Ara
Menü

Ferîdüddin Attâr

Ferîdüddin Attâr (ö. 618/1221), Nîşâbur’da eczacılık ile telifi birlikte yürüten; aşk, hayret ve fenâ yolculuğunu Mantıku’t-tayr, Musîbetnâme ve Tezkiretü’l-evliyâ gibi eserlerle klasik tasavvuf edebiyatının merkezine yerleştiren sûfî şairdir.

Doğum
1145
Vefat
1221
Unvan
Nîşâburlu sûfî şair, Mantıku’t-tayr ve Tezkiretü’l-evliyâ müellifi
Temalar
Nîşâbur, Horasan, attarlık, tasavvuf şiiri, aşk, hayret, fenâ, Mantıku’t-tayr, Tezkiretü’l-evliyâ, menkıbe, metin tenkidi

Adı, nisbesi ve tarih problemi

Tam adı Ebû Hâmid Ferîdüddîn Muhammed b. Ebî Bekr İbrâhîm-i Nîsâbûrî’dir. “Attâr” lakabı, ilaç, drog ve ıtriyat hazırlayıp satan mesleğinden; Nîsâbûrî nisbesi hayatının merkezi olan Nîşâbur’dan gelir. XII. yüzyılın ortalarında doğduğu kabul edilir; 537-540/1142-1145 aralığı araştırmalarda öne çıksa da kesin doğum günü ve yılı bilinmez.

Ölümü için eski kaynaklarda farklı tarihler dolaşmıştır. Kendi eserleri, erken tabakat bilgileri ve modern araştırmalar birlikte değerlendirildiğinde 618/1221, Nîşâbur’un Moğol istilası sırasında vefatı için en güçlü tarihtir. Bu yüzden 513/1119 doğum ve 627/1230 ölüm gibi eski popüler tarihler ana kayıt yapılmamıştır.

Nîşâbur’un ilmî ve tasavvufî çevresi

Attâr, Horasan’ın hadis, fıkıh, edebiyat ve tasavvuf merkezlerinden Nîşâbur’da yetişti. Çocukluğu, ailesi ve hocaları hakkında güvenilir ayrıntı azdır. Eserlerinden anlaşıldığı kadarıyla dinî ilimler, Arapça-Farsça edebiyat, eczacılık ve dönemin geniş menkıbe-tabakat mirasıyla yakından ilgilendi.

Nîşâbur yalnız doğduğu şehir değil, mesleğini yürüttüğü, eserlerinin büyük bölümünü kaleme aldığı, istilayı yaşadığı ve defnedildiği ana hayat çevresidir. Ona nispet edilen Irak, Şam, Mısır, Hicaz, Hindistan ve Türkistan seyahatleri geç biyografilerde yer alır; ayrıntılı güzergâh ve tarih bulunmadığından kesin seyahat rotası veya harita noktası hâline getirilmemiştir.

Attarlık, eczacılık ve yazı hayatı

Attâr kendi eserlerinde eczacılık yaptığını ve çok sayıda hastayla yahut müşteriyle ilgilendiğini bildirir. Meslek adı, yalnız koku satıcılığını değil, bitkisel droglar ve ilaç hazırlanan bir dükkân çevresini de ifade eder. Musîbetnâme ile İlâhînâme üzerinde çalışırken dükkân hayatının sürdüğüne dair kendi ifadeleri, “ticareti bir anda bütünüyle bıraktı” biçimindeki geç menkıbeyi sınırlar.

İnsanların hastalık, kayıp, ölüm ve arayışlarıyla yüz yüze gelen bu meslek çevresi, şiirindeki acı, fanilik ve ruh terbiyesi dilini açıklamak için kullanılabilir; fakat her hikâyeyi dükkânda yaşanmış gerçek vaka saymak doğru değildir. Attâr’ın tarihî kimliği, mesleği ile irfan ve telif faaliyetini uzun süre birlikte taşıyan bir müellif görünümündedir.

Dervişle karşılaşma menkıbesi

Geç kaynaklar, dükkâna gelen bir dervişin Attâr’a nasıl öleceğini sorduğunu, ardından başını keşkülüne koyup can verdiğini ve bu sahnenin Attâr’ı dünyadan yüz çevirmeye sevk ettiğini anlatır. Menkıbe onun “attardan ârife” dönüşümünü çarpıcı bir sahneyle açıklar.

Bununla birlikte Attâr’ın kendi eserleri meslek ile yazarlığın aynı dönemde devam ettiğini gösterir. Dolayısıyla anlatı, tarihli bir biyografi belgesi değil; ölüm karşısındaki uyanış, terk ve mânevî yöneliş fikrini taşıyan gelenek içi hafıza olarak korunmalıdır.

Doğrudan mürşid meselesi

Attâr’ın hangi şeyhten hırka veya irşad aldığı kesin değildir. Necmeddîn-i Kübrâ’nın müridi olduğu iddiası kronoloji ve kaynak bakımından kabul edilmez. Kutbüddin Haydar, Rükneddin Ekkâf ve Sa‘deddin Hammûye’ye bağlanan anlatıların da geç dönem yanlış anlamalarından doğduğu gösterilmiştir.

Mecdüddin Bağdâdî ile en az bir defa görüştüğünü Attâr’ın kendi sözü destekler; fakat bu temasın düzenli mürşid-mürid ilişkisine dönüştüğünü kesinleştiren veri yoktur. Ebû Saîd-i Ebü’l-Hayr’a duyduğu güçlü mânevî yakınlık ise yüz yüze eğitim değil, önceki Horasan irfanına Üveysî nispet ve edebî-tasavvufî bağlılık çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Tasavvuf anlayışı: aşk, fenâ ve hayret

Attâr’ın eserlerinde sâlik, bilgi biriktirmekle yetinmez; benlik iddiasını aşan aşk, çile, hayret ve fenâ tecrübesinden geçer. Akıl bütünüyle reddedilmez, fakat kendi sınırını bilmeyen hesapçı aklın aşk yolunu tek başına kavrayamayacağı vurgulanır. Mürşid, yolcunun mazeretlerini teşhis eden ve onu yolun tehlikelerine karşı uyaran rehberdir.

Onun dili soyut kavramları küçük hikâyeler, çerçeve anlatılar, nükteler ve çarpıcı tersine dönüşlerle işler. Hükümdar, köle, derviş, meczup, âşık, kuş ve hayvan tipleri aynı ahlâkî soruyu farklı yüzlerden gösterir. Amaç kuru bir sistem kurmak değil, okuyucunun yerleşik benlik ve değer ölçülerini sarsmaktır.

Mantıku’t-tayr ve yedi vadi

Mantıku’t-tayr, kuşların hükümdarları Sîmurg’u bulmak için hüdhüdün rehberliğinde yola çıkmasını anlatır. Kuşların her biri makam, servet, korku, alışkanlık veya görünüşe bağlı bir mazereti temsil eder. Yol talep, aşk, mârifet, istiğnâ, tevhid, hayret ve fakr u fenâ vadilerinden geçer.

Yolun sonunda kalan otuz kuş, Farsça “sî murg” kelime oyunuyla aradıkları hakikatin kendi arınmış varlıklarında yansıdığını görür. Bu sonuç basitçe “insan Tanrı’dır” biçiminde okunmaz; bağımlı benliğin çözülmesi, Hakk’ın karşısında hiçlik ve kendini bilme tecrübesi çerçevesindedir. Eser, Gazzâlî kardeşlerin kuş risâleleri ve İbn Sînâ’ya uzanan anlatı mirasını özgün bir tasavvuf destanına dönüştürür.

Musîbetnâme ve kırk makam

Musîbetnâmede arayış içindeki sâlik, kırk mertebe boyunca meleklerden unsurlara, gök cisimlerinden peygamberlere ve insanın iç kuvvelerine kadar bütün varlık düzenine derdinin devasını sorar. Her mertebe kendi acziyetini gösterir; sonunda aranan kurtuluşun dış nesnelerde değil, nefsin çözülmesi ve ruhun hakikatinde bulunduğu anlaşılır.

Kırk mertebe, tasavvufî çile ve gece murakabesi tecrübesiyle ilişkilidir. Eser yalnız kozmoloji anlatısı değil, insanın sürekli dışarıda aradığı cevabı kendi varlık sorumluluğunda bulmasını öğreten bir iç yolculuktur.

İlâhînâme ve arzuların terbiyesi

İlâhînâmede bir hükümdar altı oğluna en büyük arzularını sorar. Oğullar sırasıyla peri kızı, sihir, Cem’in kadehi, âb-ı hayat, Süleyman’ın yüzüğü ve simya gibi olağanüstü şeyler ister. Baba, iç içe hikâyelerle bu arzuların insanın nefsânî tutkularını örttüğünü gösterir.

Eserin eğitim yöntemi doğrudan yasak koymaktan çok, arzunun ardındaki ihtiyacı görünür kılmaktır. Dünya nimetleri mutlak kötü sayılmaz; asıl sorun insanın sınırlı bir nesneyi sonsuz mutluluk kaynağına dönüştürmesidir.

Esrârnâme, Dîvân ve Muhtârnâme

Esrârnâme, yirmi iki makale boyunca ruhun maddî bağlardan kurtuluşunu, akıl-aşk gerilimini ve dünyanın faniliğini kısa hikâyelerle işler. Attâr’ın gazel ve kasidelerini toplayan Dîvânda aşk ve şarap dili çoğunlukla klasik tasavvuf sembolizmi içinde kullanılır; medhiye söylemekten uzak durması şiir kişiliğinin belirgin tarafıdır.

Muhtârnâme, rubâîleri elli konu başlığı altında düzenleyen geniş bir seçkidir. Tevhid, peygamber sevgisi, ahlâk, aşk, kalenderî imgeler, benlikten geçiş ve hayret gibi temalar Attâr’ın mesnevileriyle aynı düşünce dünyasını kısa şiir formunda sürdürür.

Tezkiretü’l-evliyâ ve velîler hafızası

Tezkiretü’l-evliyâ Attâr’ın mensur ve aidiyeti kesin eseridir. Ca‘fer es-Sâdık ile başlayıp Hallâc-ı Mansûr ile sona eren erken sûfîlerin hayatlarını, sözlerini ve menkıbelerini Farsça bir anlatı bütünlüğüne kavuşturur. Arapça sözleri çoğu yerde dikkatle tercüme eder; hikâyeleri ise ahlâkî ve mânevî tesiri güçlendirecek biçimde seçip düzenler.

Sonraki nüshalara eklenen yirmi beş kadar biyografi Attâr’ın asıl metniyle karıştırılmamalıdır. Özellikle Ebû Saîd-i Ebü’l-Hayr gibi daha sonraki sûfîlere ait ek bölümler, yazma geleneğinin eseri genişletmesidir. Bu ayrım, Tezkire’yi hem tarih kaynağı hem menkıbe edebiyatı olarak doğru kullanmak için önemlidir.

Sekiz sağlam eser ve sahte nispetler

Modern metin tenkidi Attâr’a güvenle nispet edilen çekirdeği sekiz eserde toplar: Dîvân, Muhtârnâme, Esrârnâme, Mantıku’t-tayr, Musîbetnâme, İlâhînâme, Hüsrevnâme ve Tezkiretü’l-evliyâ. Müellif ayrıca Cevâhirnâme ile Şerhu’l-kalbi kendi eliyle imha ettiğini bildirir.

Pendnâmenin nispeti şüphelidir; Cevherü’z-zât, Mazharü’l-acâib, Haydarnâme ve Attâr adına basılmış çok sayıda metin ya XV. yüzyıldaki Attâr-ı Tûnî’ye ya da başka Attâr mahlaslı müelliflere aittir. Bu sahte veya şüpheli külliyattan çıkarılan Şiîlik ve aşırı bâtınîlik hükümleri tarihî Attâr’a taşınmamalıdır.

Mevlânâ ve sonraki edebiyat üzerindeki tesiri

Attâr, Senâî’den aldığı hikmet ve mesnevi mirasını büyük çerçeve anlatılarla genişletti; Mevlânâ onu tasavvuf şiirinin başlıca öncülerinden saydı. Bahâeddin Veled’in ailesi Nîşâbur’dan geçerken genç Mevlânâ’ya Esrârnâmeyi verdiği rivayeti tarih bakımından mümkün olsa da erken kaynaklarda bulunmaz ve kesin görüşme kaydı sayılamaz.

Attâr’ın asıl, belgelenebilir etkisi eser dolaşımı üzerindendir. Mevlânâ’dan Câmî’ye, İran ve Anadolu mesnevi geleneğinden Türkçe Mantıku’t-tayr tercüme ve nazirelerine kadar geniş bir alan onun hikâye kurma, kuş yolculuğu, aşk ve fenâ dilini yeniden üretmiştir. Bu tesir tarikat silsilesi değil, metinsel ve fikrî aktarım ağıdır.

Moğol istilasında ölümü

618/1221’de Nîşâbur’un Moğollar tarafından yıkımı sırasında Attâr’ın öldürüldüğü kabul edilir. Bir Moğol askerinin eline düşmesi, yüksek fidye teklifini reddetmesi ve sonunda bir çuval saman karşılığında öldürülmeyi istemesi anlatısı, onun dünyaya değer vermeyen tavrını simgeleyen güçlü bir şehadet menkıbesidir.

Tarihî olarak güvenli çekirdek, istilanın şehirde yol açtığı büyük yıkım ve Attâr’ın bu ortamda vefatıdır. Fidyelerin sırası, son sözleri ve öldürülme biçimi farklı kaynaklarda değiştiğinden kesin olay tutanağı gibi sunulmaz.

Nîşâbur’daki türbesi ve yaşayan mirası

Attâr Nîşâbur’da defnedildi. Bugünkü türbesi şehrin batısındaki tarihî mezarlık ve bahçe çevresinde, Kemâlü’l-Mülk’ün mezarı yakınındadır. İlk mezar yapısının ardından Timurlu dönemi devlet ve edebiyat adamı Ali Şîr Nevâî’nin ihyası, sonraki onarım ve düzenlemeler türbeyi kalıcı bir ziyaret merkezine dönüştürdü.

Türbe, Attâr’ın hayat coğrafyasındaki tek yüksek kesinlikli noktadır; doğum evi ve attar dükkânının kesin konumu bilinmez. Mirası bugün yalnız ziyaretgâhta değil, Mantıku’t-tayrın dünya dillerindeki dolaşımında, Tezkiretü’l-evliyânın velîler hafızasında ve aşk-hayret-fenâ dilinin devamında yaşamaktadır.

COĞRAFÎ HAFIZA11 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi11 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Hayatından kayıtlar

İlk 6 kayıt gösteriliyor

BİYOGRAFİK KAYIT

Mevlânâ'nın Attâr'a bakışı

“Attâr ruh, Senâî ruhun iki gözü.”

Metni gösterMetni daralt

Kendisinden sonra gelenler arasında Mevlânâ, Mahmûd-ı Şebüsterî, Sa'dî, Hâfız ve Molla Câmî sayılabilir.

Özellikle Mevlânâ'nın Attâr'ı âşıkların önderi sayması, tasavvuf yolunda kendisini küçük, onu büyük görmesi, eserlerinden büyük ölçüde faydalanması, hatta onu “ruh”, Senâî'yi de ruhun “iki gözü” olarak kabul etmesi, Hallâc'daki nurun Attâr'ın ruhunda tecelli ettiğini ve Hallâc'ın ona mürebbi olduğunu söylemesi şüphesiz bir sebebe dayanmalıdır.

Çerçeve. Kaynağın “şüphesiz bir sebebe dayanmalıdır” ifadesi ihtiyatlıdır: Mevlânâ'nın çocukken Nîşâbur'da Attâr ile görüştüğüne dair meşhur rivayet, TDV maddesinde bir vâkıa olarak kaydedilmez. Tesir ise metinlerde açıktır: Mevlânâ Attâr'dan aldığı anlatım tarzını bazı yönlerde geliştirmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Attâr, Ferîdüddin”, c. 4, s. 95-98.
BİYOGRAFİK KAYIT

Ölü bir şeyhten terbiye almak

Üveysîliği ve mürşid meselesi.

Metni gösterMetni daralt

Attâr'ın tasavvuf terbiyesini kimden aldığı, irade hırkasını giyip giymediği kesin olarak bilinmemektedir. Babasının da şeyhi olduğu rivayet edilen Kutbüddin Haydar ile Rükneddîn-i Ekâf ve Mecdüddin el-Bağdâdî'nin müridi olduğu şüphelidir.

Esrârnâme'sinin önsözünde aşırı derecede övdüğü Ebû Saîd-i Ebü'l-Hayr'a (ö. 440/1049) mânen intisap ettiğini, sahip olduğu her devleti onun ruhaniyetinden aldığını, kendisini terbiye eden kişinin bu zat olduğunu söyler ve dolayısıyla “Üveysî” olduğuna işaret eder.

Çerçeve. Ebû Saîd, Attâr doğmadan yaklaşık bir asır önce vefat etmiştir. Üveysîlik, Hz. Peygamber'i görmeden ona bağlanan Üveys el-Karanî'ye nisbetle, vefat etmiş bir şeyhin ruhaniyetinden terbiye almaktır. Tasavvuf tarihinin en tesirli müelliflerinden birinin silsilesi böylece belgeye değil bir iddiaya dayanır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Attâr, Ferîdüddin”, c. 4, s. 95-98.
BİYOGRAFİK KAYIT

Moğol kılıcı altında bir ihtiyar

Nîşâbur'un yıkılışı.

Metni gösterMetni daralt

Irak, Şam, Mısır, Mekke, Medine, Hindistan ve Türkistan'a yaptığı seyahatlerden sonra Nîşâbur'a döndü ve orada inzivaya çekildi.

Uzun yıllar devam eden bu inzivâ hayatı sonunda oldukça ileri bir yaşta iken Moğollar tarafından Nîşâbur'da şehid edildi.

Çerçeve. Nîşâbur 618/1221'de Moğollar tarafından yerle bir edilmiş, halkı kılıçtan geçirilmiştir. Attâr o sırada seksen yaşını geçmiştir. Aynı istilâ Necmeddîn-i Kübrâ'nın da Hârizm'de ölümüne sebep olacaktır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Attâr, Ferîdüddin”, c. 4, s. 95-98.
BİYOGRAFİK KAYIT

Otuz dokuz yıl toplanan hikâyeler

Kendi kaydettiği çalışma süresi.

Metni gösterMetni daralt

Kendisi, peygamberler ve velîler hakkında birçok kitap okuduğunu ve otuz dokuz yıl müddetle tasavvufla ilgili şiir ve hikâyeleri toplamaya devam ettiğini söyler.

O, eserlerinde en çok hikâye anlatımına yer veren şair olarak bilinir. Söz konusu hikâyelerin büyük bir kısmı, sûfî vâizlerin anlattıkları dokunaklı hikâyelerin nazmedilmiş şeklinden ibarettir.

Nitekim eserlerinde Ahmed el-Gazzâlî'nin vaazlarında anlattığı hikâyelerin hepsine rastlandığı gibi İbn Sînâ, Ebû Saîd-i Ebü'l-Hayr, Sühreverdî el-Maktûl, Muhammed el-Gazzâlî ve başkalarının bu tür hikâyelerinden faydalanmıştır. Onun faydalandığı bu hikâyelerden bazısının kaynağının eski Yunan'a kadar vardığı da bilinmektedir.

Çerçeve. Attâr bir derleyicidir ve bunu gizlemez; asıl katkısı hikâyeyi bulmak değil, onu bir tasavvufî fikrin taşıyıcısı hâline getirmektir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Attâr, Ferîdüddin”, c. 4, s. 95-98.
BİYOGRAFİK KAYIT

Kimseyi övmemek

Şairliğin kurallarından biri terkedilir.

Metni gösterMetni daralt

Bu tasavvufî şevk içinde şairliğin bazı kural ve geleneklerini terketmiş, meselâ ömrünün sonuna kadar hiçbir makam ve rütbe sahibini övmemiştir.

Çerçeve. Klasik Fars şiirinde kaside, hükümdar övgüsü demektir ve şairin geçim yoludur; Gazneli sarayının ustaları bu türle anılır. Attâr'ın kasideleri na't, öğüt ve tasavvufun ana meseleleri hakkındadır. Geçimini attarlıkla sağlaması bunu mümkün kılmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Attâr, Ferîdüddin”, c. 4, s. 95-98.
BİYOGRAFİK KAYIT

Kendi eliyle imha ettiği iki mesnevi

Adları kalan, metinleri kalmayan eserler.

Metni gösterMetni daralt

Bu sekiz eserle kendisi tarafından imha edilen Cevâhirnâme ve Şerhu'l-kalb mesnevilerinin adları Hüsrevnâme ve Muhtârnâme'nin önsözlerinde zikredilmiştir.

Çerçeve. Kendi eserini imha eden bir müellifin bunu önsözlerinde kaydetmesi ilginçtir: metni yok etmiş, kaydını bırakmıştır. Ona yüzlerce sahte eser isnat edilen bir müellifin, gerçekten yazıp yok ettiği iki kitabı bulunması ayrıca dikkate değer.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Attâr, Ferîdüddin”, c. 4, s. 95-98.

Eserleri ve metinleri

İlk 5 kayıt gösteriliyor

ESER / METİN

Mantıku't-tayr

Kuşların yolculuğu.

Metni gösterMetni daralt

Makāmât-ı Tuyûr, Makālâtü't-tuyûr veya Tuyûrnâme adlarıyla da anılan ve 1187'de kaleme alınan bu eser, temsilî bir şekilde vahdet-i vücûd inancını anlatan bir mesnevidir.

XIV. yüzyıl Anadolu şairlerinden Gülşehrî tarafından yapılan tercümesinin tıpkıbasımını Agâh Sırrı Levend neşretmiştir (Ankara 1957). Eser Şemseddin Sivâsî ve ayrıca Fedâî (ö. 1636) adlı Mevlevî bir şair tarafından tercüme edilmiş, manzum olan ikinci tercüme basılmıştır (İstanbul 1274). A. Gölpınarlı tarafından günümüz Türkçesine de çevrilmiştir (I-II, İstanbul 1962-1963).

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Attâr, Ferîdüddin”, c. 4, s. 95-98.
ESER / METİN

Tezkiretü'l-evliyâ

Mensur tek eseri.

Metni gösterMetni daralt

Büyük sûfîlerin hal tercümelerinden bahseden ve bazı sözlerini nakleden mensur bir eserdir.

Attâr'ın çok tanınmış ve birçok dile çevrilmiş olan bu eserinin sonradan istinsah edilen bazı nüshalarına yirmi beş sûfînin hal tercümesi daha eklenmiştir.

İlk olarak Aydınoğlu Mehmed Bey zamanında adı bilinmeyen bir kişi tarafından Türkçe'ye tercüme edilmiştir. Eserin en tanınmış tercümesi ise Sinan Paşa'ya aittir. Son tercümesi Süleyman Uludağ tarafından yapılmıştır (İstanbul 1984).

Çerçeve. Sonradan eklenen yirmi beş tercüme-i hâl, bugün de bazı baskılarda ayırt edilmeden yer alır; eserden alıntı yaparken bu ayrım gözetilmelidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Attâr, Ferîdüddin”, c. 4, s. 95-98.
ESER / METİN

İlâhînâme, Esrârnâme, Musîbetnâme

Üç tasavvufî mesnevi.

Metni gösterMetni daralt

İlâhînâme — 6500 beyit; çerçeve hikâye, bir hükümdarın altı oğluna dünyada en çok arzu edip elde etmek istedikleri şeyleri sorması, onların da sırasıyla cevap vermeleridir. Her biri insanın ihtiraslarından birini temsil eden arzular etrafında gelişen hikâyede baba bunların mânasızlığını gösterir. İlk olarak Şemseddin Sivâsî (ö. 1597) tarafından manzum olarak Anadolu Türkçesi'ne, A. Gölpınarlı tarafından da düz yazı hâlinde günümüz Türkçesine çevrilmiştir (İstanbul 1947).

EsrârnâmeAttâr'ın ilk tasavvufî mesnevisidir. Yirmi altı bölüme ayrılan eser küçük hikâyelerden meydana gelmiştir; çerçeve hikâye yoktur. XV. yüzyılda Ahmedî Akkoyunlu tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir.

Musîbetnâme — 5740 beyit, Cevâbnâme adıyla da bilinir. Attâr'ın tasavvufî görüşlerini ve fikrî dünyasını en düzenli şekilde aksettiren mesnevisidir. Sâlikin önce melekler arasında ve öteki dünyada, sonra da bu âlemde dolaşması, peygamberlere başvurması, daha sonra duygu, hayal ve akıl ile ruha giderek bunlara Allah'ı sorması, neticede Allah'ı kendi içinde bulması hikâye edilmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Attâr, Ferîdüddin”, c. 4, s. 95-98.
ESER / METİN

Hüsrevnâme, Muhtârnâme, Dîvân

Aşk mesnevisi, rubâîler ve gazeller.

Metni gösterMetni daralt

Hüsrevnâme (Gül ü Hüsrev / Gül ü Hürmüz) — Attâr'ın tasavvufî olmayan tek mesnevisidir. Rum kayserinin gayri meşrû oğlu Hüsrev ile Hûzistan şahının kızı Gül'ün aşk maceraları anlatılır. Bedr-i Ahvâzî adlı bir kimse tarafından mensur olarak yazılmış, Attâr aynı konuyu nazma çekmiştir. Eski ve yeni olmak üzere iki versiyonu vardır.

Muhtârnâme5000'i aşkın rubâîsinden seçerek konularına göre elli bölümde tertip ettiği bir rubâîler mecmuasıdır. İlk üç bölüm tevhid, na't ve ashabın menâkıbına dairdir; 4-9. bölümlerde tasavvufî mazmunlar; 30-49. bölümlerde aşk ve tecellîleri; 44. bölümde “kalenderiyyât”a bir parça yer verilir.

Dîvânmesnevilerindeki tasavvufî fikirleri lirik bir tarzda ifade ettiği eseridir. 10.000 beyitlik divanın henüz ilmî bir neşri yapılmamıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Attâr, Ferîdüddin”, c. 4, s. 95-98.
ESER / METİN

Ona isnat edilen sahte eserler

Otuza yakın uydurma metin.

Metni gösterMetni daralt

Pendnâme, Haydarnâme, Uşturnâme, Cevherü'z-zât, Nüzhetü'l-ahbâb, Mazharü'l-acâib, Lisânü'l-gayb, Cümcümenâme, Velednâme gibi eserler Attâr'a isnat edilip çoğu onun adıyla basılmış, hatta bazıları Türkçe dahil birçok dile bile tercüme edilmiştir.

Ancak son araştırmalar, ilk beş eserin ona isnadının çok şüpheli, diğerlerinin ise tamamen sahte olduğunu ortaya koymuştur. Fürûzanfer ve Zerrînkûb'a göre ona ait olduğu şüpheli olan Pendnâme hariç bunların tamamı uydurmadır.

Yine bu araştırıcılara göre adı geçen eserlerin pek çoğu XV. yüzyılda yaşayan Attâr-ı Tûnî tarafından yazılmış, bir kısmı da yine Attâr adlı veya mahlaslı diğer kişilerce kaleme alınmıştır.

Çerçeve. Pendnâme, Osmanlı mekteplerinde asırlarca okutulmuş ve defalarca şerhedilmiştir; bugün ona aidiyeti şüphelidir. Attâr'a atfen yapılan alıntılarda bu ayrım gözetilmelidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Attâr, Ferîdüddin”, c. 4, s. 95-98.

Kavram dünyası

İlk 5 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Yedi vadi

Attâr'ın sülûk şeması.

Metni gösterMetni daralt

Attâr, tasavvufun esası kabul edilen tarikat, mârifet ve hakikat merhalelerini talep, aşk, mârifet, istiğna, tevhid, hayret ve fenâdan ibaret yedi merhaleye çıkarır.

Mantıku't-tayr ve Musîbetnâme adlı mesnevilerinde belirttiği gibi sâlik, ilâhî cevheri kendinde bütünüyle hissetmek için, her türlü zahmet ve ıstıraba tahammülü olan bir aşk ile uzun bir yol takip eder. Bütün kâinatı yani felâket ve engellerle dolu yedi vadiyi dolaştıktan sonra nihayet aradığını kendinde bulur ve kendisi de tamamen aradığı şey (Hak) olur.

Bu yolculuğun ilk şartı talep ve araştırmadır. Son durak fenâdır: Attâr, sonuncu makam olan ve ona göre gerçek tevhidden ibaret bulunan fenâya çok önem verir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Attâr, Ferîdüddin”, c. 4, s. 95-98.
TARİHÎ KAYIT

Sîmurg: otuz kuş

Mantıku't-tayr'ın anahtarı.

Metni gösterMetni daralt

Bu mesnevideki kuşlar sâlikleri temsil eder. Hüdhüd kılavuz yani mürşiddir. Sîmurg (otuz kuş = anka), Allah'ın zuhûr ve taayyünüdür.

Çerçeve. Farsça sî murg “otuz kuş” demektir; yolun sonunda geriye kalan otuz kuş, aradıkları Sîmurg'un kendileri olduğunu görür. Bütün mesnevi, tek bir kelime oyununun üzerine kurulmuştur — mâşukun âşıktan başka bir şey olmadığını görür ve Allah'ta yok olup (fenâfillâh) O'nu kendinde bulur; böylece “Nefsini bilen rabbini bilir” sözünün sırrı zâhir olur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Attâr, Ferîdüddin”, c. 4, s. 95-98.
TARİHÎ KAYIT

Vahdet-i vücûd ve sınırı

İttihâd ve hulûle yaklaşma.

Metni gösterMetni daralt

Attâr'a göre görünen bu “çokluk” (kesret), ezelî âlemde Hakk'ın zâtı ile “bir”di. Görünen âlem, varlığı ateşten kaynaklanan bir duman gibidir.

Attâr vahdet-i vücûd telakkisine daha etraflı bir metotla yaklaşır ve ona seleflerine nisbetle daha derin bir anlam verir.

Attâr, Ahmed el-Gazzâlî'den gelen aşk anlayışına ve Hallâc'da görülen fenâ telakkisine bağlı kalmakla yetinmemiş, vahdet-i vücûdun en üst seviyesine ulaşmış ve belki de farkına varmadan bazan ittihâd, bazan da hulûl akîdelerine yaklaşmıştır.

Çerçeve. İttihâd (kul ile Hakk'ın birleşmesi) ve hulûl (Hakk'ın kula girmesi) tasavvufta reddedilen görüşlerdir; kaynak bunu bir suçlama olarak değil, “belki de farkına varmadan” kaydıyla bir tespit olarak koyar. Attâr, İbnü'l-Arabî'den bir nesil öncedir; vahdet-i vücûdun henüz sistemleşmediği bir dönemde şiirle yazmaktadır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Attâr, Ferîdüddin”, c. 4, s. 95-98.
KAVRAM

Şiî olduğu iddiası

Sahte eserlerden doğan bir yanlış.

Metni gösterMetni daralt

Kendisine ait olduğu kesin olarak bilinen eserlerinde Attâr Ehl-i beyt'e hürmet ve sevgide kusuru bulunmayan, müsamahalı ve taassuba karşı bir Sünnî'dir.

Hayatının sonlarına doğru Şiî olduğu iddiası, yanlış olarak ona isnat edilen eserlerden kaynaklanmaktadır.

Çerçeve. İddianın kaynağı doğrudan gösterilebilir: ona isnat edilen otuza yakın eserin çoğu, XV. yüzyılda yaşayan Attâr-ı Tûnî tarafından yazılmıştır. Eser tenkidi burada bir mezhep tartışmasını da çözmektedir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Attâr, Ferîdüddin”, c. 4, s. 95-98.
KAVRAM

Üç üslûp tartışması

Ritter ile İranlı araştırmacıların ayrılığı.

Metni gösterMetni daralt

H. Ritter, Attâr'ın eserlerinde en az üç farklı üslûbun müşahede edilmesini, hayatı boyunca İran şairlerinde çok ender görülen ruhî değişimler geçirmesine bağlar.

Saîd-i Nefîsî, Zerrînkûb ve Bedîüzzaman Fürûzanfer bu üslûp farkının gerçekte onun olmayan eserlerin ona isnat edilmesinden kaynaklandığını, kendisinin olduğu kesin olarak bilinen eserlerinde üslûbun tek ve mükemmel olduğunu ispata çalışırlar.

Bu araştırmacılara göre Attâr'ın günümüze kadar gelen ve onun olduğunda şüphe bulunmayan yedisi manzum, biri mensur sekiz eseri vardır.

Çerçeve. Aynı veriden iki farklı sonuç: biri müellifin iç dünyasının değiştiğini, diğeri külliyatın şiştiğini söyler. Eserlerinin sayısını Devletşah'ın kırk, Nûrullah eş-Şüşterî'nin 114, Hidâyet'in 190 olarak göstermesi tam bir mübalağa örneğidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Attâr, Ferîdüddin”, c. 4, s. 95-98.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Nîşâbur · İranNîşâbur (Attâr Türbesi)537-540 (1142-1145) arasında doğduğu, attarlık yaptığı, seyahatlerden sonra dönüp uzun yıllar inzivaya çekildiği ve Moğol istilâsında şehid edildiği şehir; türbesi buradadır. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Ferîdüddin Attâr : Ferîdüddin Attâr (ö. 618/1221), Nîşâbur’da eczacılık ile telifi birlikte yürüten; aşk, hayret ve fenâ yolculuğunu Mantıku’t-tayr, Musîbetnâme ve Tezkiretü’l-evliyâ gibi eserlerle klasik tasavvuf edebiyatının merkezine yerleştiren sûfî şairdir.Mekke · Suudi ArabistanMekkeTasavvufa yöneldikten sonra yaptığı seyahatlerde uğradığı şehirlerden biri. İlişkili kişi dosyası Ferîdüddin Attâr : Ferîdüddin Attâr (ö. 618/1221), Nîşâbur’da eczacılık ile telifi birlikte yürüten; aşk, hayret ve fenâ yolculuğunu Mantıku’t-tayr, Musîbetnâme ve Tezkiretü’l-evliyâ gibi eserlerle klasik tasavvuf edebiyatının merkezine yerleştiren sûfî şairdir.Medine · Suudi ArabistanMedineSeyahatlerinde uğradığı şehirlerden biri. İlişkili kişi dosyası Ferîdüddin Attâr : Ferîdüddin Attâr (ö. 618/1221), Nîşâbur’da eczacılık ile telifi birlikte yürüten; aşk, hayret ve fenâ yolculuğunu Mantıku’t-tayr, Musîbetnâme ve Tezkiretü’l-evliyâ gibi eserlerle klasik tasavvuf edebiyatının merkezine yerleştiren sûfî şairdir.Dımaşk · SuriyeŞamIrak ve Mısır ile birlikte gençlik seyahatlerinde dolaştığı merkezlerden. İlişkili kişi dosyası Ferîdüddin Attâr : Ferîdüddin Attâr (ö. 618/1221), Nîşâbur’da eczacılık ile telifi birlikte yürüten; aşk, hayret ve fenâ yolculuğunu Mantıku’t-tayr, Musîbetnâme ve Tezkiretü’l-evliyâ gibi eserlerle klasik tasavvuf edebiyatının merkezine yerleştiren sûfî şairdir.Meyhene · TürkmenistanMihne (Ebû Saîd-i Ebü'l-Hayr)Ruhaniyetinden terbiye aldığını söylediği, kendisinden bir asır önce vefat etmiş Ebû Saîd-i Ebü'l-Hayr'ın (ö. 440/1049) memleketi ve medfeni. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Ferîdüddin Attâr : Ferîdüddin Attâr (ö. 618/1221), Nîşâbur’da eczacılık ile telifi birlikte yürüten; aşk, hayret ve fenâ yolculuğunu Mantıku’t-tayr, Musîbetnâme ve Tezkiretü’l-evliyâ gibi eserlerle klasik tasavvuf edebiyatının merkezine yerleştiren sûfî şairdir.Konya · TürkiyeKonyaKendisini “âşıkların önderi” sayan, onu “ruh” Senâî'yi “ruhun iki gözü” olarak niteleyen Mevlânâ'nın şehri; Attâr'ın anlatım tarzı burada geliştirilmiştir. İlişkili kişi dosyası Ferîdüddin Attâr : Ferîdüddin Attâr (ö. 618/1221), Nîşâbur’da eczacılık ile telifi birlikte yürüten; aşk, hayret ve fenâ yolculuğunu Mantıku’t-tayr, Musîbetnâme ve Tezkiretü’l-evliyâ gibi eserlerle klasik tasavvuf edebiyatının merkezine yerleştiren sûfî şairdir.Hindistan · HindistanHindistanTürkistan ile birlikte, kaynağın kaydettiği uzak seyahat menzillerinden. Konum ülke merkezine göre çok yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Ferîdüddin Attâr : Ferîdüddin Attâr (ö. 618/1221), Nîşâbur’da eczacılık ile telifi birlikte yürüten; aşk, hayret ve fenâ yolculuğunu Mantıku’t-tayr, Musîbetnâme ve Tezkiretü’l-evliyâ gibi eserlerle klasik tasavvuf edebiyatının merkezine yerleştiren sûfî şairdir.