum kalan bir kalp, küfür karanlığının madeni haline gelir (Nahl Suresi, 106). Sadr, şeytanın insana vesvese verdiği mahaldir. Sadr, kalbi örten deri mesabesindedir. Kalbin derununa İblis için yol yoktur; çünkü kalp, Hak Teala'nın özel haremidir. Hiç kimse başka birinin kendi haremine girmesine izin veremez. Şeytan, meleklerin haremi olan semaya bile yol bulamazken (Hicr Suresi, 17) ulu ve yüce Allah'ın haremi olan kalbe nasıl nüfuz edebilir? (Hicr Suresi, 42). Kalp, yürek iman cevherinin madeni, akıl nurunun mahalli (Mücadele Suresi, 22; Hac Suresi, 46). Şegâf, kalbin zarı. Yaratıklara karşı duyulan aşk ve sevgi bunun ilerisine geçemez (Yusuf Suresi, 30). Fuat, ilâhî tecellileri seyr ve temaşa (müşahede ve rüyet) cevherinin madeni ve mahallidir (Necm Suresi, 11). Habbetü'-kalp, kalbin içi, gönül. Hazret-i uluhiyete muhabbet mahallidir; artık orada Allah sevgisinden başka hiçbir sevgiye yer yoktur. Süveyda (sevda), gaybı mükaşefe, ledün ilmi; hikmet menbaı ve ilâhî esrar hazinesi ve madeni, isimlerin ilmi (Bakara Suresi, 31). Burada meleklerin bile mahrum olduklan çeşitli keşfi ilimler vardır. Muhceti’lkalp, kalbin içinin içi. Tecelli nurlarının ve bütün ilâhî sıfatların madeni ve zuhur mahallidir. Gaybü'l-gayb burada zuhur eder. Insanın en şerefli mahluk oluşu bundandır. Hiçbir kalp hastalığı bulaşmayacağından burası tam sıhhat halindedir. Sıhhat alameti ise yukarıda sayılan kalbin her tavrında kulluğun gereklerinin tam olarak yerine getirilmesi ve kendilerine has olan anlamların gerçekleştirilmesidir. Bedendeki yedi organ üzerine secde nasıl farz ise kalbin yedi tavır üzerine secde etmesi de öylece vaciptir. Birinci tavrın secdesi tevbe, ikincisinin nefs tezkiyesi, üçüncüsünün kalp tasfiyesi, dördüncüsünün kalbin ilâhî hakikat ve hullelerle süslenmesi, beşincisinin kalbin ilâhî cilveler ve tecellilerle cilalanması, altıncısının kalbin mâsivâdan tamamıyla arındırılması, yedincisinin kalbin secde edip gönül makamına ermesidir. Burada artık kalem kırılır, ne bir şey söylenir ne de yazılır, lisan lal olur (NM 110). Atvar-ı seba (4a! sb!) 1. Yedi tavır: tab (tabiat), nefs, kalp, ruh, sır, hafi, ahfa. Allah'ın insanı yedi tavırda yarattığını (Nuh Suresi, 14) dikkate alan bazı mutasavvıflar bu tavırları yedi kat semaya, yedi gezegene, yedi vadiye ve yedi iklime benzetirler (NM 109). Attâr'ın Mantıku”t-Tayr'ında bu yedi tavır ve yedi vadi şu şekilde tespit edilmiştir: aşk, marifet, istigna, tevhit, hayret, fakr, fena (aM 89). Yedi tavrı daha başka şekillerde gösterenler de vardır (sme 35). Yedi tavır: tab (tabiat), nefs, kalp, ruh, sır, hafi, ahfa. Allah'ın insanı yedi tavırda yarattığını (Nuh Suresi, 14) dikkate alan bazı mutasavvıflar bu tavırları yedi kat semaya, yedi gezegene, yedi vadiye ve yedi iklime benzetirler (NM 109). Attâr'ın Mantıku”t-Tayr'ında bu yedi tavır ve yedi vadi şu şekilde tespit edilmiştir: aşk, marifet, istigna, tevhit, hayret, fakr, fena (aM 89). Yedi tavrı daha başka şekillerde gösterenler de vardır (sme 35).

04
Sözlük

Fark-ı sani

İkinci fark. tas, a Halkın Hak sayesinde var olduklarını ve varlıklarını muhafaza ettiklerini idrak etmek; birlikte çokluğu, çoklukta birliği gör- Bunlardan birinin görülmesi diğerinin görülmesine engel olmaz. b Sekr ve cem halinden sonra sâlikin sahv ve beka haline dönüp farzları ve diğer

05
Sözlük

Kenâr

Tasavvufî remiz olarak sırları kavrama ve murakabe hâlini sürdürme anlamında kullanılır.

06
Sözlük

Kurb-i ferâiz

قرب فى | ض) Farz ibadetleri işlemenin kula sağladığı Allah'a yakın olma hali. Kurb-i feraiz kulun, kendisi de dahil her şeyden fani olması, Hak'tan başkasının şuurunda olmaması hali. Bu halde fail, Hak'tır.

07
Sözlük

Mebâdi

İlkler, 2. tas. Sâlikin sülükunun başlangıcında riayet etmesi lazım gelen namaz, oruç ve benzeri hususlar ve şer'i adap ki, mübtedilerin mutlaka bunlara uymaları icap eder (sr). Mebâdi'n-nihayat ( (مبا دى | لنهايا 1. Sonların ilkleri. 2. taş Namaz, oruç ve hac | gibi farz ibadetler; örn. namazın nihayeti en yüksek seviyedeki yakınlık ve hakiki | vuslattan ibarettir. Zekâtın nihayeti Hak'tan gayrısını (mal-mülk) sırf Hak sevgisi | sebebiyle harcamaktır, Orucun nihayeti tabiatın ihtiyaçlarından ve buna güç veren hususlardan, Allah'ta fani olarak uzak kalmaktır. Haccın nihayeti marifete ermek ve fenadan sonra beka halini gerçekleştirmektir; çünkü haccın menâsiki nihayete ve ahadiyet-i ceme ve farka doğru yolculuk yapan sâliklerin menzillerine karşılık | olarak konulmuştur. Her mensek manevi yolculuğun bir konak yerine tekabül | eder (kı). Mebdeiyyet (ius) 1, İlkelilik. 2. tas, Zat-ı ahadiyetin vahidiyet mertebesinden evvel olması itibariyle ahadiyeti izleyen salt görelik Cizafet-i mahz). Burada sözü edilen vahidiyet mertebesi (hazreti) isim ve sıfatlarla ilgili nispetlerin ve taayyünatın kaynağıdır. İşaretler ise akli varsayımlardır (itibârât) (x1), Sonların ilkleri. 2. taş Namaz, oruç ve hac | gibi farz ibadetler; örn. namazın nihayeti en yüksek seviyedeki yakınlık ve hakiki | vuslattan ibarettir. Zekâtın nihayeti Hak'tan gayrısını (mal-mülk) sırf Hak sevgisi | sebebiyle harcamaktır, Orucun nihayeti tabiatın ihtiyaçlarından ve buna güç veren hususlardan, Allah'ta fani olarak uzak kalmaktır. Haccın nihayeti marifete ermek ve fenadan sonra beka halini gerçekleştirmektir; çünkü haccın menâsiki nihayete ve ahadiyet-i ceme ve farka doğru yolculuk yapan sâliklerin menzillerine karşılık | olarak konulmuştur. Her mensek manevi yolculuğun bir konak yerine tekabül | eder (kı). Mebdeiyyet (ius) 1, İlkelilik. 2. tas, Zat-ı ahadiyetin vahidiyet mertebesinden evvel olması itibariyle ahadiyeti izleyen salt görelik Cizafet-i mahz). Burada sözü edilen vahidiyet mertebesi (hazreti) isim ve sıfatlarla ilgili nispetlerin ve taayyünatın kaynağıdır. İşaretler ise akli varsayımlardır (itibârât) (x1),

08
Sözlük

Melamet

Su) Kınama, ayıplama, kötüleme, karalama, tas. Melamet selameti terk etmektir (Hamdun Kassar). Kınayanların kınamasından çekinmeden doğru yolda yürümektir. Allah'ın kanunu öyledir ki, kim halkı hak yola davet et- se herkes onu kınar. Peygamberler, veliler hep kınanmışlardır. Bu yüzden hak yolda yürüyen Hak erlerinin kınanmayı daima göze almaları ve buna hiç aldırış etmemeleri lazımdır. Özellikle âşıklar aşkları uğrunda her türlü kınanmayı, hatta aşağılanmayı göze alırlar. Meleküt âlemi Ben melamet hırkasını kendim geydim eğnime Ârunamus şişesini taşa çaldım kime ne Nesimi Melameti i, 5. ar. منتى) te) Melamet ehli, melamet neşesine sahip olan, melamet meşrebini tercih eden, melamet tarikini tutan, Melametiliği Nişabur'da Hamdun Kassar (ölm. H. 271) yaymıştır. Horasan'daki zahitler ve abitler Irak süfilerine karşı bu yolu savunmuşlardır. Süfilik ile Melamilik (Melametilik) arasındaki başhea farklar şunlardır: Süfilerin Saf, hırka ve taç gibi belli bazı kıyafetleri vardır, Melamet ehlinin belli bir kıyafeti yoktur; onları halktan ayıran şekle ait bir şey mevcut değildir. Süfiler ibadet, zikir, semâ ve vecd gibi hususları gizlemezler; bunları açıkça icra ederler. Melamet ehli bahsedilen hususları özellikle nafile ibadetleri gizli tutar. Süfilerin belli bir tarikat adabı, erkânı ve evrâdı, kısaca tarikat merasimi vardır. Melamet ehli her türlü merasimden titizlikle kaçınır. Sadece sohbete önem verirler. Melami “Hayrı izhar, şerri izmar etmeyen sâlik,” Yani “ibadetini gizli tutan, ama günahını gizlemeyen kimse,” diye tarif edilir. Melami riyadan ve ucbdan (kendini beğenmişlik) şiddetle kaçınır, ihlasa büyük önem verir. Bu yüzden ibadetlerinin açığa çıkmasından ve günahlarının gizli kalmasından rahatsız olur. Başkaları hatalarının teşhir edilmesinden ne kadar rahatsız olursa onlar kusurlarının kınamaya yol açmasından o kadar hoşlanırlar. Melami farzı terketmemek, haramı işlememek şartıyla özellikle halkın kınamasına Yol açan hususları bilerek ve isteyerek Yapar. Yerleşik töre, gelenek ve göreneklere aykırı hareket eder. Levm edile edile, kınana kınana nefsini ezecegine ve yola getireceğine inanır, Melamet ehlinden olmadıkları halde pek çok zevk ve keyif ehli, hatta zındık kendini Melami göstermiştir Melamet ehlinin çeşitli tabakatları vardır. Son dönem Melamileri vahdet-i vücut fikrini de benimsemişlerdir. Fakat melamet fikri ve meşrebi az çok bütün tarikatlerde vardır. Nefs-i levvame konusu üzerinde bütün süfiler önemle dururlar. Melamilere Ahfiya, Umena, Danâin gibi isimler de verilir. Terkedip nâm u nişânı giy melâmet hırkasın Bu melâmet hırkasında nice sultan gizlidir İsmail Ma'şüki

09
Sözlük

Nafile

فله) b) Tatavvu, farz ve vacip ibadetlere ek olarak yapılan ibadetler. “Kul farz ibadetleri Yaparak Allah'a yaklaşır. Nafile ibadetleri ifa ederek de Allah'a yakaşır, hem o kadar çok yaklaşır ki, Allah kulunun gören BöÖZÜ, işiten kulağı konuşan dili, hisseden kalbi olur. Buna da kurb-i nevafil denir. Bu mertebeye, yani Hakk'ın velisi ve dostu olma makamına nafile ibadetlerle ulaşıldığından tarikat ehli namaz Ve Oruç gibi ibadetlerin nafilelerine, zikir ye tespihe büyük önem verir. Bazen bunların nafilelere farzlardan fazla önem verdikleri izlenimi bile edinilebilir, Vahnu bila-nahnu kar. (نحن بلا نحن) 1, Bizsiz biz, bensiz ben, benliksiz benlik, 2. tas. Hakk'ın fiillerini gören sâlikin başka fail Börmemesi (sı 426; BS 615). Yani

10
Sözlük

Takva

ği) Korkma, endişelenme, kaygılanma; dikkatli davranma, sakınma, korunma. tas. a Allah’a boyun eğerek azabından sakınmak, cezayı gerektiren davranışlardan nefsi uzaklaştırmak suretiyle korunmak (cr). b Takva, insanın, kendisini Allah'tan uzaklaştıran şeylerden uzak durması. c Takva mâsivâdan sakınmaktır. d Takvanın zahiri, hududu muhafaza; bâtını, ihlas ve niyettir. e Takva helal, mübah ve bir de şüpheli hususlarda söz konusu olur. Farzları ifa, haramları terk takva değildir. Takva dinin bütün hükümlerini eksiksiz ve sürekli olarak titiz bir şekilde uygulamaktır. f Takva sahibi olmak, ama takva sahibi olduğunu hatır ve hayalden bile geçirmemek esastır. Takva sahibi olduğunu sanan, takva sahibi değildir. Takva, kişinin kendini kimseden üstün görmemesidir. Takva sahibi olana taki ve muttaki denir. İslam nazarında en üstün insan en fazla takva sahibi (faziletli) olan kimsedir. Müftülerin fetvasına, kadıların hükmüne göre caiz olan bazı hususlar takva esasına göre caiz olmaz. Takva dini hükümlerin disiplinli, düzenli, devamlı, samimi ve ciddi bir surette, dikkat ve özenle uygulanması, en küçük bir ayrıntının bile gözardı edilmemesidir. Takva tasavvufun temelidir.

11
Sözlük

Tatavvu

تطوع) ) Nafile ibadetler, farz ve vaciplere ilaveten ifa edilen ibadetler | (cr). Tasavvufta bu tür ibadetlere büyük önem verilir. Tavârık i ar. (55 | se) Vurmak; yürümek; gece gelmek, uğramak. tas, a Hakikat ehlinin geceleyin gönül kapılarını çalan yeni hakikatler. Gece gelen ilham, müjde. b Sahipli olduğuna inanılan yerlerden gece geçenleri | çarpan süfli ruhlar, | Tayy-ı mekân (4S.,L) Yerin dürülmesi, mesafenin kısalması suretiyle gerçekleşen keramet, uçmak. Bkz. Bast-ı zaman.

12
Sözlük

Tevbe

Pişmanlık, nedamet, dönme. tas. a Kalpteki kötülükte ısrar | düğümünü çözüp Hakk’a dönme ve Rabb'in hukukunu gözetme (cr). b Kötü ve | günah işlere pişman olup Hakk’a yönelme, Küfürden imaia dönmek kâfirlerin, kötü işlerden iyi işlere dönmek fasiklann, kötü huylardan iyi ahlaka dönmek iyi- lerin (ebrar), mâsivâdan Hakk’a dönmek nebi ve velilerin tevbesidir. Avam günahtan, havas gafletten tevbe eder. Tevbenin şartları şunlardır: Pişmanlık hissi, derhal hatayı terk ve bir daha eski hale dönmemeye azmetme. Cehennem korku- suyla yapılan tevbeye tevbe, <ennete girme ümidiyle yapılan tevbeye indbe, sırf Hak için yapılan tevbeye evbe denir. Kulun azaptan korkup tevbe etmesine indbe tevbesi, Allah'ın kereminden utanıp tevbe etmesine isticabe tevbesi denir. Tevbenin erkânı; farzları ifa, borçları eda, helâl lokma ve nefse muhalefettir. Tevbe edene tâib, tevbekâr denir. Allah tevbeleri kabul ettiğinden ona da Tevvâb denilmiştir.

13
Makale

Celvetî Halvet Âdâbı

Perhiz, ibadet, zikir ve tefekkür düzeni. Ecvibe ve karşılaştırmalı makaleden hazırlanmış özgün editoryal inceleme.

14
Eser

TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ

Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne

15
Eser

SÛFİLERİN HALLERİ VE TARİKATLARI

Avârifü’l-Maârif · 4. bölüm · Bize, şeyh, âlim Ziyâuddin Ebu Ahmed Abdulvahhab b. Ali, Enes b. Mâlik’in (r.a) şöyle dediğini haber verdi. Rasûlullah (a.s) bana buyurdu ki: “Yavrucuğum! Eğer kalbinde hiçbir kims

16
Eser

Sayfalar 4–13

Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 43 5846 Sayılı Kan un gereğince telif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ÖZTÜRK Matbaası Ist

17
Eser

Sayfalar 1–10

Muzaffer Ozak Külliyatı · Elhac Muzaffer OZAK colli ZİYNET-UL-KULÜB KALPLERİN ZİYNETİ] Aşık sohbetleri ve evradı şerifeler AYRICA ASKÎ DİVANI SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ Ali BİLİCİ Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Işha

18
Eser

Sayfalar 10–17

Muzaffer Ozak Külliyatı · (YÂ RAHMANÜ ism-i celilini, her farz namazdan sonra 100 kerre okuyan kimseler, gaflet ve unutkanlıktan ve gönül darlığından emin olurlar.) Er Rahiymü Celle Celâluhu Pek ziyade merh

19
Eser

Sayfalar 29–35

Muzaffer Ozak Külliyatı · rulan cennet ve cemale ererler ve bu yüce mükâfata bir ân önce kavuşabilmek için de tabutlarının içinde cemaatlerine (KADDIMUNI... KADDIMÜNI...) diye seslenirler. Kâfirler, münafık

20
Eser

Sayfalar 29–34

Muzaffer Ozak Külliyatı · Dikkat edilirse; evlât, ana ve babasına itaât edecek, hem de Hz. Ismail gibi boynunu verircesine, canını ortaya koyarak, itaât edecek. Fakat şart; Allah yolunda, Allah'ın emirlerin

21
Eser

Sayfalar 37–43

Muzaffer Ozak Külliyatı · nur, herhangi bir kimseyi çağırır gibi Yâ Ahmed, Yâ Muhammed diye çağırırsanız bütün hayırlı amellerinizi iptal etmiş olursunuz. Siz, bunun farkına bile varamazsınız. Dikkat ediniz

22
Eser

Sayfalar 44–50

Muzaffer Ozak Külliyatı · O salih ve ârif zat-1 şerifin ruhu kabzolununca, beşyüz rahmet meleği cesedinin yanında kalırlar, yakınları kendisini gasletmeden melekler o velinin cesedini yıkarlar, cennetten ge

23
Eser

Sayfalar 49–56

Muzaffer Ozak Külliyatı · Birinci tevhid; ehl-i şeriatin ve avamın, tkinci tevhid; ehl-i ilmin ve havassın, Ücüncü tevhid; ehl-i hakikatin yani havassül - havassın tevhidleridir. MÜRŞİD KIMDEN OLUR? Sâlik-i

24
Eser

Sayfalar 57–64

Muzaffer Ozak Külliyatı · Rabbi... Tâbi'in, tabe-i tâbi'in, eimme-i müctehidiyn, ule ma-i din-i mübiyn, şehitler, gaziler, Pirân-ı-izâm ve evliya-i kiraının feyizleriyle bizleri şadân-ü handan eyle yâ Rabbi

25
Eser

Sayfalar 57–62

Muzaffer Ozak Külliyatı · yemeğe başlar, âşıkan da mürşidi takip ederler. Yemek esnasında, pilâva kadar konuşulmaz. Bazı tekkelerde, yemekten sonra su dahi içmezler. Yemekten sonra, şeyh evvelâ ellerini yık