HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kutluhan'dan irşad yoluna
Ankara yakınındaki Kutluhan'da doğdu. Aklî ve naklî ilimleri tahsil ettikten sonra tasavvuf terbiyesini Ahmed-i Sârbân'ın yanında tamamladı.
Ahmed-i Sârbân ile bağı
Müstakimzâde, Ahmed-i Sârbân ile Hüsâmeddin arasında kuvvetli bir muhabbet bulunduğunu ve bir müddet mektuplaşarak irşad bağını sürdürdüklerini kaydeder. Sefîne bu mektuplardan birini uzun biçimde nakleder.
“Oğlum, Mevlâ Hüsâmü'l-mükerrem… Bu tarîk-ı Hakk'a kapı düştünüz… Durduğunuz, cennet-dîdâr dairesidir. Allah'ın kerem ve lütfu gönlünüze doğmadı mı? Mâsivâ kalbinizden çıkıp Hakkānî muhabbet zuhur etmedi mi?”
Mektubun devamında Ahmed-i Sârbân, irşadın gösterişten arındırılmasını vurgular: “Ben sâlûsluk bilmem; aşka riyâ katmam.” Metin, Hüsâmeddin'in yalnız bir isim zinciriyle değil, doğrudan mektupla sürdürülen mürşid-halife ilişkisiyle yetiştiğini gösterir.
Kaynak sınırı
Mevcut Sefîne parçası doğum ve vefat yılı vermez. Bu alanlar tahminle doldurulmamış; Kutluhan doğumu ve Ahmed-i Sârbân bağı kesin kayıt olarak korunmuştur.
Ahmed-i Sârbân ile mektuplaşma
Sefîne-i Evliyâ, Hüsâmeddin-i Ankaravî'nin aklî ve naklî ilimleri tahsil ettikten sonra bâtınî kemâlâtı Ahmed-i Sârbân'dan aldığını kaydeder. Bu bağın niteliğini ise Müstakîmzâde'den nakille anlatır: iki zat arasında büyük bir muhabbet doğmuş, bir dönem terbiye mektuplaşma yoluyla yürümüştür.
Vassâf, sözünü doğrulamak için Ahmed-i Sârbân'ın Hüsâmeddin'e gönderdiği mektuplardan örnek verir. Besmele ve “Mevlâ Hüsâmü'l-mükerrem” hitabıyla açılan mektup, Hak yoluna kapının açıldığını, daha önceki buluşmalarında bu dairenin muhatabına zâhir olduğunu hatırlatır; bir büyüğünden naklen de lokması kursağa düşen kimsenin yabanda kalmayacağını, gönlünün Yaradan'ın ululuğuna erişeceğini söyler. Mektup, Hüsâmeddin'in de bu muhabbette hakkının çok olduğu ifadesiyle bağı karşılıklı kılar.