Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

26 sonuç · “Tanrı

01
Sözlük

Abdullah

(4 | (عبد Allah'ın kulu, Tanrı kulu. tas. a Allah'ın kendisinde bütün isimlerle tecelli ettiği kul. Allah ismine mazhar olan insan. Allah'ın kulları içinde derecesi en yüksek olan Abdullah'tır; çünkü o ism-i azamı kendisinde gerçekleştirmiş, Hakk'ın bütün sıfatlarını kazanmıştır. Bu yüzden Abdullah ismi, Peygamber'e özel kılınmıştır (Cin Suresi, 19). Tebaiyet yoluyla onun vârislerine de bu isim verilir. b İsmi bilinmeyen her insana Abdullah (Tanrı kulu) diye hitap edilir. Genellikle kabre konan cenazeye telkin verilirken, “Ya Abdullah, ya emete'llah,” denir.

02
Sözlük

Ene’l-Hak

نا | لحق) |) “Ben Hakk'ım.” Hallac’a ait bir sözdür. Bu sözü yüzünden asılmıştı. Bu sözün çeşitli yorumları vardır; bir görüşe göre, Hallâc bu sözü sekr halinde söylemişti; sahv haline gelince bu sözün yanlış olduğunu kabul etti. Başka bir görüşe göre, Hallâc bu sözü fena halinde söylediğinden bu sözü söyleyen aslında o değil, Hak'tı. Hallâc ene'l-Hak söyledi Haktır sözü Hak söyledi Nâdân mukayyed anladı Amma ki, mutlak söyledi Nesimi Diğer bir görüş ise Hallâc'ın bu sözü, Hak'tan hikâye ederek söylemiş olduğunu. ileri sürer. Yüce Allah “Ben Hakk'ım,” diyor gibi. Hallâc'ın, bu sözüyle “Ben Hakk'ım, yani baul değilim” veya “Ben Hak'tanım” demek istediğini söyleyenler de vardır. Kimileriyse Hallâc'ı tanrılık veya hulül iddia eden bir mülhit sayarlar. Mestolanlar kelâmı kendinden gelmez veli Pes ene'l-Hak nice söyler kisi Mansür olmadan Şemseddin Sivasi N Ezelde benim fikrim ene’l-Hak idi zikrim Henüz dahi doğmada ol Mansür-ı Bağdadi Yünus

03
Sözlük

Engüşt

Parmak. Tasavvufî sembolizmde Allah’ın her şeyi kuşatan ihâta sıfatına işaret eden Farsça kelime. Kalplerin Rahmân’ın kudreti altında oluşunu anlatan rivayet ve ifadelerde parmak mecazı kullanılır; bu anlatım fiziksel organ isnadı olarak anlaşılmaz.

04
Sözlük

İlahiyet

Tanrılık, tas. Rahmet; şefkat, azap, gazap gibi insanla ilişkisi bulunan bütün ilâhî isimler (iFM).

05
Sözlük

İstidrac

( Adım adım ilerleme, basamak basamak yükselme. a Tanrı veya Hakk'ın makbul bir kulu olduğunu iddia eden bir kafirden ve gayr-i müslimden, iddiasına uygun harikulade hallerin zuhur etmesi, b Şeytan'ın, iddiacı kâfiri, daha derin bir uçuruma yuvarlamak için aşama aşama yükseltmesi. ¢ İddiacıyı, azar azar mehil vererek Allah'ın korkunç azabına yaklaştırmak. d Sahtekârların ve iddiacıların yavaş yavaş Allah'ın rahmetinden uzaklaşıp gazabına yaklaşması. Bir kimsenin, harikulade hallere sahip olduğunu iddia etmesi ve halleri teşhir etmesi en büyük günahlardan olduğundan gerçek veliler ve arifler keramet sahibi olduklarını asla iddia etmez ve türlü halleri göstermeye kalkışmazlar.

06
Sözlük

Mihmân

Misafir, konuk. Tanrı misafiri denilen mihmân, tasavvufta çok önemlidir. İhtiram etmek mürüvvettir kişi mihmânına. (CN 93)

07
Sözlük

Nâsût

İnsanın ve âlemin maddî, beşerî ve görünür yönü için kullanılan terim. Tasavvuf ve özellikle vahdet-i vücûd literatüründe ilâhî ve mânevî yönü anlatan lâhût ile karşılaştırılır. Nâsût ile lâhût iki bağımsız tanrı veya cevher anlamına gelmez; varlığın farklı nispet ve görünüşlerini anlatır.

08
Sözlük

Sekinet

1, Vakar, ağırbaşlılık, sükünet. 2. tas, Gaybın (ve maneyi feyzin) gelişi esnasında kalbin bulduğu itmi'nan ve huzur hali. Sekinet nebi ve velilerin kalplerine iner, Nur, kuvvet ve ruhtan oluşur, korkan kişi o sayede sükün, mahzun teseli bulur. Günahkârlar, serkeşler ve cüretliler ona sığınır (HM 29; GE İFM). Sekizler (J (مكن Gayb erenlerden olan sekiz evliya. Bunlara kahr ricâli, kuvvet ricâli da denir. Şiddetli ve hiddetli velilerdir; himmetleri faal ve tesirlidir. Teveccüh ettikleri ruhları etkileri altına alırlar, Tasarruf sahibidirler, murat ettikleri nesneler vücuda gelir, teveccühlerinin semeresi hasıl olur. Bunlara hürmet edilir; ama yakınlarında olmaktan sakınmak lazımdır (İFA 328). Sekr ( S) +. Sarhosluk, mest olmak, kendini kaybetmek. 2. tas. a Zahiri ve bâtıni kayıtları bir yana bırakıp Hakk’a yönelmek. b Kuvvetli bir vârid (tecelli) ile keno N Selamet-i sadr dinden geçip ruhi bir haz ve zevke erme. c Sekr vecd ehline hastır. Kul cemal tecellisini temaşa edince sekr haline gelir, ruh haz alır, kalp sermest olur. Sekr hali gaybet halinden daha kuvvetli olabilir. Sekr halinde bulunan sâlike sekrân (sükârâ), sekr halindeymiş gibi görünen ve kendinden geçmeye çalışan sâlike ise mütesâkir denir. Sekr halindeki sâlik şer'i hükümlere aykırı sözler söyleyebilir, davranışlarda bulunabilir. Bunlara itibar edilmez. Zira kelâm-ı sükârâ makbul değildir. Şarâb-ı tahür'u (insan Suresi, 21) içen veliler ve Hak erenler sermest olur ve ruhi hazlara gark olurlar. Bkz. Sahv. Sanmam bizi kim şive-i engur ile mestiz Biz ehl-i harâbâttanız mest-i elestiz B. Rühi Şöyle mestem tâ kıyamet dahi hüşyâr olmazem Çün beni vahdet meyinden eyledi ol yâr mest Nesimi Selam (e (سلا Esenlik. 2. tas. Nefsin dünya ve ahirette hiçbir sıkıntıya maruz kalmaması, iki âlemde rahat ve mutlu olması (cr). Selam ve durüd: Övgü (11s). Tanrıdan yüzbin durüd ile selâm Mustafa'nın rahuna her subh u şâm 5. Çelebi Tarikat ehlinin es-Salâtü ve's-selâmu aleyke yâ Resülâllah şeklinde okudukları dua ve salavatlara da selam denir. Mevlevilikte selam, devr-i veledi'den sonra birinci, ikinci ve üçüncü devirleri takiben selambaşı tarafından okunan ve selâmullâhi aleyküm... diye başlayan belli dualardır (Amr 73). Bektaşilikte şeriat, marifet ve hakikat dört kapıdır. Dört kapı selamı da şudur: es-selâm ev nür-i şeriat erenleri es-selam pir-i tarikat erenleri es-selâm nür-i marifet erenleri es-selam ey nür-i hakikat erenleri. Âşık oldur Hakk'ı seve Hak derdine kıla devâ Bizim için hayır duâ kılanlara selâm olsun Yünus Çelebi Tarikat ehlinin es-Salâtü ve's-selâmu aleyke yâ Resülâllah şeklinde okudukları dua ve salavatlara da selam denir. Mevlevilikte selam, devr-i veledi'den sonra birinci, ikinci ve üçüncü devirleri takiben selambaşı tarafından okunan ve selâmullâhi aleyküm... diye başlayan belli dualardır (Amr 73). Bektaşilikte şeriat, marifet ve hakikat dört kapıdır. Dört kapı selamı da şudur: es-selâm ev nür-i şeriat erenleri es-selam pir-i tarikat erenleri es-selâm nür-i marifet erenleri es-selam ey nür-i hakikat erenleri. Âşık oldur Hakk'ı seve Hak derdine kıla devâ Bizim için hayır duâ kılanlara selâm olsun Yünus

09
Sözlük

Şaraphane

Melekat âlemi, kâmil arifin bâtını. Şatah — Sathiye i ar شطحيه) — eles) 1, Hareket, kıpırdama, köpürme. tas. a Üzerinde benlik ve dava kokusu bulunan söz (cr). “Ene'l-Hak”, “Sübhâni mâ a'zame sani,” “Bir denize daldım ki, nebiler sahilinde durdu” gibi. b Bir sözdür ki, dil onu söylemekten kaçınır, kulak onu dinlemekten hoşnutsuz olur. c Zahiri itibariyle şeri hükümlere aykırı düşen söz. d Ne kasdedildiği kolay kolay anlaşılmayan kapalı veya sembolik ifade. Çıktım erik dalına anda yedim üzümü Bostan 1ssı kakıyıp der: Ne yersin kozumu Yünus Şeb-i bâr e İlahi feyz ve kuvvetli tecellilerle kendilerinden 8ecen, coşan ve taşan velilerin, Sayr-i ihtiyari Söyledikleri sözler ki, Goğu şeriata aykırı gibi görünür. Bu yüzden veliler kendilerine geldikleri zaman 0 sözleri Söylediklerine pişman olarak tevbe ederler (Bg 56-58; SL 422, 453; Gİ 1:74; TK 1:880; İFM 11:509). İyi ve samimi bir dini hayat yaşayanların ağzından çıkan şathiyeler kabul edilmeyebilir fakat onu Söyleyenlere Saygı göstermek ve kendilerini anlamaya çalışmak gerekir, İyi ye samimi bir dini hayatı olanların veya Şuurları yerindeyken sahy halinde sathiye Söyleyenlerin veya söylenmiş şathiyeleri delil olarak kullananların davranışları anlamsızdır. Bu tür sözlere tammat, türrehât (Saçma söz, ipe sapa gelmeyen laf) denir. Bunların bir kısmı küfür, Tanrı'yla alay etme mahiyetindedir. Erliği ile anılır filan oğlu Jilân deyu Anan yoktur, baban yoktur, sen benzersin P... Tanrı Kaygusuz Abdal

10
Sözlük

Zılla ilah

Tanrı'nın gölgesi. tas. Vahidiyet mertebesini kendi gerçeği haline getiren insan-ı kâmil.

11
Sözlük

Zındık

Mülhit, Tanrıtanımaz, tas. a İlk zamandan beri ünlü süfilerin birçoğu zındık olmakla suçlanmışlardı. Bu yüzden zındık olmakla suçlanmak yüksek bir mertebe sayılmıştır. “Bir kimsenin zındık olduğuna dair, bin sıddık şahitlik etmedikçe o kimse asla hakikat mertebesine ulaşamaz”. “Aba altında nice zındık, kabâ altında nice sıddık vardır” (İFM 1:260).

12
Sözlük

dîn

“Allah'ın hükmü ve yönee timi” anlamındaki bu söz zaman u içinde “Allah’a inanma ve ibadet etme konusunda herkesin veya r her milletin tuttuğu yol. ” biçie minde terimleşmiştir. Kur’ân-ı - Kerîm’de bu söz doksan iki yern de geçmektedir. Bu ayetlerde metnin konteksti içinde mealen a “yönetme, yönetilme, şeriat, İsa lâm, âdet, ceza, hudud, hesap, millet? ’ gibi anlamlarda söz konusudur. Hadis kaynaklarında e da bu terim Kur’ân-ı Kerûn’deki anlamlar çerçevesinde yer almaktadır. Özellikle ş “Allah indinde dinin aslı hanîflik (tevhid) ve İslâmdır. ” hadisi bu terimi en açık biçimde dile getirmektedir. İslâm bilginleri bu terimin tanımını Kur’ân-ı Kerîm ve hadislerin ışığı doğrultusunda yapmışlardır. Bu tanımlardan en önemlisi Seyyid Şerif el-Cürcânî’ye ait olup şöyle nakledilmektedir: “Din, akıl sahiplerini peygamberin bildirdiği gerçekleri benimsemeye çağıran İlâhî bir kanundur. ” Ondan sonraki tanımlar genellikle bunu örnek almışlardır. Geç dönem din bilginleri bu tanımı daha kapsamlı bir biçime getirmişlerdir. Söz gelişi Muhammed Abduh, “Din, insanın evrendeki varlıkları duyular üstü ilâhı gerçekleri kavramasından ibarettir. ” diyerek tanımlar ve “üâhî gerçekler’! tebliğ edenler de peygamberlerdir, diyerek onlarm dini öğrenmedeki rolünü vurgulamış olur. Batılı bilim adamlarının tanımı ise bütün dinleri kapsayacak ölçüde karşımıza çıkmaktadır. Söz gelişi Rudolf Otto, “Din kutsalın tecrübesidir. ” derken, Herbert Spencer, “Her şeyin bizim bildiğimizin üzerine çıkan bir kudretin tezahürüdür. ” diye tanımlar. Max Müller ise dini, “İnsanın, çeşitli adlar ve değişen görünüşler altındaki sonsuzu kavramasını sağlayan zihnî becerisi ve yetisi. ” olarak niteler. Bu ve benzeri tanımlar, dini Tanrı kavramı ile birlikte düşünmeye ve anlatmaya özen göstermişlerdir. Farklı inançlarm oluşturduğu dinlerin adlandırılması ve tasnifi ise Kur’ân-ı Kerîm’e göre olmuştur. “Âl-i İmrân” suresindeki mealen “Allah katında hak din ancak İslâmdır. ” sözü, “Rûm” suresindeki “Allah’ın yarattığı bu dini değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. İşte dosdoğru din budur. ” sözü, “Tevbe” suresindeki “O (Allah) müşrikler hoşlanmasa da dinini bütün dinlerden üstün kılmak üzere peygamberini hidayet ve Hak din ile göndermek. ” sözü, “Fetih” suresindeki “Bütün dinlerden üstün kılmak üzere peygamberini doğruluk rehberi Kur’ân ve Hak din ile gönderen O’dur. ” sözü İslâm! kastetmektedir. Bu delillere göre kaynağınm İlâhî olması sebebiyle İslâm, hak dindir. Öteki dinlerden İlâhî vahye dayanmayanlara “bâtıl dinler” (bk. bu madde), İlâhî vahye dayanmakla birlikte orijinalitesini kaybetmiş olanlara (Yahudilik ve Hristiyanlık gibi) “muharref dinler” (bk. bu madde) adları verilmiştir. Ayrıca vahye dayanan tek Allah’a inanan dinlere “semâvî dinler” (bk. bu madde) terimi de kullanılmıştır.

13
Mekân

Tokat Mevlevîhânesi

Tokat · Türkiye · Tokat’taki eski Mevlevî hafıza Tokat’ta Mevlevî varlığı XIII-XIV. yüzyıllara kadar izlenir. Muînüddin Süleyman Pervâne’nin Fahreddîn-i Irâkī için hankah yaptırdığı, Sultan Veled ve Ulu Ârif Çelebi’nin şehre halifeler gönderdiği aktarılır. 1455 tahriri bir Mevlevî hankahı ve otuz iki hânelik Mevlevîhâne mahallesini kaydeder. Muslu Ağa ve yeniden kuruluş Evliya Çelebi 1656’da haftada iki gün âyin yapılan gelişmiş bir Tokat Mevlevîhânesinden söz eder. Son şeyh Mehmed Hâdi Dede’nin 1911 tarihli mektubu, Muslu Ağa’nın 1048/1638’de bir tekke kurduğunu bildirir. 1115/1703 tarihli hüccet ise bu yapının yıkıldığını ve Müderris Mehmed Efendi b. Dânişî Ali Efendi tarafından yeniden inşa edildiğini gösterir. Bugünkü yapının katmanları Günümüze ulaşan ahşap mevlevîhâne Soğukpınar mahallesindedir ve ağırlıkla XVIII-XIX. yüzyıl yapı katmanlarını taşır. Semâhâne, şeyh dairesi, odalar, hamam ve kütüphane bölümlerindeki ahşap işçiliği ve kalem işi tavanlar Anadolu tarikat mimarisinin seçkin örneklerindendir. Yaşayan miras Yapı günümüzde Mevlevîhâne Müzesi adıyla kültür ve sergi faaliyetlerinde kullanılmaktadır. Bu güncel işlev, XIII. yüzyıldan itibaren görülen şehirdeki Mevlevî varlığının bütün dönemlerinin aynı bina içinde geçtiği anlamına gelmez; erken hankahlar ile mevcut yapı ayrı tarih katmanlarıdır. 1883: postnişin ailesinin başvurusu 30 Ağustos 1883 tarihli kayıtta, Tokat Mevlevîhânesi şeyhi Ali Rıza Efendi’nin vefatı sonrasında eşi Tayyibe Hanım’ın makamlar arasında havale edilen arzuhali yer alır. Belge, aile talebinin içeriğini özetlemez; Mevlevîhâne çevresindeki hane ve kurum hafızasına ait bir başvuru kaydı olarak değerlendirilmiştir.

14
Makale

Abdülkerîm el-Cîlî’de İnsan-ı Kâmil

Ayna, tecelli, Hakîkat-i Muhammediyye ve varlık mertebelerini hulûl diline düşmeden okumak

15
Eser

Sayfalar 48–56

Muzaffer Ozak Külliyatı · bütün bu alâmetler ölen o kimse için rahmet-i ilâhiyyenin nüzulüne işarettir. Haberde vârid olmuştur ki, Allahu teâlâ bir mü'minin ruhunu kabzetmek murad buyurduğunda, Melek-ül-mev

16
Eser

Sayfalar 73–80

Muzaffer Ozak Külliyatı · uyandırmaktan gayrı hiçbir işe yaramayan bu iddianızla, Resûl-ü zişânı incittiğiniz gibi, din ve peygamber düşmanlarının ekmeklerine yağ sürdüğünüzün de farkında mısınız? Allahu te

17
Eser

Sayfalar 109–116

Muzaffer Ozak Külliyatı · için Rabbil-âlemiyne dua ederler. Onlar, iyi bilirler ki, dua Allahu tealâ'ya, Resûl-ü müctebâ'ya ve âhiret gününe iyman edenlerin tek merci'i Cenab-ı vâcib-il vücud ve sahib-il ke

18
Eser

Sayfalar 128–133

Muzaffer Ozak Külliyatı · Ben sana şartımı söyledim ve sen de kabul ettin. Zannetme ki ben ilmin başının sabır olduğunu sana şu anda ögretmiş vaziyetteyim. Bilâkis, bunu sana öğretmeye tâ bir sene evvelinde

19
Eser

Sayfalar 177–184

Muzaffer Ozak Külliyatı · - 177.gösterici, nuru evvel. bâ'si sonra Muhammed Mustafa. Müctebâ. Mürtezâ, Fe-kabe kavseyn-i ev-edna. Taki. Naki. Kureyşiyyül-Hâşimiyyül-Arabi, Mekki, Medeni. Haseneynil-ahseneyn

20
Eser

Sayfalar 185–192

Muzaffer Ozak Külliyatı · -- 185 _ ve sellem efendimizdir. İyi bilmelidir ki, bu zâhirde böyledir Hakikatte ise. aleyhissalâtü vesselâm efendimizin nuru evvel. Hz. Adern aleyhisselâmın nuru sondur. Zira ruh

21
Eser

Sayfalar 161–167

Muzaffer Ozak Külliyatı · onun için yaratılmıştır. O insan ise, Allahu teâlâ'ya kulluk için halk olunmuştur. Kâfirlerin de gördükleri rü'yâların hak olduğuna siyer, tarih ve nice sadık kişiler şahittir. Bu

22
Eser

Sayfalar 192–200

Muzaffer Ozak Külliyatı · amellerinden dolayı, âhirette olanlar sevinirler veya azap duyarlar. Fakat, geride bıraktıklarını, kötülüklerden menetmeğe veya iyi ameller işlemeğe hali hayatlarındaki gibi zorlam

23
Eser

Sayfalar 216–224

Muzaffer Ozak Külliyatı · gazabından kim kurtarabilir? Bize ikram edersen, bu ikramına kim mâni olabilir? Ya Hannan! Ya Mennan! Ya Deyyan! Ya Sübhan! Ya Kadimel-Gufran ve Ya Kadimel Ihsan! Bize lutfun ile m

24
Eser

Sayfalar 265–271

Muzaffer Ozak Külliyatı · nasıl cihangir etti. İbret ile oku! Kur'an'ın hem kalıbına, hem de ruhuna sıkı sarıl! Dünyada ve ukbâda necat bul! HİKÂYE Osman bey, Horasan Türklerinin Kayı âşiretinden idi. Süley

25
Eser

Sayfalar 308–313

Muzaffer Ozak Külliyatı · de azap görmez, herkesin vücudu mânada kendi kabridir. Bak hakka, hakkı ile kulluk edene dünyada hakkın ikramına.. HİKÂYE Tabiîn zamanı idi, iki ateşperest kardeş, birbirleri ile ş

26
Eser

Sayfalar 291–297

Muzaffer Ozak Külliyatı · Şu Hadis-i şerifin belâğatine ve inceliğine dikkatinizi çekerim: (Güzel ahlâk ve iyi huy, Allahu tâlâ'nın sevdiği kullarına, bahş ve ihsan buyurduğu ilâhî bir ved'adır. Allah celle