Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 291–297
Şu Hadis-i şerifin belâğatine ve inceliğine dikkatinizi çekerim:
(Güzel ahlâk ve iyi huy, Allahu tâlâ'nın sevdiği kullarına, bahş ve ihsan buyurduğu ilâhî bir ved'adır. Allah celle celâlûhu, bir kuluna hayır vermeği murad buyurursa, o kuluna güzel ahlâk ve iyi huy ihsan ve inayet eyler.)
Cabir radıyallahu anh'tan rivayet olunan bir Hadis-i şerif de şöyledir:
Hazâ dinün irledaytuhu linefsiy relen yuslihahu illessemuh ve hüsnül huluki fe ekrimuhu bihima Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurmuşlardır ki: (Cebrail aleyhisselâm, Allahu sübhanehu ve teâlâ hazretlerinin buyurduğunu şöylece haber verdi. Bu din-i islâm öyle aziz bir dindir ki, zât-ı ülûhiyyetime bu dini ihtiyar ettim. Kullarım bana bu din ile ibadet etsinler. Bu dinin islâhı, ancak cömertlik ve güzel ahlâktır. Kullarım, indimde aziz olan bu dine cömert ve güzel ahlâklı olmakla ikram etsinler..)
Esedullah-il galip Aliyyibni Ebi-Tâlip kerremallahu vechehu ve radıyallahu anh efendimiz de, Resûl-ü zişândan rivayet buyuruyorlar ki:
— Habib-i Kibriyâdan işittim. Her kimin gam ve kederi cok olursa, bedeni hasta olur. Zira, demiri nem ve insanı gam çürütür, demişlerdir. Her kimin huyu çirkin ve kötü ise, o kötü ve çirkin huy da sahibine azap verir.
Çirkin huylu kimselerin toplum hayatında da yeri yoktur ve insanlar arasında yaşaması gayet zordur. Çünkü, kimse ile geçinemez ve her gün bir bahane ile kavga ve anlaşmazlık çıkarır. Bu geçimsizligi de onu halkın gözünden düşürür, değerini küçültür, hürmet ve itibarını yitirir. Sonunda, onu hor ve hakir eder.
Bir Hadis-i şeirfte de aynen şöyle buyurulmuştur:
(Kişinin ahlâkıın güzel olması, saadet ve devletidir. Ahlakı güzel olan devlet ve saadet sahibidir ve bunların kendisine Allahu sübhanehu ve teâlâ tarafından bahş ve ihsan buyurulan çok yüce bir ilâhî nimet olduğuna şüphe yoktur.)
Şekavet ve kötülük içinde bulunan kişilerin bu halleri de huylarının çirkinliğindendir.
Hz. Imam-ı Ali kerremallahu vechehu ve radıyallahu anh efendimiz, evlâd-1 mükerremleri Hz. Imam-l Hasan ve Hz.
İmam-ı Hüseyin radıyallahu anhüma efendilerimize ve diger evlâtlarına vasiyetlerinde şöyle buyurmuşlardı:
— Ey oğullarım! Insanlarla iyi geçininiz. Kendinizi halka sevdiriniz. Güzel ahlâkınızla öylesine sevdiriniz ki, halkın gozunden kaybolsanız bile sızı arasınlar, hasta oldugunuz zaman ziyaretinize gelsinler. Eceliniz erişip öldüğünüz zaman arkanızdan aglasınlar. Olümünüzden sonra da sizleri rahmet ve minnetle ansınlar..
Ünlü âlim ve âriflerden bir zat-ı şerif de oğluna şöyle vasiyyet etmişti:
— Ogul! Daima güler yüzlü ve tatlı sözlü ol.. Bu iki güzel huy seni halka ikram edenlerden üstün kılar. Halk arasında daima aziz, sevgili ve hürmetli olursun. Zira, halka ikram edenlerden ekşi yüzlü ve acı sözlü olanların ikramlarından ise, güler yüz ve tatlı sözle muamele edenler muazzez olur ve herkes tarafından sevilir. Surat asarak, acı konuşarak, somurtarak yapılan herhangi bir ikram makbul ve mû'teber değildir.
Oysa, herkese karşı güler yüzlü ve tatlı sözlü olmak, kimseyi kırmamak ve incitmemek halk arasında daha çok makbul olur, yapılabilecek ikramların en büyüğü de budur.
Enes İbn-i Malik radıyallahu anh diyor ki, efendimiz birgün bana saadetle şöyle buyurdular:
— Yâ Enes! Ritk ve güzel ahlâk ile ahlâklan.. Zira, rıfk ve güzel ahlâk, Allahu teâlâ katında amellerin en sevgilisidir.
Bir Hadis-i şerifte de bakınız ne buyurmuşlardır:
— Her kim, rifk ile muamele etmek hasletinden mahrum bulunursa, o kimse muhakkak dünya ve âhiret hayırlarından da mahrum kalır.
Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, Rabbilâlemiyne rica ve niyazlarında şöyle diyorlardı:
— Yâ Rab!.. Her kim, ümmetime rıfk ile muamele ederse, sen de una rahmetinle muamele eyle.. Her kim, ümmetime meşakkatle muamele ederse, sen de ona gazabınla muamele eyle...
Görülüyor ki, ümmet-i Muhammed'e rıfk ile muamele edenler rahmet-i ilâhiyye ile taltif ve meşakkatle muamele edenler ise, gazab-ı ilâhî ile tâ'zip olunacaklardır. Zira, Allah azze ve celle Habib-i edibinin ümmeti için ettiği dua ve niyazını aslâ reddetmez ve behemehal müstecap eyler.
Cenab-ı Hak, cümlemizi ümmet-i Muhammed'e rıfk ile muamele eden kulları zümresine ilhak buyurarak rahmet-i ilâhiyyesi ile taltif buyursun ve ümmet-i Muhammed'e meşakkatle muamele edenlerden de cumlemizi korusun..
Şu halde, aklımız başımızda ve fırsat elimizde iken mü'min kardeşlerimize karşı güzel ahlaklı olalım. Güler yüzlü ve tatlı sözlü olalım. Hiç kimseye kötülük etmeyelim ve hiç kimsenin kötülügünü düşünmeyelim. Kötü ve çirkin huylarımızı bırakalım, varsa bu kötü huylarımızı iyi ve güzel ahlâka çevirmeğe çalışalım. Asık surat, çatık kaş, acı söz insan harcı de- Budar B barisidir ly bilimany akızanan vetecirkin hibi olanlar, dünyada izzet ve âhirette de ebedi saadet ve selâmete nail olurlar, Aslâ unutmamamız ve daima hatırda bulundurmamız gereken bir gerçek de şudur:
Allahu teâlâ ve tekaddes hazretleri, Hz. Musa aleyhisselâmı Firaun'u insaf ve iymana dâvet vazifesiyle görevlendirerek gönderdiği zaman:
ishehâ ilâ Firarne innehu lega fe-kulâ lehu kavlen leyyinen Tâ-Hâ: 4+ Meal-i münifi: Firaun'a gidin, zira o kibiri ve Tanrı'lk iddiasiyle tuğyân ederek cidden haddi aştı, onunla yumuşak konuşun, rıtk ile muamele edin.
Evet, yerlerin ve göklerin, görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen âlemlerin Rabbi ve mürebbisi, peygamberini: (Ben sizin yüce Rabbinizim!..) diyecek kadar azgınlaş-
mış ve haddi aşmış, Fira'unu insaf ve iymana dâvet maksadiyle gönderirken dahi, onunla yumuşak konuşun, kendisine rıfk ile muamele edin buyuruyor.
O fira'un ki, hâşa sümme hâşa Allah'lık dâvasına kalkmış, kendisini Allahu teâlâ'ya ortak koşmuş ve (Ben de Allahım!) demişti. Böylesine haddi aşan bir zâlimi ve kâfiri iyman ve insafa dâvet için yumuşak konuşulması ve rıtk ile muamele olunması irade buyurulmuş olduğuna göre, bir mü'minin diğer bir mü'min kardeşine sert ve haşin davranması, ona acı sözler söylemesi, surat asması caiz olur mu? Tam tersine, mü'minin mü'mine rıfk ile muamele etmesi veza'if-i insaniyye ve ferâ'iz-i islâmiyyesidir.
Yıkanlar hatır-ı mahzunumu, âlemde şâdolsun;
Benimçün nâ-murad olsun diyenler her-murad olsun..
diyebiliyorsan, gerçek insan ve hâlis Müslümansın.. Yoksa, kasılıp tafra ile ömür sürenler, önünde sonunda mahzun ve nâ-murad olacaklardır.
Allahu tâlâ'nın sevdiği sifatlar ve huylar şunlardır:
Allah ve Resülüne iyman, bu iymanı dille takrir, kalple tasdik fiilen icra, sünnet-i seniyye-i Ahmediyye'ye eksiksiz ittibâ, sıdk (Yani doğruluk, doğru olmak, sırat-ı Kur'aniyyeden dışarı çıkmamak, sıdk-u sadakatta daim ve kaim olmak) ihlâs (yani kalp hulüsu ile Allahu teâlâya ibadet, bütün mahlükata merhamet) hayâ (Yani edep ve terbiye sahibi olmak, utanmak vasıf ve hasletine malik bulunmak). Haya hakkında bir çok Hadis-i şerifler vardır. Buraya teberrüken ikisini alıyorum:
El-Hayân min-el-iyinan (Hayâ, iymandandır.)
Imam-ı Ali kerremallahu vechehu, kıymetli bir kelâmında hayâ gittigi vakitte belâ gelir, buyurmuşlardır. Bu ümmete isabet eden belâlar, hayâsızlıktandır. Zira haya iymandan olunca, hayâ gitti mi, iymanın nûru azalır, iymanın nûru azalan yere belâ isabet eder.
Evet, Allahu tâlâ'nın sevdiği sıfatları saymağa devam ediyoruz:
Riza (Allahu teâlâ'dan razı olmak ve her işte Hakka teslimiyyeti saadet bilmek), şükür, ulüvvü himmet, ibadet, tevekkul, emanete sadakat, emanete hiyanetten sakınmak, sabır, tevazû, adalet, şecaat, ilim, ilimle âmil olmak, sırra riayet etmek, hilm, rıfk, şefkat, azim sahibi olmak, kinden, hasedden uzak bulunmak, fırsat düşkünü olmamak, cehd sahibi olmak, ahde riayetkâr bulunmak, affedici olmak, meşveret (Danışmak ve istişare etmek) Meşveret deyince aklıma geldi: Istişare, Kur'an-ı kerim ile sâbittir:
"vizkinüs Ve şârir-hüm fil-emr…..
Al-i-Imran: 159 Meal-i münifi: Iş hususunda onlarla müşavere et..
Bu âyet-i kerimenin Resûl-ü zişân efendimiz için hükmen farz olduğunu mütalâa edenler olmuştur. Ümmet için müşavere sünnet-i seniyyedir. Meşveret emri gibi daha bir çok emirler ve ibadetler, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz için farz oldugu halde, ümmetine sünnettir.
Seyyid-ül-kevneyn efendimiz, bu emr-i ilâhiyyi ümmetine talim için mescid-i şerifte ashab-ı kiram ile müşavere ederler, sonra âyât-ı beyyinâta muntazır bulunurlardı. Müşavere islâmda o derece mühimdir ki, aklı kısa ve düşüncesi kıt kişi ile dahi müşavere et, aksini yap denilmiştir. Zira, efendimiz:
El-Müsteşdrii mutemenün. (Istişare eden emindir.)
buyurmuşlardır. Resûl-ü zişânın bu sünnetine zaman-ı saadette riayet olunduğu gibi, Hz. Eba-Bekir, Omer, Osman ve Ali rıdvanullahi teâlâ aleyhim ema'iyn efendilerimiz zamaninda ve daha sonra gelen Emevî, Abbasi, Selçuklular ve Osmanılar devrinde ve bütün islâm devletlerinde bu sünnete ittibâ edilmiştir.
Meşveret eden, yani danışan hiçbir zaman yanılmaz. Şu
kadar ki, danışacağı kimseyi iyi tanımalıdır. Fikrine ve re'yine müracaat ettigi zatın kendisine telkin ettigi hususları, sonradan tekrar kendi akıl terazisine vurmalı, gerekirse daha bir kaç kişi ile aynı konuyu istişare etmelidir. Bu danışmalarına kendisine tam ve kâmil bir kanaat gelinceye kadar devam etmelidir. Çünkü i, istişare eden emindir, buyrulmuştur. Resûlü zişân efendimiz, bu Hadis-i şerifleriyle günlük hayatımızda bir çok hususlarda oldugu gibi, istişare konusunda da bizleri irşâd buyurmuşlardır.
dia ia io ai i "...:
Meşveretsiz kim ki bir iş işleye, Şol nedamet parmağın çok dişleye..
HIKAYE Emevilerin beşinci hükümdarı olan Abdülmelik, Yusufüs-sakati namındakı zatı umumi valı tayın etmiştı. Çok gaddar ve zalim bir kişi olan ve islâm tarihinde HACCAC-I ZA- LIM olarak anılan ve tanınan bu zat, bütün zulümlerine ve gadrine rağmen dindar, hatip ve edip bir insandı. Irak halk!na okuduğu hutbe gayet meşhurdur. Bilindigi gibi bir gün, o devrin azgın Irak halkına minberden şöyle hitap etmişti:
— Ey Ehl-i Irak! V'ey ehl-i şikak-i ven-nifak-ı ve sû'ilahlâk!
Kamamı düşürdüm, kılıcım aldım geldim sizlere.. Olunuz ashab-ı Resûl'den Ebâ-Zer-il-Gıfari gibi, olayım size Ömer ibn-il Hattâb.. Size, adaletle muamele edeyim.. Sizler, bu şikak ve nifak ve bu kötü ahlâk üzere devam ettikçe, Allahu teâlâ beni sizin başınıza musallat etmiştir. Altından kan alınacak çok sakal görüyorum. Benim kahrım ve helâk olmam için dua ediyorsunuz, biliyorum.. Ama, Allahu azim-üş-şân sizler gibi şikak ve nifak ehli ahlaksızların dualarınızı kabul buyurmaz. Şayet, lütfen kabul buyurarak beni mahv-ü helak eylese dahi, siz bu durumda, bu tutumda iken başınıza öyle birisini gönderir ki, beni size arattırır. Adalet ve iyilik bekliyorsanız, kendiniz âdil olun.. İyi huylu ve güzel ahlâk sahibi olun ki, Allah azze ve celle de beni sizlerin üzerinize âdil kılsın.. Milleti idare edenler, mâ'nevi bir kuvvetle devletin başına geçerler ve milletlerini o milletin gidişi, tutumu ve durumuna göre taraf-l ilâhiden idare ederler. Bunun içindir ki, aleyh-is-salâtü vesselâm efendimiz.
Kemâ tekûnü yüvellâ aleyküm...
(Siz nasıl olursanız, başınıza öyle veli gönderilir.)
buyurmuşlardır, Evet siz nasıl olursanız, sizi idare edenler de öyle olurlar. Siz, iyi huylu, güzel ahlâklı ve dürüst olursanız, idarecileriniz de iyi huylu, güzel ahlâklı ve dürüst insanlar olurlar. Siz, zâlim ve kötü huylu oldukça, başınıza da öylesine zâlimler gönderilir.
Sözü yine uzattık: Asıl maksadımız, Yusuf Sakafi'nin meşveret hakkındaki kıssasını anlatmaktı.
İşte, bu Haccâc-1 Zâlim, birgün anasıyla pencerenin önüne oturmuş, gelip geçenleri seyrediyorlardı. Bir aralık anası kendisine:
— Ay ogul!.. Yaptıgın zulümler haddi aştı. Senin gibi bir zâlimi doğurduğum için halk bana lânet ediyor, dedi.
Haccâc, kendisini müdafaaya yeltendi:
— Neden böyle söylüyorsun anacığım, dedi. Benim yaptıklarım, bu milletin yaptıgı zulmün aksidir. Allahu teâlâ, onlara zulümlerinin cezasını benim onlara tatbik ettigim zulümlerle tattırmaktadır. Eğer, onlar Kur'an ahlâkı ile ahlâklanarak Allahu teâlâ'ya yaklaşsalar, Allahu teâlâ benim kalbimi yumuşatır, merhamet ve adalete çevirir. Bilmez misin ki, kalpleri ve gözleri çeviren Allahu sübhanehu ve teâlâ hazretleridir.
Onlar, nefislerine zulmettikleri müddetçe, Cenab-1 Hak onların başlarından belâyı eksik etmeyecektir. Ben ölsem dahi, onlar için kurtuluş ümidi yoktur. Onlar, bu zulme devam ettikleri ve durumlarını degiştirmedikleri takdirde, benim gibi hattâ belki de benden daha zâlim birisini gönderecektir. Yaptıkları zulüm ve haksızlıkların cezasını çekeceklerdir.
Ana-ogul, böylece konuşurlarken, karşıdan yaşlıca ve beyaz sakallı bir zat göründü. Bunların oturdukları pencerenin hizasına gelince, adamlarına işaretle o ihtiyarın huzuruna getirilmesini emretti ve anasına:
— Bak anacığım, dedi. Şimdi ben zâlim miyim, yoksa yerli yerince muamele ediyor muyum şimdi göreceksin..
Ihtiyarı huzura getirdiler, selâmlaştılar ve Haccâc sordu:
- Nerelisin?