Ara
Menü

Sayfalar 201–207

1.778 kelime

İrşad I · kaynak sayfaları 201–207

Mustafa müctebaya gönül veren o hakkın sevgilisini, her şeyinden, malından, canından, anasından, babasından, evlâdından ziyade seven mü'minler, sâdıklar, âşıklar, Allahın Resûlünün dostları, hakka düşman olanların düşmanları; bugün sizlere Allahın Celâlinden bahsedeceğim.

Her devletin her milletin, her hükümetin bir kanunu, bir nizamı olduğu gibi, bizi bu kâinata getiren ve bizi buradan tekrar götüren, bizleri bu dünyada besleyen, türlü türlü nîmetler ihsan eden, bu mülkün sahibi olan Allahın da, bir kanunu, bir nizamı vardır. Nasıl ki, memleketlerinin kanunlarını dinlemeyenleri, kendi hükûmetleri cezalara çarptırdığı gibi, Allahın kanunlarını dinlemeyen, Allahın nizamlarını çigneyenler de, hükûmet-i ilâhiyyenin hapishanesinde yaptığı cürme göre cezasını çekecek, elîm, ve korkunç bir azaba dûçar olacaktır. Fakat tam adaletle cezalandırılır. Kendisine ve kendisi gibi nâra giren hiçbir kimseye zulm olunmaz. Ancak kendi küfrünün cezasını, isyanının ezâsını görür. Bu kabahatli; eğer imanlı ise Allah tarafından takdir edilen cezayı çekip, Hazreti Fahri Âlemin şefâatiyle nâr'dan çıkar cennete dâhil olur. Eğer, kâfir ise orada ebedî kalır.

Mü'minler! nâr'dan yani, cehennemden çıkmak var diye, bu nâr'a girişe ehemmiyet vermemezlik yapmayalım. Elini bir defa ateşe daldır, ne kadar tahammül edebileceksin? Cehennem denilen yer, hamam sıcağı kadar hararetli olsa, ne kadar tahammül edebiliriz?Bir düşünelim. O ateşlerin içerisinde yaşayan bir takım hayvanlar var ki, bunlar ehl-i nâr-ı sokacak, incitecektir.

Yaz geceleri sivrisinek, tahtakurusu, pire ve kara sinek gibi insanları ta'ciz eden hayvanların iz'acına tahammülümüz yok, hem de bunlardan kurtulmak elimizde iken, gördüğümüz huzur suzluğu, bir düşünün, Halbuki, orada irademiz elimizde olmayıp korkunç azaplara nasıl tahammül ederiz? Hele imansızlar hakkın nimetini yeyip, devletini sürüp, hakka karşı gelen Resûlleri tekzîp edip, onlara iman etmeyenler ebediyyen orada kalacaklar Allahın azabına dayanamıyacaklardır. Fakat, ne faydası var!

Cildleri yanıp kül olduktan sonra tekrar cildleri meydana gelecek ve bu azabı ebediyyen tadacaklardır.

alnnelleziyne keferû bi âyatina sevfe nusliyhim nara küllemâ nadicet cülüduhüm beddelna hüm cülüden gayreha liyezükulazabe innellahe kâne aziyzen hakiyma.ö (Sûre-i Nisa, Ayet: 56)

Meâli:

Şüphesiz âyetlerimizi inkâr ile kâfir olanları ateşe atacağız.

Onların derileri pişip, kül oldukça, azabı tatmaları için başka deriler peyda edeceğiz. Çünkü Allah âzizdir. Dilediğini yapar.

Hâkimdir, dilediği gibi yapar.

Mü'minler! Bu kâinat-ı âlemde birçok mahlûkat halkolmuş, bunların bir kısmından istifade olunuyor, bir kısmından hiçbir faide olmadığı halde neden yaratılmışlardır? Hiç düşündük mü?

Pire, akrep, tahtakurusu, çıyan gibi mahlükat niçin yaratılmıştır? Şimdi sizlere bu sırdan bahsedelim. Ahiret âleminde ne var.

sa, dünyada onun bir remzi, bir benzeri vardır. Ne var ki, dünyada gördüklerimiz fânî olup, âhirettekiler bakîdir. Ebedîdir.

Bu dünyadaki ağaçlık, sulak yerler, güzel vâdiler, nehirler cennetteki güzelliklerin bir nümunesidir. Güzel meyvalar, altınlar.

gümüşler, elmaslar, inciler, zümrütler, yakutlar, mercanlar cennetin ziynetlerine işarettir. Dünyada gördüğünüz güzeller cennetteki, hûrilere, gılmanlara, vildanlara âlemdir, işarettir. Cennette tûba denilen bir ağaç vardır ki, kökü yukarıda, dalları aşağıdadır. Güneş buna işarettir. Ayın nûru orada bulunan hûrilerin yüzlerinin nûruna, aynı zamanda oraya girecek olan ehli cennetin yüzlerinin nûruna, işarettir. Gençlikte sıhhatli, cevval olmamız, cennetteki ebedi gençliğimize işarettir. Güzel mevkilerin ayrı ayrı güzellikleri cennet derecelerinin birbirlerinden âlâ olduğuna alâmettir. Dünyada verilen mülklerin, birbirinden

— 203 _ farklı olması, cennet ehlinin amelleri bakımından birbirlerine faikiyyetlerine işarettir. Dünyada olan taamlar, yemekler, kuş etlerinin ve balık etlerinin lezzeti orada bulunan, Allah tarafından bizlere ihsan edilecek taam ve kuş etlerinin lezzetlerine işarettir.

Anlattığım birer misal olup, âkil olana kâfidir. Bunlar, bu nimetler, bu devletler hilkatinin gayesini bilip, Rabbilâlemine ve onun Habîbine (S.A.) iman eden amâl-i saliha erbabına mahsustur. Bir kimsenin gösterilip satışa arzolunacak bir malı, metaı olsa, o malın hepsini pazara dökmez. Bir parçasını getirip, (işte bende bu maldan var) diye nümune göstermesi gibi Rabbülâlemîn de nîmetlerinden yahut azaplarından bir kısmını, dünyada bizlere gösterip yukarıda saydıklarım gibi, cennetten ve nîmetlerinden numuneler göstermiş; ehl-i imana hazırladığı bu nîmetleri beyan ve nebileri vasıtasıyla kitab-ı kerîminde zikreyleyip cennet ve cemâline dâvet etmiştir. Tabii görenedir, görene.

Köre nedir? Köre ne? Duyanadır duyana, ne faide duymayana.

Yukarıda saydığım nîmetler meyanında, hüriler bizlere ehil olarak verilecektir. Bunlar kadın cinsindendir. Gılmanlar ve vildanlar ise erkek cinsinden olup, ehl-i cennete garsonluk ve hizmet elidirler. Kötü düşünenlerin düşüncesi gibi değildir. Dünyada bile dinlisi, dinsizi garson ve hizmet erbabının güzellerini tercih ediyor. Güzel bir kimsenin sunduğu bir nimet ile çirkin kimsenin elinden alınan ve yenen bir nîmetin, hiç bir zaman aynı olmadığı gibi, Allah Celle Hazretleri ehl-i cennete bu güzel hizmetçiler elinden nîmetlerini ikram ettirecektir.

Herkes, kendi âmeline göre iltifat-ı ilâhiyyeye nail olacaktır. Bu dünyada olduğu gibi... Yalnız, bu nimetler âhirette iyman ehlinedir. Kâfirin âhirette nasibi yoktur. Onun gideceği yer cehennemdir. Orası ne kadar kötüdür. Mü'minler bu Sefalı hayatın lezzetini orada daim olarak tadacaklardır.

Biz, mevzuumuz olan meseleye gelelim. Dünyada bulunan susuz çöller, yahut şimal kutbu, cenup kutbundaki azap verici yerler, yanardağlar, volkanlar cehenneme alâmet ve remdir.

Oradan çıkan lâvlar cehennem derelerine alâmettir. Korkunç denizler cehennemde bulunan ateş denizlerine işarettir. Acı,

yenmez meyvalar cehennem meyvalarındaki zakkumları, kaynar sular da ma-i hamîme işarettir. Binlerce korkunç hastalıklar, cüzzamlar, firengiler, firengiden dökülmüş yüzler, cehennemdeki azaplara işarettir. İnsanda bulunan irinler ve cerahatler cehennemde bulunan derelerden akan pis sulara alâmettır.

Dünyadaki körler, kâfirlerin gözlerinin kör edilip cehenneme öylece atılacaklarına işaretir. Dünyada sar'alı, nüzullü olanların hastalıkları, dünyada tefecilik yapan, insan hakkına riayet etmeyenlerin sıfatlarına işarettir. Hapishane cehenneme alâmettir, orada bulunan koğuşlar, derekâtı cehenneme işarettir. Katiller, hırsızlar, ağır cezalılar, mahkümlar cehennem ehline işarettir.

Hücreler, zincirler, cehennemde olan azap âletlerine işarettir.

«Ve Terel mûcrimiyne yevme, izin mukarreniyne fil-asfad. Sera biylühüm min Katıranin ve Tağsa vûcuhehûm-ün-nâr.’ (Sûre-i ibrahim. 49/50)

Meâli münifi:

Habibim; o gün mücrimleri, kâfirleri üzerine katrandan elbiseler glydirilip çift çift zincire vurulmuş olarak yüzleri üzerine cehenneme atılmış olarak görürsün.

«Inna atednâ lil kâfiriyne selâsile ve eglalen ve saryra.»

(Sore-i insan. Ayet: 4)

meali:

Biz kâfirler için zincirler, demir kelepçeler, tokalar, bukağılar ve alevli ateşler hazırladık.

Hapishane müdürü, cehennemin baş meleği olan Malik namındaki meleğe, gardiyanlar cehennemde vazife gören zebani

namlı on dokuz meleğe alâmettir. Kur'arı Kerim her memleketin kendi kanununa alâmettir. Kanunları çiğneyen, hâkimin huzuruna sevkedilip ceza gördüğü gibi, hakkın kanununu çiğneyenin de ceza göreceğine alâmettir. Suçluyu mahkemeye sevkederken, o memleketin kanununu temsil eden inzibat kuvvetleri, polis ve jandarmalar vazife görürler. Bunlar Allahın emri ile vazife gören meleklere işarettir. Dünya âleminde bazı kimseleri, gizli polis, veya milli emniyet, takip edip yaptıklarını tesbit eder ve vakti geldiğinde kendilerine yaptıklarından sual sorarlar. Işte bunun gibi insanda da iki melek vardır ki, onlar bizden ayrılmayıp «hayır ve şer» fiillerimizi tesbit ederler. Bu melekler de Allahın emniyet memurlarıdır. Bizimle beraber olan bu melekler gizli polislere alâmettir. Bunlara (Kiramen Kâtibîn) denir.

Yaptığımız hayır ve şer işlerimizi yazarlar. Bunları biz gönneyiz. Onlar bizimle beraberdir, bizi takip ederler.

Bir memlekete vardığımız zaman, o memleketin hududuna yaklaştığımızda, bizi hudutta o memleketin polisi karşılayıp pasaport sorduğu gibi, kabre vardığımızda iki melek gelip bizden pasaport sorar. Yani Allahtan, Peygamberden, dinden, imandan ve kitaptan sorarlar. Bir memleketten diğer bir memlekete gitmemiz, dünyadan âhirete, memurların pasaport sormaları, meeklerin bize birtakım sorular soracağına alâmettir. Pasaportta gideceğimiz memleketin sefaretine tasdik ettirmemize alâmet de, hükümet-i ilâhiyyenin sevgili sefiri olan Muhammed (S.A.V.)

in imanımızı tasdikidir. Pasaportta tasdik mührü yoksa, kabul edil meyişimiz ve icap ederse tevkif edilmemiz imansızların ka.

birde tevkif olunacaklarına işarettir.

Zelzeleler kıyametin şiddetine, ezan sûr'un üflenmesine, mahkemeler mahşer yerine, hesap vermeye, hâkimler Allaha, müddeiumumîler Nebîlere, suçlarımız dosyalara, mübaşirler münadi olan meleklere, mîzan adalete işarettir. Mahkemesi olup dâvayı kazananın sevinmesi, beraat edenin meserreti, mü'min kulların hesaptan sonraki sürûruna, cennete lâyık olanın beşaretine alâmettir. Mahkeme olup hapise yahut idama mahkûm olan kimsenin me'yusiyeti, nedameti âh-u figanı cehenneme sevkolunan günahkârın ve cehennemde ebedî kalacak olan kâfirlerin nedamet ve helâkına işarettir. Birbirlerini azdırıp fenalık

yaparak, her ikisinin huzuru hâkimde birbirlerini itham ederek, birbirlerinin suçlarını açıklayarak, birbirlerine küfürler ederek (senin yüzünden başıma bu belâlar geldi) diyerek birbirlerine düşman olanın bu hali birbirlerini azdırıp dinden çıkaran huzurullahta (Yâ Rabbî ben sana âsî olmazdım, bu adama tâbî oldum. Beni doğru yoldan çevirdi. Bana fenalıklar irtikâp ettirdi. Beni bu azâba düçar etti. Ben azâbı hakettim. Bana vereceğin azâbın iki katlısını bu adama ver. Ona lâneti kebîr ile lânet et) deyip birbirlerine düşman olarak nâ'ra sevkolunmasına alâmet ve işaretir.

Resûl (S.A.V.) buyuruyor ki: «Bir beldeyi bir kimse bir kötü işe alıştırırsa, o beldede o kötü iş işlendiği müddetçe o kötülüğü getiren kimsenin defterine bir misli kaydolunur. İyilik te böyledir.»

Meselâ ilk katil olan «Kabil» dir. Dünyada ne kadar katl vakası olduysa ve olacaksa bir misli günah «Kabil» in defterine yazılacaktır. Bir misâl daha verelim: Bir kimse bir kızı igtal etse, o kız fâhişe olsa, o fâhişe ne kadar zina ederse bir misil günahı onu ilk iğfal edenedir. Tımarhanelerde yatan yüz çeşit delinin, hastahanelerde yatan ve dertlerine devâ bulunmadan ölenlerin bu hali nâr'da çeşitli azaba düçar olanlara alâmet, hastalıktan kurtulanların hâli de azaptan sonra cennete girmeğe, nîmete ermeğe alâmettir. Yere atılan tohum, insanın toprağa atılmasına, bir müddet toprakta kalması, insanın kabirde yatmasına, tohumun içinde hayat olması insanın öldükten sonra yine bir hayatın ibkasına; tohumun tekrar hayat bularak dünyaya çıkması, ölünün dirilmesine, ölü toprakların baharda hayata kavuşması, bütün insanların ölüp tekrar dirileceklerine alâmettir.

Her neyi görsen, âhiretten bir numunedir. Bir ibrettir. Tabii akıl sahiplerine, bu böyledir. Bakıp ta göremeyenlere bir sözümüz yoktur.

Hâdisatın bir miktarını siz, azîz göz sahiplerinin önüne serdim. Bir sivrisineği, bir gözle görünmeyen mikrobu halketmek ile bu kâinatı yaratmak Allah için müsavidir, kolaydır. Allah her şeye hâkim, bütün mahlûkat ise mahkûmdur.

Gördünüz ya, müslümanlar gördünüz ya ey ehl-i insaf! Her yaratılan, boş yaratılmamış, Allah abes bir şey yaratmamıştır.

Resûl (S.A.V.) «Bana cehennem arzolundu. Oranın ehlinin ekserisini kadılar ve zenginler teşkil ediyordu. Orada hurma ağaçları gibi zehirli yılanlar ve katır gibi akrepler gördüm.» Buyur.

dular.

Dünyada yaratılan yılanlar ve akrepler orada bulunan korkunç yılan ve akreplere işarettir. Âgâh olalım. Aksi halde âkibetimiz iyi olmaz. Madem ki nâr halkedildi. Oranın da ehli vardır.

Aman oranın ehli olmamaya dikkat edelim. Bu da dünya hayatında iken Allaha, Muhammed (S.A.V.) e, Kur'ana iman edip; Allahın nehyinden ictinab ile olur.

Misâli: Öyle bir memleket farzedelim ki; orada herkes mahdut bir müddet hükümdarlık yapıyor. Müddeti bitince onu bir kayığa bindirip denizin ortasında ıssız bir adaya bırakıyorlar.

O adada yılanlar, çıyanlar, yırtıcı hayvanların olduğunu da biliyoruz. Bizden evvel geçenler de aynı hükümdarlığı yaptılar, sonra o adaya sürüldüler. Bize nöbet geldiğinde bizden evvelkilerin halinden ibret alanlarımız, sürüleceği adayı hatırlayıp, nasıl olsa oraya gideceğim deyip, adayı imar ettiriyor. Orada bulunan yılan ve çıyanları öldürtüyor, vahşi hayvanları imha ettiriyor.

Orasını istirahat edilecek bir hale getirtiyor, işte bütün bunlar dünya hayatına teşbihtir. O hükümdarlık dünya hayatımıza işaret. Kayık tabuta, deniz de ölüme, o korkunç ada, kabre, ahiret, hayatımıza işarettir. Orasını hazırlamayanlar, akreplerden, yı.

anlardan temizlemeyenler, kendilerine barınacak yer hazırlamayıp helâk olanlar, imansız gidenler yahut tövbesiz ölenler, imanlı ölüp günahları olduğundan azaba dûçar olanlara alâmettir. Orasını imar eden hükümdar ise, dünyada iken âhireti düşünüp âhiretteki yerini hazırlayan âmal-i sâliha erbabina alâmettir.

Her gelen hükümdar, nihayet o ıssız adaya sürüleceğini bildiği halde, o adada olan yılan ve çıyanları imha ettirmemesi, kendisine temiz bir barınak hazırlamaması âkil işi midir?

Işte, bizim hayatımızın misali bunun gibidir.

Toplu bir yerden dağılmamız, hanemizin fertlerinin dağılmasına, bir cenaze görmemiz bizim de buraya gelip hanemizi, çocuklarımızı yetim, ailemizi dul, malımızı, mülkümüzü, yüzüstü bırakarak amelimizle başbaşa kalmamıza, vîraneler görme-

Sayfalar 201–207 · İrşad I — tarikat.org