Ara
Menü

Sayfalar 225–232

1.631 kelime

İrşad II · kaynak sayfaları 225–232

Külû veşrebû heni'en bimâ esleftüm fil'eyyam-il-hâliyeh.

Hakka sûresi: 24 Mânayı şerifi: Onlara; geçmiş günlerde işlediğiniz iyi işlerin mükâfatı olarak âfiyetle yiyiniz, içiniz denecek.

Bu ziyafet, yalnız dünyadaki bayramlarda degil, ası bayram olan iymanımızı kurtarıp, mahşer sıkıntılarından kurtularak akabelerden durdurulmadan geçmek suretiyle cennete vasıl olduğumuzda, Allah celle hazretlerinin şu hitabı ile iltifata mazhar olacak ve taltif olunacağız:

— Ey benim has kullarım!... Dünyada iken bana, benim emrimle oruç tuttunuz. Benim için, yemeyi içmeyi terkettiniz.

İşte, o geçmiş günlerde işlediğiniz bu iyi işlerinizin mükâfatı olarak âfiyetle yiyiniz, içiniz. O günlerde yaptığınız bu amellerden dolayı çektiğiniz sıkıntıların safasını şimdi ebedî olarak sürünüz, buyuracaktır.

Şimdi; temiz, tâhir oldunuz. Bu nefs harbi ki, bu «Cihadı- Ekber» di. Nefsinize zafer buldunuz. Insanlıkta, bu nefsine zafer bulan, nefsinin arzularına hâkim olup onu mahküm eden insandır. Insan ile hayvan arasındaki fark, bununla belli olur, bilinir. İşte bu gün sizin zafer gününüz. diyor.

Mü'minler bu bayram günleri, gu günlere de tegbih edilir:

Insanın ölüp, kabre konup kıyamette mahgere, hesap zamanına kadar, hesaptan mizana kadar mizandan sırata, sırattan cennete yahut havzu-kevsere kadar aç ve susuz ve, çıplak olarak, beklemesi, ramazana teşbih; Havzu kevserden içip, cennete dahil olması, cennet elbiseleri giymesi ve necata, felâha ermesi de bayrama teşbihtir.

Ramazan orucu; nefsi emmare için çok agır gelen bir ibadettir. Zira, nefs ile mücadele etmek, düşman ile mücadele et- Irgad, cllt 2 - F: 15

mekten çok zor, çok müşküldür. Zira, düşman karşında; nefsin ise seninledir. Iç düşmanla uğraşmak, dış düşmanla uğraşmaktan çok zor ve müşküldür. Devletler ve milletler için de böyledir. İç düşmanı tanımak çok güç olduğundan mücadelesi de çok güçtür. Dış düşmanı hemen tanır, ona göre hareket edersin. Buna binaen (Kale içeriden feth olur) demişler. İçimizdeki düşmanı, dışımızdaki kadar, yahut ondan bir miktarı tanımış olsaydık, başımıza bu işler gelmezdi.

Sana ve bana ne zarar geldi ise, iç düşmandan gelmiştir.

Nefsinin de sana en büyük düşman olduğunu, kitabı Kerim ve nebiyyi muhteremin ögretti.

Resûl Aleyhisselâm bir harp dönüşünde; ashabı kiram efendilerimize hitaben: «Küçük cihaddan, büyük cihad'a döndük!» dediklerinde, ashabı bâ safâ: «Yî Resûllallah! Kiminle, hangi kabile ile, hangi millet ile harbe gidiyoruz?» dediklerinde: «Nefsimiz ile cenge!» buyurdular. Dikkat edilirse; bir millet düşmana karşı mücadele edip, zafer elde edebildimi, sonra iç mücadele ortaya çıkar. Menfaatler çarpışmaya başlar. Nefsine hâkim olanlar, düşmana karşı kazandığı zaferini, nefsine mağlûp olup kirletmezler. Nefsinin mahkûmu olanlar ise, azgın nefse maglûp olup, mazideki şanlı zaferlerini bir hiç uğruna feda ederler.

Işte; ramazan orucu nefs ile mücadeledir ki, en büyük cihad'da budur. Cihadın mânâsı Allah yolunda yapılan harp demektir. Bu muharebelerde nefslerine karşı zafer kazananlar, dünyada ve âhirette safaya erenlerdir. Oruç, insanı nefsi ile mücadeleye alıştırır ve nefse galebe çalmayı temin eder. Bunun için, avam, yani halk tabakası yalnız yemeyi içmeyi, bir de cinsi münasebeti terk ederek nefsleri ile mücadele yaparlar.

İlk harp bu üç geyle baglar. Avamın da bu üç şey ile meşguliyeti mâlümdur. Zira, bu üç sıfat yalnız hayvan sıfatıdır. Avam için de, mühim olan evvela bu sifatlarla mücadele etmektır.

i, avam yemeye, içmeye ve cinsi münasebete düşkündür.

İbadet ettiğinde, ibadetini cennet için yapar. Cennette yemek içmek ve cinsi münasebet mebzüldür.

bETs altlero at Vâkî'a sûresi: 15 - 37 Mânayı şerifi:

Cennet ehli; altundan örülmüş, inci, yakut ve zümrütlerle işlenmiş tahtlarm üstünde karşılıklı yaslanacaklar, etraflarında daima genç kalan cennet hizmetçileri, bir pinardan akan halis şarap ile dolu testiler, ibrikler, bardakları dolaştıracaklardır. O şarap, içenin başma ağrı vermediği gibi, sersemlik de vermeyecektir. Bir de, beğendikleri meyveler, arzuladıkları kuş etleri ikram edilecektir. Onların işledikleri iyi-

liklere mukabil, inci gibi iri kara gözlü huriler de vardır Cennette can sıkacak ve günaha ait şeyler işitmeyip, yalnız birbirlerine hoş sözler söyleyip selâm vereceklerdir. O sag erbabı, o uğurlu kişiler ne iyi haldedirler. Dikensiz ve meyveleri kat kat olmuş muz agaçları ve yayılmış gölgede akar sular başlarında bulunup, onlara çok meyve verilecektir. Bu meyveler, ne tükenecek, ne de yenmesi men'dilecektir. O kimseler, yüksek yataklarda yatacaklar, «Biz kadınları başka türlü yaratıp kız oglan kız olarak kocalarma düşkün halkedip kocaları olan o bahtlı kişilerle aynı yaşta yapacağız» buyuruluyor.

Havas için, böyle degildir. Zira, dünya âleminde mü'minler üç sınıfa ayrılmıştır:

Birinci sınıf: Avam İkinci sınıf: Havas.

Üçüncü sınıf: Havas-ül-havas'tır.

Nefsin sıfatları da yedi kısımdır:

1 - Nefsi Emmâre 2 - Nefsi Levvâme 3 — Nefsi Mülhime 4 - Nefsi Mutmainne 5 - Nefsi Râdiyye 6 — Nefsi Merdiyye 7 — Nefsi Sâfiyye.

Nefs; üçüncü sıfata kadar Avamın nefsidir. Yâni, bir kişi nefsi ile mücadele yapıp üçüncü sıfata kadar gelse, Avam sayılır. Dördüncü sıfattan, altıncı sıfata kadar Havas ve ye dinci sıfat ki, Sâfiyyedir. Havasül-havas igte odur. Burada tutulan oruçların ve o orucu tutanların ne gibi ve nasıl, ne gekilde oruç tuttuklarını beyan edeceğimizden bunlardan bir parça bahsettik.

Nefsi emmareye malik olan kişinin kâfirle farkı; sadece tevhid ve ahkâmı şeriata uygulanan halleridir. Bu kimse, kelimei-şehadet getirir, hangi dindensin dediklerinde: (Müslümanim!) der. Müslüman isimlidir. Cenazesi islâm mezarlığına gömülür, üzerine namaz kılınır. Kâfirler de nefsi emmare sahibidir, kâfir ile mü'min yukarıda saydıklarımızla ayrılır.

Nefsi Levvâmeye sahib olanlar, yine nefsi emmare sahibi gibi, her türlü fenalığı yapar velâkin sonradan nedamet edip nefsini levmederek,,yanı ayıplayarak tovbe eder. Yine tovbesini bozar, yine tövbe eder. Bu sıfata malik olanlara da Nefsi- Lavvame sahibi derler. Bu hal, kurtulmağa, iyi insan olmağa başlangıçtır.

Nefsi Mülhime: Bu sıfata malik olan kişi suç işler, tövbe eder. Ibadetle beraber günaha da devam eder. Yaptığına nâdim olur, ağlar, niyazda bulunur yine nefsine tâbi olur. Nefsi ne bâzân hâkim, bâzân da mahkûm olur. Yukarıda bahsettiğimiz avam orucu, bu saydığımız zevatın, bu sıfatlara malik olanların orucudur.

Havas orucu ise; nefsi Mutmainne'den nefsi Merdiyycye yükselen zevatın orucudur ki, aşağıda zikredeceğiz. Ehli-havvasın orucu, avamın tuttugu gibi degildir. Bu zevat, ramazanda yeme içmeden; cinsî münasebetten kendini menettiği gibi ramazan haricinde de gözünü haramdan, dilini gıybet, yalan ve nemmamlıktan, seb'ten, kötü söylemekten ve dili insanları incitecek şeylerden ve ağzını haram yemeden, kulaklarını kötü şeyler dinlemekten, ellerini ve ayaklarını Allahın sevmediği işlerden ve yerlerden men'ederek cihad ederler. Avam, ramazandan sonra gündüz ve, gece yemeye içmeye ve cinsi münasebete kavuşarak bayram ederler.

Havas taifesi ise, ramazandan sonra, yeme içme ve cinsi münasebete dönerler, velâkin yukarıda saydığımız âzâlarına bütün ömür boyunca oruç tutturup; îyman ile öldüklerinde hakkın «irci'îy» emri ile bayram ederler.

Kas askint Yâ eyyetühen-neîs-ül-mutmainne irci'ly ilâ Rabbiki râdıyeten merdiyeh fedhuliy fiy ibâdiy vedhuliy cennetiy.

Fecr sûresi: 27-28-29 Mü'minlere şöyle denilecek; Ey emin ve mutniain olan nefs! Sen hoşnud, Allah da senden hoşnud olarak Rabbine dön! Has kullarım zümresine gir, onlarla beraber cennetime ebedi olarak gir!

Omürleri boyunca gözlerini haramdan sakınıp, her şeye ibret nazarı ile bakar, lisanını gıybetten tathir ve zikrullah ile tezyin ederler.

Hazreti Mısri Niyazi şöyle diyor:

Bir göz ki, olmaya ibret onun nazarında, Ol düşmanıdır sahibinin baş üzerinde;

Bir kulak ki, öğüt almaya dinlediğinden, Nut ana kursunu hemen deliğinden...

Havas taifesi, tevhidle temizlenen agızlarını bir daha yalan ve gıybetle kirletmezler. Hak konuşurlarken hakkı ve sabrı tavsiye ederler. Mübarek ağızlarını zikrullah ile tenvir, Kur'an okumakla tezyin ederler. Helâl lokma yerler. Kulaklarını, Allah rızası olmayan sözlere tıkarlar, dinlemezler. Hak kelâmı dinlemekle, dinlediğini anlamakla, anladığı ile amel ederler. Ellerini hayırlı, marifetli işlerde kullanıp ayakları ile Allah rızası olan yerlere koşarak ve ömrü azîzlerini Allah yolunda sarf ederek ölüm anında, «Ey Mutmainne nefs! Sen Rabbinden, Rabbin de senden razı olduğu halde zâtı-uluhiyvetime, bana dön! Sevdiğim ve beğendiğim kullarım arasıns gir de, cennetime dahil ol!» iltifatını duydu mu, işte ehlihavas o vakit bayram eder. Havas ehlinin bayramı budur.

Bir de üçüncü zümre vardır ki, bunlara Havasül-Havas derler. Bunlar, makam-ı Sâfiyededir. Bunlar, Allahın makbul ve mergub kullarıdırlar. Bunlar, Resülün halifeleridirler. Ma-

lüm ya; Resüle biat, Allaha biattır. Dünya, bu zevat hürmetine durur. Bu zevatı âlikadir. Resûl aleyhisselâmın mûcizeiilmiye ve mucize-i-kevniyyesine, mucize-i vücudiyyesine vârisdirler.

Bunların orucu ile, yukarıda saydığımız, şeriatın zâhirine imtisal ederek, Ramazanda yeme içme ve cinsi münasebeti terk ile Ramazan içinde ve Ramazanı şerif haricinde de yedi âzalarına ömür boyunca oruç tutturup, ve bununla da kalmayıp görlnüşlerini Kur'an boyası ile boyayıp, sünneti Muhammedi ile tezyin edip, bâtın sıfatlarını da haktan gayrı bir şeyle meşgul etmezler, bunların orucu bu şekildedir.

Tâife-i-avam; yer, içerse ve cinsi münasebette bulunursa orucu bozulur.

Havas tâifesinin orucu ise, yerse, içerse, cinsi münasebette bulunursa, gözü ile harama bakarsa, yalan söylerse, gıybet dinlerse, fena yerlere giderse, eli ile hakkın rızası olmadığı bir geye dokunursa bozulur.

Havasül-havasa gelince; bu zevat, haktan gayri bir şey düşünürse oruçları bozulur.

Ve nabnü akrebü ileyhi min habl-il-verid.

Kaf sûresi: 16 Allah Kur'an'ında: «Biz, size can damarınızdan daha yakınız.» buyuruyor.

Fiy mak'adı sıdkın inde meliykin muktedir.

Kamer gûresi: 55 Hakkın bu yakınhığına yakın olan zevattır. Ben, size can damarınızdan yakınım diyen hakka, bunlar da yaklaşıp hakkı bilip, hny a beninde iken, Cannet layad sıil olmuşlardır ki;

bu zevatın her günü bayram, her gecesi kadir'dir.

Ramazanı şerifte günahlardan, isyanlardan, anamızdan doğduğumuz gibi pâk olduğumuzu, Habibullah müjdeledi. Bu müjde avama, havasa olan müjdedir. Hasül-havas için değildir. Onlar, vahdet deryasındadırlar. Ne cennet, ne arasat, ne cennetin derecatı, ne hûrisi ve gılmanı ne de Cehennemin derekâtı ve oradaki türlü azablar bunları düşünmezler. Bunlar, haktadır, hep Allahla, hep onunla...

Bizim için, Bayram senede iki keredir. Her sene, dinî bayramlar gelir, gider. Birisi, içinde bulunduğumuz ramazanı şerit bayramı, digeri ise Kurban bayramıdır. Bu bayramlar avam içindir, çoluk çocukların sevinç günleridir. Bizim çocukluk tarafımızadır.

İymana gelen, İslâma giren, günahsız gün geçiren, ömürlerini hak yoluna sarf edenler asıl bayrama ermişlerdir. İyman ile göçen, Münkereyn'in suallerine cevap veren, mahşerde Resûlün sancağı altında olan, şefaate nail olan, mizânda sevabı agır gelen, defteri sag eline verilen, Sırat'tan selâmetle geçen, Resûlün elinden Ab-1-Kevser'den içen, Cehennemden kurtulan havz-1 Hayattan içen, hak ve Resûlü yoluna baş ve candan geçen. Cennet hullelerini biçen, Hak didarını görenler bayram etti.

KEsilal ebo satan lil...!

Yoksa; yeni elbise giymek, traş olup hamama gitmekle bayram olsa idi; kâfirlerden bunları yapanlar, yâni yeni elbiseler giyip, traş olanlar da bayram yapmış olurlardı. Böyle hareket edip, bayram yapanlar hiç değilse dünya bayramı yapıyor. Bayramlardan haberi olmayıp da bunlardan da mahrum olanlar da var.

Asıl bayram, yukarıda saydığımız nimetlere ermek ve akabelerden kurtulup bayram yapmaktır. Bayramı, böyle mücerret yeni elbise giymek, traş olmak iyş-ü-işret ve Allaha is-

Sayfalar 225–232 · İrşad II — tarikat.org