Ara
Menü

Şeyh Gâlib

Şeyh Gâlib (Mehmed Esad, 1171/1757 – 1213/1799), yirmi altı yaşında Hüsn ü Aşk 'ı yazan ve otuz dört yaşında Galata Mevlevîhânesi şeyhi olan divan şiirinin son büyük şairi; sebk-i Hindî'nin Türkçedeki zirvesi ve eski şiire ilk köklü eleştiriyi getiren isim.

Doğum
1757
Vefat
1799
Unvan
Galata Mevlevîhânesi şeyhi, şair ve Hüsn ü Aşk müellifi

Doğumu ve adı

1171'de (1757) İstanbul'da Yenikapı Mevlevîhânesi yakınlarındaki bir evde dünyaya geldi. Doğumuna “eser-i aşk” ve “cezbetu'llah” terkipleri tarih düşürüldü; adı, mevlevîhânenin şeyhi Kûçek Mehmed Dede ile halefi Seyyid Ebûbekir Dede'nin tavsiyesiyle Mehmed Esad kondu.

Dedesi Mevlevî'ydi; babası Mustafa Reşid Efendi de Peçuylu Ârif Ahmed Dede'den inâbe almıştı. Annesi Emine Hatun'dur. İlk eğitimini babasından aldığını divanında ve Hüsn ü Aşk'ında belirtir.

Tahsili ve mahlası

1780'de Galata Mevlevîhânesi'ne şeyh olan Hüseyin Efendi'den istifade etti. Arapça'yı Hamdi Efendi'den, Farsça'yı Hoca Neş'et'ten öğrendi. Neş'et Efendi kendisine “Esad” mahlasını verdiyse de, dönemin Esad isimli şairleriyle karıştırılmamak için sonradan “Gâlib” mahlasını kullanmaya başladı. Divanında “Esad” elli, “Esad Galib” iki, “Galib” 463 defa geçer.

Konya'ya kaçış ve çile

Dîvân-ı Hümâyun Kalemi'nde bir müddet çalıştıktan sonra, ailesinin pek tasvip etmemesine rağmen 1198'de (1784) Konya'ya gidip Mevlânâ Dergâhı'nda çileye girdi ve Çelebi Seyyid Ebûbekir Efendi'nin sohbetlerinde bulundu.

Babası Mustafa Reşid Efendi oğlunun İstanbul'dan ayrılmasına tahammül edemeyip Çelebi Efendi'ye başvurdu; o da “tekmîl-i çillenin Yenikapı Dergâhı'nda ikmalinin muktezâ-yı merdî ve hüner” olduğunu söyleyerek genç dervişi İstanbul'a gönderdi. Gâlib çilesini 1201'de (1787) Yenikapı Mevlevîhânesi'nde tamamlayarak “dede” oldu; bu arada Ali Nutkî Efendi ile Aşçıbaşı Şerif Ahmed Dede'den epeyce faydalandı ve Ali Nutkî Efendi'den hilâfet aldı.

Sütlüce yılları

1203'te (1789) Trabzonlu Köseç Ahmed Dede'nin et-Tuhfetü'l-behiyye'sine, Ali Nutkî Efendi'nin izniyle es-Sohbetü's-sâfiye adlı hâşiyeyi yazdı. Ardından Yûsuf Sîneçâk Dede'nin Sütlüce'deki türbesi yanında bir ev satın alarak 5 Receb 1204'te (21 Mart 1790) buraya yerleşti ve kabrine bakan bu evde Sîneçâk'in Cezîre-i Mesnevî'sini şerhetti.

Galata Mevlevîhânesi şeyhliği

Galata Mevlevîhânesi şeyhi Halil Nûman Dede'nin azli üzerine yerine Konya Şems Dergâhı türbedarı Şemsî Dede tayin edildi; fakat o İstanbul'a gelirken Kütahya'da vefat ettiğinden, Konya Mevlevî Âsitânesi şeyhi Mehmed Emin Çelebi'nin emirnâmesiyle 9 Şevval 1205'te (11 Haziran 1791) şeyhlik Gâlib Dede'ye verildi — otuz dört yaşındaydı.

III. Selim ile dostluğu

Bu tayinle birlikte III. Selim'le dostlukları gelişti. Aynı zamanda Türk mûsikisi bestekârı olan, “İlhâmî” mahlasıyla şiir yazan ve hatla uğraşan hükümdara mevlevîhânenin tamiri için bir kaside takdim edince padişah tekkeyi tamir ettirdi (1792). 4 Ağustos 1792'deki ilk mukabele vesilesiyle yazdığı on sekiz beyitlik tarih manzumesi mevlevîhânenin kapısına yazılmıştır.

İlgi devam etti: 1793'te bir şadırvan, 1794'te semâhâne içine mahfel-i hümâyun yaptırdı, 1795'te semâhâneyi yeniden tamir ettirdi — semâhâne için yazdığı dokuz beyitlik tarih de binanın kapısındadır. Humbarahâne-i Cedîd'deki Yenicami mesnevîhanlığı da ona verildi; padişah buradaki mukabelelere genellikle katıldı.

III. Selim ona Cevrî hattıyla yazılmış bir Mesnevî hediye etti; 1793'te kardeşi Beyhan Sultan'la birlikte 300 altın sarfederek divanını ciltletip tezhip ettirdi; 1794'te çıkardığı bir fermanla mesnevîhanlıkların inhâsını da ona bıraktı.

Devrin siyasî hadiselerinden uzak durmadığı anlaşılıyor: Nizâm-ı Cedîd teşebbüsüne karşı Konya Mevlânâ Dergâhı şeyhi Mehmed Çelebi'nin rehberliğinde bir muhalefet yürütülürken, Şeyh Gâlib'in teşebbüsü desteklediği Başbakanlık Arşivi kayıtlarından anlaşılmaktadır.

Kayıplar ve vefatı

1209'da (1794) annesi Emine Hatun'un, 1211'de (1796) müridi ve “yâr-ı gār”ı Esrar Dede'nin vefatı onu derinden üzdü; Esrar Dede için bir mersiye kaleme aldı. Bir yıl sonra hastalandı; hastalığına dair çeşitli rivayetler ileri sürülmüştür — genç yaşta şeyh olması, geniş bilgisi, sarayın teveccühü ve akranı arasındaki nisbetsiz saygınlığı sübjektif kanılara yol açmıştır.

En son şiiri olan, Hamdullah Efendi'nin verdiği “henüz” redifli Farsça gazele yaptığı nazîrede ölümünün yaklaştığını ima eden beyitler vardır. 27 Receb 1213 (4 Ocak 1799) tarihinde, kırk iki yaşında vefat etti.

Kabri, bugün Divan Edebiyatı Müzesi olan Galata Mevlevîhânesi bahçesindeki İsmâil Ankaravî Türbesi'ndedir. Şerife Âişe adında bir şeyh kızıyla evlenmiş; Zübeyde adında bir kızı, Ahmed ve Mehmed adında iki oğlu olmuştur. Padişah, ölümü üzerine bir fermanla çocuklarına Gümrük Mukātaası'ndan otuzar akçe maaş tahsis etmiştir.

Divan şiirinin son büyük şairi

Nedîm ile lirizmde, Nâbî ile hikemî tarzda en güzel örneklerini veren klasik şiirin tekrara ve taklide düştüğü bir dönemde yetişti; divan şiirinin son büyük şairi olduğunda hemen bütün tenkitçiler birleşir.

Ahmet Hamdi Tanpınar'a göre Hüsn ü Aşk'ın baş tarafındaki Nâbî eleştirisiyle gerçekte şair değil ilk defa şiir geleneği hedef alınmıştır. Hayâlî Bey, Nef'î, Fehîm-i Kadîm, Neşâtî ve Fasîh Ahmed Dede'den etkilenmekle birlikte şiirde bilinçli şekilde yeniliği aradı.

Alışılmış gazel ve kasidelerinin dışında özellikle terciibend, terkibibend, müseddes ve tardiyyelerindeki hayaller, soyut ve somut kavramları birbirine yaklaştıran terkipler, kendisinden bir asır sonra bunları deneyecek Edebiyât-ı Cedîde şairlerini müjdeler. Tanpınar onun şiirini “avize gibi renk ve ışık dolu” diye tarif etmiştir.

Sebk-i Hindî

Bu hamlede sebk-i Hindî akımının etkisi belirleyicidir. Başta Şevket-i Buhârî olmak üzere bu mektebe bağlı şairlerin en önemli özelliği, anlamın bilmeceye dönüşecek kadar derin, girift, zarif ve ince olmasına özen göstermeleri; hayal güçlerini son sınırına kadar kullanarak anlamı şaşırtıcı imajlarla ve duyulmadık mazmunlarla zenginleştirmeleridir.

Gâlib bir rubâîsinde mazmunlarını anlamayanları ayıplamayacağını, çünkü bunların her birinin “güher-i gayb-ı hüviyyet” olduğunu ve akıl dalgıcının bu incileri bulup çıkaramayacağını söylerken aslında sebk-i Hindî'yi tarif etmektedir. Şevket-i Buhârî'ye ömrünün sonuna kadar mânevî bir bağlılık duymuş, Hüsn ü Aşk'taki bütün hayalleri “hayâl-i Şevket” inceliğinde işlemiştir.

Poetikası: “Ne değildir?”

Hüsn ü Aşk'ın sonundaki “Fahriyye-i Şâirâne”de poetikasının temel ilkelerini anlatır. Yaşadığı devirde ciddiye alınacak tek şair bile bulunmadığını, kendi bulduğu hazineyi yine kendisinin tükettiğini söyleyerek sözde sultanlığını ilân eder.

Eserin bir başka bölümünde devrinin “müteşair”lerini (şairlik taslayanlar) üç gruba ayırıp alaylı bir dille eleştirir:

  • Birinci grup: eski neslin şiiri beraberinde götürdüğünü, kendilerinin onlardan kalan birkaç şair olduğunu söyleyip birbirlerine dalkavukluk edenler. İnşâ gücünden mahrum olduklarını gizlemek için “söylenmedik söz kalmadı” derler, bikr-i mazmûnu inkâr ederler.
  • İkinci grup: kâtip sınıfı. Münşeât-ı Râgıb'ı ezbere bilen, sözlerini ıstılahlara boğan, gerçek şiire güçleri yetmediğinden mey ve mahbub dolu tatsız manzumeler üretenler.
  • Üçüncü grup: medreseliler. Telhîs'teki belâgat kaidelerini örnekleriyle ezberlemeyi şairlik iddiası için yeterli sayanlar.

Bu sonuncuların saf şiiri küçümsemesinden söz ederken kullandığı “şehd-i nazm” (şiir balı, hâlis şiir) tabiriyle, sembolistlerin anladığı mânada saf şiiri onlardan çok önce farketmiş görünmektedir.

Feyz-i sühan

Ona göre yeni söz söyleme imkânının kalmadığı iddiası doğru değildir: varlıkta değişme ve yenilenme varsa sözde de olmalıdır. Kullarına söz feyzini ihsan eden Allah feyyâz-ı sühandır ve feyz-i sühan sonsuzdur; sözlerin öncekilerce tüketilmiş olması ve kendilerine söz feyzi verilmiş şairlerin söylenmişi tekrar söylemesi düşünülemez. Bu fikri açıklarken bikr-i mazmûn ve mazmûn-ı nev gibi tabirler kullanır.

Ona göre hâlis şiir bir çeşit vahiydir ve bu cevher taze edâ gerektirir. Gerçek şairin hayal şahini en çapraşık yollarda bile yönünü kaybetmez, dedikodu devine çarpılmadan şiir ceylanını avlayıverir.

Bu yönüyle eski şiire en güçlü eleştirinin Nâmık Kemal ve Ziyâ Paşa'dan çok önce Gâlib'den geldiği söylenebilir. Şiiri gündemden hiç düşmemiş, çağdaşlarından günümüze kadar çok sayıda şairi derinden etkilemiştir.

COĞRAFÎ HAFIZA8 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi8 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Menkıbeler

İlk 2 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

Sürûrî'nin ta'rîzi ve Gâlib'in cevabı

Sürûrî'nin mahlasıyla alay eden ta'rîz kıtasına Şeyh Gâlib, onun mahlasının “Gurûrî” olması gerektiğini söyleyen bir kıtayla karşılık vermiştir.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Sürûrî, adının Es'ad mı Gâlib mi olduğunu soran ve şairâne tagallüp iddiasına karşılık onu söz erbabının önünde “gâlibâ mağlûb” sayan bir kıta yazar.

Şeyh Gâlib'in cevabı aynı ölçüde keskindir: mağrurluğu günden güne artan muhatabına mahlasının “Gurûrî” olmasının daha yakışacağını söyler ve “Gâlib görünen Es'ad'a menhûs diyorsun / Hüznî'yi unutduk mu ne yapdın a Sürûrî” diyerek terk ettiği eski mahlasını da şakaya katar.

Çerçeve. Bu atışma, divan şiirinin sadece methiye ve mistik hayalden ibaret olmadığını; mahlas, şöhret ve üstünlük iddiasının açıkça çekişme konusu edildiği bir meydan olduğunu gösterir. Sefîne'nin bunu bir şeyh maddesinde nakletmesi de dikkate değer: velî portresi çizilirken şairin hazırcevaplığı bir kusur değil, meziyet olarak kaydedilmiştir. Kıtaların Sefîne'de nakil yoluyla aktarılması sebebiyle kayıt, tarihî belge değil gelenek içi bir anlatı olarak alınmalıdır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

“Bu tahtaya o kara sakal yakışmıyor”

Cenazenin yıkanması sırasında babasının sözü.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Ali Enver, Semâhâne-i Edeb'de cenazenin yıkanması sırasında babası Mustafa Reşid Efendi'nin ağlayarak “Ah oğul! Bu tahtaya o kara sakal yakışmıyor” dediğini nakleder.

Çerçeve. Şeyh Gâlib kırk iki yaşında vefat etti; babası kendisinden sonra yaşadı. Aynı baba, on beş yıl önce oğlunun Konya'ya gitmesine dayanamayıp geri getirtmişti.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Ali Enver, Semâhâne-i Edeb.

Hayatından kayıtlar

İlk 5 kayıt gösteriliyor

BİYOGRAFİK KAYIT

Çilenin Konya'da başlayıp Yenikapı'da bitmesi

Oğlunun ayrılığına dayanamayan babanın Çelebi Efendi'ye başvurması.

Metni gösterMetni daralt

1784'te ailesinin tasvip etmemesine rağmen Konya'ya gidip Mevlânâ Dergâhı'nda çileye girdi. Babası Mustafa Reşid Efendi oğlunun İstanbul'dan ayrılmasına tahammül edemeyip Çelebi Seyyid Ebûbekir Efendi'ye başvurdu; Çelebi Efendi “tekmîl-i çillenin Yenikapı Dergâhı'nda ikmalinin muktezâ-yı merdî ve hüner” olduğunu söyleyerek genç dervişi İstanbul'a gönderdi.

Çerçeve. Çilesini 1787'de Yenikapı'da tamamlayıp dede oldu. Bir baba ricasının, bin bir günlük hizmetin yerini değiştirebilmesi, dönemin dergâh hayatının katı olduğu kadar esnek de olduğunu gösterir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Şeyh Galib”, c. 39, s. 54-57.
BİYOGRAFİK KAYIT

Kapıya yazılan tarih

Kaside karşılığında tamir edilen mevlevîhâne ve ilk mukabele.

Metni gösterMetni daralt

III. Selim'e Galata Mevlevîhânesi'nin tamiri için bir kaside takdim edince padişah arzusunu yerine getirip tekkeyi tamir ettirdi (1792). 4 Ağustos 1792'de yapılan ilk mukabele vesilesiyle yazdığı on sekiz beyitlik tarih manzumesi mevlevîhânenin kapısına yazılmıştır.

Çerçeve. 1793'te şadırvan, 1794'te mahfel-i hümâyun, 1795'te semâhâne tamiri izledi; her biri için yazdığı tarihler divanındadır, semâhâne için yazdığı dokuz beyitlik olan da binanın kapısındadır. Şiirin doğrudan taşa geçtiği ender bir ilişki.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Şeyh Galib”, c. 39, s. 54-57.
BİYOGRAFİK KAYIT

300 altınlık divan

III. Selim ile Beyhan Sultan'ın divanını ciltletip tezhip ettirmesi.

Metni gösterMetni daralt

III. Selim 1793'te kardeşi Beyhan Sultan'la birlikte 300 altın sarfederek Şeyh Gâlib'in divanını ciltletip tezhip ettirdi. Padişah ayrıca ona Cevrî hattıyla yazılmış bir Mesnevî hediye etmiş, 1794'te bir fermanla mesnevîhanlıkların inhâsını da ona bırakmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Şeyh Galib”, c. 39, s. 54-57.
BİYOGRAFİK KAYIT

Son şiirdeki ima

“Henüz” redifli Farsça gazele yazdığı nazîre.

Metni gösterMetni daralt

En son şiiri, Hamdullah Efendi'nin verdiği “henüz” redifli Farsça gazele yaptığı nazîredir; ölümünün yaklaştığını ima eden beyitler taşır.

Çerçeve. Hastalığına dair çeşitli rivayetler ileri sürülmüştür. Kaynak bunların sebebini açıkça söyler: genç yaşta şeyh olması, geniş bilgisi, sarayın teveccühü ve akranı arasındaki nisbetsiz saygınlığı sübjektif kanılara yol açmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Şeyh Galib”, c. 39, s. 54-57.
BİYOGRAFİK KAYIT

Esrar Dede'nin ardından

İki yıl arayla annesini ve “yâr-ı gār”ını kaybetmesi.

Metni gösterMetni daralt

1794'te annesi Emine Hatun'u, 1796'da müridi ve “yâr-ı gār”ı Esrar Dede'yi kaybetti; Esrar Dede için bir mersiye kaleme aldı. Bir yıl sonra kendisi hastalandı.

Çerçeve. Esrar Dede'nin divanında Şeyh Gâlib'in kızı Zübeyde'nin doğumuna düşürülmüş bir tarih de bulunur — iki şairin dostluğu aile hayatına kadar uzanıyordu. Gâlib ayrıca Esrar Dede'nin Tezkire-i Şuarâ-yı Mevleviyye'sindeki şiirleri derlemiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Şeyh Galib”, c. 39, s. 54-57.

Eserleri ve metinleri

İlk 4 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Hüsn ü Aşk

Altı ayda yazılmış, 2041 beyitlik sembolik mesnevi; sâlikin seyr ü sülûkü.

Metni gösterMetni daralt

1783'te, yirmi altı yaşındayken altı ay gibi kısa bir sürede kaleme aldı. 2041 beyit ve dört tardiyyeden oluşan tasavvufî, fantastik ve sembolik bir mesnevidir; tasavvuf yolundaki bir sâlikin seyr ü sülûk-i rûhânîsi anlatılır.

Nâbî'nin Hayrâbâd'ının etkisini ortadan kaldırmak amacıyla yazılmıştır; baş tarafındaki Nâbî eleştirisiyle Tanpınar'a göre ilk defa şair değil şiir geleneğinin kendisi hedef alınmıştır. Otuzun üzerinde yazma nüshası vardır; Tâhirülmevlevî, Vasfi Mahir Kocatürk, Orhan Okay – Hüseyin Ayan ve Muhammed Nur Doğan neşirleri bulunur. Abdülbaki Gölpınarlı, şairin kendi el yazısıyla olan nüshanın tıpkıbasımını yapmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Şeyh Gâlib, Hüsn ü Aşk (nşr. Abdülbaki Gölpınarlı, tıpkıbasım, İstanbul 1968; Orhan Okay – Hüseyin Ayan, İstanbul 1975).
TARİHÎ KAYIT

Divan

Yirmi dört yaşında tertip edilip 5500 beyite çıkan divan; kırktan fazla nüshası var.

Metni gösterMetni daralt

1781'de henüz yirmi dört yaşındayken tertip etti, sonraki şiirleriyle 5500 beyite çıkardı. Çoğu İstanbul kütüphanelerinde olmak üzere kırkın üzerinde nüshası; Kahire, Londra ve Paris'te altı nüshası vardır.

İçinde yirmi dokuz kaside, bir terciibend, dört terkibibend, yedi müsemmen, sekiz müseddes, on yedi tahmîs, dört muhammes, bir tard ü rekb, altı murabba, altı şarkı, on üç mesnevi, bir bahr-i tavîl, bir tezkire, 372 gazel, 130 kıta, altmış üç rubâî, doksan beş beyit ve beş mısra bulunur. Bunların içinde yalnız III. Selim için on bir kaside, yirmi dört tarih, bir terciibend, bir şarkı, iki mesnevi ve altı beyit vardır. Topkapı nüshalarından birinde hece vezniyle yazılmış bir türkü yer alır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Şeyh Gâlib, Dîvan (ta'lik baskı, 1252/1836).
TARİHÎ KAYIT

Şerh-i Cezîre-i Mesnevî

Sîneçâk'in kabrine bakan evde yazdığı, tek Türkçe mensur eseri.

Metni gösterMetni daralt

Yûsuf Sîneçâk'in Mesnevî'den 366 beyit seçerek meydana getirdiği antolojiye 1790'da yazdığı şerh; müellifin Türkçe tek mensur eseri olması bakımından ayrı önem taşır. Yazarken Sîneçâk'in Sütlüce'deki kabrine bakan evde oturuyordu.

Daha önce Abdullah Bosnevî, Mehmed İlmî Dede ve Cevrî İbrâhim Çelebi'nin şerhettiği eserin bu yeni şerhi mübtedîler için kaleme alınmıştır. Üstadı Ali Dede Efendi'nin teşvikiyle ve içinde bulunduğu kültür ve mâneviyat ortamına karşı bir minnet borcu düşüncesiyle yazdığını belirtir. Seçilen beyitler kendi aralarında bir konu bütünlüğü oluşturur; “Tenbih” bölümünde yerine göre beyitlerin iki vecih üzere açıklandığını söyler.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Şeyh Gâlib, Şerh-i Cezîre-i Mesnevî (nşr. Turgut Karabey – Mehmet Vanlıoğlu – Mehmet Atalay, Erzurum 1996).
TARİHÎ KAYIT

es-Sohbetü's-sâfiye

Köseç Ahmed Dede'nin Mevlevî âdâbına dair risâlesine Arapça ta'lîkāt.

Metni gösterMetni daralt

Trabzonlu Şeyh Köseç Ahmed Dede'nin et-Tuhfetü'l-behiyye fî tarîkati'l-Mevleviyye adlı Arapça risâlesine yine Arapça yazılmış bir ta'lîkāttır; 1789'da, şeyhi Ali Nutkî Efendi'nin izniyle kaleme alınmıştır.

Ahmet Remzi Akyürek'in en-Nushatü'ş-şâfiye adlı Türkçe tercümesi İbrahim Kutluk tarafından yayımlanmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Şeyh Gâlib, es-Sohbetü's-sâfiye; Türkçe trc. Ahmet Remzi Akyürek (nşr. İbrahim Kutluk, TDED, III/1-2 [1948], s. 21-47).

Kavram dünyası

İlk 6 kayıt gösteriliyor

KAVRAM

Hüznî'den Gâlib'e: mahlasın hikâyesi

Es'ad mahlasını Neş'et'in bir beytiyle almış, önceleri “Hüznî” mahlasını kullanmış, devrinde çoğalan Es'adlardan ayrılmak için “Gâlib”i tercih etmiştir.

Metni gösterMetni daralt

Sefîne, mahlasın veriliş ânını Neş'et'in beytiyle kaydeder: pîrlerin dilinden işiterek ona Es'ad mahlasını vermiş ve bunu bir saadet, bir şan saymıştır.

Fakat mahlas hikâyesi burada bitmez. Vassâf, şairin evâil-i hâlinde “Hüznî” mahlasını kullandığını, sonra devrinde türeyen ve metinde “yâve-gû” (boş sözlü) diye nitelenen Es'adlardan temayüz etmek maksadıyla “Gâlib” mahlasını seçtiğini yazar.

Çerçeve. Üç mahlas, bir şairin kendini üç ayrı biçimde konumlandırışıdır: Hüznî bir hâli, Es'ad bir icâzeti, Gâlib ise bir iddiayı adlandırır. Mahlas seçiminin rekabetle açıklanması, divan şiirinin adlandırma pratiğinin mistik bir tevcih kadar edebî meydanın basıncıyla da şekillendiğini gösterir; bu, gelenek anlatısının değil doğrudan Sefîne'de kayıtlı bir izahın sonucudur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
KAVRAM

Recâîzâde Ekrem ve Ahmed Hikmet'in Gâlib okuması

Vassâf, Gâlib hakkında iki modern edibin hükmünü nakleder: Recâîzâde Ekrem onu hayalin tahtında ebedî oturan bir dâhî sayar, Ahmed Hikmet ise renk, âhenk, hayâl-i muhâl ve iğrâk şairi olarak tanımlar.

Metni gösterMetni daralt

Sefîne, Şeyh Gâlib'i yalnız tekke hafızasıyla değil, kendi devrinin edebî otoriteleriyle de tartar. Recâîzâde Ekrem'e “Hüsn ü Aşk şairi kimdir?” diye sorulsa, tereddütsüz “Evreng-i bülend-i hayâlin sultân-ı ebed-nişîni bir dâhîdir” diye cevap vereceğini söyler; şairi olağanüstü yaratılışlılardan sayar.

Aynı değerlendirme övgüde kalmaz. Recâîzâde, Hüsn ü Aşk'ın galat ve haşivden büsbütün sâlim olmadığını, buna rağmen pek parlak parçalar taşıdığını ve Türkçede mesnevi tarzında yazılmış eski şiirlerin en güzellerinden olduğunu belirtir. Ahmed Hikmet ise onu renk ve âhenk, hayâl-i muhâl, tezat ve iğrâk şairi diye tanımlar.

Çerçeve. Bu iki hüküm, Sefîne'nin bir menâkıb kitabı olmakla yetinmeyip modern edebî tenkidi de kayda geçirdiğini gösterir. Gâlib'in şöhreti burada kerâmetle değil, XIX. yüzyıl sonu edebiyat çevresinin verdiği notla ölçülmektedir; dahası övgü ile kusur tespiti yan yana durur. Gelenek anlatısı velîyi tenkitten muaf tutmaya meyilliyken, bu pasajda şair açıkça eleştiriye açık bir müellif olarak ele alınır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
TARİHÎ KAYIT

Sebk-i Hindî

Anlamı bilmeceye yaklaştıran, duyulmadık mazmunlar arayan üslûp.

Metni gösterMetni daralt

Hint, Afgan ve Türk edebiyatlarında güçlü taraftarları bulunan bu mektebin şairleri, anlamın bilmeceye dönüşecek kadar derin, girift, zarif ve ince olmasına özen gösterir; hayal güçlerini son sınırına kadar kullanarak anlamı şaşırtıcı imajlarla ve duyulmadık mazmunlarla zenginleştirirler.

Gâlib bir rubâîsinde mazmunlarını anlamayanları ayıplamayacağını, bunların her birinin güher-i gayb-ı hüviyyet olduğunu ve akıl dalgıcının bu incileri çıkaramayacağını söyler — bu, sebk-i Hindî'nin kendi ağzından tarifidir. Baş temsilcisi saydığı Şevket-i Buhârî'ye ömrü boyunca mânevî bir bağlılık duymuştur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Şeyh Galib”, c. 39, s. 54-57.
TARİHÎ KAYIT

Bikr-i mazmûn / feyz-i sühan

“Söylenmedik söz kalmadı” iddiasına verdiği cevap.

Metni gösterMetni daralt

Devrinin şairleri, inşâ gücünden mahrum olduklarını gizlemek için “dünyada söylenmedik söz kalmadı” diyor ve bikr-i mazmûnu (bâkir mazmun, hiç kullanılmamış imge) inkâr ediyorlardı.

Gâlib'in cevabı ilâhî bir zemine dayanır: varlıkta değişme ve yenilenme varsa sözde de olmalıdır. Kullarına söz feyzini ihsan eden Allah feyyâz-ı sühandır, feyz-i sühan sonsuzdur; kendisine söz feyzi verilmiş bir şairin söylenmişi tekrar söylemesi düşünülemez. Ona göre hâlis şiir bir çeşit vahiydir ve taze edâ gerektirir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Şeyh Gâlib, Hüsn ü Aşk, “Fahriyye-i Şâirâne”.
TARİHÎ KAYIT

Şehd-i nazm

“Şiir balı” — hâlis şiir; saf şiir fikrinin erken bir ifadesi.

Metni gösterMetni daralt

Medreselilerin saf şiiri küçümsemesinden söz ederken kullandığı tabirdir: şehd-i nazm, şiir balı, yani hâlis şiir.

Bu kavramla, sembolistlerin anladığı mânada saf şiiri onlardan çok önce farketmiş görünmektedir. Telhîs'teki belâgat kaidelerini örnekleriyle ezberlemeyi şairlik için yeterli sayanlara yönelttiği eleştiri de buradan doğar.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Şeyh Gâlib, Hüsn ü Aşk.
TARİHÎ KAYIT

Mesnevîhanlık ve mukabele

Mesnevî takriri ve mevlevîhânede haftalık âyin; ikisi de ona verildi.

Metni gösterMetni daralt

Mukabele, mevlevîhânede haftalık olarak icra edilen âyin merasimidir; mesnevîhanlık ise Mesnevî'yi takrir etme yetkisidir.

Şeyh Gâlib'e Galata Mevlevîhânesi şeyhliğinin yanı sıra Humbarahâne-i Cedîd'deki Yenicami mesnevîhanlığı da verildi; III. Selim buradaki mukabelelere genellikle katılırdı. 1794'te çıkan bir fermanla mesnevîhanlıklara aday gösterme yetkisi de ona bırakıldı.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Şeyh Galib”, c. 39, s. 54-57.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

İstanbul, Beyoğlu · TürkiyeGalata Mevlevîhânesi11 Haziran 1791'den vefatına kadar şeyhlik yaptığı dergâh; III. Selim'in tamir ettirdiği, kapısına ve semâhâne kapısına onun tarih manzumelerinin yazıldığı yer. Kabri bahçedeki İsmâil Ankaravî Türbesi'ndedir. Bugün Divan Edebiyatı Müzesi'dir.İstanbul · TürkiyeYenikapı MevlevîhânesiYakınlarındaki bir evde doğdu; adını buranın şeyhleri koydu. Çilesini 1787'de burada tamamlayıp dede oldu ve Ali Nutkî Efendi'den hilâfet aldı. İlişkili kişi dosyası Şeyh Gâlib : Şeyh Gâlib (1757–1799), Mevlevî dedesi ve Galata Mevlevîhânesi şeyhi; Hüsn ü Aşk mesnevisi ve divanıyla klasik Türk şiirinin son büyük temsilcilerindendir.Konya · TürkiyeMevlânâ Dergâhı1784'te ailesinin itirazına rağmen gelip çileye girdiği âsitâne; Çelebi Seyyid Ebûbekir Efendi'nin sohbetlerinde bulundu, sonra çilesini tamamlamak üzere İstanbul'a gönderildi. İlişkili kişi dosyası Şeyh Gâlib : Şeyh Gâlib (1757–1799), Mevlevî dedesi ve Galata Mevlevîhânesi şeyhi; Hüsn ü Aşk mesnevisi ve divanıyla klasik Türk şiirinin son büyük temsilcilerindendir.İstanbul · TürkiyeSütlüce (Yûsuf Sîneçâk Türbesi yanı)21 Mart 1790'da yerleştiği ev; Sîneçâk'in kabrine bakıyordu ve Şerh-i Cezîre-i Mesnevî burada yazıldı. İlişkili kişi dosyası Şeyh Gâlib : Şeyh Gâlib (1757–1799), Mevlevî dedesi ve Galata Mevlevîhânesi şeyhi; Hüsn ü Aşk mesnevisi ve divanıyla klasik Türk şiirinin son büyük temsilcilerindendir.İstanbul · TürkiyeYenicami (Humbarahâne-i Cedîd)Kendisine verilen mesnevîhanlık görevini yürüttüğü cami; III. Selim buradaki mukabelelere genellikle katılırdı. İlişkili kişi dosyası Şeyh Gâlib : Şeyh Gâlib (1757–1799), Mevlevî dedesi ve Galata Mevlevîhânesi şeyhi; Hüsn ü Aşk mesnevisi ve divanıyla klasik Türk şiirinin son büyük temsilcilerindendir.Kütahya · TürkiyeKütahyaGalata şeyhliğine önce tayin edilen Şemsî Dede'nin İstanbul'a gelirken vefat ettiği yer; makam bu sebeple Gâlib Dede'ye kaldı. İlişkili kişi dosyası Şeyh Gâlib : Şeyh Gâlib (1757–1799), Mevlevî dedesi ve Galata Mevlevîhânesi şeyhi; Hüsn ü Aşk mesnevisi ve divanıyla klasik Türk şiirinin son büyük temsilcilerindendir.İstanbul · TürkiyeTopkapı Sarayı (III. Selim)Divanını 300 altınla tezhip ettiren, Cevrî hattıyla bir Mesnevî hediye eden ve mesnevîhanlıkların inhâsını ona bırakan padişahın sarayı. İlişkili kişi dosyası Şeyh Gâlib : Şeyh Gâlib (1757–1799), Mevlevî dedesi ve Galata Mevlevîhânesi şeyhi; Hüsn ü Aşk mesnevisi ve divanıyla klasik Türk şiirinin son büyük temsilcilerindendir.İstanbul · TürkiyeDîvân-ı Hümâyun KalemiKonya'ya gitmeden önce bir müddet çalıştığı yer. İlişkili kişi dosyası Şeyh Gâlib : Şeyh Gâlib (1757–1799), Mevlevî dedesi ve Galata Mevlevîhânesi şeyhi; Hüsn ü Aşk mesnevisi ve divanıyla klasik Türk şiirinin son büyük temsilcilerindendir.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]TDV İslâm Ansiklopedisi, “Şeyh Galib”, c. 39, s. 54-57
  2. [2]Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ
  3. [3]Ali Enver, Semâhâne-i Edeb
  4. [4]Şeyh Gâlib, Hüsn ü Aşk, “Fahriyye-i Şâirâne”
  5. [5]Şeyh Gâlib, Hüsn ü Aşk
  6. [6]Şeyh Gâlib, Hüsn ü Aşk (nşr. Abdülbaki Gölpınarlı, tıpkıbasım, İstanbul 1968; Orhan Okay – Hüseyin Ayan, İstanbul 1975)
  7. [7]Şeyh Gâlib, Dîvan (ta'lik baskı, 1252/1836)
  8. [8]Şeyh Gâlib, Şerh-i Cezîre-i Mesnevî (nşr. Turgut Karabey – Mehmet Vanlıoğlu – Mehmet Atalay, Erzurum 1996)
  9. [9]Şeyh Gâlib, es-Sohbetü's-sâfiye; Türkçe trc. Ahmet Remzi Akyürek (nşr. İbrahim Kutluk, TDED, III/1-2 [1948], s. 21-47)
  10. [10]Hasan Aksoy, “Esrar Dede”, TDV İslâm Ansiklopedisi
  11. [11]III. Selim’in Sırkâtibi Ahmed Efendi Tarafından Tutulan Ruznâme
  12. [12]Nuri Özcan, ‘Ali Nutkî Dede’, TDV İslâm Ansiklopedisi
  13. [13]Kişi kartı kaynak paketi — Şeyh Gâlib
Ortak kaynak kataloğunu aç →