Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

45 sonuç · “Mülk

01
Şahsiyet

Şeyh Hacı Tevfik Efendi

TEVFİK EFENDİ Şeyh Hayreddin Efendi-zadedir. 1 2 7 5/( 1 8 58 - 5 9 ) senesinde tevellüd edip, 1 3 1 0/( 1 892-93 )'da pederinin yerine posta geçti. Cami' dersinden mücazdır. Hilafeti büyük pederinin halifelerinden Şeyh İbrahim Efendi'dendir. Otuzdört sene Bab-ı All'de mu'tena hıdemfü-ı Mülkiye'de istihdam olunmuş ve teftiş hizmetiyle Musul ve Bağdat'a…

02
Sözlük

Âlem

Kâinat; Allah dışında yaratılmış bütün varlıklar. Kelime ayrıca ortak bir niteliğe sahip varlıkların meydana getirdiği topluluk için kullanılır: insanlar âlemi, ruhlar âlemi ve hayvanlar âlemi gibi. Âlem, yaratıcısına işaret eden bir eser ve alâmet olarak açıklanır. Sanatın sanatkâra delâlet etmesi gibi, yaratılmışlar da onları var eden Hakk’ın kudretine delil sayılır. Tasavvufî çerçeve Tasavvuf metinlerinde âlem tek bir sınıflandırmayla ele alınmaz. Dünya ve âhiret; mülk ve melekût; şehâdet ve gayb; cismânî ve rûhânî; ulvî ve süflî gibi karşılıklı kavram çiftleri, varlığın farklı mertebelerini anlatır. Başlıca âlem tasnifleri Âlem-i ceberût İlâhî isim ve sıfatların, kudret ve mâna mertebesinin anlatıldığı âlem. Âlem-i melekût Şehâdet âlemi ile ceberût arasında düşünülen; ruhlar ve gayb ile ilişkilendirilen mertebe. Âlem-i mülk veya şehâdet Madde, zaman ve duyularla kavranan cisimler âlemi. Âlem-i hayal veya misal Maddî sûretlerle sırf mânevî hakikatler arasında bağ kuran ara mertebe. Âlem-i kebîr ve âlem-i sağîr Kâinat büyük âlem, insan küçük âlem kabul edilir. İnsan, maddî bedeni ve mânevî ruhuyla farklı varlık mertebelerini kendinde topladığı için iki âlem arasında bir berzah olarak görülür. Okuma notu Basılı kaynaklarda geçen âlem tasnifleri, bütün sûfîlerde değişmeyen tek bir kozmoloji değildir. Terimlerin kapsamı müellife ve tasavvuf ekolüne göre farklılaşabilir.

03
Sözlük

Ars

Feleklerin felegi, en büyük felek, taht, mülk, hâkimiyet, ihata, zuhur, tecelli, tas a Azamet mazharı, tecelli mahalli, zatın hususiyeti, cism-i külli (cik 11:5). b Allah'ın mukayyet isimlerinin istikrar mahalli. c Külli cisim, mutlak varlığın bedeni. Ayrıntılı bir şekilde her şeyi kuşatan külli nefse arş-ı kerim, levh-i kader, levh-i mahfuz, kitab-ı mübin, varka, zümrüt ve yakut-u ahmer gibi isimler verilir (sr). d Arşullah, Allah isminin mazharı olması itibariyle insan, yani insanın bir örneği sayılan mutlak varlık. e Arşu'r-rahman veya Allah'ın arşı. Kâmil insanın kalbi. Arş, üzerine Allah'ın istiva ettiği bir varlıktır. Yerlere göklere sığmayan Allah mümin kulunun kalbine sığdığından onun esas arşı ve istiva ettiği varlık insan-i kâmilin kalbidir. Can gözü anı gördü, dil andan haber verdi Can içinde oturdu, gönlümü Arş eyledi wee Gönül çalabım tahtı gönüle çalab taktı | İki cihan bedbahtı kim gönül yıkarısa | Yünus Mutasavvıflar kainâtın en üst kısmına arş, en alt kısmına ferş der. Devrin iki türünden biri arşiye, diğeri ferşiyedir. Kalb-i mü'min Arş-ı Rahmân ‘dir Ant yıkmak ziyâde tuğyândır Sinan Paşa

04
Sözlük

Avâik

şe) Gaileler, engeller, mânialar, amaca ulaşılmasını aksatan ve geciktiren şeyler. tas. Kalbin Allah’a yükselmesini ve ruhun O'na açılmasını enmm mm İş Şİ, ei İş tea Pr, Oe) 2 EŞ GA Avâlimü'-lübs

05
Sözlük

Berzah

Farklı iki ortam arasında yer alan ve bu iki ortama tamamen benzemediği gibi tam olarak onlardan farklı da olmayan ara ortam; iki şeyi birbirinden ayıran üçüncü şey, ara bölge. 2. Ölümle başlayıp kıyamete kadar süren zaman, bu zaman içinde ruhların bulunduğu mekân ve âlem, dünya ile ahiret arasındaki âlem (Mü'min Süresi, 100; Rahman Suresi, 20). Ölümle dünyadan ayrılan ruhlar berzah âlemine gittikleri gibi, uyku halinde bedenden ayrılan ruhlar da bu âleme giderler. 3. İki hal, iki sıfat, iki mertebe ve iki âlem arasında bulunan ara hale, sıfata, mertebeye ve âleme de berzah denir; örn. hayal, varlıkla yokluk ara- Bevn sında yer alan bir berzahtr, ne vardır ne de yok, ne malumdur ne de meçhul, ne | müsbettir ne de menfi veya hem vardır hem yoktur. 4. İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT). Ölümle başlayıp kıyamete kadar süren zaman, bu zaman içinde ruhların bulunduğu mekân ve âlem, dünya ile ahiret arasındaki âlem (Mü'min Süresi, 100; Rahman Suresi, 20). Ölümle dünyadan ayrılan ruhlar berzah âlemine gittikleri gibi, uyku halinde bedenden ayrılan ruhlar da bu âleme giderler. 3. İki hal, iki sıfat, iki mertebe ve iki âlem arasında bulunan ara hale, sıfata, mertebeye ve âleme de berzah denir; örn. hayal, varlıkla yokluk ara- Bevn sında yer alan bir berzahtr, ne vardır ne de yok, ne malumdur ne de meçhul, ne | müsbettir ne de menfi veya hem vardır hem yoktur. 4. İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT). İki hal, iki sıfat, iki mertebe ve iki âlem arasında bulunan ara hale, sıfata, mertebeye ve âleme de berzah denir; örn. hayal, varlıkla yokluk ara- Bevn sında yer alan bir berzahtr, ne vardır ne de yok, ne malumdur ne de meçhul, ne | müsbettir ne de menfi veya hem vardır hem yoktur. 4. İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT). İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT).

06
Sözlük

Ceberüt

(جبروت) Mülk ve melekat, diğer bir deyimle şehadet ve gayb, yani maddi ve manevi âlemlerin arasında bulunan orta âlem. Ceberüt âlemi, hem cismani âlemin hem de ruhani âlemin de bazı özelliklerine sahiptir. Bu bir berzah ve misal âlemidir (cr; TK 1:221).

07
Sözlük

Dârü'-beka

Ebediyet yurdu. tas. a Ahiret. b Ruhaniler âlemi, beka billah makamı. Beka mülkü, Mülk-i bekadan gelmişem fâni cihânı neylerim Ben dost cemâlin görmüşem, hür u cinânı neylerim Yünus

08
Sözlük

Fakr

Yoksulluk. tas. a Dervişlik, sâlikin hiçbir şeye malik ve sahip olmadığının şuurunda olması, her şeyin gerçek malik ve sahibinin Allah olduğunu idrak etmesi. İnsan Allah'ın kulu olduğundan; insan da, ona nispet edilen diger şeyler de hakikatte onun mevlâsı olan Allah'ındır. b Sâlikin kendisini daima Allah’a muhtaç bilmesi, Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını kavraması. ¢ Fena, fena fi'llah. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için HM 28 kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. Fakr-ı manevi Kişinin kendisini mutlak surette Hakk’a muhtaç bilmesi, katında varlıklı olma ile yoksul olma hallerinin bir ve eşit olması; olunca şımarmaması, olmayınca üzülmemesi. Süfilikte önemli ve değerli olan manevi fakrdir.

09
Sözlük

Gina

Zenginlik. tas. Tam ve kâmil mülkiyet. Mutlak olarak gani Allah'tır; çünkü her şeyin zatı onundur (kı). Mâliku'l-mülk O'dur, insanlar ise fakirdir. Hak ile kendini zengin bilen (istigna bi’l-Hak) ondan başkasına muhtaç Gönül etmek olmaz; zira Hakk’a sahip olan, her şeye sahip olur (xr). Ol ganiyim ki bu bâzâr-ı fenada felege Metelik vermek için bende bozukluk yok Hafiz Yusuf Süfiler mal zenginliğine hevesli olmayı tavsiye etmezler. Imrenme görüp meyve-i bağın ümeranın Kim sular onu gözleri yaşı fukaranın Ali Çelebi Gına-i nefs Gönül zenginliği.

10
Sözlük

Hâcib-i Hak

(5> (حاجب Hakk'ın kapıcısı. tas. Hak ile halk arasında aracı olan insan-ı kâmil ve şeyh-i vasıl. Kâmil insan hâcip olması sıfatıyla müridi Hakk'ın huzuruna alır, Hakk'ın naibi olması sıfatıyla da onun mülkünde tasarrufta bulunur (sm). İbn Sina da “Allah'ın huzuru, gelişi güzel herkesin oraya giremeyecekleri kadar ulu bir makamdır,” demiştir. Bu yüce makama bir usüle göre ve bir şeyhin rehberliğinde girilmesi gerektiğine inanılır.

11
Sözlük

Haliye

ليه) +) Mutasavvıflardan bir zümre. Bunlar semâı, musikiyi ve raksı helal sayar. Bu gibi hususlar birtakım halleri celbetmek için aracı olarak kullanıhr; bu haller içinde coşar, kendilerinden geçerler (TK 1:400; im 430). Halk i ar. (55) x, Yaratmak; yaratılmak. 2. a Zaman ve mekân içinde yaratılmış olan maddi âlem, âlem-i halk, âlem-i mülk, âlem-i şehadet (rx 1:428). b Mahluk, yaratılan; insanlar, ahali, toplum.

12
Sözlük

Hayret

Şaşmak, şaşırmak. 2. tas. Kalbe gelen bir tecelli (vârit) sebebiyle sâlikin düşünemez ve muhakeme edemez hale gelmesi. Hayret ya delilde olur veya medlulde. Allah'ın varlığını ispatlayan delilde hayrete düşmek zindikhk ve mülhitliktir. Medlulü, yani delille varılan Hakk'ın tecellilerini temaşada hayrete düşmek sıddıklıktır (si 421). Hayzu'r-rical (4 1 (حايز 1, Erkeklerin hayzı. 2. tas. Sâlikin cezbeye kapılarak ve j Hazret-i ilmiye-i amaiye vecde gelerek kendinden geçmesi, bu yüzden hayız gören kadınlar gibi Allah'ın huzuruna çıkamaması, namaz kılamaması hali. Bazı mutasavvıflar kerametleri ve harikulade halleri de bir eksiklik olarak değerlendirir ve bu hallere de erlerin hayzı derler. Henüz irşat ehliyetini kazanamadığı için kendisine uyulmayan ve örnek alınmayan sâlikler de hayız halinde sayılır. İrşat ehliyetini kazandıkları zaman artık er olurlar.: Hazarât-ı hams (> (حضر ات 1. Beş mertebe, beş âlem. 2. tas. Varlığın beş genel ve tümel kategorisi: Mutlak gayb hazreti, a'yân-ı sâbite âlemi; mutlak şehadet hazreti, mülk âlemi; izafi gayb hazreti (bu da iki kısımdır: mutlak gaybe yakın olan kısım, yani ruhlar âlemi, mücerret nefsler ve akıllar âlemi; mutlak şehadet âlemine yakın olan kısım, yani misal âlemi, meleküt âlemi); dört âlemi içeren hazret, insan âlemi. Mülk âlemi, meleküt âleminin mazharı ve tecelligâhı, meleküt âlemi ceberüt âleminin mazharı ve tecelligâhı, ceberüt a'yân-ı sâbite âleminin mazharı ve tecelligâhı, o da ilâhî isimlerin ve vahdaniyet hazretinin tecelligâhı, bu da ahadiyet ve ahadiyet hazretlerinin tecelligâhıdır; böylece hazret ve âlem sayisi yedi olur (kı; cr). Beş hazrete tenezzulat-1 hams denir. Beş mertebe, beş âlem. 2. tas. Varlığın beş genel ve tümel kategorisi: Mutlak gayb hazreti, a'yân-ı sâbite âlemi; mutlak şehadet hazreti, mülk âlemi; izafi gayb hazreti (bu da iki kısımdır: mutlak gaybe yakın olan kısım, yani ruhlar âlemi, mücerret nefsler ve akıllar âlemi; mutlak şehadet âlemine yakın olan kısım, yani misal âlemi, meleküt âlemi); dört âlemi içeren hazret, insan âlemi. Mülk âlemi, meleküt âleminin mazharı ve tecelligâhı, meleküt âlemi ceberüt âleminin mazharı ve tecelligâhı, ceberüt a'yân-ı sâbite âleminin mazharı ve tecelligâhı, o da ilâhî isimlerin ve vahdaniyet hazretinin tecelligâhı, bu da ahadiyet ve ahadiyet hazretlerinin tecelligâhıdır; böylece hazret ve âlem sayisi yedi olur (kı; cr). Beş hazrete tenezzulat-1 hams denir.

13
Sözlük

O; üçüncü şahıs zamiri. tas. a Allah'ın mutlak gayb olan hüviyeti, künhü; temaşası mümkün olmayan zatı. Gir semâa zikr ile gel yana yana Hü deyü Ir safâ-i aşk-ı Hakk’a yana yana Hü deya Zat-ı Hakk'ı buldular buluştular bir Ha ile Dost göründü her taraftan yana yana Hü deya Niyazi Mısri Hulül A Bektaşi gülbank ve tercemanlarının sonunda “Allah eyvallah Hü Dost,” denir (AM 287). Safha-i sadrinda dâim âşıkın efkârı ha Sakirin şükrü hüvallah, zâkirin ezkârı ha Ravza-ı hü'yı makam et ey Cemâl-i Halveti Ta vücudun mülküne keşf ola esrârı hü Hubb-i câh Makam sevgisi, mevki hırsı, itibar tutkusu.

14
Mekân

Necib Efendi Dergâhı

Zihni Efendi'nin intisap ettiği dergâh. Sefîne dergâhın Cellâd Çeşmesi yakınında bulunduğunu ve komşusunun Bostan Camii olduğunu söyler; bulunduğu şehir ve semt metinde açıkça belirtilmez. İlişkili kişi dosyası Mehmed Zihni Efendi : Mehmed Zihni Efendi (1846–1913), Matbaa-i Âmire musahhihliği ile Galatasaray ve Mülkiye hocalığını birleştiren; Arapça öğretimi, ilmihal, hadis ve biyografi alanlarında kalıcı eserler veren, Şeyh Muhammed Necib Efendi’ye intisaplı Osmanlı âlimidir.

15
Mekân

Mekteb-i Sultânî (Galatasaray)

İstanbul, Beyoğlu · Türkiye · Mehmed Zihni Efendi 1879'da Galatasaray Mekteb-i Sultânîsi ulûm-i Arabiyye ve dîniyye muallimliğine getirildi. Babanzâde Ahmed Naim, Ali Nazîmâ, Kenan Rifâî, Hanbelîzâde Muhammed Şâkir ve Abdülhak Şinasi Hisar gibi isimler buradaki ve Mekteb-i Mülkiyye'deki hocalığı sırasında yetişen talebeleri arasında sayılır. Eylül 1889'da Stockholm'de toplanan Müsteşrikler Kongresi'ne gönderdiği matbu eserleri sebebiyle kendisine verilen altın madalya bugün Galatasaray Lisesi Müzesi'nde muhafaza edilmektedir.

16
Mekân

Ümmü Kenan Dergâhı, Hırkaişerif

İstanbul · Türkiye · Annesi Hatice Cenan Hanım'ın 1908'de inşa ettirdiği ve postnişin olarak irşada başladığı dergâh; 1925'te tekkeler kapatılınca, mülkiyeti kendilerine ait olduğu için aile tarafından mesken olarak kullanılmıştır. Konum yaklaşıktır.

17
Mekân

Beyazıt Devlet Kütüphanesi

İstanbul, Fatih · Türkiye · Arap, Türk ve İran dil ve edebiyatlarına vâkıf olan Mehmed Zihni Efendi, 1025 kitaptan oluşan şahsî kitaplığını bu kütüphaneye bağışlamıştır. İlişkili kişi dosyası Mehmed Zihni Efendi : Mehmed Zihni Efendi (1846–1913), Matbaa-i Âmire musahhihliği ile Galatasaray ve Mülkiye hocalığını birleştiren; Arapça öğretimi, ilmihal, hadis ve biyografi alanlarında kalıcı eserler veren, Şeyh Muhammed Necib Efendi’ye intisaplı Osmanlı âlimidir.

18
Mekân

Merv

Mary · Türkmenistan · Büyük Selçuklu Veziri Nizâmülmülk ile görüşüp itibar gördüğü şehir. İlişkili kişi dosyası Ebû Ali el-Fârmedî : Ebû Ali Fazl b. Muhammed el-Fârmedî (1010/11–1084), Kuşeyrî’nin öğrencisi, Ebû Saîd-i Ebü’l-Hayr ve Ebü’l-Kāsım el-Cürcânî çevrelerinden faydalanan; Yûsuf el-Hemedânî’nin mürşidi Horasanlı sûfîdir.

19
Mekân

Şeyh Vefa Camii Kabristanı türbesi

İstanbul · Türkiye · 980 (1572) yılında İstanbul'da vefat etti ve Şeyh Vefa Camii Kabristanı'nda kendisi için yaptırılan türbeye defnedildi. Atâî, hazîre kitâbesinde “Merhum Şeyh Ebû Saîd bu fenâ mülkünden ayrılınca halka çok vefa gösterdiğinden Vefa Meydanı onun malı oldu” anlamına gelen Farsça bir kıtanın yazılı olduğunu kaydeder (Zeyl-i Şekāik, s. 208).

20
Mekân

Fedek

Hayber çevresi · Suudi Arabistan · Ömer b. Abdülazîz ile görüşmesinde mülkiyetinin Ali neslinin eline geçmesini sağladığı hurmalık. İlişkili kişi dosyası Muhammed el-Bâkır : Ali Zeynelâbidîn'in oğlu; dinî ilimlerdeki derinliği sebebiyle Bâkır lakabıyla tanınan Medineli âlim ve Câfer es-Sâdık'ın babası.

21
Mekân

Buhara

Buhara · Özbekistan · Semerkant, Taşkent ve Karşı ile birlikte dükkân, bahçe, köy, mezraa ve sulama kanalı satın alıp bir kısmını vakfettiği şehirlerden. İlişkili kişi dosyası Ubeydullah Ahrâr : Ya‘kūb-i Çerhî'nin müridi Ubeydullah Ahrâr, Nakşibendiyye'yi Mâverâünnehir'de güçlü bir sosyal, ekonomik ve siyasî irşad ağına dönüştürdü.

22
Mekân

Bahariye Mevlevîhânesi

İstanbul · Türkiye · Beşiktaş postunun son durağı Bahariye Mevlevîhânesi, Beşiktaş ve Maçka yapılarının saray ve kışla inşaatları sebebiyle yıkılmasının ardından Şeyh Hüseyin Fahreddin Dede tarafından 1874-1877 arasında Eyüp’te Haliç kıyısında kuruldu. Mensup ve muhiblerin yanı sıra II. Abdülhamid de yapı topluluğuna destek verdi. Tam teşekküllü geç dönem âsitânesi Semâhâne-türbe, yirmi sekiz odalı meşrutahâne, dedegân hücreleri, somathâne, matbah-ı şerif, hamam, selâmlık ve mescid, geç Osmanlı Mevlevî mimarisinin kapsamlı bir örneğini oluşturuyordu. Haliç’in rutubeti yapıyı kısa sürede yıprattı; Sultan Mehmed Reşad’ın desteğiyle 1910’da Mimar Kemâleddin’in yönettiği kapsamlı bir ihya gerçekleştirildi. Tasavvuf, musiki ve edebiyat Hüseyin Fahreddin Dede’nin 1874-1911 arasındaki meşihatı boyunca Bahariye, Mevlevî musikisi, edebiyatı ve zarafet kültürünün son büyük İstanbul merkezlerinden biri oldu. Bu kimlik, yalnız mimarîden değil post, mutrip, matbah ve ziyaret ağının birlikte işlemesinden doğdu. Yıkım ve kalan izler 1925 sonrasında mülkiyet davası ve bakımsızlık yapıları hızla tahrip etti. Semâhâne-türbe 1935’te yıktırıldı, harem 1938-39 yangınında yok oldu; selâmlık ve cümle kapısı 1970’lerin başında kaldırıldı. Günümüze sınırlı duvar, söve, mezar taşı ve hamam izleri ulaşmıştır. Haritadaki nokta mevcut bir âsitâne binası değil tarihî yerleşkeyi gösterir. 1919: tahsisatın aile ve vekâlet arasında düzenlenmesi 1919 tarihli kayıtta, Bahariye Mevlevîhanesi tahsisatının bir bölümünün müteveffa Şeyh Nazif Efendi’nin ailesine, kalanının ise şeyh vekili Ahmed Selâhaddin Efendi’ye verilmesi ele alınır. Bu, vefat sonrası tahsisatın kurum ve aile arasında düzenlenmesine dair idarî kayıttır. 1920: postnişin tayininde yetki sınırı 1920 tarihli kayıtta, Bahariye Mevlevîhanesi postnişinliği için yapılan başvuru üzerine Mevlevîhânelerde azil ve tayin işlemlerinin Konya’daki Çelebi Efendi’nin yetkisi içinde olduğu belirtilir. Bu, kurum idaresindeki yetki düzenini gösteren kayıttır.

23
Mekân

Hacı Bektâş-ı Velî Pîr Evi ve Külliyesi

Nevşehir · Türkiye · Tarihî ve geleneksel işlev Hacı Bektâş türbesi, Kızılca Halvet, Kırklar Meydanı, Balım Sultan Türbesi, aşevi, mihman evi ve hizmet birimleriyle Bektaşiyye'nin merkez külliyesidir. İlişki katmanları Mekânın kuruluş tarihi, daha sonraki Bektaşî aidiyeti, türbe/ziyaret hafızası ve güncel kullanım durumu aynı şey değildir; farklı dönemler tek başlangıç hikâyesine indirgenmez.

24
Mekân

Seyyid Ali Sultan (Kızıldeli) Dergâhı

Yunanistan · Yunanistan · Tarihî ve geleneksel işlev Rumeli gazi-derviş hafızası, geniş vakıf arazisi ve Balım Sultan bağlantısıyla Balkan Bektaşîliğinin eski merkezlerindendir. İlişki katmanları Mekânın kuruluş tarihi, daha sonraki Bektaşî aidiyeti, türbe/ziyaret hafızası ve güncel kullanım durumu aynı şey değildir; farklı dönemler tek başlangıç hikâyesine indirgenmez.

25
Mekân

Gül Baba Türbesi

Macaristan · Macaristan · Tarihî ve geleneksel işlev 1541'de vefat eden Gül Baba'nın türbesi, Osmanlı Budini'nin ve Orta Avrupa Bektaşî hafızasının kalıcı ziyaret merkezidir. İlişki katmanları Mekânın kuruluş tarihi, daha sonraki Bektaşî aidiyeti, türbe/ziyaret hafızası ve güncel kullanım durumu aynı şey değildir; farklı dönemler tek başlangıç hikâyesine indirgenmez.

26
Makale

Melâmîliğin Balkanlar'daki İzleri

Makedonya, Kosova ve Bosna'da sohbet, tekke ve halife ağları üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.

27
Makale

XIX. Yüzyıl Anadolu Tasavvuf Haritası

On dokuzuncu yüzyıl Anadolu tasavvufunu yalnız tekke sayılarıyla değil; tarikat kolları, şehir ağları, göçler, cami ve hâne tekkeleri, Meclis-i Meşâyih, ulema, mûsiki ve gündelik hizmet kurumları üzerinden okuyan kapsamlı dönem dosyası.

28
Makale

Babagân ve Çelebiler: İki Otorite Hattı

Dedebaba, mücerredlik, soy iddiası, vakıf ve pîr evi yönetimi

29
Makale

Medyenî Âdâbı ve Halvet Virdi

Cehrî zikir Medyeniyye'de cehrî zikir esas kabul edilir. Sesin yükselmesi tek başına amaç değil, topluluğun dikkatini tevhid cümlesinde birleştiren disiplindir. Yemek sonrası namaz Yemekten sonra iki rek‘at nâfile namaz kılmak, nimeti ibadet ve şükürle tamamlayan özel âdâb arasında kaydedilir. Halvet virdi Halvette “Lâ

30
Makale

Çiştî Hankahında Mutfak, Misafir ve Hizmet

Açık kapı Hankah yolcu, yoksul, öğrenci, şair ve şehir halkına açık tutuldu. Yemek dağıtımı yalnız yardım değil, eşitlik ve misafirperverlik terbiyesiydi. Fütuh ve mülkiyet İlk şeyhler özel servet biriktirmeye ve saray bağışına mesafeli durdu; kendiliğinden gelen fütuh günlük ihtiyaç ve misafirler için harcandı. Siyasî

31
Makale

Osmanlı’da Sultanlar ve Sûfîler: Tarih, Himaye ve Menkıbe

Osmanlı hükümdarları ile sûfîler arasındaki ilişkiyi yalnız keramet anlatılarıyla değil; vakıf, tekke, sefer, nasihat, meşruiyet ve mesafe başlıklarıyla okuyan kaynak dosyası.

32
Makale

Orhan Gazi Devrinde Âlimler ve Dervişler

Dâvûd-ı Kayserî’den Geyikli Baba ve Abdal Mûsâ’ya uzanan erken Osmanlı ilim ve irşad çevresini, tarihî kayıt ile menkıbeyi ayırarak okuyan kaynak dosyası.

33
Makale

İzzî Süleyman Efendi ve Şeyh Murad Tekkesi Vakfı

İzzî Süleyman Efendi’nin Şeyh Ali Efendi’ye intisabı ile Şeyh Murad Tekkesi için kurduğu vakfın kişi, mekân ve hizmet ağını kaynak katmanlarıyla inceler.

34
Eser

Sayfalar 9–16

Muzaffer Ozak Külliyatı · Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı düny

35
Eser

Sayfalar 14–20

Muzaffer Ozak Külliyatı · BEtSsü; Ve lekad kerremna beni-Âdeme... El-İsrâ: 70 (Andolsun, biz azim-üş-şân Âdem oğullarını, diğer bütün yarattıklarımızdan üstün kıldık.) sırrına ve tecellisine mazhar olabilsi

36
Eser

Sayfalar 13–18

Muzaffer Ozak Külliyatı · kullar! Ey bu imanları sebebiyle ebedi saadete erenler, selâmet yoluna girenler Hakka varanlar, daha bu âlemde iken cennete girenler ve cennet güllerinden derenler, cemal-i Hakkı g

37
Eser

Sayfalar 16–22

Muzaffer Ozak Külliyatı · attı. Biz narı gülzar eyledik. Bizim için nara düşene nâr nûr olur. Bizim iznimiz olmadıkça ateş yakmaz. Suretperestler ateşi yakar zannederler. Işte Nemrud öyle zannetmişti. Ateş,

38
Eser

Sayfalar 19–24

Muzaffer Ozak Külliyatı · çimleri dar, vakitleri dar, ömürleri acı bir zarar içinde geçer. Onlar, daha burada hamiym suyundan içer. Her ne ka dar zâhiren, yani dış görünüşleri itibariyle rahat ve huzur için

39
Eser

Sayfalar 17–24

Muzaffer Ozak Külliyatı · Inned-diyne indallâh-il-islâm Al-i-Imran: 19 Allah katında makbul olan din, Islâmdır. Yüz suhuf, dört kitap, Hazret-i Adem'den beri gelen bütün Enbiyânın talimini ve neş'esini, kul

40
Eser

Sayfalar 21–28

Muzaffer Ozak Külliyatı · Evet, Hz. Musa aleyhisselâm sadrının şerholunmasını, işlerinin kolaylaştırılmasını, lisanındaki tutukluğun giderilmesini, sözünün daha iyi anlaşılmasını, ehlinden ve akrabasından b

41
Eser

Sayfalar 26–33

Muzaffer Ozak Külliyatı · SEJ prati El Mukaddimü Celle Sanühu İstediğini ileri geçiren, öne alan. (YÂ MUKADDIMÜ ism-i celilini savaş alanında veya korkulacak bir yerde okuyanlara hiç bir zarar gelmez.) El M

42
Eser

Sayfalar 25–32

Muzaffer Ozak Külliyatı · Inkarını libas ile örteceklerini zannederler. Aslında, bu gibi ler insan değil, belki muzır bir hayvandan daha aşağı derekededirler. Böyle olan kişiler; terzinin, berberin, elbisen

43
Eser

Sayfalar 25–30

Muzaffer Ozak Külliyatı · ner, bunlara sahip bulunanların mevki ve makamlarını, mal ve mülklerini yerinde, hak rizasına uygun ve kelimenin tam mânasıyla iyi kullanabilmeleridir. Bu bakımdan, gururluya karşı

44
Eser

Sayfalar 29–35

Muzaffer Ozak Külliyatı · rulan cennet ve cemale ererler ve bu yüce mükâfata bir ân önce kavuşabilmek için de tabutlarının içinde cemaatlerine (KADDIMUNI... KADDIMÜNI...) diye seslenirler. Kâfirler, münafık

45
Eser

Sayfalar 37–42

Muzaffer Ozak Külliyatı · birligine şehadet ederler, hakkı tesbih, tekbir ve tahmid eylerler. Sen de, hakkı birle! Hakkın varlıgına ve birligine şehadet et! Bu şehadetin aslâ boşa gitmez, hak da senin şehad