İrşad II · kaynak sayfaları 216–224
gazabından kim kurtarabilir? Bize ikram edersen, bu ikramına kim mâni olabilir? Ya Hannan! Ya Mennan! Ya Deyyan!
Ya Sübhan! Ya Kadimel-Gufran ve Ya Kadimel Ihsan! Bize lutfun ile muamele eyle! Bütün hayırlı işlerimizde bizlere kolaylık ihsan eyle! Bizi kibir, gurur, ucub ve riyadan beri eyle!
Bize kendimizi küçük göster. Kahrından necat ver. Bizi zalimlere ezdirme! Nefsimize zebun etme. Gönlümüzl pâk, almız ak eyle. Kalblerimizi nuru Kur'an ile pürnûr, dillerimizi tevhid ile süsle. Yarab! Ismimizi defteri islâmdan silme cisimlerimizi tebdil etme. İymandan sonra küfre, hidayetten sonra delâlete, nurdan zulmete bizleri itme! Yoktuk, var ettin. Zelil idik, aziz ettin. Bizi gekli insana bürüdün. Çıplaktık giydirdin.
Açtık, doyurdun. Cahil idir, ilim ihsan eyledin. Kendine kul, habibine ümmet eyledin. Bizleri kulluğunda kaim, dininde dâim eyle! Şeklimizi insan yarattığın gibi, batınımız da insan eyle! Bizi affınla gad eyle!
Bu yazdığımız risalei gerifeyi indi-ilâhide ve indi Resülde makbul eyle! Tesirini halk eyle! Okuyup, amil olan kullarını hesapsız olarak cennetine kabul eyle! Bizi, duadan unutmayanları, iki cihanda habibinin nigâhı iltifatına nail eyle! Bu derslerimizden Resülüllahı haberdar eyleyip, ruhu Resûlüllabu bizden hognud ve razı eyle! Bi-hürmeti seyyidil mürseliyn.
Velhamdü-lillahi-rabbil-âlemin.
Sübhane rabbike rabbil izzeti ammâ yasifün ve selâmün alel-mürselin-vel hamdü lilllahi-rabbil-âlemin.
Rızaen lillâh ve rizaen li resülillah ve rizaen li ricalillah.
El Fâtiha.
iRŞÂD
ONALTINCI
DERS MUNDERECAT:
Ramazan bayramı, bayram hürmetine verilen ecirler, nefs ve çeşitleri, âhiret ve dünya bayramlanı ve bayram haklanda va'zli nasihatlan, hadis ve kıssaları hâvi mühim bir risaledir.
Sallâ âlâ resûlina Muhammed Sallû âlâ mürşidina Muhammed Sallû âlâ seyyidina Muhammed Sallû âlâ çemsidduha Muhammed Sallû âlâ nuril-hüda Muhammed El-evvelü Allah, El-ahiru Allah, Ez-zahirû Allah. El-bat1nu Allah Hayrihi ve şerrihi min-Allah. Rabbig-rahli-sadri ve ressirli emri vahlül ukdeten min lisani yefkahu kavli ve ufev.
vidu emrî-ilâllâh. İnnallâhe basirûn bil'ibâd Ol haliki-Azam, ol ilâh-i muazzam, yedi kat yerlerin ve göklerin sâhibi, bilinen ve bilinmeyen âlemlerin mâliki, cümlemize mededü-inayet eyleye! Şu mübarek günde, bizleri tev- Ilkı lle bu mescide cemettigı gıbı, yarın kıyamet gununde, nedamet ânında, sevgili habibinin sancağı altında cemeyleyip, şefaatine nail eyleye! Ruhlarımızı âli, kalplerimizi sâfi, nefsimizi ıslâh eyleye!
Hulûli ile müşerref olduğumuz mübarek bayramı cümlemiz hakkında mübarek eyleye. Elvedâ diyen ramazanı cümlemiz hakkında hoşnudu-razı eyleye. Kıyamette cümlemize şefi eyleye. Şikâyetinden emin eyleye. Şefaati Kur'ana nail eyleye. Bunca tuttuğumuz oruçları, kıldığımız namazları kabul buyurup bizleri mahrum ve mahzun etmeyerek Rabbim memnun ve mesrûr eyleye. Nice, nice ramazanlara yetişip, rızayıilâhiyyesini tahsil eden kullar meyanına bizleri ithal eyleye.
Ölmüşlerimize rahmet, hayatta kalanlarımıza selâmet, hastalarımıza sıhhat, gurbette bulunanlara vuslat, topraklarımıza bereket ihsan ve inayet eyleye. Musibete uğrayanlara sabır, hüzünlerini sürûra tedbil eyleye. Hastalara şifa, dertlilere deva, borçlu olanlara edâlar nasip eyleye. Hanlerimize bereket, kazancımıza vus'at evlâtlarımıza itâat nasibi mukadder eyleye. Şekavetimizi saadete tebdilü-tağyir eyleye. Kötü huy-
larımızı, çirkin ahlâkımızı, ahlâkı-Kur'aniye ve Ahmediyyeye lûtfü ile tebdilü-tahvil eyleye. Asilerimizi ıslah, günahkâr ümmeti Muhammedi affı ile şâd eyleye.
Gözümüzden perdei gafleti kaldırıp, gönül evimizi küşad eyleye. Gafletle geçirdiğimiz ömrümüzü hubbu-siva ile kirlettiğimiz gönlümüzü, tevhid nuru ile pürnûr eyleye. Dininde daim, beg vakte kaim olan âşıkı-sadıklara, biz âsi ve gafilleri idhal eyleye. Gündüzleri sadakatte, geceleri taatte olan ehli-dil ile bizleri âgina eyleye. Fâsık'lardan ve fısktan kaçan sadıklara, seherlerde uyanık olan âşıklara ithal eyleye. Kalbinde iyman, başında aklı-izan, dilinde tevhid-i-Kur'an, aşkınla yanan, didesi giryân, ciğeri püryân olan âşıkı sadıklara Rabbim fazlü-keremi ile bizleri ithal eyleye. Namerdlere muhtaç, uz ve iffetmizi târaç olmaktan mahfûz cyleye. Suçlarımızı âşikâr kılıp, bizleri zâlimlere, kâfirlere oyuncak olmaktan Rabbim hifz eyleye. Mukaddesatımızı zâlimler ayağı altında pâyimal olmaktan hıfzı emin eyleye.
Ey Rabbı zülkerem! Zülcelâl vel ikram olan Allah! Ey keremi bol padişahlar padişahı! Ey kendine el açanı, boş çevirmeyen ulu Allah! Işte; kapına geldik, lûtfunu bekliyoruz.
Bizleri, bu günlere eriştiren, bu mübarek günde bizleri bu makamda buluşturan müminlerle, muvahhidlerle, âşık-ı-sadıklarla kendi evinde tanıştıran Allah! Bu mübarek günde, bu mübarek ânda ve bu mübarek yerde, bizleri ziyafeti-ilâhiyyesiyle dilşad eylediği gibi, yarın kıyamet gününde sevgili habibiyle kavuşturup, buluşturup, tanıştırıp Cemali-Mustafa ile müşerref kılıp, şefaatine nail edip, rahmeti ile cennetine ithal matlabı-âlâ olan Cemâli-ilâhisiyle bizleri mesrûr edip; o gün de bayram eden kullarından eyleye!
Bu mübarek bayram gününde bizlere yemegi, içmeyi mübarek kılıp: «Benim emrimle Ramazanı magtiret nişânda yemediniz, içmediniz, şimdi bu sizlere ziyafetimdir» diyerek, bizleri nimetine gark eylediği gibi, Cenneti-firdevste ziyafette bulunan ve cemâli ilâhiyle bayram eden kullarından eyleye!
Dünyada; âhir günümüzde az ağmı, ile ölüm korkusu çekmeyerek, mevt acısı duymayarak, iymanını kurtarıp, Rabbin «irciî» hitabını duyarak, işiterek emanetini veren sadıklardan eyleye! Ramazanı şerifte, habibinin verdiği müjde ile, günahf l
lardan, isyanlardan anamızdan dogdugumuz gibi pak olduk- Bayram içre ve bayramdan sonra tekrar mâsiyet deryasına düşüp, gazabına ugrayan gafillerden eylemeye!
Bizleri, daima rızasını tahsil eden, âşıku sadıklardan ayırmayarak salihlerle cem'eyleye! Tevfiki ile kötü huylarımızı ahlâkı-Kur'aniye ve Ahlâkı-Muhammediyesine tebdilü-tahvil eyleye! Cümle ümmeti Muhammedi rahmetine müstağrak eyleye! Âhir ve âkıbetimizi hayır eyleye! Cümle ümmeti Muhammedi Rahmetine müstagrak eyleye! Din ve dünyamızı mâmur eyleye! Dünya ve âhirette bizlere affı ile muamele. eyleye! Bu makamı âlide tevfiki ile cemeylediği gibi, yarın kıyamet gününde livayı-hamd altıda, civarı Mustafa'da iskân eyleye! Amin bi-hürmetil seyyidil-mürselin.
Len25s osüü Bismillâhirrahmanirrahiym - Kad efleha men tezckkâ ve zekeresme Rabbibi fesallâ.
Bel tü'sirûn-el-hayat-ed-dünya - Vel'âhiretü hayrun ve ebka - Inne hazâ lefissuhufil'ulâ suhufi Ibrâhiyme ve Mûsa.
 lâ sûresi: 14-19 Meâli kerimi: Kendini Allah'ın sevmediği sıfatlardan pâk eden, dışıı pisliklerden, içini yâni kalbini kinden, hasetten, kibirden gazaptan, kötü huylardan temizleyip Rabbini anarak, O'nun adını zikrederek namaz kılan ve fıtresini verip bayram namazını edâ eden muhakkak umduğuna nail oldu, nârdan necat buldu. Halbuki, sizler dünya hayatını âhirete tercih edersiniz. Dünya hayatı geçicidir, fânidir. Ahiret, dünyadan daha hayırlıdır. Zira, baki ve devamlıdır. Bu âyetlerimizi, Ibrahim ve Musa ve ondan önce gelen peygamberlerimize inzal ettiğimiz suhuflarda da böylece beyan olunmuştur...
Ey müminler ve âşıklar! Ey Allaha iyman eden, Allah celle celâlûhu hazretlerini seven, peygamberleri tasdik edip,
Allah tarafindan gönderilen kitaplara inanıp, iyman getiren, Allahın meleklerine, hayrın ve şerrin Allahtan olduğuna, kıyamet gününe, öldükten sonra tekrar dirilip Allah huzurunda bu dünya yaşayışının hesabını Allaha vermeyi kabul eyleyen, Kaderin Allahtan olduğuna inanan ve Resûller serveri, velileri rehberi, insü-cin peygamberi olan «Lî maallah» sırrının şahı, «La ilâhe illâllah» kelimei-tayyibesinin kaili ve ögreticisi, Allahın kulu ve Resülü olan Ahmed, Muhammed, Müctebâ, Mustafa'yı canından ziyade sevip onun aşkına canını fedaya hazır olan, onun yolunda, onun dininde, onun aşkına rütbe, kasa, kese, evlât ve ahfadını, herşeyini fedaya hazır olan, Allah ve Resülünün her emrini başına tac, canına minnet bılen, hakkın ner neyınden kaçan, her emrine gonullu baş vermeye hazır olan, Hakkın rızasına râgıp, cennetine tâlip, cemaline âşık olan zümrei-necat ve ey ehli felâh!
Dinle; duy, işit, anla! Bak ve gör. Bu dünyada herşey fâni ve geçicidir. Insanlar, zamanlar, sâatler, haftalar, aylar, seneler, meşakkatler, ferahlar, fakirlik, zenginlik hep geçici, sıhhat geçici, hastalık geçici. İyilik geçici, kötülük geçici. Ne var ki, geçici ve bir daha dönülmesi olmayan bu yolda bulunan şeylerin iyilerinden yanımıza almalıyız. Fırsatı ganimet bilmeliyiz. Akîl olan, fırsatı kaçırmaz, ârif olan da fırsat icad eder.
Şöyle bir misal verelim: Bir tren var; bu trenin ismi «Ömür Treni». Anamızdan doğduğumuz vakit, bu trene biniyoruz, ve tâ ölünceye kadar, son durak ve dünyanın son âhiretin ilk istasyonu olan kabre girinceye kadar yaşıyoruz. Oradan tekrar başka bir âleme seyran edip, mahşere kadar bekliyeceğiz. Kabirlerimizde âlemi berzahta kalıp, sonra yaptıklarımızın hesabını vereceğiz. Ehli aşk cennete, ehli-fısk da nâra gidecek. Anamızdan doğup kabre gelinceye kadar, kimimiz birinci istasyonda; kimimiz ikinci, kimimiz onuncu, yirminci, ellinci altmışıncı yahut sekseninci istasyonda indirilip kabirde, amelimizle başbaşa bırakılıyoruz. Tren yoluna devam ediyor. Binenlerin, inenlerin yahud indirilenlerin hesabı yok. Her istasyon bir sene, yâni bir yaş. Ömrü olup ta altmış sene yaşayan, altmışıncı istasyona inen; altmış ramazan, yüzyirmi bayram görüyor. Ayrıca, bunun oniki senesi de çocukluktur. Zaten, bir ömür yetmiş, sene olsa; bunun otuzbeş senesi uyku, onyedi senesi çocukluk. Onsekiz senesi ölümler, hastalıklar, meşakkatler, tahsil, askerlik v.s. mücadelelerle dolu.
Allahu - zülcelâl; Adem aleyhisselâmın cesedini yaratıp canvermeden, kırk sene yerde bırakdı. Uzerine, otuzdokuz sene đi. Yâni, bir kimserin, kırk sene yanasa, şurdo yuz mue s yağtı, bir sene sürur göreceğini böylece ilân etti. Hayat trenine binenler, bir takım istasyonlardan geçiyor. Yedi istasyon çocukluk devri, vardan yoktan haberi yok! Yedinci istasyondan itibaren tahsil, çalışma ve ugraşma başlıyor. Derslerini yapamadığında hocası, ana, babası tarafından zorlanıyor. Istediğinde oynamasına müsaade edilmiyor. Hayat mücadelesi başlamış tır. Eğer o istasyonda kalır, geçemezse, dünyası sona eriyor.
Bu istasyonu geçerse, ileriki hayat mücadelesinin devamı sırasında bir takım istasyonlara ugruyor ki; burada hayat bambaşka, çılgınlık, delilik ile dolu. Eğer, burada inerse felâket uçurumuna yuvarlanıyor, velhasılı indirileceği istasyona kadar türlü türlü, görünüşte güzel, hakikatte çirkin bir çok devirler yaşıyor yahut görünüşte çirkin, nefse ağır gelip hakikatte güzel geyler ile karşılaşıyor.
Bu arada nereden gelip, nereye gideceğini, ne için getirildiğini, ne için götürüldüğünü öğrenebilir ise, dünyanın ancak:
Ana rahminden geldik pazara, Bir kefen aldık, döndük mezara nazmının ifade ettiği durumdan başka bir şey olmadığını idrak ediyor. Bunun böyle olduğunu anladı mı; o vakit gittiği yol için, yâni indirileceği istasyon için hazırlık yapmaya başlıyor. Kendisinin fâni, Allabın bâki, kendinin mahkûm, Allahın hâkim olduguna kanaat getirip, nebiyler vasıtasiyle gelen gayb haberlerine inanıyor, gaybden gelen bu haberleri aynel-yakiyn yani, bu dünya âleminde müşahede edip, fırsatı kaçırmayarak ömrü azizini boş yerlerde sarf etmiyor, bilâkis Allah ve Resûlü yoluna sarf edip âhiretini kazanıyor.
Işte; bu sene de Allah rızası olan bir Ramazan istasyonunu geçip, bu mübarek istasyonun nihayeti olan Bayram istasyonuna geldik. Önümüzde, bir çok Ramazan ve bayram istasyonları var ama, bunlar bu geçen Ramazan istasyonu değil!
O istasyonlara ya yetişir, yahud da yetişemeyiz.
Işte, mü'minler! Ramazan geliyor. Ramazan geliyor derken her fâni ve geçici gibi geldi ve geçti. Belki, bu bizim son Ramazan bayramımızdır. Geçen sene, bizimle beraber bayram yapanlar, bu sene aramızda yoklar! Onlar, aramızdan indirilip, kendi son istasyonlarından, âhiretin evvel istasyonu kabire sevk olundular. Görüyorsunuz; ramazan geçti, bayram geldi. Daha birçok ramazan, birçok bayram gelecek. Fakat, o bayramlarda biz olmayacağız. Ramazanı şerifin nefsimize ağır gelen sıkıntılı ve meşakkatli günleri ve o hayırlı demleri geçti.
Oruç tutmak, teravih kılmak nefsimize ağır geliyordu. Zaten Allahu - teâlâ nefsimizi ıslah için orucu farz etmiş, terbiyesiz olan nefsi-emmare ancak açlıkla haddini bilmişti.
Bu nefis ki, Firavun'a «Ene rabbikümül alâ», Nemrud'a ise, (Ben yer tanrısıyım) dedirtmişti ve bu zâlimlere özenen çok kimseler olmuş, bunların bu çirkin yolundan yürümüşlerdir. Firavun'un, Nemrud'un bu dâvasına şaşma! Sana ve bana da ayni selâhiyet verilse idi; belki biz bunları geçerdik. Nitekim sonraları bunları geçenler oldu. Hem de fersah, fersah!
Firavun, ömrü boyunca yüzbin, Nemrud mülkü boyunca ellibin kişi öldürmediği halde, bunlara halef olanlar on, yirmi ve yüz milyonları bir anda öldürüverdiler. Firavunun bir milyon Nemurud'un yarım milyon kölesi yoktu. Sonra gelen Firavun ve Nemrud'ar; yüz milyonları köle yaptılar.
Ebu-Cehil'ler, Ubey ibni Halef'ler, Utbe'ler kurulmamış bir dini kurdurmak istemiyorlardı. Bunların halefleri ise, kurulmuş bir dini yıkmaya ugraştılar amma, kendileri yıkılıy gittiler. Işte, hep o nefs, hep o kötü varlık, hep o çirkin benlik!
Işte, Ramazan, o nefse, açlıkla haddini bildiriyor. Ne kadar cüretli bu nefs! Kendisinden evvel gelenlerin bir hiç olduğunu görüyor. Yine teslim olup, selâmet bulmuyor. Açlık hakkından geldi. Allah rızası için oruç tutanlara, nefisleri mûtî oldu. Nefislerine hâkim olmayı bilen, haddini, aczini de bildi.
İşte aczini bilene, haddini öğrenene, Allah ziyafeti-ilâhiyyesini ortaya seriyor.
«Ey has kullarım! Emrim ile oruç tuttunuz. Şimdi ziyafeti ilâhiyyeme sizleri dâvet ediyorum. Lûtfum, keremim ile yiyiniz, içiniz.» diyor.