Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

34 sonuç · “Sürme

01
İlişkili yol

Melâmîlik

Melâmîlik, mânevî hâlleri gösterişten koruma, kişinin kendi nefsini itham etmesi ve halk içinde sade bir hayat sürmesi etrafında gelişen tasavvufî tavırdır; tarih boyunca üç ana devre hâlinde incelenir.

02
Sözlük

Akabe

Yokuş, engel, sarp yerlerden geçen daracık ve tehlikeli yol, barikat. tas, Hakk’a giden yolda karşılaşılan zorluklar ve aşılması gereken engeller. İbrahim Ethem, salihlerin derecesine ulaşmak için şu altı engeli aşmanın şart olduğunu belirtmiştir: refah kapısını kapat, sıkıntı kapısını aç; izzet kapısını kapat, zillet kapısını aç; gevşeklik kapısını kapat, gayret kapısını aç; uyku kapısını kapat, uykusuz kalma kapısını aç; zenginlik kapısını kapat, fakirlik kapısını aç; uzun ömür sürme emeli kapısını kapat, derhal ölüme hazırlanma kapısını aç. Diğer süfilerin de kendilerine göre söz konusu ettikleri akabeler vardır.

03
Sözlük

El öpme

Takbilu'l-yed. tas. Şeyhin elini öpmek. İstiğfardan sonra şeyhin elini öpmek, ihvanla kucaklaşmak tarikat adabındandır (sav). Müritler bazen el etek de öperler. Hatta ayaklarını öptüren şeyhler bile vardır. Müritler şeyhlerin Hak-ı payını, türâb-ı kademi kutlu sayarlar. Bazen şeyhin eli öpülür avucu koklanır. Base. El sürmek Temessuh, kutsal olduğuna inanılan bir şeye el veya bedenle temas etmek, dokunmak. Bkz. Teberrük. Enfüsi ayetler Hakk'ın kalp ve ruhtaki tecellileri. Çokluğu birlikte görmek (Fussilet Suresi, 53). Bkz. Ayet.

04
Sözlük

İddia

Bir hak, durum veya niteliğin kendisine ait olduğunu ileri sürme. Tasavvuf ahlâkında makam, keşif veya velâyet iddiası nefsin payı ve doğruluk bakımından sorgulanır. Sözün değeri yalnız iddiaya değil, hâl ve istikamete bağlanır.

05
Sözlük

Niyaz

Dua, yalvatma, tevazu gösterme, selam, himmet, baş kesmek. Ehl-i niyaz. Unf ile halkı kapından sürme Kimseye dâmen u dest öptürme Nâbi Niyaz ayini — Niyaz mukabelesi Mevlevilikte semâ ayini bittikten sonra semâ etkisinde kalan ve coşan kimselerin isteği üzerine yapılan ek semâ; mukabelenin istek üzerine uzatılması. “Derviş huzur-ı mürşide vardıkda mürşidini hak bilerek i eee ee Nun m AN hayır himmet talebi için yüzünü gözünü yerlere sürerek niyaz etmek adab-ı tarikattendir... Inhina ederek şeyhin el, diz ve eteğin tutmak ve öpmek” (AM 220). Niyaz ve niyaz ayini bazen müridin şeyhine secde etmesi şeklini de almışür. Bkz. Naz. Niyaz penceresi Türbelerde, önünde dua edilen ve yatırın kabri üzerindeki sandu- kanın görüldüğü pencere.

06
Sözlük

İktisâs

Bir izi takip etme veya anlatılan bir olayı adım adım izleme. Kök anlamı “iz sürmek”tir; kıssa ve takip kavramlarıyla ilişkilidir.

07
Sözlük

istîlâd

Bir kimsenin çocuk edinme amacıyla cariyesini hamile bırakması ve cariyenin hürriyetine kavuşm ile sonuçlanan hukukî süreç. istilâm a. [Âr. ] flk. Hac deti sırasında tavaf yapılı “Hacerü’l-esved”in yanına lindiğinde el sürme, onu ö ya da tekbir getirerek onu u tan selâmlama anlamında b kıh terimi. istimdâd a. [Ar. ] Bir senin beklenmedik bir anda takım sıkıntılara düşmesi s cu bunlardan kurtulmak peygamberlerden veya ermi şilerden yardım dileme. istimlâ a. Gıli. 1) [Ar. ] Hadis minde, hocanın yazdırdığı disleri kaydetme. isti'nâf a. [Ar. ] Namaz nırken herhangi bir seb namazm bozulması ve abd yenilerek namaza baştan ve niden başlanması durumu. isti'râz a. [Ar. ] Müslü fırkalanndan Hâricîlerin özellikle de Ezârika cemaa kendilerinden olmayan f fırkalara mensup kimselerin anlayışlannı sorgulamaları lamında bir terim. istircâ a. [Ar. ] Bir fel sırasmda Allah’ın yardımın desteğine sığmarak dua etm teselli bulma veya tevek bağlanma. 375 îşân ması istishâb a. UL-^i) [< Ar.. musahabe] fik. Geçmişte sabit olan bir durumun veya konuc ibanun, değiştiğine dair bir delil buırken lunmadıkça, hâlen geçerliliğini a gekoruduğuna hükmetmek anlaöpme mında fıkıh usulü terimi. uzakistiskâ a. GLiul) [Ar. ] bk. yağmur bir fıduası istiskâ namazı a. Yağmur duası kimnamazı anlamında olan bu tea birrim, Cuma namazı gibi kıldırılan sonuiki rekâtlık namazı ifade etmekiçin tir. iş kiistisnâ a. GLiicJ) [Ar. ] îman ettiğini dil ile ikrar etme yerine AUah’m bilitakdirine bırakıp “İnşaallah ı hamüminim. ” demesi için kullanılan kelâm terimi. kılıistişhâd a. [Ar. ] Hadis beple biliminde, bir hadisi başka bir destin hadisin senediyle karşılaştırarak e ye ifade etme işi. istiva a. [Ar. ] Allah’ın sıfatüman larmdan biri olup “Yerleşmek, ve ılımlı olmak, kararlı olmak, yükatinin selmek, hâkim olmak. ” anlamlafarklı rmda O’nun zatının evrenle n din münasebetini konu edinen bir ı an terim. Bu söz, Kur’ân-ı Kerîm’de dokuz ayette Allah’a nispet edilmiştir (bk. M. F. lâket Abdülbâkî, el-Mu'cem, “tvy” na ve maddesi). me ve kküle îşân cl [Ar. ] Orta Asya’da Türk kökenli sûfîlerin yönetici işâret 376 veya şeyh ya da irşat makamın İşr da olan erenleri.

08
Sözlük

nifâs

İslâm hukukunda, doğum sırasında nün kadınm rahminden gelen ve bk. bundan dolayı bazı dinî hükümler içeren kan. “En nifâs kanı a. Doğumdan ve neş organları belirmiş ceninin düşürülmesinden sonra görülen kan. Bu kan, normal şartlarda b. kırk gün sürmektedir; bu süreyi ağı aşan durumda kan gelmesi mda “nifâs kam” olarak Hz. nitelenmemektedir. biri.

09
Sözlük

Vâkıfe

Bilimsel bir konunun veya sorunun açılımı veya çözülmesi konusunda herhangi bir fikir ileri sürmeyen ya da yorum getirmeyen kimseler için kullanılan kelâm terimi.

10
Sözlük

Kehânet

Geleceğe veya duyularla bilinmeyen gizli hususlara dair haber verdiğini ileri sürme. Kelâm ve dinler tarihi literatüründe kâhinlik uygulamalarını ifade eder. İslâm inancında gaybın mutlak bilgisi Allah’a aittir. Bu sebeple kehânet iddiaları vahiy, ilham, firâset ve rüya gibi kavramlarla aynı düzlemde değerlendirilmez.

11
Sözlük

ekaşşuf

Riyazet, çile doldurmak gibi dünya işlerinden el çekerek hayat sürmek. tekbîr a. G^) [Ar. ] Müslüman rın, Allah’ın en ulu ve yüce v lık olduğunu vurgulay “Allahü ekber” (bk. bu mad cümlesini söyleme. Allah’ı u lama için söylenen bu söz ba namaz olmak üzere pek çok lâmî ibadetin temel kaidesi tamamlayıcısı niteliğinde ifa edilmektedir. tekfin a. G^) [Ar. ] İslâmî inan göre, ölünün yıkandıktan so dinî usullere uygun olarak fenlenmesini ifade eden ter Bununla birlikte savaşta şe düşen müminler yıkanmad elbiseleri ile birlikte defnedili tekfir a. G^) [Ar. ] Hz. Peyga ber’in vahiy yoluyla insanl bildirdiği dinin temel esasl nın doğruluğunu inkâr eden kimsenin kâfirliğine onay ver veya kâfir ilân etme anlamm bir kelâm terimi. tekke a. İslâmî gelenek içinde, b bir merkezde bir şeyhin yö timinde ve disiplini çerçeves de tasavvuf eğitimi veren rumlar için kullanılan ter “dergâh, âsitâne” (bk. bu m deler). teklîf a. [Ar. ] Allah’ın kulunu, bir işi veya davran yapıp yapmama konusunda kümlü tutması anlamında ter

12
Sözlük

cenâbet

İslâmî fıkıhta temel ibadetlerin yerine getirilmesine engel olan manevî kirlilik durumu, cünüplük. Bu durumun oluşması, cinsî münasebette bulunma veya değişik yöntemlerle cinsel haz duyma amacıyla meninin boşalması ile gerçekleşir. Buna cünüplük veya “hadesü’l-ekber” (bifyük kirlilik) de denilmiştir. Bu durumda olan Müslümanın farz ve nafile namaz kılması, tilâvet secdesi yapması, Kâbe’yi tavaf etmesi, Kur’ân-ı Kerîm ayetlerine el sürmesi caiz görülmemiştir. Bu durumdan sıyrılması ve günahtan arınması için bireyin gusül abdesti alması şart koşulmuştur. Fıkıh âlimlerince suyun bulunmadığı durumlarda teyemmüm edilmesi de uygun bulunmuştur.

13
Sözlük

cerh ve ta'dîl

Hadis biliminin en önemli konularmdan olup sahih hadis ile zayıf hadisi ayırt etme işine verilen ad ve bu konuyu araştıran bilim dalı. Bu sorunu râviler “metâ'in-i aşere” [on kusur) veya “ta'n sebepleri” olarak on kusurda incelemişlerdir. Kusurlu sayılan râviye “mecrûh” adı verilmiştir. Sözü edilen bu on kusurun beşi adaletle, beşi de zabıt ile ilgilidir. Adaletle ilgili kusurlar şunlar: Kizbü’r-râvî: Râvinin hadis rivayetinde yalan söylediğinin ortaya çıkmasıdır. 2. İttihâmü’rrâvî bi’l-kizb: Râvinin yalancılıkla suçlanmasıdır. 3. Fısku’rrâvî: Râvînin günah işlemesi, dinî emir ve yasaklardan herhangi birine uymaması. 4. Bid'atü’r-râvî: Râvinin küfrü gerektirmeyecek şekilde İslâm dininin ilkelerine aykırı görüşler ileri sürmesi. 5. Cehâletü’rrâvî: Râvinin bilinmeyen bir isimle anılması. Zabıtla ügüi kusurlar şunlar: Gaflet (Fart-ı gaflet): Râvînin dikkatsizliği ve daldınlığı. 2. Fuhş-ı galat veya kesret-i galat: Râvînin rivayette çoklukla yanılması. 3. Vehim: Râvînin zan konusunda hataya düşmesi. 4. Muhâlefetü’s-sîkât: Güvenilir bir râvînin kendinden daha güvenilir bir râvînin rivayetine aykırı rivayette bulunması. 5. Sû-i hıfz: Râvînin hafızasının zayıf ve güçsüz olması durumu. İttihâmü’rrâvî bi’l-kizb: Râvinin yalancılıkla suçlanmasıdır. 3. Fısku’rrâvî: Râvînin günah işlemesi, dinî emir ve yasaklardan herhangi birine uymaması. 4. Bid'atü’r-râvî: Râvinin küfrü gerektirmeyecek şekilde İslâm dininin ilkelerine aykırı görüşler ileri sürmesi. 5. Cehâletü’rrâvî: Râvinin bilinmeyen bir isimle anılması. Zabıtla ügüi kusurlar şunlar: Gaflet (Fart-ı gaflet): Râvînin dikkatsizliği ve daldınlığı. 2. Fuhş-ı galat veya kesret-i galat: Râvînin rivayette çoklukla yanılması. 3. Vehim: Râvînin zan konusunda hataya düşmesi. 4. Muhâlefetü’s-sîkât: Güvenilir bir râvînin kendinden daha güvenilir bir râvînin rivayetine aykırı rivayette bulunması. 5. Sû-i hıfz: Râvînin hafızasının zayıf ve güçsüz olması durumu. Fısku’rrâvî: Râvînin günah işlemesi, dinî emir ve yasaklardan herhangi birine uymaması. 4. Bid'atü’r-râvî: Râvinin küfrü gerektirmeyecek şekilde İslâm dininin ilkelerine aykırı görüşler ileri sürmesi. 5. Cehâletü’rrâvî: Râvinin bilinmeyen bir isimle anılması. Zabıtla ügüi kusurlar şunlar: Gaflet (Fart-ı gaflet): Râvînin dikkatsizliği ve daldınlığı. 2. Fuhş-ı galat veya kesret-i galat: Râvînin rivayette çoklukla yanılması. 3. Vehim: Râvînin zan konusunda hataya düşmesi. 4. Muhâlefetü’s-sîkât: Güvenilir bir râvînin kendinden daha güvenilir bir râvînin rivayetine aykırı rivayette bulunması. 5. Sû-i hıfz: Râvînin hafızasının zayıf ve güçsüz olması durumu. Bid'atü’r-râvî: Râvinin küfrü gerektirmeyecek şekilde İslâm dininin ilkelerine aykırı görüşler ileri sürmesi. 5. Cehâletü’rrâvî: Râvinin bilinmeyen bir isimle anılması. Zabıtla ügüi kusurlar şunlar: Gaflet (Fart-ı gaflet): Râvînin dikkatsizliği ve daldınlığı. 2. Fuhş-ı galat veya kesret-i galat: Râvînin rivayette çoklukla yanılması. 3. Vehim: Râvînin zan konusunda hataya düşmesi. 4. Muhâlefetü’s-sîkât: Güvenilir bir râvînin kendinden daha güvenilir bir râvînin rivayetine aykırı rivayette bulunması. 5. Sû-i hıfz: Râvînin hafızasının zayıf ve güçsüz olması durumu. Cehâletü’rrâvî: Râvinin bilinmeyen bir isimle anılması. Zabıtla ügüi kusurlar şunlar: Gaflet (Fart-ı gaflet): Râvînin dikkatsizliği ve daldınlığı. 2. Fuhş-ı galat veya kesret-i galat: Râvînin rivayette çoklukla yanılması. 3. Vehim: Râvînin zan konusunda hataya düşmesi. 4. Muhâlefetü’s-sîkât: Güvenilir bir râvînin kendinden daha güvenilir bir râvînin rivayetine aykırı rivayette bulunması. 5. Sû-i hıfz: Râvînin hafızasının zayıf ve güçsüz olması durumu. Fuhş-ı galat veya kesret-i galat: Râvînin rivayette çoklukla yanılması. 3. Vehim: Râvînin zan konusunda hataya düşmesi. 4. Muhâlefetü’s-sîkât: Güvenilir bir râvînin kendinden daha güvenilir bir râvînin rivayetine aykırı rivayette bulunması. 5. Sû-i hıfz: Râvînin hafızasının zayıf ve güçsüz olması durumu. Vehim: Râvînin zan konusunda hataya düşmesi. 4. Muhâlefetü’s-sîkât: Güvenilir bir râvînin kendinden daha güvenilir bir râvînin rivayetine aykırı rivayette bulunması. 5. Sû-i hıfz: Râvînin hafızasının zayıf ve güçsüz olması durumu. Muhâlefetü’s-sîkât: Güvenilir bir râvînin kendinden daha güvenilir bir râvînin rivayetine aykırı rivayette bulunması. 5. Sû-i hıfz: Râvînin hafızasının zayıf ve güçsüz olması durumu. Sû-i hıfz: Râvînin hafızasının zayıf ve güçsüz olması durumu.

14
Mekân

Süleymaniye Külliyesi

İstanbul · Türkiye · 1552'de yeni açılan Süleymaniye Medresesi'nde Kadızâde Şemseddin Ahmed Efendi'nin derslerine devam etmiş, aynı yıllarda padişahın emriyle bir yıl boyunca yapımı sürmekte olan külliyede bina emini olarak çalışmıştır.

15
Mekân

Fenârî Ahmed Paşa Zâviyesi

Bursa · Türkiye · Sürmeli İsmâil Efendi’nin vefatı üzerine, Şeyh Seyyid Mehmed Emîr Enârî’nin müsaadesiyle 1701’de şeyhliğine tayin edildiği zâviye. Bu vazifedeyken 17 Şâban 1116’da (15 Aralık 1704) vefat etmiştir. Yapının kesin konumu kaynakta tarif edilmediğinden koordinat verilmemiştir.

16
Mekân

Hacı Bayram-ı Velî Külliyesi

Ankara · Türkiye · Âsitâne ve pîr makamı Hacı Bayrâm-ı Velî’nin Ankara’da kurduğu merkez, Bayramiyye’nin âsitânesi ve pîr makamıdır. İlk çekirdeğin, onun Ankara’ya dönüp irşada başladığı yıllarda halvethânelerle küçük bir mescid-tevhidhâne çevresinde teşekkül ettiği; bugünkü caminin ise kaynaklarda 828/1425 veya 831/1427-28 tarihlerine bağlandığı belirtilir. Külliyenin katmanları Hacı Bayrâm-ı Velî’nin 833/1430’daki vefatından sonra kabri üzerine türbe yapılmış; cami, türbe, iki hazîre, tekke birimleri, medrese, imaret, harem, muvakkithâne ve çeşmeler zaman içinde genişleyen bir yapı topluluğu oluşturmuştur. Komşu Augustus Tapınağı’nın Osmanlı döneminde Akmedrese ve hazîre çevresiyle külliyenin şehir dokusuna katılması, mekânın Roma, Bizans ve Osmanlı katmanlarını yan yana taşır. Onarım ve kayıplar Cami 1126/1714’te Şeyh Mehmed Baba tarafından kapsamlı biçimde onarılmış, 1940-41’de yeniden ele alınmış; türbe 1947’de tamir edilmiştir. 1925 sonrasında harem, cümle kapısı, medrese ve hazîrenin bir bölümü gibi birçok tekke unsuru ortadan kalkmış; cami, türbe ve muvakkithâne tarihî çevrelerinden büyük ölçüde ayrışmış halde günümüze ulaşmıştır. İrşad ağı Meşihatın Hacı Bayrâm-ı Velî’nin neslinden gelen postnişinlerde sürmesi ve geniş vakıf ağı, burayı yalnız bir ziyaretgâh değil Ankara merkezli Bayramî hafızanın kurumsal düğümü haline getirmiştir.

17
Mekân

Karacaahmed Türbesi

İstanbul · Türkiye · Üsküdar’daki türbe ve tekke çevresi Karacaahmed Sultan Türbesi , Üsküdar’daki tarihî mezarlığa adını veren türbe ve tekke çevresinin merkezidir. Sefîne kayıtlarında türbenin civarı ve karşısı, burada görev yapan veya yakınına defnedilen şahsiyetlerin yer tariflerinde kullanılır. Sefîne’deki kişi bağlantıları Kayıtlar Dizdâr-zâde Ahmed Efendi, Şeyh Muhammed Tâlib Efendi ve Şeyh Ya‘kūb-ı Afvî Efendi dosyalarıyla birlikte okunur. Türbenin kendisiyle, geniş Karacaahmed Mezarlığı içindeki farklı defin noktaları birbirine karıştırılmadan ayrı güven düzeylerinde gösterilir.

18
Mekân

Halep Mevlevîhânesi

Halep · Suriye · XVI. yüzyılda kuruluş Halep Mevlevîhânesi’nin ilk postnişini Kilisli Fakrî Ahmed Dede 937/1530’da göreve başladı. Kaynaklar kuruluşu, Safevî çevresinden ayrılarak Halep’e yerleşen Mirza Fûlâd ve Mirza Ulvân’ın yaptırdığı dergâhla ilişkilendirir. Bölgesel eğitim ve irşad merkezi Dergâh Halep, Kütahya ve Manisa mevlevîhâneleriyle birlikte çelebi ve dedelerin yetiştiği önemli merkezlerden biri oldu. Abdülganî Dede 1834-35’te yeni semâhâneyi yaptırdı; yaklaşık bin ciltlik kütüphanesini dergâha vakfetti. 1925 sonrasında merkez âsitâne Türkiye’de tekkelerin kapatılmasının ardından Muhammed Bâkır Çelebi çelebilik makamını Halep’te tesis etti. Böylece Halep Mevlevîhânesi 1925-1944 arasında Mevlevîliğin merkez dergâhı olarak faaliyet gösterdi; çile ve mukabele düzeni Türkiye’den gelen dedelerle sürdü. Vakıfların tasfiyesi ve bugünkü yapı Suriye’nin bağımsızlığı sonrasında çelebilik makamı kaldırıldı, vakıflar devlet idaresine geçti ve dergâh zamanla tasfiye edildi. Semâhâne mescide dönüştürüldü; yapı Monlahâne Camii adıyla bilinmektedir. Yazma eser koleksiyonu farklı kütüphanelere nakledildi.

19
Mekân

Seyyid Nizâmeddin Dergâhı

İstanbul · Türkiye · Silivrikapı’daki tarihî merkez Seyyid Nizâmeddin Dergâhı, kaynaklarda Seyyid Nizâm Tekkesi adıyla da anılan Silivrikapı çevresindeki tarihî tasavvuf merkezidir. Sefîne-i Evliyâ’daki kayıt, Şâbânî şeyhi Seyyid Mahmud Celâleddin Efendi’nin buraya götürülmesi bağlamında geçer. Birden çok yol çevresi Dergâhın tarihî kimliği tek bir geç dönem şahsiyet bağlantısına indirgenemez. Seyyid Nizâm geleneği ile sonraki Halvetî-Şâbânî ziyaret ve irşad ağları aynı mekânda farklı zaman katmanları oluşturmuştur. Konum güveni Silivrikapı-Fatih bağlamı güvenlidir; fakat mevcut kayıtta yapı, türbe ve hazîre bileşenlerinin ayrı koordinatları henüz saha düzeyinde denetlenmemiştir.

20
Mekân

Ahmediyye Medresesi

Tanta · Mısır · İlmî merkez Ahmed el-Bedevî makamı çevresinde gelişen eğitim yapıları, zâviye hizmetini kıraat, fıkıh ve dinî ilimler tahsiliyle birleştirdi. XVIII. yüzyılda Ahmedî camii çevresindeki tedris faaliyeti Ezher’e benzetilen bir ilmî merkez niteliği kazandı. Modern kurumlaşma 1332/1914 dolaylarında camiye bağlı büyük bir ilmî enstitünün kurulması, tarihî medrese işlevinin yeni bir kurumsal biçimde sürdürülmesini sağladı.

21
Mekân

Kahire ve Ezher — Ahmed Zerrûk’un ilim ve irşad çevresi

Kahire · Mısır · Mağrib ile Maşrık arasındaki merkez Zerrûk hac yolculukları sırasında Kahire’de ikamet etti, Ezher derslerine katıldı, Sehâvî’den hadis ve fıkıh okudu; Ahmed b. Ukbe el-Hadramî ile burada tanıştı. Daha sonra Ezher’de Mâlikî imamlığı ve ders faaliyeti yürüttü.

22
Makale

Nakşibendî-Hâlidî Nehrî Kolu

Nehrî'den Türkiye, İran ve Irak'a uzanan aktarım ağı. Mehmet Saki Çakır'ın doktora tezinden hazırlanmış özgün editoryal dosya.

23
Eser

Sayfalar 18–24

Muzaffer Ozak Külliyatı · ğunu ileri sürmesine benzerler. Babasının kim olduğu bilinmeyen ve bir fahişeden dünyaya gelen ne idüğü belirsiz bir piçe, böyle bir zat: (Evlâdım...) diyebilir mi, bilmem? Insan,

24
Eser

Sayfalar 19–24

Muzaffer Ozak Külliyatı · çimleri dar, vakitleri dar, ömürleri acı bir zarar içinde geçer. Onlar, daha burada hamiym suyundan içer. Her ne ka dar zâhiren, yani dış görünüşleri itibariyle rahat ve huzur için

25
Eser

Sayfalar 35–40

Muzaffer Ozak Külliyatı · tahhar olan âşıkı sadıklar! Eğer Allah ve Resûlüne iyman edip, Allah ve Resûlünü her şeyimizden ziyade severek îymanımızı kemale eriştirdi isek, hak yolunda da herşeyimizi fedaya h

26
Eser

Sayfalar 41–48

Muzaffer Ozak Külliyatı · ETVAR-I-SEB'ADA OLAN ESMÂ-I-İLÂHİYYENİN RENKLERI Tevhidin nuru hava'i mavi Ism-i-celâlin nuru kırmızı İsm-i-Hû'nun nuru yeşil İsm-i-Hak'kın nuru beyaz Ism-i-Hay'yın nuru sarı İsm-i

27
Eser

Sayfalar 37–42

Muzaffer Ozak Külliyatı · birligine şehadet ederler, hakkı tesbih, tekbir ve tahmid eylerler. Sen de, hakkı birle! Hakkın varlıgına ve birligine şehadet et! Bu şehadetin aslâ boşa gitmez, hak da senin şehad

28
Eser

Sayfalar 71–77

Muzaffer Ozak Külliyatı · silmişti. Insanlardan kaçıyor, daima tenhalarda dolaşıyor. Anası, bu hâle vâkıf olup meseleyi babasına açtı. Baba divanı toplayıp, Habbâbı divana dâvet etti. Habbâb divana geldiğin

29
Eser

Sayfalar 73–79

Muzaffer Ozak Külliyatı · lâdına dehşetli bir düşmandır. Şeyh şeklinde görünür ve seni namazından, niyazından alıkoyar. Şeytan, mü'mine şu şekilde vesvese verir: — Namaz da ne imiş? der. — Yatıp, kalkmaktan

30
Eser

Sayfalar 78–84

Muzaffer Ozak Külliyatı · Bir nigehe talibem, baksa biraz yüzüme Ayağının tozunu çeksem sürme gozüme Mübarek kademini bassa bir kez yüzüme Türabım kapısında billâhi Muhammedin Nûr-u çeşmim Ahmedin. Aşki lay

31
Eser

Sayfalar 85–92

Muzaffer Ozak Külliyatı · inkâr ederse, kâfir olur. Zira, farzlar kesin delillerle sabit olmuştur. Vâcipler ise zanni delillerle sübut bulmuştur. Bundan dolayı vâcibi inkâr eden kâfir olmaz, fakat işlemeyen

32
Eser

Sayfalar 78–83

Muzaffer Ozak Külliyatı · âleminde işlediğiniz suçların hepsine tövbe ve nedamet ediniz, kabahat sınırını aşmasa bile o suçları bir daha işlemeyeceginize ve o çirkin ve kötü davranışları büsbütün terkedeceg

33
Eser

Sayfalar 90–96

Muzaffer Ozak Külliyatı · gibi tövbe suyu da, insanda mâ'siyyet, günah ve yüz karası olan kotulüklerı tathır eder. Netekim, Kibar-1 evliya 'ullah: (Tövbe, öyle bir sabundur ki, günahları yıkar ve temizler v

34
Eser

Sayfalar 109–116

Muzaffer Ozak Külliyatı · için Rabbil-âlemiyne dua ederler. Onlar, iyi bilirler ki, dua Allahu tealâ'ya, Resûl-ü müctebâ'ya ve âhiret gününe iyman edenlerin tek merci'i Cenab-ı vâcib-il vücud ve sahib-il ke