Ara
Menü

Sayfalar 192–200

1.587 kelime

İrşad I · kaynak sayfaları 192–200

amellerinden dolayı, âhirette olanlar sevinirler veya azap duyarlar. Fakat, geride bıraktıklarını, kötülüklerden menetmeğe veya iyi ameller işlemeğe hali hayatlarındaki gibi zorlamaga kuvvetleri olmadıgından, ancak ıyılıklerınini temenni ederler. Iyilik yapanlara, âmali saliha işleyenlere dua ederler.

Kötülük yapanlara, Allahın gazabına sebep olabilecek ameller işleyenlere üzülür, azap duyarlar. Böyle hayırsız evlâtlar bıraktıklarma nâdim olurlar ve onlara bedduâ ederler. Dünyada iken evlâtlarının kötü yolda olduklarını görüp, bildikleri halde, onları bu kötülüklerinden kurtaramayan ana ve babalar, nasıl azapta iseler; âhirette de bu azap ve eza-cefa kat kat olur. Bu gibilere melekler:

— Dünyada bıraktığınız evlâtlarınızın âmaline bakın, diyerek evlâtlarının kötü amellerini gösterir ve azap ederler.

Bunun aksine, iyi ameller işleyen evlâtların ana ve babalarını da taltif ve tatyip ederler. O anne ve babalar da, evlâtlarının hayırlı amellerini görüp ferahlarlar.

Fahr-i kâinat efendimiz, Mi'rac'a vardığında; Adem aleyhisselâmın sagına bakıp ferahladığını ve soluna bakıp kederlendigini görerek, bunun sebebini Cebrail aleyhisselâmdan sorar ve şu cevabı alırlar:

— Yâ Resûlallah! Soluna bakıyor, zürriyetinden gelen kâfir ve âsi evlâtlarını görüp üzülüyor. Sağına bakıyor, mü'min ve salih evlâtlarını görerek ferahlıyor ve seviniyor.

Işte, bundan da anlaşılıyor ki, dünyada bıraktığımız veya bırakacağımız evlâtlarımızın, iyi veya kötü amelleriyle, yalnız dünyada değil, âhiret hayatında da ya sevineceğiz veya üzüleceğiz. Bunun için evlâtlarımızı iymanlı, ihlâslı ve ibadetli yetiştirmeliyiz. Onların yapacakları hayırdan ve şerden, dünyada olduğu gibi, âhirette de biz mes'ulüz. Ana ve babalarını hayır ile yâd etmeyen veya ettirmeyen evlâtlar, ölmüş olan ana ve babalarından bedduâya müstehak olurlar ve gerek onların, gerekse Hazreti Allah'ın lânetine uğrarlar. Çok kısa olan insan ömrünü tamamlayıp, önünde sonunda ölümün korkunç pençesine düştükleri zaman, onlar da mallarından, mülklerinden ayrılarak bir amel çukuru olan kabirlerine girince, mutlâka aynı âkibete uğrayacak olan evlâtlar unutmamalıdırlar ki, orada gözleri yaşlı ve mahzun bıraktıkları evlâtlarından hayır dua alabilmek mi-

di ile cuma geceleri evlerinin kapısına gelip merhamet dileneceklerdir. Fakat ihsan olunmadığından mahzun ve mükedder dönecekler ve kendilerini hayır ile yâd etmeyen, ettirmeyen evlâtlarına bedduâ edeceklerdir.

Ey ehl-i-iyman! Ana ve babalarımızı hayır ile yâd edelim.

Onları kapımızdan boş çevireyelim. Mahzun ve mükedder etmeyelim. Yaptığımız ve yapacağımız hayırlarla onları sevindirelim ve ruhlarını şâd edelim. Ölüye hürmet, insanlara mahsus bir haslettir. Hayvanda bu vasıf yoktur. Düşünelim ve akıldan çıkarmayalım ki, çok yakın bir gelecekte bizler de ölümü tadacağız. Bizler de, ana ve babalarımız gibi, bu fâni dünyadan el ve etek çekeceğiz. Biz, onları hayır ile yâd edersek, çocuklarımız da bizleri hayır ile yâd edeceklerdir. İnsanoğlu, ne ekerse onu biçer. Cuma geceleri, kapımıza gelen ana ve babalarımızın ruh.

larını şâd edersek, öldükten sonra bizler de evlâtlarımızın kapısından boş dönmeyiz. Bunu, muhakkak olarak bilmek lâzımdır.

Akibet ölümdür. Bu gerçeği şimdiden düşünerek, o günler için hazırlıklı, tedarikli bulunmalıyız. Bu tedarike, çocuklarımızı da hazırlamamız gerekir. Bizler, ana ve babalarımızı, ikram ve ihsan ile şâd edersek, yaptığımız ve yapacağımız hayır ve hasenat evlâtlarımıza da bir ibret dersi, bir talim olacak ve onlar da bizden sonra bizi taklide çalışarak, gördüklerini tatbik edeceklerdir.

Ana ve babaya itaat ve ihsanın, hürmet ve muhabbetin azalması, aşağıda açıklayacağımız bazı haberlere göre kıyametin yakın olduğuna ve ışrat-ı-saatten bulunduğuna apaçık bir delildir.

Kıyamet alâmetlerinden en mühimminin, ana ve babaya itaatsizlik olduğu aşikârdır. Bilmem, şimdi ana ve babaya itaat ve ihsan oluyor mu? Ana ve baba kadri biliniyor mu?

Imam-ül-enbiya efendimiz, Cebrail aleyhisselâma:

— Benden sonra dünyaya iner misin? diye sual buyurduklarında, şu cevabı almışlardır:

— Evet, on defa daha inip, bu on seferin her birisinde, insanlığa lâyık olan sıfatların birisini ref'edeceğim. Bunlardan bir tanesi de, ana ve babaya itaat ve ihsanın kaldırılması olacaktır.

Irgâd, Cilt 1 — F: 13

Ana ve babaya isyan, kıyametin kopmasına sebep teşkil edecektir. Tabiî, gören ve anlayanlar için...

Bir gün, Resûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz, Cebrail aleyhisselâma hitaben:

— Yâ Cebrail! Ben, âhirete gittikten sonra dünyaya iner misin? diye sormuşlar ve:

— Evet, Yâ Resûlallah! sizden sonra, dünyaya on defa daha inerim. Sonra, kıyamet kopar, buyurmuştur. Efendimiz, bu on defa inişin sebebini sorduklarında, Cebrail aleyhisselâm:

Birinci inişimde, dünyadan bereketi kaldırınım.

ikinci inişimde, kalplerden merhameti kaldırırım.

Üçüncü inişiınde, mahlükattan muhabbeti, ana ve babaya itaati ve ihsanı kaldırırım.

Dördüncü inişimde, utanmayı, hayâyı kaldırırım.

Beşinci inişimde, kalplerden Allah korkusunu kaldırınım.

Altıncı inişimde, fukaradan sabrı kaldırırım.

Yedinci inişinde, zenginlerden sehaveti, cömertliğı kaldın- Sekizinci inişimde, emirlerden ve ümeradan adaleti kaldı-.

Dokuzuncu inişimde, Kur'an-ı Kerimi ve ahkâmını kaldırırim.

Onuncu ve sonuncu inişimde de, kalplerden iymanı kaldınrım, buyurmuşlardır.

Hadis-i-Cebrail'de. Resûl-ü-sakaleyn efendimize kıyamet âlâmetlerinden sorulduğunda:

— Köleler, efendilerini doğurduğu zaman kıyameti bekleyiniz, cevabını vermişlerdi. Kıyamete yakın bir zamanda, ana ve babaya hiç hürmet edilmeyeceği, hattâ evlâtların efendi gibi, ana ve babaların da köle gibi olacakları haber verilmiştir.

Tekrar, tekrar söylerim ki; ana ve babasına itaat eden aziz olur. Onları zelil eden de zelil olur. Ana ve babasına, bu zilleti revâ görüp, aynı zillete uğramayan:

— Işte... Ben, zelil olmadım, diye böbürlenmesin... Dünyada, mâruz kalacağı zilletten başka, âhirette de dûçar olacağı azabı, şimdiden kendilerine müjdelerim.

Buna mukabil, ana ve babasına hürmet ve itaat edenleri de dünyada izzetle ve âhirette saadetle tebşir ederim. Bu; etme - bulma dünyasıdır. Ne ekersen, onu biçeceğin mutlâk ve

HİKÂYE Bir adamın, ihtiyar ve hastalıklı babası vardı. Karısı, daima:

— Senin babana bakmaktan usandım. Ya babanı, yahut be ni tercih et. Eğer, babanı tercih edersen, ben çıkar giderim, di yor ve kocasını iz'ac ediyordu. Adamcağız, karısına bir çok defalar:

— Hanım, ne yapayım? Babam bu, kime bırakabilirim.

Ben bakmazsam babama kim bakar, onu kim korur, diye yalvarıp yakardı ise de, kadın bir türlü söz anlamıyor ve bildiğinden şaşmıyordu. Nihayet, düşündü, taşındı ve babasını gotürüp bir dağa bırakmaya karar verdi. Arabayı hazırladı, küçük oğlunu da yanına alarak, babasına:

— Ben, oğlumla dağa gidiyorum. Haydi, sen de gel. Biraz gezmiş, hava almış olursun, diye arabaya bindirdi. Dağ yolunu tuttular. Başına geleceklerden haberi olmayan ihtiyar, torunu ile konuşuyor ve onunla yol boyu sevişiyordu.

Issız bir ormana vardılar. Adam, yere bir yatak serdi, babasını oraya yerleştirdi, yanına biraz su ve biraz yiyecek de bıraktı ve:

— Baba, sen burada yat... Ben, biraz odun keseyim, diyerek çocuğunu yanına alıp oradan uzaklaştı.

Neye uğradığını anlamayan ihtiyarcık, arkalarından baka kaldı. Saatler geçtikten sonra, kendisini arayan, soran olmayınca, oraya ne maksatla bırakıldığını anladı ve gözleri yaşardı. Fakat, ne çare? Zavallı ihtiyarın elinden ne gelirdi?

İhtiyar, dağda kaderi ile başbaşa âkıbetini bekleye dürsun, baba - oğul araba ile köye döndüler. Çocuk babasına sordu:

— Dedemi neden orada bıraktık? Gidip, onu almayacak mıyız?

Babası da:

— O ihtiyarladı, artık orada kalacak, cevabını verdi. Çocuk, işin farkında olmadığından:

— Ama neden? diyordu. Ben dedemi isterim.

— Oğlum, o ihtiyar dedim ya... Orada kalması lâzım, deyince çocuk:

— Peki, ben büyüyünce sen de dedem gibi ihtiyar ve hastalıklı olacaksın. Ben de seni o zaman, senin dedemi bıraktığın gibi dağda bırakacak mıyım? sözleriyle babasını uyardı. Ne büyük bir günâh işlediğinin o zaman farkına varan adam, ağlayarak geri döndü ve bıraktığı yerde babasını bularak ayaklarına kapandı. İhtiyar, oğlunun başını okşayarak:

- Aglama ogul, dedi. Ben babamı dağda bırakmadım ki, Allah beni sana dagda bıraktırsın, dedi.

Anlayan ehli irfana bu hikâye kâfi gelir sanırım. Allah, sana ve bana tevfik etsin.

Bu kitabımı okuyan, bu duâyı da ezberlesin.

Rabbenâğfirli ve livalideyye velilmü'minîne yevme yekumül hisab.

Sübhâne Rabbike Rabbil izzeti ammâ yasifîn ve selâmün alel mürselin vel hamdü lillâhi Rabbil âlemin. El fâtiha...

El-Hac

MUZAFFER OZAK

IR$ÂD

ALTINCI DERS MÜNDERECAT:

Bu risalede âhirette olacak hallerin dünyada misali, Ebu Derda hazretlerinin bir zatâ nasihatları. Üçüncü Sultan Mustafa ile bir meczubun hikâyesi. Sahabîden Usame'nin kıssası. Muaz ibni Cebel (R.A.) in bir âyeti celilenin tefsirini Resûl aleyhisselâmdan sual etmesi ve Resûl (A.S.) in tefsiri, Tabiinden Hasan Basrî hazretlerinin bir yahudi ile hikâyesi. Ümmeti Muhamınedin kıyamet günü onbir sınıf üzere haşr olup on sınıfının nârâ idhâli, bir zümrenin ehli necat oldugunu beyan, cehennemde bulunan âsi ve günahkâr ümmeti Muhammedin Şefaati Nebi (A.S.) ile nâr'dan âzâd olmalarını beyan eden ibret verici mühim bir eserdir.

Sallû alâ Seyyidina MUHAMMED (S.A.V.)

Sallû alâ mürşidina MUHAMMED Sallû alâ Şemsiddüha MUHAMMED Sallû alâ Bedriddüca MUHAMMED Sallû alâ Nûrulhüda MUHAMMED El-evvelü Allah, El-âhiru Allah, ez-zâhiru Allah, el-bâtınu Allah hayrihi ve şerrihi minellah. Men kâne fi kalbihi Allah, Femuînuhu fiddareyni Allah.

Rabbi-ş rahli sadrî ve yessir li emrî vehlül ukdeten min lisani yefkahü kavlî. Ve üfevvidu emri ilallah innallâhe basîrun bil-ibâd.

Kullarını yoktan vareden, onlara nimetlerini ihsan eden Allah bizleri mü'min olarak getirdigi gibi, mü'min olarak salihler arasına ilhak eyleye. Olümün acısından, kabrın vanşetinden, cehennemin nârından âzad eyleye, Lûtfu ile cennetine girenlerden, cennette didarını görenlerden eyleye. Ruhlarımızı ruh-u Muhammede âşina eyleye. Çirkâb-ı masivâdan kararan yüzlerimizi, haram yerlere bakan gözlerimizi, dünya sevgisi ile harap olan gönüllerimizi, envâr-1 Kur'an, tevhîd-i Yezdan ile ma'mûr, mahzun gönüllerimizi mesrur eyleye. Zahirlerimizi şeriatın nûru ile pürnûr, bâtınlarımızı aşk-ı ilâhî, meveddeti Peygamberi, muhabbeti ehl-i beyti Resûlillâh, hürmet-i ashab ile tenvîr ve tezyîn eyleye.

Eûzü blllâhi mineşşevtanirraciym BismillahirrahmânIrrahiym.

«Ve vüffiyet küllü nefsin mâ amilet ve hüve alemü bima yefalün.»

(Zümer Siresi Ayet 70)

«Herkese yaptığı işin karşılığı tastamam verilir. Zateu Hak Teâlâ onların yaptığını en iyi bilendir.»

(HEGEMOS ESEs Vesiykalleziyne keferû ilâ cehenneme zumerâ. Hatta izâ câ'uhâ fütihat ebvâbuha v3 kale lehüm hazenetühâ elem ye'tikûm rusulün minküm yetlûne aleyküm âyati rabbiküm ve yünzirûneküm likâe yevmiküm hâza kalû belâ ve lâkin hakkat kelimetü'l-azâbi alel kafiriyn.

(Sûre-i Zümer Ayet: 71)

«Kâfir olanlar, bölük bölük, cehenneme sürülürler. Cehenneme varıp, onun kapıları açılınca, cehennem bekçileri de onlara: (Içinizden, Tanrınızın âyetlerini size okur, sizi bugününüze kavuşmaktan korkutur, Peygamberler gelmedi mi?) derler. Onlar, (Evet, geldi) derler; fakat azap hükmü, kâfirlere hak oldu.»

Kıyledhulü ebvabe cehenneme halidiyne fiyhâ febi'se mesvel-mütekebbiriyn.

Sadakallahu-l aziym (Zümer Süresi, Ayet: 72)

Onlara: «Cehennemin istediğiniz kapılarından girin. Orada daimi kalın. Kibirlilerin yurdu oldu bu nâr ne kadar kötüdür.»

denecek Allahın birliğine iman eden, Habîbi kibriya, şefiî rûzi ceza, bütün âlemlere rahmet, bir ismi Ahmed, bir ismi Muhammed. İman edene saadet, imansızlara nedâmet, yolundan gidene selâmet olan şefî, rahîm, raûf, kerîm, nezîr, beşir, Tâki, nebi