Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

60 sonuç · “

01
Kol

Buhûriyye

Buhûriyye, Halvetiyye'nin alt şubelerinden biridir; nispet, silsile ve tarihî merkez bilgileri karşılaştırmalı kaynaklarla gösterilir.

02
Yol

Hüseyniyye (Mâverâünnehir)

Muhammed Hüseyin Buhârî'ye (ö. 1834) nispet edilen, Nakşibendiyye-Müceddidiyye içinde Mâverâünnehir ve Güney Kazakistan'da devam eden bölgesel irşad hattı.

03
İlişkili yol

Celvetiyye

Üftâde ve Aziz Mahmud Hüdâyî ile belirginleşen; tezkiye, tasfiye, tecliye, zikir, hizmet ve halk içinde Hak ile olmayı öne çıkaran tasavvuf yolu.

04
İlişkili yol

Mevleviyye

Mevlânâ'nın ilim, sohbet, şiir ve semâ çevresinden doğan; Hüsâmeddin Çelebi, Sultan Veled ve Ulu Ârif Çelebi eliyle Konya merkezli teşkilata dönüşen; matbah, hizmet, Mesnevî, mûsikî ve mukabele geleneğini birleştiren tasavvuf yolu.

05
İlişkili kol

Nûrbahşiyye

İshak Huttalânî–Muhammed Nûrbahş hattında gelişen; sonraki dönemde kendine özgü siyasî ve itikadî yönler kazanan kol.

06
Şahsiyet

Hurrem Çelebi Sâhib-i Medrese

Hurrem Çelebi (ö. 970/1562-63), Sofya, Şam ve çevresinde görev yapmış; Nakşibendî şeyhlerine intisabı, Tophane'deki Hurremiyye Medresesi ve Şam çevresindeki vakıflarıyla tanınmıştır.

07
Şahsiyet

Hurrem el-Cemâlî Karamanî

Hurrem el-Cemâlî Karamanî (ö. 970/1562-63), Cemâleddin Aksarâyî ailesinden gelen; İstanbul'da ders veren, şiir, inşa ve tarih bilgisiyle tanınan Osmanlı âlimidir.

08
Şahsiyet

Hurrem Velî

Hurrem Velî, Akşemseddin'in halifelerinden; gelenekte İstanbul'un fethi sırasında şehid olduğu ve Altımermer'de defnedildiği aktarılan Bayramî şeyhidir.

09
Şahsiyet

Hüsâm el-Kadı

Hüsâm el-Kadı (ö. 961/1554), Siroz'da müderrislikten kadılığa geçen; İstanbul'da medrese ve mescit yaptıran Osmanlı hukukçusudur.

10
Şahsiyet

Hüsâmeddin Çelebi

Hüsâmeddin Çelebi (622/1225, Konya – 12 Şâban 683 / 24 Ekim 1284, Konya); Mevlânâ'nın Mesnevî 'yi yazmasına vesile olan müridi ve halifesi . Konya ahîlerinin şeyhinin oğluydu; Mevlânâ ona “Hüsâmînâme” diye eserinin adını bile bağışlamıştır.

11
Şahsiyet

Hüsâmeddin-i Ankaravî

Hüsâmeddin-i Ankaravî, Ankara yakınındaki Kutluhan'da doğan, zâhirî ilimlerden sonra Ahmed-i Sârbân'ın terbiyesinde yetişen Bayramî-Melâmî şeyhidir.

12
Şahsiyet

Hüsâmeddin-i Germiyânî

Hüsâmeddin-i Germiyânî (ö. 1003/1595), Germiyan'ın Şeyhli kasabasından yetişmiş; Seyyid Gazi'de müderris ve müftü, Maraş'ta kadı olarak görev yapmış Osmanlı âlimidir.

13
Şahsiyet

Hüseyin Azmî Dede

Hüseyin Azmî Dede (1815 – 1892); XIX. yüzyıl Mevlevî şeyhi ve müellif. Dokuz yaşında başladığı meşihat vazifesini ömrünün sonuna kadar sürdürmüş ; kelâm, fıkıh, tasavvuf ve dinler tarihi sahalarında eser vermiştir. Sâz u Terâneye Dâir risâlesinde mûsikinin cevazını savunur.

14
Şahsiyet

Hüseyin el-Hatîbî

Hüseyin el-Hatîbî, Sefîne-i Evliyâ’nın Mevlevî aile hafızasında Mevlânâ’nın ataları arasında andığı; hakkındaki anlatılar tarihî nesep kaydından çok menâkıbevî bir soy hikâyesi niteliği taşıyan şahsiyettir.

15
Şahsiyet

Hüseyin Fahreddin Dede

Hüseyin Fahreddin Dede (10 Muharrem 1271 / 3 Ekim 1854, Beşiktaş Mevlevîhânesi – 21 Ramazan 1329 / 15 Eylül 1911); Mevlevî şeyhi, şair, bestekâr ve XIX. yüzyılın büyük ney virtüozlarından biri . Rauf Yektâ, Ezgi ve Arel'in hocasıdır.

16
Şahsiyet

Hüseyin Hilmi er-Rifâî

Hüseyin Hilmi er-Rifâî (ö. 1969), Âdem Nûri’nin halifesi olarak Prizren’de babasının kurduğu dergâhı yönetmiş ve 1953’te oğlu Cemâlî Cemâleddin’e hilâfet vermiştir.

17
Şahsiyet

Hüseyin Hüsnü Sarıer Ceyhun

Zileli Hacı Bekir Baba'nın halifesi Hüseyin Hüsnü Sarıer Ceyhun, Meclis-i Meşâyih kararıyla Üsküdar Rifâî Âsitânesi'nin son postnişini oldu.

18
Sözlük

Tevhîd-i zât

tevhîd-i zât a. GJj ^ji) tas. Tasavvuf inancma göre, Allah’ın birliğini ifade eden terim. Bunun karşıhğı “Lâ mevcûde illallah” tır. tevhîdât ç. a. [Ar. tevhîd ç. b. ] Tevhitler, bk. tevhîd tevhîdhâne a. [< Ar. tevh + F. hâne] tas. Bağımsız mes leri olmayan tekkelerde ay yapmak, namaz kılmak ve zi ya da dua etmek için ayrılm bölümlere verilen ad ve bun için kullanılan terim. tevhîd ilmi a. AUah’m zatı ve sıf ları açısmdan birliği başta mak üzere inanç esaslarını neUikle Selef akîdesi çerçe sinde ele alan ve inceleyen bü dalı. te'vîl a. [Ar. ] Naslarda geç bir sözü bir delüe dayanarak lî anlammın dışında taşıd öteki anlamlardan birine yü leme. tevkî (I) a. [Ar. ] İslâm devl lerinde, hükümdarın karan, b nun yazıh belgeleri ve müh anlamında resmî yazışma te mi. tevkî (II) a. (^jA [Ar. ] İslâm h sanatında, “sülüs” (bk. bu ma de) yazı türünden geUştirüm ve geneUikle sultanların res yazışmalarmda kuUanılmış ol yazmın adı ve bu yazı için k lanılan terim. Bu yazı türü, h sanatmm altı yazı çeşidi arasında yer almaktad bk aklâm-ı sitte 659 Tevvâb ’tan tevkîl a. [Ar. ] ftk. Bir kimsey herhangi bir işte veya konuda kendisi adına vekü tayin etme. d’in

19
Sözlük

Ecvibe-i Mutasavvıfâne

Banyalukalı Musâfî'nin Celvetî usul ve âdâbına dair soruları ile Aziz Mahmud Hüdâyî'nin cevaplarını aktaran kısa risâle.

20
Sözlük

Musâfî Efendi

Banyaluka'dan gelip Aziz Mahmud Hüdâyî'ye intisap ettiği ve Celvetî âdâbına dair sorularının Ecvibe-i Mutasavvıfâne'yi oluşturduğu aktarılan derviş.

21
Sözlük

Celvetî tâcı

Üftâde ve Hüdâyî çevrelerine nispet edilen farklı terk ve destar düzenlerindeki tâclar. On iki ve on üç terkli örnekler kaynaklarda anılır; sayıların esmâ ve sülûk sembolizmiyle açıklanması gelenek içi yorumdur.

22
Sözlük

Abâdile

Abâdile , Arapça “Abdullahlar” anlamına gelir. Başına abd kelimesi getirilerek yapılan Abdurrahman, Abdülkuddûs, Abdülkādir ve Abdülkerîm gibi birleşik isimler için de kullanılır. Tasavvufî anlamı Tasavvuf dilinde abâdile, ilâhî isimlerden birinin tecellisini kendisinde belirgin biçimde gerçekleştiren kimseleri ifade eder. Sâlik, hangi ilâhî ismin hakikatine daha güçlü biçimde mazhar olmuşsa o isme nispet edilen kulluk vasfıyla anılır. Meselâ el-Mün‘im, “nimet veren” demektir. Bu isme belirgin biçimde mazhar olan kul, Allah’ın nimet vericiliğini daha çok müşahede eder; kendisine ulaşan nimeti başkalarına yansıtması onun ahlâkında öne çıkar. Böylece isimle kul arasında rubûbiyet ve ubûdiyet ilişkisi kurulur. Abdülcebbâr, Abdülmüntakim, Abdülkādir, Abdülhâdî, Abdülhalîm ve Abdüssabûr gibi isimler de aynı adlandırma mantığı içinde değerlendirilir.

23
Sözlük

Âbaü'l-ahval

(آباء الاحوال) Hal babaları. tas. a Sahip oldukları hallere hâkim olan, hal sahibi olduklarını başkalarına hissettirmeyen, halin tesiriyle dengelerini, doğal ve her zamanki davranışlarını değiştirmeyen salikler. b Cezbe ve şevk gibi hallere mağlup ve mahküm olup kendilerinden geçen ve dengelerini kaybeden sâliklere ebnâü'-ahval (hal çocukları) denir. Bunlar sekr ve cezbe halindeyken şer'i hükümlere uymayan sözler söyleyebilir, fıkıh ölçülerine göre caiz olmayan işler yapabilir; fakat bu türden beyan ve davranışlardan sorumlu olmazlar. Zira hal sebebiyle bilinç ve iradelerini ya kısmen ya da tamamen yitirmişlerdir. Bu zümrenin en iyi örneği meczuplar ve behlüllerdir. Dini his ve heyecanların etkisiyle olağan olmayan biçimde konuşan ve hareket eden her sâlik ebndülahval'dendir. Âbaü'l-ahval temkin, ebndü'l-ahval telvin sahibidir. Temkin, telvinden üstündür. Hallâc, “Peygamberler haller üzerinde tam olarak hâkimiyet kurmuşlardır; bu hallerde diledikleri gibi tasarruf ederler. Diğerlerine ise haller musallat kılınmıştır. Onlar üzerinde haller tasarruf eder, oysa haller nebilerin yönetimi ve etkisi altındadır” der. Bkz. Temkin, Telvin. Abd—Abdiyet i. ar. (4 (عبد - عبد 1. Kul, köle, bende. 2. tas. Hakk'a kul olduğu için başkasına kul olmayan. Hz. Peygamber'in en yüce makamı, insanoğlunun sahip olduğu manevi mertebelerin en yükseği abdiyettir (kulluk). Kelime-i sehadette,

24
Sözlük

Ab-ı hayat

ب > ة) İ) x. Can suyu, içene ebedi hayat veren çeşme. 2. efs. Bir Ab-keş: damlası bile içildiğinde insanı ölümsüzleştiren ve ebedileştiren su. Bu suyun doğuda karanlık bir yerde bulunduğuna, Hızır ve İlyas'ın bu çeşmeden içip ölümsüzlüğün sırrına erdiğine inanılır. İskender-i Zülkameyn bu suyu bulmak için Hızır'ı kılavuz yaparak günlerce karanlıklar içinde yürümüş, ancak onu gözden kaybedince yolunu şaşırmış ve perişan bir halde geri dönmüş. 3. mec. İçimi hoş, soğuk ve berrak su, 4. Maşukun ağzı, dudağındaki ıslaklık. 5. Sevgilinin sözü ve sohbeti. 6. tas. a Evliyanın sözü, öğüdü ve nefesi. b Aşk ve muhabbet çeşmesi ki, ondan içen asla yok (madum ve fani) olmaz. Ab-ı hayata başka isimler de verilir: ab-ı cavid, ab-ı cavidan, ab-ı beka, mau'l-beka, mau'l-hayat, aynu'l-hayat, ab-ı hayvan, ab-ı zindegi, ab-ı zindegani, ab-ı Hızır, ab-ı Iskender. Sûfî şairler ve yazarlar ab-ı hayattan söz ederken ebediyet, zulmet, güneş, Hızır, Iskender, meşakkat ve hüsran gibi hususlara doğrudan ya da dolaylı olarak işaret ederler. Gün yüzünden utanıp âb-ı hayat Mesken itti verây-ı zulmat Hâkani

25
Sözlük

Ada

اعداء) t Adü veya Adüvv Düşmanlar. tas. Allah'ın dostlarına evliya veya evliyaullah dendiği gibi düşmanlarına da ada veya adâu'llah (aduvvu'llah) denir (Fussilet Suresi, 19, 28.) Bunların tekilleri kullanılarak veliyyu'llah ve aduvvu'llah da denir. Şeytan, kâfir, zındık (ateist) ve putperest adâ olduğu gibi insanın kendi nefsi, hevâ ve hevesi de adâdır. Kişinin en büyük düşmanı nefsidir (bencillik, aşağı arzular). Bkz. Düşmen. Adab-ı tarikat Tarikat edebi. Tarikat ehlinin uyduğu usül ve esaslar. Adak i. داق) 1) Nezir. tas. a Allah'a ibadet amacıyla ibadet ve tâat cinsinden bir işin yapılmasını taahhüt etmek. b Bir muradın gerçekleşmesi ve dileğin yerine gelmesi için türbelere, tekkelere, ermişlerin mezarlarına ve kutsiyetine inanılan bir yere adanan kurban, eşya vs. Hastalıktan kurtulmak, belayı defetmek, bir musibete ve afete uğramamak, çocuk sahibi olmak, çok arzu edilen bir şeyi elde etmek için evliyanın türbelerine, yatırlara, dedelere, babalara kurban veya para veya herhangi bir eşya adanır. Türbelerde mum yakılır, türbe civarındaki ağaçlara çaputlar bağlanır. Böylece yatırdan yardım istenir (istimdat). Allah'ın, sevgili kulu olan ermişin yüzü suyu hürmetine dilek sahiplerinin isteklerinin yerine getirileceğine inanılır (tevessül). Aslında adak ve nezir tasavvufa özgü değildir; fa- kat mutasavvıfların adak anlayışı diğerlerinden farklıdır. Bu yüzden fakihler bu türlü adakları hoş görmezler. Buna rağmen adaklar gerek tasavvuf ve tarikatlerde, gerekse halk inancında önemli bir yer tutar. Birçok tekke, türbe ve hatta vakfın ve imarethanenin gelir kaynağı adaklardır.

26
Sözlük

Âdâb

İ) t. Edep Uyulması gereken görgü kuralları, göz önünde tutulması gerekli olan esaslar, izlenmesi gereken yol yordam. En iyi hal ve hareketler, ölçülü davranışlar, kişiler arasındaki iyi ilişkileri düzenleyen esaslar. tas. Süfilerin uydukları ve uyguladıkları kurallara adab-ı sofiyye, tarikat ehlinin gözettiği ve dikkate aldığı kurallara adab-ı tarikat veya adap ve erkân denir. Tasavvufta zamana, mekâna, muhataba, hale ve makama göre birtakım edepler vardır. Tasavvufi toplantılarda bulunanların uymaları gereken adap ve usüle adab-ı sohbet, adab-ı işret ve sohbet, şeyhin dikkate alması gereken esaslara adab-ı şeyh, müridin tabi olması gerekli olan esaslara da adab-ı mürit denir. Bu esaslara uymak amaca ulaşmayı sağladığından “usüle uymayan vusülden mahrum kalır” denilmiş ve terk-i edep edepsizlik sayılmıştır. İbn Atâ, “Salihlerin adabını uygulayan hürmet, evliyanın adabını uygulayan Allah’a yakınlık, sıddıkların adabını uygulayan temaşa, peygamberlerin adabını uygulayan üns ve inbisât makamına yaraşır hale gelir” demiştir. Tasavvufta kişinin nefsine uygulayacağı adaba adab-ı nefs denir. sülûkün her aşamasında gözetilmesi gereken belli bir adap vardır. Süfiler biri zahiri (şer'i) diğeri bâtıni olmak üzere iki türlü adaptan bahsederler. Zahiri ve şer'i adap tasavvufun temelidir. Bâtıni adap tefekkür. ve gönül halleriyle ilgilidir. Küçüklere evlat şefkati, büyüklere baba hürmeti ve akrana kardeşlik sevgisi göstermek tasavvufun genel adabının temelidir ( 415 437). Bkz. Usül, Asl- Fer, Edep, Erkan, Adab-ı tarikat.

27
Sözlük

Adem

م) 46) Yokluk, hiç. tas. Mâsivâ, zulmet, şer, bâtl, çirkin. Mutlak adem, adem-i muhal: Bu anlamda adem yoktur, var olması da mümkün değildir. Mutlak adem halis şer ve sırf karanlıktır (zulmet). Nitekim buna karşılık gelen vücut da halis hayr ve sırf nurdur. Adem bâtıl, vücut haktır. Mümkün adem: Olmayan, ama olması mümkün olan adem. Kıdemdeki adem, subuti adem ve subut da denir. Bu anlamda adem tasavvufta şey, ayn ve zat olup birtakım özelliklere ve niteliklere sahiptir. Mutlak adem zulmet, mümkün adem zıldır (gölge). Madum yok demektir. Madum var-yok bir şeydir; Allah'ın ilminde var, ama dış âlemde yoktur. Mümkün adem, Hakk'ın tecelli ettiği bir aynadır. Hak yokluk aynasında zuhur eder. Varlıklar ve eşya yokluk aynasındaki yansımalardır. Madde, âlem ve tüm varlıklar kendi asıllarına ve zatlarına göre madum, Hakk’a göre vardır; varlıklarını ondan alırlar. Bunun dışında onlara atfedilen varlık bir vehim ve hayaldir (sm 782, cİK 1:49). Âdemü'z-zaman Varımı ben Hakk’a verdim gayr-ı varım kalmadı Cümlesinden el çekip pes dü cihanım kalmadı Aziz Mahmud Hüdâi Âdem-—Adam i. ar. Çe! Sie? or. İnsanlığın babası, ilk insan, kişi, adam, insan. 2. a Allah'ın yeryüzündeki halifesi olan insan-ı kâmil, kâinattaki bütün hakikatleri kendisinde topladığı için kevn-i câmi ve ruh-ı âlem denilen insan. Bu insan bütün ilâhî isimlerin ve sıfatların mazharıdır. Adem odur ki adını âlemde andıra Alemde ad kalır u âlem gelir gider Âdem Dede Nev'iyâ lâzım değildir olmak falan ibn filân Marifet kesbeyle tâ bir âdem ol âdem gibi Nev'i

28
Sözlük

Afet

ç. Afat Musibet, bela, zarar, ziyan. tas. a Kötü huylardaki tehlikeler ve zararlar; örn. gıybet afeti, yalan afeti, şöhret afeti. b Organların ahlak dışı yollarda ve günaha yol açacak biçimde kullanılması; örn. dilin afeti yalan söylemek, kulağın afeti gıybet dinlemek, elin afeti hırsızlık yapmaktır. c Sülük halinde bulunan salikin ilerlemesini engelleyen dünyevi bağlar (alaik) ve maddi عب karlar. “Süfiler için afet oğlanlarla düşüp kalkmakta, zıt görüşte olanlarla yarenlik etmekte ve kadınlardan hediye kabul etmektedir”. 4 Aşk. Dil verme gam-ı aşka ki aşk afet-i cândır Aşk afet-i cân olduğu meşhür-i cihândır Fuzali Afet-i tarik (2 bö 1) Tarikat afeti, keramet. Afitap i fars. ب) 5 1) Güneş. Afitâb-ı celal (ululuk güneşi) ve afitab-1 vücut (varlık OE

29
Sözlük

Agâh

Vâkıf, muttali, müteyakkız, arif, aşina, dikkatli, haberdar, uyanık. tas. Halden anlayan, doğru yolu gösteren, maddi ve manevi olarak darda kalanların imdadına yetişen bilgin ve olgun; Hak adamı, hoşgörülü ve kalp gözü açık veli. Eski kaynaklarda agâh deyimi yerine aynı anlama gelmek üzere vâkıf terimi kullanılır. Nifferi, vâkıfı ariften üstün tutar. Agâh kişi gaflette olmayan uyanık kalbin niteliğini de dile getirir; örn. “Hakkın tecellisi nagâh gelir, ama dil-i agâha gelir”. Mevleviler, dervişleri sabah namazı için uyandırırken: “Agâh ol erenler,” derler. Olgun dervişe agâh cân denir. Birini teskin veya dikkatini bir noktaya çekmek için, “Agâh ol yâ hü,” denir. Bu deyim kendine gel, dikkatli ve uyanık ol anlamına gelir. Kâmil, arif, vâsıl ve âşık mürşitlere pir-i dil-agâh denir. “Zikirden maksat gönlün her zaman Hakk'ın huzurunda, muhabbet ve hürmet vasfıyla agâh olmasıdır. Agâhlık hasıl olursa zikrin gayesi hasıl olur. Zikrin özü ve ruhu gönlün Hak'tan agâh olmasıdır” (KRE 37. Bu şek bağrımda her gün gâh u bigâh Dolaştım “Hü” deyip dergâh dergâh Ümid ettim ki bir pir-i dil-âgâh Desin: “Destür” mihrâb-ı hafâdan Yahya Kemâl

30
Mekân

Hacı Bektâş-ı Velî Dergâhı, Hacıbektaş

Nevşehir · Türkiye · Eski adıyla Sulucakarahöyük (Karayol). O zamanlar çok muhtemel olarak bir Haydarî zâviyesi olan bu mütevazi dergâhta ömrünü tamamladı; kültün esas kaynağı da burasıdır. Vilâyetnâme 'ye göre ilk inzivâ mahalli Kızılca Halvet bugünkü dergâhın yerindedir.

31
Mekân

Nizâmeddin Evliyâ Türbesi, Gıyâspûr

Yeni Delhi · Hindistan · 664'te (1265-66) dergâhını açtığı ve 3 Nisan 1325'te vefat edip defnedildiği yer. Türbesi Sultan Muhammed b. Tuğluk tarafından inşa edilmiş olup Hindistan'ın en önemli ziyaretgâhlarındandır; yakınında müridi Emîr Hüsrev-i Dihlevî de medfundur.

32
Mekân

Serez (idam ve ilk kabir)

Serres · Yunanistan · Padişahın huzuruna getirildiği, kurulan ilim heyetinin kararıyla 1420'de idam edilip defnedildiği şehir. İlişkili kişi dosyası Şeyh Bedreddin-i Simâvnâvî : Şeyh Bedreddin (ö. 1420), Simavna kadısının oğlu; Kahire’de fıkıh tahsil eden, Hüseyin Ahlâtî’ye intisap eden, Musa Çelebi’nin kazaskerliğini yapan ve eserleri etrafında yoğun tartışmalar doğuran Osmanlı âlimidir.

33
Mekân

Cennetü'l-Muallâ Kabristanı

Mekke · Suudi Arabistan · Muhammed Cân en-Nakşibendî'nin 1266/(1850) vefatından sonra defnedildiği kabristan. Kabri üzerine yapılan türbe sonradan kaldırılmış; Hüseyin Vassâf ziyaretinde yalnız toprak zemin ile temelin kaldığını görmüştür.

34
Mekân

Malatya

Malatya · Türkiye · Hasan Visâlî Efendi'nin memleketi; Şeyh Feyzullah Efendi'ye burada intisap etmiş, sonraki yıllarda irşad için yine buraya gönderilmiştir. İlişkili kişi dosyası Şeyh Hasan-ı Visâli Efendi : Hasan Visâlî Efendi (1815–1902), Malatya’da Hacı Feyzullah Efendi’ye intisap eden; malını kaybettiği imtihan sonrasında hilâfetle Malatya, Trabzon, İstanbul ve Arnavutluk’a gönderilen Hâlidî şeyhidir.

35
Mekân

Edirne

Edirne · Türkiye · Ârif Bey'in uzun yıllar bulunduğu, Şeyh Şerefeddin Efendi'ye intisap edip hilâfet aldığı ve vefat ettiğinde büyük bir cenaze kalabalığının toplandığı şehir. İlişkili kişi dosyası Şeyh es-Seyyid Muhammed Ârif Bey : Seyyid Muhammed Ârif Bey, Edirne’de Şeyh Şerefeddin Efendi’nin terbiyesinde sülûkünü tamamlayan; İkinci Ordu serbaytarı ve miralay olarak görev yapan Halvetî halifesidir.

36
Mekân

Kirmasti Medresesi

İstanbul · Türkiye · Yirmi beş akçe ile müderrisliğini yaptığı medrese; nisbesiyle aynı adı taşır. İlişkili kişi dosyası Kirmastızâde Hüsrev Efendi : Kirmastızâde Hüsrev Efendi (ö. 967/1559-60), İznik'te yetişmiş; Rumeli şehirlerinde kadılık yapmış ve Sadru'ş-Şerîa üzerine hâşiye yazmış âlimdir.

37
Mekân

Balmumcu Tekkesi

İstanbul · Türkiye · İstanbul'da açılan ilk Şâzelî tekkelerinden biri. Şeyh Zâfir, ilk İstanbul gelişinde bu tekkenin bulunduğu Unkapanı civarında üç yıl kadar ikamet etmiş; sonraki yıllarda padişahla kurduğu ilişki sayesinde tekke yeniden inşa edilmiştir.

38
Mekân

Sokollu Mehmed Paşa Dergâhı

İstanbul · Türkiye · Mısrî’nin İstanbul’a ilk gelişinde ikamet edip erbaîn çıkardığı, Sultanahmed civarındaki dergâh. Hücre kapısındaki levhada onun bu dergâhı erbaîniyle ihyâ ettiğini söyleyen bir kıt‘a yazılıdır. İlişkili kişi dosyası Niyâzî-i Mısrî : Niyâzî-i Mısrî, XVII. yüzyıl Halvetî şiirinin en güçlü temsilcilerinden; sürgünler, vaazlar, irşad halkaları ve Türkçe Dîvân-ı İlâhiyyât'ıyla etkili olmuş sûfîdir.

39
Mekân

Şehzade Camii Hazîresi

İstanbul · Türkiye · 24 Şâban 1006 (1 Nisan 1598) tarihindeki vefatının ardından defnedildiği yer; kaynak “cami avlusunun caddeye bakan tarafı” diye tarif eder. İlişkili kişi dosyası Bostanzâde Mehmed Efendi : Bostanzâde Mehmed Efendi (942/1535-36–24 Şâban 1006/1 Nisan 1598), Osmanlı tarihinde azledildikten sonra yeniden şeyhülislâmlığa getirilen ilk isimdir. İhyâü ulûmi’d-dîn’i Türkçeye çevirmiş, Mülteka’l-ebhur’u şerhetmiş; manzum fetvaları, şiirleri ve ilmiye teşkilâtındaki etkisiyle tanınmıştır.

40
Mekân

Galata Mevlevîhânesi (Kalekapısı Hânkâhı)

İstanbul · Türkiye · 1258/(1842)’de harem dairesinde doğduğu, babasının ve kendisinin postnişinlik ettiği, matbah tâkındaki kitâbeyi hattıyla yazdığı ve babasının lahdine defnedildiği mevlevîhâne. İlişkili kişi dosyası Şeyh Muhammed Atâullâh Efendi : Seyyid Muhammed Atâullah Dede (1842–1910), Galata Mevlevîhânesi’nde doğup babası Kudretullah Efendi’den sonra yaklaşık kırk yıl postnişinlik yapan; mûsiki, hat ve çok dilli tahsiliyle tanınan Mevlevî şeyhidir.

41
Mekân

Tâhir Ağa Tekkesi

İstanbul · Türkiye · Fatih Âşık Paşa mahallesindeki tekke; uzun yıllar postnişinliğini yapmış, 1782 Tüfekhâne yangınında yandıktan sonra da hazîresine defnedilmiştir. Vasiyeti üzerine mezarının üstü açık bırakılmış, taşı hâcegân tâcı biçiminde yapılmıştır; türbe 1921'de Hüseyin Vassâf tarafından tamir ettirilmiştir. Konum yaklaşıktır.

42
Makale

Tasavvuf Tarihinin Üç Dönemi

Tasavvuf tarihini zühd, tasavvuf ve tarikat dönemleri üzerinden okuyan; dönemlerin birbirinden kesin duvarlarla ayrılmadığını hatırlatan giriş metni.

43
Makale

Şâbânî Kıyafet ve Sembol Dünyası

Hırka, renk, sarık, tâc, risâle, asâ, post ve seccadenin tarihî dili üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.

44
Makale

Sühreverdiyye’nin Bağdat’tan Multan ve Şiraz’a yayılması

Bahâeddin Zekeriyyâ Multânî, Necîbüddin Buzguş ve bölgesel kollar üzerinden yolun coğrafi genişlemesi.

45
Makale

Şihâbeddin Ömer es-Sühreverdî’nin hayatı, eserleri ve kamu görevi

Sühreverdî’yi yalnız tekke şeyhi değil, âlim, vaiz, müellif ve diplomatik görevler üstlenen tarihî bir şahsiyet olarak ele alan dosya.

46
Makale

Aziz Mahmud Hüdâyî: İlimden İrşada

Medrese, kadılık, Üftâde ve Üsküdar. Monografiden hareketle hazırlanmış özgün inceleme.

47
Makale

Hüdâyî'nin Eserleri ve İlâhileri

Yazılı ve musikili miras. Monografiden hareketle hazırlanmış özgün inceleme.

48
Makale

Celvetiyye'nin Tarihî Silsilesi

Erdebîl'den Üsküdar'a aktarım. Monografiden hareketle hazırlanmış özgün inceleme.

49
Makale

Nakşibendî-Hâlidî Nehrî Kolu

Nehrî'den Türkiye, İran ve Irak'a uzanan aktarım ağı. Mehmet Saki Çakır'ın doktora tezinden hazırlanmış özgün editoryal dosya.

50
Makale

Nehrî'den Yayılan Kollar

Gayda, Norşin, Sûrsûre, Küfrevî, Arvâs ve Bârzân bağlantıları. Mehmet Saki Çakır'ın doktora tezinden hazırlanmış özgün editoryal dosya.

51
Makale

Hâlisiyye: Kerkük'ten Yukarı Fırat'a

Kadiriyye'nin bölgesel aktarım haritası. Tezin ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.

52
Makale

Hacı Ömer Hüdâyî Baba'nın Halife Ağı

Doğrudan halifeler ile ikinci kuşak bağlıları ayırmak. Tezin ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.

53
Makale

Rifâiyye'nin İstanbul ve Balkan Yolculuğu

Üsküdar'dan Unkapanı, Yakova ve Prizren'e. Risâleden hazırlanmış özgün ve ihtiyatlı editoryal inceleme.

54
Eser

SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI

Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e

55
Eser

SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI

Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş

56
Eser

Sayfalar 1–9

Muzaffer Ozak Külliyatı · ELHAC MUZAFFER OZAK İRSAD 1.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALÂH BİLİCİ KITA

57
Eser

Sayfalar 3–12

Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 42 5846 Sayılı Kanun gereğince te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ARBEN Matbaası Ista

58
Eser

Sayfalar 4–12

Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1

59
Eser

Sayfalar 1–10

Muzaffer Ozak Külliyatı · Elhac Muzaffer OZAK colli ZİYNET-UL-KULÜB KALPLERİN ZİYNETİ] Aşık sohbetleri ve evradı şerifeler AYRICA ASKÎ DİVANI SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ Ali BİLİCİ Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Işha

60
Eser

Sayfalar 1–8

Muzaffer Ozak Külliyatı · eSSz ELHAC MUZAFFER OZAK İR$ÂD 152 0 3.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALAH