ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
31 sonuç · “Mahv”
01Sahvi Şeyh Muhammed Sâlih Efendi
Sahvî Şeyh Muhammed Sâlih Efendi (ö. 1173/1759-60), Îsâ Mahvî Efendi’nin oğlu; Tercüman Yûnus Dıraman Camii hazîresinde medfun tekke şeyhi ve şairdir.
Şeyh Îsâ Mahvî
Şeyh Îsâ Mahvî (1047-1127/1637-1715), Gerede'den yetişmiş; Bolbolcızâde Abdülkerim Efendi'den Halvetî hilâfeti almış, İstanbul'da ders ve irşad hizmeti yürütmüş âlim ve şairdir.
Âbaü'l-ahval
(آباء الاحوال) Hal babaları. tas. a Sahip oldukları hallere hâkim olan, hal sahibi olduklarını başkalarına hissettirmeyen, halin tesiriyle dengelerini, doğal ve her zamanki davranışlarını değiştirmeyen salikler. b Cezbe ve şevk gibi hallere mağlup ve mahküm olup kendilerinden geçen ve dengelerini kaybeden sâliklere ebnâü'-ahval (hal çocukları) denir. Bunlar sekr ve cezbe halindeyken şer'i hükümlere uymayan sözler söyleyebilir, fıkıh ölçülerine göre caiz olmayan işler yapabilir; fakat bu türden beyan ve davranışlardan sorumlu olmazlar. Zira hal sebebiyle bilinç ve iradelerini ya kısmen ya da tamamen yitirmişlerdir. Bu zümrenin en iyi örneği meczuplar ve behlüllerdir. Dini his ve heyecanların etkisiyle olağan olmayan biçimde konuşan ve hareket eden her sâlik ebndülahval'dendir. Âbaü'l-ahval temkin, ebndü'l-ahval telvin sahibidir. Temkin, telvinden üstündür. Hallâc, “Peygamberler haller üzerinde tam olarak hâkimiyet kurmuşlardır; bu hallerde diledikleri gibi tasarruf ederler. Diğerlerine ise haller musallat kılınmıştır. Onlar üzerinde haller tasarruf eder, oysa haller nebilerin yönetimi ve etkisi altındadır” der. Bkz. Temkin, Telvin. Abd—Abdiyet i. ar. (4 (عبد - عبد 1. Kul, köle, bende. 2. tas. Hakk'a kul olduğu için başkasına kul olmayan. Hz. Peygamber'in en yüce makamı, insanoğlunun sahip olduğu manevi mertebelerin en yükseği abdiyettir (kulluk). Kelime-i sehadette,
Bâ-hüşi
Aklı başında ve bilinci yerinde olma, tas. a Aşk ve divanelikte zahir ve bâtının mahvolması (115). b Sahv hali. Bkz. Bi-hasi.
Bihüşi
Aklın baştan gitmesi ve insanın kendisinde olmaması hali, Beşeri sıfatların mahvolduğu ve silindiği hal, tams (siliklik) makamı. Sekr halinde olana bi-huş, bi-hod; sahv halinde olana bâ-huş, bâ-hod, huşyâr denir.
Cihad-ı ekber
Büyük savaş. tas. Nefse karşı verilen savas, Nefsin kahr ve mahvedilmesi. Mücâhede. Bkz, Mücâhede, Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir.
Der-bahten
با ختن) 55) + Oyun oynamak; kumarbazlık; kumarda kaybetmek, zarara uğramak. 2..كما Önceden işlenen amellerin mahvolması ve gözden kaybolması (115). Hak âşıklarının aşkları uğruna en değerli sermayeleri olan amel ve ibadetleri bile gözden çıkarmaları. Derd-mend Dertli, ehli dert, âşık. Bkz. Dertli. Derekât i ar. (3) t Dereke. 1. Çukur; alt kat, aşağı basamak. 2. tas, Cehennemin katları. Cehennem, Lezâ, Hutame, Sair, Sakar, Cahim, Hâviye cehennemin katlarını oluşturur.
Eşik
Atebe, âsitâne ve dergâh. tas. Tasavvufta ve genelde doğulu kavimlerde eşiğin bir kutsiyeti vardır. Ulu kişilerin ululuğunu anlatmak için oturdukları evlerin eşiklerinin ululuğundan söz edilir. Eşik mahviyeti simgeler. Müridin, şeyhin kapısının eşiğini öpmesine eşiğe baş koymak denir. Aldım himmetimi geçtim zulmeti Kestim zünnârı şeyh eşiğinde M. Hüdai İRİNLİ 1 Ya. Yünus elhak dildâra muştak: Eristim aska seyh esiginde Yünus Bektaşilikteki eşik tercümanı: Eşiğine koymuşam ben cân u ser Ta vücudum saf ola hem çü zer Mâilim budur niyazım ben fakire kıl nazar Allah, eyvallah, hü Dost Eşik; zahirden bâtına, mecazdan hakikate geçilmesini sağlayan veya hücrede oturan mürşide, o vasıtayla Hakk’a ermeyi temin eden önemli bir yerdir. Bunun için değerli sayılır. Eşiğe başkoymak bir bağlılık ifadesidir. Eşiğe basılmaz, eşik öpülür. Yünus, uzun süre hizmet ettiği şeyhini bir ara bırakıp gidiyor, sonra yaphina pişman oluyor ve kendini affettirmek için gelip şeyhin eşiğine yatıyor. Şeyh evden çıkarken ayağını ona basıyor ve bu kim? diye soruyor. Ana-bacının | Yünus demesi üzerine, “Bizim Yünus mu?” deyince derviş Yünus affedildigini anhyor. Her nasılsa bir gün Tapduk, Yünus'a kızıyor ve oradakilere “Atın bunu dısan,” diyor; ama Yünus direniyor, vücudu eşiğin dışına çıkıyor, ama başı içeride kalıyor. Başı kapı içre kalıp hırlayıp dedi heman Ey başım elhamdilillah tasraya yollanmadin Duyucak bu sözü şeyhi dedi yaktın bağrımızı Gel ki bildim sen beni bihude işler sanmadın Kuddusi Baba Eşref saat (i شر ف سا |) Eşref evkat, eşref vakti, en şerefli an. Duaların kabul edildiği zaman parçası. Etek tutmak İntisap etmek, bir mürşide bağlanmak. Kendü bilişiyle kişi hiç irişe mi menzile Allah’a iremez kalur er eteğin tutmayınca Yünus Etyemezler Süfiler arasında et yemeyen ve sıcak yaz günleri soğuk su içmeyen zümreler olmuştur. Bunlara göre para kadar bir et yemek, kalbe kırk gün kasvet verir, gönlü katılaştırır. Birgün et yiyenin kırk gün huyu kötüleşir. Bazı süfiler, ilkel insanlar gibi toplayıcılıkla geçinir, insan eli değen bir şey yemezlerdi (tr 203, 206). Fütüvvet ehli, kasapları aralarına almaz. ee eee
Gark
Batma. tas. Fark makamından geçip cem mertebesinde müstağrak olmak. Sâlikin vahdet deryasında batması. Üç derecesi vardır: ilmin halde batması, işaretin keşfte mahvolması, tecellilerin cem halinde yok olması. Gark-ı deryayım gerçi kateyim Hemeği şemsim gerçi zerreyim
Harâbât
1, Harap yerler, viraneler. 2. mec. Meyhane. 3. tas. a Tekke, b Gönül. e Beşeri vücudu ve bedeni tahrip (ifna) etme, maddi mevcudiyetten fani Nefsani arzuları tahrip, süfli duyguları imha, hayvani eğilimleri harap et- mek; kötü huyları yıkmak. Allah'ın kahhariyet tecellisi karşısında mahv ve fani olmak. Harâbât ehlini hor görme zâhid Hazineye mâlik virâneler var Ben harâbât ehliyem yoktur kararım tâ ebed Bâde-i aşk içmişem gitmez humarım tâ ebed Hakkı Harabat ehli Harâbâti, harap-türap olmuş. Harâbât-ı müğân (0. ابات 2>) 1. Mecusi rahiplerin mabedi, meyhane, 2. tas. Hakk’a erenleri vahdet badesiyle sermest eden ittisal ve vuslat makamı (SF; NMN 270). Gah ma'mur kılar bade beni gah harâb Görünüz gah yapıp gah yıkan miman Fuzüli
Heyamân
Şaşkınlık, hayret. tas. Coşkun varlık denizinde ve ilâhî tecelli nurlarının pırıltılarında hayrete düşmek, kendinden geçmek ve mahvolmak, cem makamında istiğrak halinde olmak.
Hürriyet
Özgürlük, azât olmak; kul köle, esir ve mahküm olmamak. tas. başkalarının kulu ve kölesi olmamak, azât olmak, serbest ve hür olmak. a Avam ve halk nefsin arzusuna Hakk'ın iradesinde fani olan aydınlar kendi şahsi iradelerine, nurların nurunun tecellisinde mahv ve yok olan seçkinler her çeşit kayıt ve eserlere kul olmaktan kurtuldukları zaman hür olurlar. En yüksek seviyede Allah’a kul olma haline hürriyet denir. Hakk’a tam kul olan tam hür olur. Arifin son makamı hürriyettir. Dervişlere ve süfilere hizmet eden kişilere de hür denir. Zira bir zümrenin seyyidi (hürü) o zümreye hizmet edendir. Bkz. Azât, Kul.
Iblis
T. Şeytan. Allah'ın huzurundan kovulan ve rahmetinden uzaklaştı- | rılan varlık. Kovulma sebebi Âdem'e secde etmemesiydi. Asi, asiliğinde ısrarlı | ve iddialı yaratık tipi. Adem ise asi, ama suçunu kabul edip özür dileyen yaratık | tipidir. Biri bencilliği ve kibri, diğeri tevazuu ve mahviyeti temsil eder, Nefs. Dıştan gelen vesvesenin kaynağı ve sebebi Iblis, içten gelen vesvesenin kaynağı ve sebebi nefs şeytanıdır (sm). |
İsm-i azam
سم ا عظم) ( En büyük isim, ulu ad. tas. a Allah'ın bütün isimleri içine alan ismi. b İçinde bulunduğu zamanda kula hâkim bulunan isim. Kul kabz halinde ise ism-i azam el-Kâbız, bast halinde ise ism-i azam el-Bâsıt'ır (ifm). Genellikle mutasavvıflar Allah, lafza-i Celal'inin ism-i azam olduğuna inanırlar. Bazılarına göre ism-i azam Hü'dur. Bazılarına göre Allah'ın her ismi ulu ve muazzamdır. Başka bir inanışa göreyse ism-i azam gizlidir, herkes onu bilemez. Bilen kimse onu okuyarak ve ağzına alarak harikulade hallere sahip olur. Fevkalade bir güce malik bulunur. İspat i ar. (اثبات) Sâlikin alışkanlıklardan gelen vasıflarını ortadan kaldırması mahv, yerine ibadetin hükümlerini koyması ispattır. O halde kötü eylem ve davranışlarını yok edip yerine iyilerini koyan, mahv ve ispatı gerçekleştirmiş olur. Hak bir şeyi gizlerse mahv, açığa çıkarırsa ispat olur. “Allah dilediğini mahv, dilediğini ispat eder” (KR 39; İFM).
Şehzade Camii
İstanbul · Türkiye · Sefîne'ye göre Mahvî Efendi bu caminin vâizliğinde bulunmuştur. Koordinat cami seviyesinde yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Şeyh Îsâ Mahvî : Şeyh Îsâ Mahvî (1047-1127/1637-1715), Gerede'den yetişmiş; Bolbolcızâde Abdülkerim Efendi'den Halvetî hilâfeti almış, İstanbul'da ders ve irşad hizmeti yürütmüş âlim ve şairdir.
Muhyiddîn İbn Arabî Türbesi civarı
Sefîne, Mahvî Efendi'nin Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn-i Arabî'nin türbesi civarında medfun olduğunu; türbenin dışında Emîrü'l-Hac Îsâ Paşa'nın kabri yanında bulunduğunu ise Hadîkatü'l-Cevâmi'den naklen kaydeder. Metin şehir adı vermediğinden konum bilgisi boş bırakılmıştır.
Tokat
Tokat · Türkiye · Kardeşlerinin bulunduğu ve Arakiyecizâde Şemseddin Mahvî Efendi'den faydalandığı şehir; Mustafa Kirbâsî Efendi'nin kendisini Abdülmecid Şirvânî'ye yönlendirdiği yer de burasıdır. İlişkili kişi dosyası Şemseddin Ahmed Sivâsî : Şemseddin Ahmed Sivâsî (1520–1597), Kara Şems diye tanınan; Halvetiyye’nin Şemsiyye kolunu Sivas merkezli olarak teşkilâtlandıran, irşad, tedris, şiir ve telif faaliyetlerini birlikte yürüten mutasavvıftır.
Halkalı Dergâhı
İstanbul · Türkiye · 1873'te şeyhi Hayrabolulu Mehmed Mahvî ile tanışıp Gülşeniyye'nin Hâletiyye koluna intisap ettiği dergâh. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Şuayb Şerefeddin Efendi : Şuayb Şerefeddin Efendi (1842–1911), Hasan Sezâî’nin soyundan gelen; Gülşeniyye’nin Sezâiyye ve Hâletiyye kollarını şahsında birleştiren Edirneli şeyh, şair ve müelliftir.
Dıraman Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Adın kaynak bağlamı Dergâhın adı kaynakta, Şeyh Îsâ Mahvî’nin görevlerini sıralayan cümlede “Dıraman Tekkesi” biçiminde geçer. Buradaki Dıraman, İstanbul Fatih’teki tarihî Draman çevresini ifade eder. Îsâ Mahvî’nin İstanbul görevi Gerede çevresinden yetişen Şeyh Îsâ Mahvî, Abdülehad Nûrî silsilesinden Fethi Abdülkerim Efendi’nin halifesiydi. Şehzade Camii vaizliğinin ardından Dıraman Tekkesi meşihatını ve Süleymaniye Camii vaizliğini üstlendi. Şehir bağlamı ve konum ihtiyatı Dıraman’ın İstanbul Fatih’teki tarihî mahalle bağlamı açıktır. Ancak tekkenin kesin parseli ve günümüze kalan yapı izi ayrıca doğrulanmadığından semt merkezi koordinatı yapı noktası gibi gösterilmemiştir.
SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI
Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş
TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne
TASAVVUFUN MÂHİYETİ
Avârifü’l-Maârif · 5. bölüm · Abdullah İbnu Ömer (r.a), Hz. Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Her şeyin bir anahtarı vardır; Cennetin anahtarı da miskinleri ve fakirleri sevmektir. Çünkü sa
Sayfalar 1–10
Muzaffer Ozak Külliyatı · Elhac Muzaffer OZAK colli ZİYNET-UL-KULÜB KALPLERİN ZİYNETİ] Aşık sohbetleri ve evradı şerifeler AYRICA ASKÎ DİVANI SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ Ali BİLİCİ Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Işha
Sayfalar 13–18
Muzaffer Ozak Külliyatı · kullar! Ey bu imanları sebebiyle ebedi saadete erenler, selâmet yoluna girenler Hakka varanlar, daha bu âlemde iken cennete girenler ve cennet güllerinden derenler, cemal-i Hakkı g
Sayfalar 25–32
Muzaffer Ozak Külliyatı · nın belirli bir kaç uzvuna hizmet etmekten ibarettir. Bunlardan ırak olanlar da hakka yakın olurlar. Bununla beraber, bu güruhun yukarıda zikrolunan kal şeyhlerinden daha az zararl
Sayfalar 23–28
Muzaffer Ozak Külliyatı · bağlayıp, bıçağı onun körpe gerdanına nasıl vuracaksın? Bu güle, oynaya giden yavrunun sence hiçbir değeri yok mu?» dediğinde hak nebi, Allahın Halili, Iblise hitaben şöyle söyledi
Sayfalar 41–47
Muzaffer Ozak Külliyatı · Esteizü billâh: « Ve yetûfu aleyhim vildanün muhalledüne iza reeytehüm hasibtehüm lü'lüen men süra» sadakallahulaziym. Insan sûresi: 19-20 Meâli şerifi: «Cennet ehlinin etrafında h
Sayfalar 49–56
Muzaffer Ozak Külliyatı · Birinci tevhid; ehl-i şeriatin ve avamın, tkinci tevhid; ehl-i ilmin ve havassın, Ücüncü tevhid; ehl-i hakikatin yani havassül - havassın tevhidleridir. MÜRŞİD KIMDEN OLUR? Sâlik-i
Sayfalar 50–55
Muzaffer Ozak Külliyatı · şarı atılabilir ve şehadet kapısı yüzüne kapanabilir. Iş, kitaba taallük etmiştir. Hadis-i şerifi, dikkat ve ibretinize sunarIm: inne ahadeküm yücmeu halkuhü ti batni ümmihi erbaiy
Sayfalar 48–55
Muzaffer Ozak Külliyatı · Hz. Omer, çocuğa cevaben cinayeti işlediğini söyledin. Sana islâm şeriatında kısas lâzım geldi buyurdular. Delikanlı hükmü şer'iye göre öldürülecegini bildigi halde evvelki sükûnet
Sayfalar 73–79
Muzaffer Ozak Külliyatı · lâdına dehşetli bir düşmandır. Şeyh şeklinde görünür ve seni namazından, niyazından alıkoyar. Şeytan, mü'mine şu şekilde vesvese verir: — Namaz da ne imiş? der. — Yatıp, kalkmaktan