Ara
Menü

Sayfalar 265–271

1.748 kelime

İrşad II · kaynak sayfaları 265–271

nasıl cihangir etti. İbret ile oku! Kur'an'ın hem kalıbına, hem de ruhuna sıkı sarıl! Dünyada ve ukbâda necat bul!

HİKÂYE Osman bey, Horasan Türklerinin Kayı âşiretinden idi.

Süleyman Şahın Dicle nehrinde boğulması ile, kabilesi ikiye Türkler, mağlûp tarafa yardıma koşmuştu. Müslüman Türke de bu yakışırdı.

Onların yardım ettigi taraf megerse, Selçuk Türkleri imiş. Bu yardımın muvaffakiyet ile neticelenmesi, Ertuğrul beye Eskişehir tarafında, Rum kâfirlerinin hududunda oturma hakkını kazandırdı. Işte, orada, yâni Eskişehir, Bilecik cihetlerini Nür-u Muhammedi ile tenvir eden şeyh Edeball lle buluşmak lûtfuna da mazhar olmuştu. Bu şeyh Edebâli kuddise sirruhu, vârisi-Kâli-Muhammedi ve vârisi-hâli-Muhammediyle mevsut bir zat idi. Hem «ilmi-zahir», hem «ilmi-batın» sahıbi, saki-i-aşkı-ilahi bir zat idi. Ertugrul bey olsun, Osman bey olsun, Türklüğe has bir sıfat ile ulemâ ve meşayihe sevgi ve muhabbet, hürmet gösterirler idi. Zira, ulemaiâmilin ve evliyayı kiram, vârisi-enbiya oldugundan, onlara yapılan muhabbet ve hürmet, itaat ve sevgi Resûle yapılan muhabbet, sevgi ve itaat gibidir. Resûle yapılan muhabbet, sevgi, hürmet ve itaat ise, Allaha yapılan muhabbet, sevgi, hürmet ve itaat gibidir.

«Esteizü billâh; (ve men yuti-irresüle-fekad-eta-allah).»

Mânayı şerifi: Her kim ki Resûlüme itaat etti, muhakkak ki bana itaat etti, diyor Allah.

Ulema ve evliyaya yapılan ihanet ve buğz, Resûle; Resûle yapılan buğz ve ihanet Allahadır. Müslüman Türkler, tarihen sabittir ki, ulemaya, meşayihe hürmet edegelmişlerdir. Timürlenk olsun, gök tanrıya ibadet eden müşrık Cengız ve Hülâgu hanlar olsun, onların bile ulema ve meşayihe hürmet ettiklerini, tarihler yazmaktadır. Gelelim kıssamıza; Osman

bey, şeyh Edebali hazretlerini sık sık ziyarete gider, ondan nasihat alır, onunla sohbet ederdi. Ikisi de birbirlerini çok severlerdi. Birisi ruh, birisi ceset gibi idi. Osman bey ceset, Şeyh Edebâli ruh idi. Bir gece, Osman bey, şeyh hazretlerinin hanesinde kaldı. Çok hoş bir sohbetle geç vakte kadar oturdular. Osman beyi misafir edecekleri odaya çıkardılar. Yere temiz bir yatak yapılmıştı. Osman beyi odasına çıkaran derviş:

«Allah rahatlık versin!» deyip geri döndü. Osman bey, soyunup yatağa gireceği zaman, duvarda kese içinde asılı duran bir Kur'an-ı Kerim gördü. Nasıl olurdu ona karşı, Kur'ana karşı yatabilirdi, Sabaha kadar, Kur'ana ta'zimen ayakta durdu. Halbuki şer'an yatması caiz idi, fakat herkes her müsaadey! yapmaz.

Sabahleyin, namaza çağırıldı. O binayı-ilâhinin, şeyhin ardında Allaha takdim edildi yani namaz kıldı. Namazdan sonra, şeyh hazretleri ile tekrar konuştular. Yatağı kaldırmaya giden derviş, yatakta yatılmadığını görünce, keyfiyetı Hz.

Şeyhe bıldırdı. Hz. şeyh, Osman beye neden yatmadıgını sorduğunda: «Aman efendim! Hatırı âlinize bir şey gelmesin, yatak tertemiz idi. Fakat, duvarda kelâmullah asılı idi. Ona karşı yatamam.»

: dediğinde Şeyh hazretleri, Osman beyi alnından öptü, Kur'an-ı Kerimi ta'zim ile alıp, Osman beye bir miktar yatmasını, istirahat etmesini söyledi.

Osman bey, biraz istirahat etmek üzere yatağa uzandı, bir rüya gördü. Rüyasında gogsünden bir agaç çıkıp, dalları doguyu ve batıyı altına aldı. Sonra uyanıp, rüyayı Hazreti Şeyhe söyledi. Hz. Şeyh: «Oğlum Osman! Bir teklifim var, eğer kızımı alır isen, rüyanı tâbir ederim.» dediğinde, «Aman efendim! bana ne büyük iltifat, kabul ediyorum!» deyince. Hz.

Şeyh: «Oğlum! Allah sana ve evlâtlarına öyle bir mülk verecek ki, sen ve senin çocukların, padişah olacaksınız. Şark ve Garp sizin tahtı-idarenize verilecek» dedi. Ve öyle de oldu;

gördün mü Kur'an'ın kalıbına, kalbine ve ruhuna hürmet etmenin feyzi bereketini. İşte o ecdadımızın fethettiği yerde oturmaktasın!

Görenedir, görene, Köre nedir, köre ne!

İlk vahiy efendimize nasıl vâki olmuştu? Bunun tafsilâtını Buhari-şerifin beyanına göre verelim: Zira, Kur'an-ı Azim.

Ramazan ayının Kadir Gecesinde levhi-mahfuzdan, birinci

kat semaya, beytil-izzete inip, Cebrail Aleyhisselâm vasıtası ile yirmi üç yılda, peygamberimize müteferrikan indirildi.

Efendimiz şöyle haber verdi: «Bana yalnızlık sevdirilmişti.

Ben, Hira dağında Rabbime ibadet ediyordum. Melek bana geldi. (OKU!) dedi. Ben (Okumak bilmem) dedim. Beni kucakladl, sıktı ve bana (OKU!) dediginde (Ben okumak bilmem) dedim. Yine beni kucakladı ve sıktı. Aynen tekrar etti.

(OKU!) dedi. Ben yine (Okumak bilmem) dedim. Beni kucakladı, üçüncü sefer bağrına basıp, öyle bir sıktı ki, ve (İkra- Oku! ) deyip Sûre-i Ikra'dan beş âyet okudu. Bana vahyi böylece getirmeye başladı.» buyurdular.

Bu meseleyi tafsilen okumayı isteyenler, Buhari-Şerifin birinci cildinin «Vahiy» bahsine baksın.

Şimdi kalkıp da: «İslâm bizi geri bırakmıştır. diyen insafsızlara hitap ediyorum: Bir dinin ilk âyeti «OKU» emri ile başlarsa, nasıl olur o din bizi geri bırakır? İz'an ve insaf sahibi böyle söz sarfedemez.

Okumadık ise, kabahat Kur'anda mı? O, bize (Oku) diyor, biz okumuyoruz. Insaf edelim! Zaten, Kur'an-1 Azimi okuyup da emirlerine itaat etmeyene, nehiylerinden kaçınmayana Kur'an lânet etmektedir. Kur'an'ın lânet ettiği fâsık kişiler, elbette ilimden kaçar, okumaz, yazmaz. Okuyup, yazsa bile insanları kötülüğe götürüp, Allahın emirlerine mâni olur ve Allahın men'ettiği şeyleri emir eder, emirle yaptırmaga zorlar.

Işte, müslümanların geri kalması, ileri gidememesi Kur'anı okuyup evâmiri-ilâhiyyeyi yerine getirmemelerindendir.

Fasıkı-fâcir kimselerin, Kur'anı sırf kendi çıkarları için ezberleyip, okumaları Kur'an ile âmil olmamaları diğer insanların akâid ve iymanı üzere büyük rahneler açmıştır. Bu mukaddes kitabı mübin, böyle kişilerin kalplerinde garip bir durumdadır.

Süleymanı Derrani diyor ki: «Yarın, kıyamet gününde zebanilerin ilk evvel yakasına yapışıp cehenneme atacağı kişi, Kur'anı okuyup, Allaha âsi olanlarla, putlara tapıp Allaha şirk koşanlardır.» Resûl Aleyhisselâm efendimiz: «Bir kimse, Kur'an okar da, onun ile âmil olmaz ise, o kimse Kur'an okumamıştır.» diyor.

İşte bizler, her ne kadar Kur'an okusak da, emirleri ile âmil olmadığımız için, onu okumamış gibiyiz. Nehiylerini, yâni YAPMA! dedikleri yapdığımızdan Kur'an-ı Kerîmin lâne-

tine müstehak oluyoruz. Birçok müslüman milletlerinin, elinden istıklaliyetı gıdip, kafırlerin esareti altında senelerce kole olarak sürünmekte, bazıları ıse bır takım zalimlerın yumrugu altında inlemektedir. Bir milletin istiklâli gitti mi, o millet zelildir. Ölmesi, dünyadan silinmesi onun için hürriyetinden mahrum olarak yaşamaktan daha ehvendir.

Kur'an-ı mübin, bizleri nûra dâvet ediyor. Kur'an, aslında nûrdur. Kur'an, 'bizleri adalete çağırıyor. Kur'an, bizleri kendi nefsimize ve başkasına zulümden men'ediyor. Kur'an, bizi halıkımıza ibadete çağırıyor. Kur'an, bizi, birbirimize yardıma çağırıyor. Kur'an, bizleri insanlığa, vefaya, fedakârlığa çağırıyor. Kur'an, bizleri iki cihanda felâha, necata çağırıyor.

Biz, Kur'an'ın bu davetlerine kulak vermeyip, dâlâlette kalmış isek, Kur'an'ın ve islâmın ne kabahati var? Kur'an-ı şerife kulak verip, dinledigimiz, okuyup anladıgımız ve anladığımızı hâlisen-li-veçhillah yaptıgımız zamanlar, sayıca az iken çoklara galip geldik. Zelil iken aziz olduk. Bütün dünyayı adaletimize hayran kıldık. Bir çok beldeler feth ettik. Bunları, tarih yazmaktadır.

Allah boyası ile boyanan ebâü-ecdadımızı tebcil etmekte, düşmanlarımız bile abâü-ecdadımızın adlinden sitayiş ile bahs etmekte. Işte, kısa bir zamanda, az bir vakitte Afrika, Ispanya, Anadolu, Iran, Hindistan ve Orta Asya'yı, Çin'e kadar ve Çin'den Viyana'ya kadar fetheden abâü-ecdadımız, buraları Kur'an'ın nûru ile fethedip, bizlere bıraktıkları halde; bızler Kur'an'ın yalnız kalıbını alıp, ruhu Kur'anı terk ettiğimiz için zillet ile buralardan kovulduk.

Zira, Nebiy Aleyhisselâmın:

(El-adlü esasül-Mülk).

hadisini, duvarlarda güzel hatla yazıp, zulümden bir an geri ‘almadık. Eğer, kalıp fayda verse idi, levhadaki yazı bize fai.

le verecek idi. «El-adlü esasül-mülk»ün mânâsı: «Adalet mül.

kün temelidir.» Bu ifâde, bir kalıp idi. Bunun ruhu ise adaleti, doğruluğu icra idi. «Allah adli emreder» âyetini okuduğumuz halde bizler zulümden el çekmedik.

(Men âle meniktesed).

Yâni, iktisade riayet eden fakir olmaz hadisini, yazdık duvara astık. Fakat israftan geri kalmadık.

(Ennecatü fissıddık).

hadîs-i şerifi «Kurtuluş doğruluktadır» dediği halde yalancılıktan, dolandırıcılıktan vaz geçmedik.

(En-nezafetü minel-îyman).

hadisini levha yaptık ama ne dışımızı ne içimizi tenizleyebildik. Namaz, Allaha yaklaştırır hadîsini okuduk, işittik fakat sehv ile kıldığımız namaz bizi Allahtan uzaklaştirdı.

Allahü Teâlâ şöyle buyurdu:

(Feveylün lil musliyn elleziyae hüm an salâtihim eâhue un süresi: 4 Mânayı münîfi: Veyl olsun, azâb olsun, o sehv ile namaz kılanlara, secde edip secdesini kime yaptığını bilmeyene! Veyl olsun, o gösteriş için namaz kılana ki, onlar beşere yardımı men'eder.

Evliyaullah, şu beyitlerle bundan dört yüz sene evvel bizleri irşad eylemişlerdi, fakat uyanmadık:

Müslümanlar gönül şehri açılmaz ki, melâmet var.

Nazar kılın şu dünyaya, kıyametten işaret var;

Ne kadı adl-1-dâd eyler, ne kayguluyu şad eyler, Ne ümmi itikad eyler, ne imam da tamâmet var.

Ku ymet isı, Estirdilşler. Biri melhemi-Kübra ki, bu

(Yevme tübeddelül - ardü gayrel - ardi vessamavatü ve berezû lillâbil vahidil - kahhar).

Ibrahim sûresi: 48 Yâni, arz tebeddül edince, sema çatlayıp bakırlar gibi eriyip dünyaya döküldüğü zaman, güneş dürülüp, ziyası kararınca, ay nurundan mahrum olunca, yıldızlar dökülünce; denizler kaynayınca ki, buna Melheme-i Kübra «Büyük Kıyamet» denir.

Ikincisi, orta kıyamettir. Bir milletin istiklâlinin gitmesi, o milletin kıyametidir. Üçüncü kıyamet ölümdür. Ölüm, küçük kıyamettir. Bir kişi öldü mü, o, kişinin kıyameti koptu demektir, Hazreti Seyyid Seyfullah kuddise sirruh, devleti-Osmaniyyenin zulme saptığını, adalet teşkilâtının iyi çalışmadığını, halkın azdığını yakın bir zamanda yıkılacağını haber veriyordu. Tabii anlayana...

Seyyit Seyfullah hazretleri divanında:

«Yıkıldı âli Osman, Ağlasın bütün cihanı!» diyor ki, kendisi Muradı-sâlis devrinde yaşamış. Tâ o devirden âli-Osmanın mülkünün yıkıldığını bü beyitlerle apaçık ifade etmiştir.

Âşık paşa tarihinde, «Bu âli-Osman ki, her işleri takva ile idi. Allah bunlara fütuhat verdi, şarkı ve garbı aldılar. Şimdi işleri, fetvaya döndü. Korkulur ki, mülkleri yıkıla!» diyor.

Gördün mü? Allahın velisi nasıl görmüştür.

Kanije kahramanı Hasan paşaya vezirlik verildiğinde, vezirlik fermanı kendine tevdi edilince, hüngür hüngür ağlayıp: «Eyvah, Devleti-âliye yıkılıyor'» demiş. Bunun sebebini sorana da «Pîri paşanın, bahri ummanda muharebeler yaparak, Akdeniz'de şerefle dolaştığı ve bunca hizmetleri olduğu halde, vezaret kendisine verilmedi. Ben fakir, ufak bir palangayı müdafaa ettim diye vezirlik payesine nail oldum. Demek ki devlet yıkılıyor.» demiştir.

Devletlinin görüşüne bak ki, ne kadar isabetli, takdirine bak ki, ne kadar ferasetli! Tevazuuna bak ki, ne kadar âli kişi Piri Paşanın, Tiryaki Hasan Paşanın ve şehid ve gazilerin ruhu için el-Fâtiha.

Velileri bir tarafa bırakalım! iymanı kemâle gelen mü'minin nazarından dahi korkunuz, zira.

O feraset sahibidir ve Allahın nuru nazarı ile bakmaktadır.

Zâlime kıl kadar meyl edeni cehennemin kuşatacağını Kur'an-ı Kerîm haber vermede. Zâlime kıl kadar meyl etmek şöyle dursun; bizatihi sen zâlim olmuşsun. Elbetteki bu dünyada eşyalar ile döşenmiş bir eve, bir takım insan suretindeki mahlükları koysan, bir hafta içinde o evin halinin ne olacağı malûmdur. O evin, o eşyanın ne kabahati var? Bu sefer eski bir haneye de, medeni insanları yerleştir. Bir hafta sonra o hane tertemiz, oturulacak bir hale gelecektir.

O halde, insaf edelim! Biz, âmil olmaz isek, Kur'an-ı Şerifin, Islâmın ne kabahati vardır? Islâm ve iyman ile alâkası olmayana hitap etmiyorum. Müslümanım diyen ve ibadetinde olana söylüyorum. Günde beş defa huzuru ilâhide el bağlayan kardeşim! Dikkat et! Ahkâmı Kur'aniye ile âmil ol! Secdegâhını bil, beş vakitte huzur-u ilâhide okuduğun Kur'an ile âmil ol ki, vücudun nâra haram olsun! Namazında sehiv etme, yâni okuduğun Kur'an'ın ahkâmından dışarı çıkıp, hududu-ilâhiyyeyi çiğneme. Secdegâhını bil! Namazda kime kıyam ediyorsun, kiminle konuşuyorsun, k'me rükû ediyorsun, kime tesbih, kime hamd ediyorsun. Bunu bildin mi? Kimin karşısında olduğunun farkında mısın?

Işte, kıyam ettiğin, hamdü senâ ve tesbih ettiğin, konustuğun, rükü ettiğin, secde, tesbih eylediğin, hergeye kadir olan Allah; seni yoktan var eden, seni zelil ve âciz iken aziz eden, sana göz kulak, el ayak veren, seni yaşatan, sana rızk veren Allah, işte O yüce varlık Habibi vasıtası ile sana tebliğ ettirdiği Kur'an'ın emirlerine itaat, nehiylerinden imtina etmeni istiyor. Yâni, YAP! dediğini yapmanı, YAPMA! dedigini yapmamanı senden istiyor.

Işte, istedigi bu emirleri, bu nehiyleri bizlere bildirdigi

Sayfalar 265–271 · İrşad II — tarikat.org