Sürûrî, adının Es'ad mı Gâlib mi olduğunu soran ve şairâne tagallüp iddiasına karşılık onu söz erbabının önünde “gâlibâ mağlûb” sayan bir kıta yazar.
Şeyh Gâlib'in cevabı aynı ölçüde keskindir: mağrurluğu günden güne artan muhatabına mahlasının “Gurûrî” olmasının daha yakışacağını söyler ve “Gâlib görünen Es'ad'a menhûs diyorsun / Hüznî'yi unutduk mu ne yapdın a Sürûrî” diyerek terk ettiği eski mahlasını da şakaya katar.
Çerçeve. Bu atışma, divan şiirinin sadece methiye ve mistik hayalden ibaret olmadığını; mahlas, şöhret ve üstünlük iddiasının açıkça çekişme konusu edildiği bir meydan olduğunu gösterir. Sefîne'nin bunu bir şeyh maddesinde nakletmesi de dikkate değer: velî portresi çizilirken şairin hazırcevaplığı bir kusur değil, meziyet olarak kaydedilmiştir. Kıtaların Sefîne'de nakil yoluyla aktarılması sebebiyle kayıt, tarihî belge değil gelenek içi bir anlatı olarak alınmalıdır.