İrşad I · kaynak sayfaları 208–215
miz bizim de hanelerimizin harap olmasına, ölmüş bir insanın evini eşyasını almamız bizim de ölümümüzden sonra eşyalarımızın dağılmasına alâmet olduğunu unutmamalıyız.
O ne ibret almaz gözdür ki, yüzlerce vukuâta şahit olur da ibret almaz. Böyle göz; gözün değil, düşmanın senin! Sen düşmanını başının üstünde taşıyorsun. Sanki âlemin başına gelen bu işler, senin başına gelmeyecekmiş zannediyorsun. Böyle ibret almayan gözün görmesinden görmemesi daha iyi, kör olması daha lâyıktır. Nerede firavunlar, şeddâtlar, hani dünyayı titreten cihangirler ne oldu? Hani âbâü ecdadın? Ne kadar büyük olsan âkıbetin ölüm. Ne kutlu ve ne mutlu o kimseye ki, arkasında güzel bir nam bıraktı. Hem insanlara iyilikte nümune oldu, hem de Rabbini kendisinden razı kılıp ömrünü hevâya vermedi, kıymetli ve aziz olan ömrünü insaniyyete ve rahmaniyyete sart etti.
Vay olsun o kimseye ki, ömrünü bedavaya verip, cevahirlerden kıymetli olan o ömrü azîzi, ma siyyette harcadı. Bir daha eline geçmeyecek olan o kıymetli ömrünü, Allaha isyan ile geçirip, arkasında kötü bir nam bıraktı. Huzurullahtan kovulup, ebedî azaba dûçar oldu.
Sahabeden Ebû Derdâ (R.A.) hazretlerine bir kimse gelip (Iyi insan olmak istiyorum. Kalbim hasta; bana Kur'an reçetesinden bir devâ, Muhammed (S.A.V.) eczahanesinden bir şifa tavsiye et Yâ İmam) diye niyaz eyledi. Ebû Derdâ Hazretleri ona «Oğlum sana şunları tavsiye ederim. Cenaze namazı kil, hastahaneleri dolaş, kabristanları ziyaret et, derdine şifa olur.» dedi. O adam da verilen bu tavsiyeleri tuttu.
Canım; cenaze namazı kılmak insanları ıslah etse idi, cenaze imamları evliya olurdu. Kabirleri ziyaret etmek insanları hakka götürseydi, mezar kazanlar melek olurdu. Hasta yoklayanlar, hasta yoklamakla, insan olsa idi hastabakıcılar insan-ı kâmil olurdu deme! Bu tavsiyeleri ibretle yap. Bu zat da bizim cenaze imamları gibi cenaze namazı kıldı. Kabir kazıcıları gibi, kabir ziyareti yaptı. Hasta bakıcılar gibi hasta yokladı. Hiç bir
faide görmedi. Bunlar gibi kalbi karardı. Döndü dolaştı, Ebû Derdâ'ya gelip (Yâ imam bu tavsiyelerini tuttum. Fakat kalbim yine yumuşamadı. Tavsiyenizin hiç bir faidesini görmedim) deyip durumundan şikâyet etti. Bunun üzerine Ebû Derdâ: «Ah evlâdım, sen cenaze namazını âhir zaman imamları gibi kılmışsın, ibretle cenaze namazı kılmamışsın, cenaze namazı kıldığın zaman bu tabutta ben yatıyorum. İşte benim namazım kılınıyor diye hatırına getirdin mi? İşte benim elbisemi soydular, işte elimden kasa, kese masa çıktı. Ailem dul, çocuklarım yetim kaldı. Işte karanlık yere beni kapayacaklar, iradem gitti. Urgansız zincirsiz beni bağladılar. Işte kötü amelimle başbaşa kaldım.
Şimdi iki melek gelip bana sual soracak. Karanlık evde tek başıma ne yapacağım dedin mi?» diye sorduğunda: (Hayır böyle bir şey düşünmedim.) dedi. «Böyle kıldığın cenaze namazı sana faide vermez. Bilâkis kalbini karartır. Bunları böyle düşünerek cenaze namazına devam et» dedi.
Ey cenaze namazı kıldığı halde, ölen kimseyi görüp, ölüimden ibret almayan... Bir gün gelip, ölümü tadacağını düşünme.
yen gafil kişi, şu kıssayı oku da ibret al.
HİKÂYE İsa aleyhisselâm, bir gün otlakta otlayan bir sürüden bir koyun yakalayarak, kulağına bir şeyler söyledi. Koyun, ot yemez, su içmez, oldu.
Birkaç gün sonra, yine aynı otlaktan geçen Isa aleyhisse.
lâm, çobana o koyunu göstererek:
— Bu hayvan hasta mı? Neden, diğerleri gibi ot yemiyor ve su içmiyor? diye sordu. Kendisini tanımayan çoban da:
- Geçenlerde, buradan bir zat geçti ve bu koyunun kulağına bir şeyler söyledi. O günden beri, bu hayvana bir durgunluk geldi, cevabını verdi.
Acaba, Hazreti Isa koyunun kulağına ne söylemişti?
Efendiler;
İsa aleyhisselâm, o koyunun kulağına: (Ölüm var!) demiş ve hayvan olduğu halde, ölümü işiten koyun yemeden, içmeden kesilmiş ve bu hale gelmişti.
irgad. Cilt I — F: 14
Ya, biz insanlar? Gözlerimizin önünde, en sevdiklerimiz ölüp, göçtüğü halde sanki ölüm sırası bize gelmeyecekmiş gibi, gülüp oynuyor, Allaha karşı yüz bin isyandan geri durmuyoruz.
Halbuki, bize hayvanlardan daha fazla yaslanmak, tasalanmak düşer. Çünkü, ölüm bize, hesap ve sual de bizedir. Ölümden ibret almayan, hiç bir şeyden ibret alamaz. Böyle olanlar da, kendilerini çekip çeviremezler ve Allaha kulluk edemezler. Akil olan, ölümden ibret alır ve bir gün kendisinin de öleceğini düşünür. O korkunç gün için hazırlık yapar. Yaşadığı her günü, Allaha ibadet ve itâatle geçirir. Kıldığı her namazın, belki de son namazı olduğunu hatırına getirir de, Rabbine öylece ibadet eder.
Bu şekilde ibadet edenlerden, hiç bir kimseye kötülük gelmez.
Çünkü, onlar Allahın emirlerinden dışarı çıkmazlar. Allahın menettiği şeylere el uzatmazlar.
Bir düşünelim!... Hani babalarımız? Hani dedelerimiz?
Hani firavunlar, hani Nemrud'lar hani o dünyaya sığmayanlar?
Hani, o Allahlıklarını ilân edenler, hiç ölmeyeceklerini zannedenler? Nereye gittiler, nice oldular?
Şimdi, onların hiç yıkılmayacak sandıkları sarayları, kâşaneleri örümceklere, yılanlara, akreplere mesken oldu. Bin bir ihtimam ile baktıkları vücutlarından, dünyanın en kıymetli mücevherleriyle süslü taçlar taktıkları başlarından eser bile kalmadı. Dünyaya hükmettikleri orduları, askerleri, kumandanları nerede? Sanki, dünyaya hiç gelmemiş bu fâni âlemde hiç yaşamamış gibi oldular değil mi? Her biri bilinmeyen bir başka çukurda, amelleri ile başbaşa kalmadılar mı? Evet: onlardan iyman edenler, imanlarının ve sahih amellerinin mükâfatını, kâfir olanlarda, küfürlerinin cezasını çekmiyorlar mı sanırsınız?
Bizler de, yakın bir gelecekte, bizden önce gelip geçenler gibi ölümü tadacağız, amellerimizle başbaşa kalacağız. Ölüm, öyle bir nehirdir ki, her canlı mahlük onun suyundan içecektir.
Kefen, öyle bir elbisedir ki, herkes ergeç bu libası giyecektir. Tabut, öyle bir binektir ki, her insan önünde sonunda o bineğe bindirilecektir. Kabir, âhiretin kapısıdır; herkes o kapıdan girecektir.
Aklı başında olana bu sözlerimiz kâfidir.
Her ne denlû çok yaşarsa bir kişi, Âkibet ölmek dürür ânın işi...
HÛ Ey kardeş ne duruyorsun tedarik görsen Bu fâni dünyadan geçeriz birgün Ecel şarabı bir nehirdir ki O yerden bizler de içeriz birgün Haberin var mıdır duvarsız evden?
Nice kervan gelmiş şehirden, köyden Çok misafir konmuş paşadan, beyden Bize de sıra gelecek birgün Acep eyi olur mu ecel yâresi?
Lokman hekim gelse yoktur çaresi Bizlere de göründü ecel deresi Bu yerden bizler de geçeriz birgün.
Ölüm davetsiz konuktur her eve gelir.
Azrail darbını, yiyenler bilir Ma'müreler elbette hep harab olur.
Bizler de ecel şerbetinden içeriz birgün.
Yıkarlar cesedin teneşir üzre Namazın kılarlar musalla üzre Götürürler kabristana gömülmek üzre Bize bu yollar görünür birgün.
Helâl edin hakkınız, bağışlan suçun Azrail darbından pek yanar içim Yüklendi yüküm hazırdır göçüm Elveda bayrağın açarız birgün.
Tedarik görelim ölmezden evvel Kabir azabını görmezden evvel Arsai mahşere varmazdan evvel İkab-ı Hakdan nereye kaçarız o gün
ibretle bak kabre beher gün gellr Ne yaşlı ne taze ne civan bilür Dünyaya gelenler elbette ölür Huzuru izzete varırız birgün.
Aşki tedarik kıl o günler için Temizle tevhidle zahirin için Binek kapuda hâzır yüklerler göçün O korkunç saatler gelecek birgün.
HÛ Ömür bahçesinin gülüi solmadan Uyan hey gözlerim gafletten uyan Âcil bir gün bize devran dönmeden Uyan hey gözlerim gafletten uyan Nice gafletine mağrur olursun Kervan geçer gider yolda kalırsın Billahi sonra pişman olursun Uyan hey gözlerim gafletten uyan.
Derviş Yûnus söyler sözü tutulmaz Senin kumaşın bu yerde satılmaz Böyle yatmak ile Hakka varılmaz Uyan hey gözlerim gafletten uyan...
Aşık Yunus (Kuddise sırruh)
Ey mü'minler!... Ayaklarımız yürürken, hak için yürüsün.
Dillerimiz, hakkı zikreylesin. Ömür bahçesinin gülleri solmadan, dillerimiz susmadan, çenelerimiz kilitlenmeden, gözlerimiz gaflet uykusundan uyansın. Zira, ömür denilen o. aziz nimet çok çabuk gelir, geçer. Cansız binek bir gün olur, kapıya dayanır. Evin, yuvan mâtemlere boyanır. Son pişmanlık fayda vermez. Kabrinde, karanlıkta ağlamanın sana hiç faydası olmaz.
Geçen ömrün geriye dönmez. Daha dün, çocuktuk. Sonra genç olduk, delikanlı olduk. Bak, şimdi saçımıza, sakalımıza aklar düştü. Yakında, amel sandığı olan kabire gireceğiz. Hakka lâ-
yık ne amel işledik? Sonumuz ne olacak, bir düşündük mü? Bu fâni dünya için, mirasçılarımıza mal ve mülk bırakmak için, haram - helâl demeden mal ve para cem'ettik. Âhiretimiz için ise, hiç bir hazırlığımız yok!.. Ellerimiz boş, yüzlerimiz kara, belki de bir çok suçu ve günahı beraberimizde götürüyoruz. Gelin;
törbe edelim. Hakka rücû edelim. Ömür kuşu uçmadan, firsat elden kaçmadan, ecel bize gelip çatmadan, hak bizleri rahmet ve mağfiretine çağırıyor. Derdine deva, marazına şifa bul. Geride bıraktığın zamanlara nazar eyle, neler oldu? Ileriye bak, neler olacak? Akıllı isen, ibret al!...
HU Kime gidem deva bulam Gönül eğlenmez, Eğlenmez.
Derdime bir çare soram Gönül eğlenmez, Eğlenmez.
Padişahlar beyler göçmüş Ecel şarabın içmiş Bu dünyadan mahzun göçmüs Gönül eğlenmez, Eğlenmez.
Harab olmuş bütün iller Sararıp solmuş ol güller Ötmez olmuş o bülbüller Gönül eğlenmez, Eğlenmez.
Derdim artar günden güne Ne bayramlar ne düğüne Gözüm baktıkça yarına Gönül eğlenmez, Eğlenmez.
Ve zenginde ne fakirde Je altında ne bakırda Ne bugünde ne yarında Gönül eğlenmez, Eğlenmez.
Malın varsa ne Faide Fakir olsan baş kayguda Sultan olsan bu fanide Gönül eğlenmez, Eğlenmez.
Kopardılar çu gülümü İncittiler çok gönlümü Düşündükçe ben haliml Gönül eğlenmez, Eğlenmez.
Aşki, Dostlar göç eyledi Varlıkları hiç eyledi Özleri böyle söyledi Gönül eğlenmez, Eğlenmez.
Aklım var diye söyler tabibler Lokman hekim gibi bilgin olsa ne fayda?
Tevhid etmez ise, son nefeste bu diller Bülbül gibi dilin olsa ne fayda?
Malım câhım var diyerek benlik edersin Ecel şerbetini bir gün sen de içersin Yalın ayak, başın açık bu dünyadan göçersin Karun gibi malın olsa ne fayda?
Ne kadar ilmin olsa kardeşim Eğer iyman olmaz ise yoldaşın Hakka secde etmez ise o başın Dört kitabı yutmuş olsan ne fayda?
Sür çalınıp gökler dökülünce Denizler kuruyup sular çekilince Dağlar kopup, yerler sökülünce İrem gibi mülkün olsa ne fayda?
Zebaniler cehennemi sürüyünce Tütününden halka korku bürüyünce Dehşet ile halk üstüne yürüyünce Rüstem gibi güciin olsa ne fayda?
Dünyayı alırsın boynuna Hiç ölüm korkusu gelmez aynına Azrail geldiğinde yanına Hazine dolu paran olsa ne fayda?
Bir gün olur götürürler evinden Allah'ın ismini bırakma dilinden Kim kurtuldu Azrail'in elinden Bin yıl kadar ömrün olsa ne fayda?
Kabrini etseler zâhirinde mâmur Yahut yağsa üstüne kar ile yağmur İyman ile göçmedinse ğâm budur Altın, gümüş kubben olsa ne fayda?
Dinleyin ahbaplar bir mânâ gördüm Bir yere vardım gömlek biçerler Bize de var mıdır diyerek sordum Didiler bir yakasız da sana biçeriz bir gün.
Kabir dünya gibi bol mu sanırsın Mindersiz yastıksız yere konursun Eriyip çürüyüp toprak olursun Karanlık kuyular açarlar birgün.
Kahir diyorlar bu karanlık yere Girmeden uğrarsın âh ile zâre Şifası bulunmaz bir derin yâre Merheisiz yâreler açarlar birgün.
Ey Aşki söylersin ibret almazsın Ahvali mevtadan haber sormazsın Hakkın rızasına süvar olmazsın Bu handan elbet göçeriz birgün.
Ey cenazeye hazır olan imanı ve cemaat efendiler! Cenaze namazını kıldığınızda, bunları düşünmeniz lâzımdır. Bunları düşünmezsek, bizlere ölüm yokmuş gibi hareket edersek, gaflette bulunursali ki bir gün de, bu halin bize gelmesi mukadderdir.
Cenaze namazı kılarken yüz bin türlü dalavere düşünen kimsecle, iman var mıdır? yok mudur, size sorarım? Böyle gafletle namaz kıldıran imamı efendinin, yakın bir zamanda başındaki sarık yılan olup boynuna dolanacak. Onu nâra iletecektir. Ey imam efendi! senin azabın hiç bir kimsenin azabına benzemez.
Sen, Nebi (S.A.V.) i temsil edensin. Yaptığın cürmün azabı çok büyüktür. Insafa gel, ölüden ibret al! Insan olmaya bak. Keçi can kaygusunda, kasap et kaygusunda kabilinden hareket etme.
O sarık, o cübbe senin gibi çok imamdan kaldı. Daha nicesinden Kalacaktır. Bunu böyle bil de ona göre hareket et. Seni irşad et-