Ara
Menü

Sayfalar 186–191

1.786 kelime

İrşad I · kaynak sayfaları 186–191

böyle olan kullarına rahmetini saçar; sevdikleri arasına bunları dahil eder.) buyurdular. Bu hadis-i şeriften anlaşılıyor ki, ana ve babasına iyilik edenler, bu dünyadan îman ile göçecektir.

Ana ve babaya itaat, bir kimsenin necatına sebep olduğu bu hahadis-i şerif ile sâbittir. Ana ve babaya asi olanlar ise, ne gibi ameli saliha yaparsa yapsınlar, âkıbetleri nârdır, buyurdular.

Allahın rızası ananın, babanın rizasındadır. Allahın gazabı ise, ananın ve babanın gazabındandır buyuruyorlar. Bir kişi ibadet ehli olmasa, lâkin Allaha âsi olup, ana ve babasına mûti olsa, ana ve babayı hoşnut etse, Allah ondan razıdır. Ana ve babaya, bu güzel muamelesinden dolayı Allah onu sonunda salihlerden kılıp, cennetine ithal eder. Bir kimse, Allaha ibadet ehli olup, ana ve babasına âsi olsa, onları hoşnut etmese, yaptığı ibadetin semeresini göremez. Resûl aleyhisselâm buyurdular:

(Cennetin kokusu beşyüz yıllık yerden duyulur. Ana ve babasına âsi olanlar ile, hısım ve akrabayı terk edenler bu kokudan mahrumdurlar.)

Resîl aleyhisselâm buyurdular: «Bir evlâd ana veyahut ba.

basının yüzüne bir kerre şefkat nazarı ile baksa, bir hac ve bir omre sevabına nail olacaktır.) dediler. Bu hadis-i şerifi dinleyen Eshabı Kiram efendilerimiz: (Ya Resûlallah bir günde bir evlâd ana ve babasının yüzüne bir kerre bakarsa ne ecir verilir?)

dediler.

Efendimiz buyurup: «Bir evlâd eğer sağ iseler, anasının ya.

hud babasının yahut her ikisinin yüzlerine günde bir defa şef kat ile baksa, her bakışında, bin defada olsa, bir hac bir omre sevabı verilir» buyurdular. Edeben, evlâd bahaya imamet ede.

mez. Babasından âlim dahi olsa, eğer babası ümmî ise, evlâdın babasına imameti câiz olur. Babasının, anasının üst yanına oturamaz. Bir meclise vardıklarında, onlardan evvel oturmamalıdır. Ana v'e babadan evvel yemeğe el sürmemelidir. Bazı evliyaullah ana ve babası ile yemek yemez, onlar yemek yerken kendisi hizmet ederlerdi. Ana ve babadan evvel söze başlamamalıdır. Söz söylediğinde ana ve babasının sesinden ziyade yüksek konuşmamalıdır. Yolda giderken ana ve babadan önce yürümek günahtır. Meğer ki yol göstermek için olursa câizdir. Kendilerine yavaşça hitab edip, anacağım ve babacığım diyerek onlara

olan hürmet ve şefkatini izhar etmelidir. Yüzlerine güleç yüz ile bakan evlâda, Allah her bakışına makbul olmuş hac ve omre sevabını vereceğini Resûl aleyhisselâm haber verdi. Bu fırsatı kaçırma! Anan ve baban sağ iseler, yahut ikisinden birisi sağ ise yüzlerine tatlı nazarla bakıp bu sevaba her an nail olalım. Ana ve babanın rızaları yok ise. evlâd hacca dahi gitmemelidir.

Defteri âmalin hayır kısmına yazılacak en büyük sevap ana ve babana yapacağın ihsan ve itâattır. Onların sağlıklarını ganimet bil, onlara ikrâm, ihsan ve itâat eyle, güler yüz göster. Onların sözlerini kesme. Gönüllerini kırma. Cenneti, Hâk rızasını kazan.

Islâm dininin beş şartından bir tanesi «Hac»dır. Ananın rızası olmadan yapacağın Hac ibadeti bile kabul değildir, demişlerdir.

Anasının rızası olmadan Hacca giden bir delikanlının başuna gelen felâketi ibret ile oku. Ana ve babana mûti ol, Allah rızasını kazan. Anan ve baban, senin aziz misafirlerindir. Onları bir gün kaybedip, dünyada yalnız kalacaksın. Ana gibi bir yâr, bir dost bulamayacaksın. Çünkü, sana dost gibi görünen kişilerden en sadakatlisi anandır. Başka dostlar yalandır.

Anandan gayrı dostlar senin dostun degil, senin paranın, rütbenin, güzelliginin, gençliginin, sihhatinin dostudur. Lüğürtte, çirkinde, ihtiyarda, hastada, hapiste de olsan, en bakiki dostun anandır. Bunu bilmiş olasın.

HİKÂYE Bir delikanlı Hacca niyet edip, anasından izin istedi. Anası razı olmadı. (Evlâdım benim senden başka kimsem yok, sen Hacca gidersen bana kim bakar. Hem de ben senin hasretine dayanamam) dediyse de, çocuk dinlemeyip bineğini hazırladı.

Kadın baktı ki evlâdı fikrinde ısrar ediyor, ona yol levazımatını hazırlayıp Allaha ısmarladı. (Yarabbi bana evlâdımı sağ sâlim geri iade et, sözümü dinlemedi, ama gençtir onu affet, kazadan belâdan koru) diye arkasından dua ve niyaz edip, onu yolcu etti.

Delikanlı Hac kafilesi ile giderken bir kimse yanına sokulup, (Senin ile arkadaş olalım. Ben bir kestirme yol biliyorum, o yol.

dan gidersen bu kafileden bir hafta önce Kâbeye varırız) deyip, çocuğu kandırdı, kafileden ayrıldılar. Yollanı ormanlık bir yere varıp, insandan, canlıdan hiçbir eser kalmadı. O korkunç vâdiye vardıklarında, o adam kılıcını çekip: (Çabuk paraları çıkar) dedi ve önlerinde olan hendeğe bakmasını çocuga söyledi.

Çocuk hendeğe bakınca birçok insan iskeletlerinin olduğunu gördü. (Bana kıyma, ben bir ananın oğluyum, paralarım sana helâl olsun, beni anama bağışla) dediyse de, harami, (Ben yeminliyim soyduğum adamı öldürürüm, çabuk soyun, paralanı çıkar) deyip, üzerine yürüdü. Delikanlı: (Bari iki rekât namaz kılayım) diye niyaz etti. Harâmi, bu niyazı kabul edip: (Çabuk ol. Kıl bakalım namazını) dedi. Yiğit abdest alıp namaza durdu ve yüzünü secdeye vurup niyaza başladı, hem ağlıyor hem de dua ediyordu. Duasında: (Yâ Rabbi, bana imdat eyle, derman eriştir. Biliyorsun Yâ Rab dünyada bir ananın bir oğluyum, anamı firak ve hasret ateşine yakma, anama merhamet eyle) diyerek, gözyaşı döküp, münacaat ederken, kulağına bir ses gelip, «lebbeyk» avazesini işitti. Ses durmadan yaklaşıyordu. Çocuk bu sesi işitince yüreğine su serpildi. (Medet ya Allah) dedi. Ses yaklaşıyordu, delikanlı: (Ya Allah meded, ya Allah) dedikçe ses yanına gelmişti. Başını secdeden kaldırdığında, başı ucunda elinde süngüsü ile bir azim zatın durduğunu görüp: (Beni bu zalimden kurtar, beni öldürüp, anamı hasret ateşine yakmak ister) dedi. Hemen o zatı muhterem elindeki harbeyi haramiye vurup, onu helâk eyledi. Yiğit bu zata sordu: (Sen kimsin, beni bu zalimden kurtardın) dediğinde: (Ben yedinci kat gök meleklerindenim. Burada bulunan bu harâminin mallarını al Allah sana helâl etti; dön ananın hizmetine, Hactan vazgeç) dedi ve kayıp oldu. Kaldırabileceği kadar mal alıp oradan vatanına döndü.

Anasına kavuştu. Kıssayı anlatıp, Allaha şükür ettiler. Bu yiğit bildi ki, anaya hizmet, Hacetmekten efdal imiş.

HİKÂYE Bir kimse Resûl aleyhisselâma gelip, babasından şikâyet etti. Babasının kendisinden izin almadan, malından sarfettiğini söyledi. Resül aleyhisselâm bu zatın babasını huzuruna dâvet

etti. Bu zat bir Piri fâni idi, asasına dayanıp huzura geldiginde o zata hitaben: (Oğlunun izni olmadan malından alıyormuşsun?) buyurdular. O zat Resûl aleyhisselâmın bu sözünden, oğlu tarafından şikâyet edildiğini anladı. (Yâ Nebiyyallah, bir zamanlar ben kuvvetli idim, oğlum zayıf idi, ben zengin idim, oğlum fakir idi; bundan malımı saklamaz, kendim yemez, ona yedirirdim. Şimdi ben, zayıf ve kuvvetsiz oldum, oğlum kavi oldu ve ben fakir oldum, o gani oldu. Malını benden saklamaya başladı. Ben, o yesin diye önüne koyar idim. O benden saklar, onun bana yaptığı muameleyi ben ona yapmadım. Yine de eski kuvvetim yerinde olsa, ondan malımı esirgemem dediğinde; Resûl aleyhisselâmın mübarek gözleri yaş ile dolup, mübarek sakalları üzerine inci tanesi gibi yaşlar döküldü.

(Haydi baba, git oğlunun malından istediğin kadar sarf ey.

le, bu mal senindir) deyip oğlu da bu beyanı Nebiyye razı oldu.

Bahanın evlâdının izni olmadan malından sarf edebilmesinin caiz olduğu, bu hâdise üzerine anlaşıldı. Bir kişi gelip Resûle, anasının huysuzluğundan şikâyet etti. Efendimiz (Anan seni dokuz ay karnında taşıdığı zaman huysuz değil miydi ve seni emzirdiği zaman huysuz değil miydi, senin için uykusunu, rahatını terk ettiği zaman huysuz değil mi idi de, şimdi mi huysuz oldu)

buyurdular.

O kimse (Yâ Resûlallah, ol buyurduğunuz hakları ben ona ödüyorum şimdi) dediğinde, (Ne yaptın anana, ne gibi hizmette bulundun?) dedi. (Her şeyine baktığından maâda arkamda Kâbeyi taval ettirdim ve hac ettirdim) dedi. (Onun sana yaptığı bir gecelik hizmetin karşılığı değildir) buyurdular. Ana ve babaya hürmette her ikisini müsavi tutmalıdır, fakat ana bu şekildeki hürmete razı olmasa, baba, anaya yapılan riayete razı olmasa, oğlunun kendisini anasından üstün tutmasını dilese, evlâda düşen vazife, anayı üstün tutmasıdır. Anaya, babadan ziyade hürmet etmesi lâzımdır.

Kardeşler! Ana ve babamız hayatta iseler, onların kadrü kıymetlerini bilelim. Eğer, onlara şimdiye kadar cehâlet dolayısıyla indi ilâhideki mevkilerini bilmeyerek itaatte ve ihsanda kusur ettiysek, bundan böyle rızalarını alalım. Zira, ana ve ba-

bamızın rızası, Allahın rızasına sebep olup, onların gazabı, Allahın gazabına sebep olacağını, Allah Resûlü haber vermiştir. Ben de sizlere yukarda zikr ettim. Eğer onların rızalarını almadan âhirete gittiyseler, ne yapmamız lâzım geldiğini bilmek ve onların âhiret âleminde iken bizlerden razı olmalarının nasıl mümkün olacağını öğrenmek isterseniz; aşağıdaki tavsiyelerimi tutunuz. Beş vakit namazı kılar isek, Allaha vücut şükrünü yap-.

mış oluruz. Ebeveynimiz, ister sağ, ister ölmüş olsun, beş vakit namazın arkasından onların affı, mağfireti için dua etmemiz lâzımdır ki; onlara olan teşekkürümüzü ifa etmiş olalım. Ananın ve babanın dostlarını ve dostlarının evlâdlarını ziyaret, ana ve babamızın haklarındandır. Ana ve babanın dostlarına yapılan ihsan ve ziyaret, ana ve babaya yapılan ihsan ve ziyaret gibi olduğunu Resûlullah haber vermistir.

HİKÂYE Hazreti Hasan Radiyallahu anh, bir gün çölde giderken, bir ârâbîye rastgeldi. Devesinden aşağı inip, o ârâbîyi devesine bindirdi ve başındaki güneşliği ârâbînin başına örttü. Onun hâl ve hatırını sordu. İmamla bulunan diğer arkadaşları: (Ya imam bu bir köylüdür, siz bir sultansınız, iki cihan serverinin torunu Fâtıma radıyallahu anhânın yavrusu, imamı Ali'nin oğlusunuz. Bir ârâbîye bu kadar hürmetin sebebi nedir?) dediklerinde: (Bu ârâbî babam Ali'nin dostudur, bu yaptığım hürmetle babama olan hürmeti ifa ediyorum) buyurdular.

Bir kimsenin, ana ve babası yahut ikisinden birisi, evlâdlarından razı olmadığı halde ölseler; asî evlâd, onlar için dua ve istiğfar edip onların ruhları için Kur'an okutsa, yahut sadaka verse haklarını ödemiş olur. Resûlullah Sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki (Bir kimse her cuma günü ana ve babasının kabrini ziyaret etse, ana ve babasına ihsan edenlerden yazılır. Sadakaların en hayırlısı, ana ve baba için verilendir.)

Bir kimse, cuma gecesi akşam ile yatsı namazı arasında iki rekât namaz kılıp, her rekâtında bir Fatiha ve on beş Ayetel Kürsi ve on beş Ihlâs sûresi okusa, selâmdan sonra yirmi kerre salatü selâm etse ve bu namazın sevâbını, ana ve babaya bağış-

lasa muhakkak ana ve babanın haklarını ödemiş olur.

Bir kimse, nafile namaz kılarken, anası seslense, nafile namazı bozup, anasına (Buyurun) demesi, yanına çagırdı ise gitmesi lâzımdır, demişler. Farz namazı kılıyor. ise, yahut namaz kıldığını ana ve babası bildiği halde çağırırlar ise, namazı bozması câiz değildir. Ana ve babasının ruhları için çeşmetlerine tahvil eyleyip, ikram eder.

HİKÂYE Semerkant şehrinde bir saka vardı. Bu zat, haftada bir Cuma günü kazandığını anne ve babasının ruhu için, fukaraya vermeyi nezir eylemişti. Her beş vakit namazdan sonra, da onlar için dua ve istiğfar ederdi. Bu ahdine uzun zaman sadık kaldı.

Fakat bir cuma günü para kazanamadı, tabii fukaraya da bir şey veremedi. Bir âlimegidip ne yapması icabettiğini sual etti. O âlim de (Oğlum, kavun, karpuz kabuklarını topla hayvanlara ver, sevabını ana ve babana bağışla, bu ahdin yerini bulur) dedi. Saka âlimin dediği gibi yaptı. O gece rûyasında ana ve babasını gördü.

Ebeveyni, (Allah senden hoşnut olsun; bize her cuma günü hediye gönderirdin, bu cuma gecesi bize hak tarafından cennet kavun ve karpuzları ikram olundu) dediler.

Ölenlerin ruhları, izni ilâhi ile her cuma gecesi evlerinin kapısı önüne gelip, şöyle hitap ederler, (Oğlum, kızım. kardeşim, yahut ehlim, sizler türlü nimetleri yiyip, bıraktığımız evlerde oturuyorsunuz. Biz, kabirde açız, sususuz ve karanlık yerdeyiz.

Hiç bizi hayır ile yâd etmiyor, ruhumuz için tasadduk etmiyorsunuz. Yakın bir zamanda siz de bizim gibi olacaksınız. Bizim için tasadduk edin) derler. Eğer, hayır ve tasadduk ile anılıyorlar ise, (Sen bizi unutmadın, Allah senden razı olsun) deyip, mesrûren döner giderler. Eğer kendileri hayır ile yâd olunmuyor iseler, (Siz bizi mahrum ettiniz, Allah da sizi mahrum etsin)

deyip, giderler.

Ölmüş olanlara, dünyada bıraktıkları evlât ve ehillerinin ahval ve harekâtı bildirilir. Onların yaptıkları iyi veya kötü