ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
27 sonuç · “Borç”
01Hüseyin Kenzi Dede
Kenzi Dede Çekirge'ye avdetle ba'zı bakkal ve kahveci gibi münasebeti olan kimseleri görüp borcunu eda ve artık irtihali takarrub ettiğini ima ederek cümlesiy le helalleşmiş, hanesine avdetinde su ısıttırmış, yarısını haremine teslim etmiş, cüm le ile veda'laşmış Cuma günü öğle vakti biraz rahatsızlanarak kıbleye müteveccihen alem-i bekaya rıhlet…
Taraklı Yenicesi Sinan Dede
Taraklı Yenicesi Sinan Dede (ö. 977/1569-70), Beypazarı'nda Şeyh Dâvud ve oğlu Mehmed Efendi'nin yanında yetişen; Karabörçek köyündeki aile zâviyesine geçen Halvetî şeyhtir.
Tevbe
Pişmanlık, nedamet, dönme. tas. a Kalpteki kötülükte ısrar | düğümünü çözüp Hakk’a dönme ve Rabb'in hukukunu gözetme (cr). b Kötü ve | günah işlere pişman olup Hakk’a yönelme, Küfürden imaia dönmek kâfirlerin, kötü işlerden iyi işlere dönmek fasiklann, kötü huylardan iyi ahlaka dönmek iyi- lerin (ebrar), mâsivâdan Hakk’a dönmek nebi ve velilerin tevbesidir. Avam günahtan, havas gafletten tevbe eder. Tevbenin şartları şunlardır: Pişmanlık hissi, derhal hatayı terk ve bir daha eski hale dönmemeye azmetme. Cehennem korku- suyla yapılan tevbeye tevbe, <ennete girme ümidiyle yapılan tevbeye indbe, sırf Hak için yapılan tevbeye evbe denir. Kulun azaptan korkup tevbe etmesine indbe tevbesi, Allah'ın kereminden utanıp tevbe etmesine isticabe tevbesi denir. Tevbenin erkânı; farzları ifa, borçları eda, helâl lokma ve nefse muhalefettir. Tevbe edene tâib, tevbekâr denir. Allah tevbeleri kabul ettiğinden ona da Tevvâb denilmiştir.
Varlık
Vücut. 2. tas. a Kibir, enâniyet. b kişinin ferdi, şahsi ve maddi varlığı. Vârımı Hakk’a verdim gayrı vârım kalmadı Cümlesinden el çekip bes dü cihanım kalmadı Çünkü hubbullah erişti çekti beni kendine Açtı gönlüm gözünü gayri gümanım kalmadı Sultan Ahmed Han Vasfi. ar. (وصف) 1. Nitelik, naat. 2. tas. Niteleyen kişinin nitelediği zatın fiillerinj den, hükümlerinden ve ahlakından bahsetmesi, Vasf kısa, naat geniş olarak tasvir edilenden söz etmektir. Kulun Allah'ın vasflarıyla vasıflanmasına ittisaf bi-evsallâh denir. Halkın zati vasfı, zatı itibariyle mümkün ve fakir (muhtaç) olmasıdır (x1). Hakk'ın zati vasfı, cem ahadiyeti, zati zorunluluk ve hiçbir şeye muhtaç olmamaktır. Vasıl/Vuslat ehli Hakk’a eren, ermiş. Bunun için vâsılı Hak deyimi de kullanılır. Mutasavvıflar biri sülûk, diğeri vusül ehli olmak üzere ikiye ayrılır Nitelik, naat. 2. tas. Niteleyen kişinin nitelediği zatın fiillerinj den, hükümlerinden ve ahlakından bahsetmesi, Vasf kısa, naat geniş olarak tasvir edilenden söz etmektir. Kulun Allah'ın vasflarıyla vasıflanmasına ittisaf bi-evsallâh denir. Halkın zati vasfı, zatı itibariyle mümkün ve fakir (muhtaç) olmasıdır (x1). Hakk'ın zati vasfı, cem ahadiyeti, zati zorunluluk ve hiçbir şeye muhtaç olmamaktır. Vasıl/Vuslat ehli Hakk’a eren, ermiş. Bunun için vâsılı Hak deyimi de kullanılır. Mutasavvıflar biri sülûk, diğeri vusül ehli olmak üzere ikiye ayrılır
berâ'et
(£1 ^ [Ar.] huk. Sözlük anlamı “Borçtan kurtulma, bir kimseden uzaklaşıp onunla ilgiyi kesme” olan bu söz, bir İslâmî hukuk terimi olarak “Bireyin hukukî veya cezâî sorumluluğunun olmaması veya ortadan kalkması” anlamında kullamlmıştır. “berâ'et” sözü, Kur’ân-ı Kerîm’de “Kamer suresi, 54 / 43” ve “Tevbe suresi, 9/1 olmak üzere iki ayette geçmektedir. Hz. Peygamber’in hadislerinde de bu terim, “Günahtan uzak durma, kurtulma; bir kimseden veya cemaatten uzak olma” anlamlarmda çokça kullandmıştır. İslâm hukukunda ise “Eşyada aslolan ibâha (kanunların bağlayıcılığından uzak) dır.” Buna göre ceza hukukunda “suç ve cezada kanuniliğin ve kişinin suçsuzluğunun asıl olması” esastır.
Vasiyet (I)
Bir kimsenin ölümünden sonra yerine getirilmek üzere malı, menfaati veya bir işi hakkında yaptığı hukukî tasarruf. Vasiyet mirasçıların haklarını ortadan kaldırmaz; terekenin belirli bir oranı, borçlar ve cenaze giderlerinden sonra hüküm doğurur. Mirasçıya vasiyet ve üçte biri aşan tasarruflarda diğer mirasçıların onayı gibi şartlar fıkıhta ayrıntılı biçimde ele alınır.
hak (D, -kkı
hak [< Ar.hakk] (ç. b. hukûk) Doğruluk, doğru ve 281 hak gerçek olan şey, bâtıl karşıtı. Bu terim, Kur’ân-ı Kerîm’de 247 ayette “bâtıl” sözünün karşıtı olarak kullanılmıştır (M. F. Abdülbakî, el-Mu'cem, “hkk” maddesi). Öte yanda ayetlerde genellikle, gerçeğe uygun söz, doğru haber, doğru yol, inanç, uygun bilgi, adalet, görev veya ödev gibi anlamlar söz konusudur. Bu terim, yukarıda sözünü ettiğimiz anlamlar çerçevesinde hadislerde de yer almıştır (Wensinck, el-Mu'cem, “hfz” maddesi). 2. Bu terim, Kur’ân-ı Kerîm’de, hadislerde ve öteki İslâmî kaynaklarda “Esirgenmesi, korunması ve gözetilmesi veya sahibine geri ödenmesi gereken maddî ve manevî imkân, mal, eşya; görev, borç, sorumluluk.” anlamlarında da kullanılmıştır. 3. Allah’ın insanlar üzerindeki hakları yanında O’nun müminleri koruma, kollama, gözetme, yardım etme ve onları azaptan kurtarma gibi sıfatlarmı içeren ve “esmâ'ü’l-hüsnâ” (Allah'ın güzel isimleri)dan olan bir ad, “cenâb-ı Hakk” (bk. bu madde). 4. fık. Sosyal hayatta insana dinin ve hukuk düzeninin tanıdığı yetki ve ayrıcalık olarak tanımlanan bir terim. 5. tas. Başlangıçta tasavvuf ehli tarafından Allah için kullanılan bu terim, zaman için O’ndan olan veya gelen her şey için de kullanılmıştır. Söz gelişi, peygamber hak, Kur’ân hak, Kur’ân’da mevcut her bilgi, öğüt ve emirler hak olarak kabul edilmiştir, 6.ftk. bk. kafîz-i tahhân § tam. hakk-ı civâr a. (J^ j^) huk. Komşuluk hakkı olarak tanımlanan bu terim, hukukî niteliği yanında özellikle komşular ile iyi geçinmek, onlara zarar vermemek konularmda da dinî ve ahlâkî bir özellik taşımaktadır. hakk-ı ihâd a. (jL jrx) Kul hakkı. hakk-ı intifâk a. (jiai j^) huk. Bir gayrimenkulden birkaç kişinin faydalanma hakkı. hakk-ı karâr a. (jl> ja) huk. On yıl boyunca sorunsuz olarak kullanılan bir arazi üzerinde kazanılan mülkiyet hakkı. hakk-ı kazâ a. GLü ^ Yargı hakkı. hakk-ı mecrâ a. (^.^ jx) huk. İhtiyacı olan suyu getirmek için komşu gayrimenkulden su yolu geçirmek hakkı olarak tanımlanan bu terim, yukarıdan geçen ihtiyaç fazlası suyun ortak su kanallarma ulaştırma ve bu işler için küçük yollar veya kanallar yaptırma için kullanılmıştır. hakk-ı mesîl a. CU^ 3=.) huk. Bir gayrimenkulden çıkan suları smırları dışına akıtma hakkı. hakk-ı muhâkeme a. 3^) huk. Hakkmı arama hukuku, mahkemeye çıkma hakkı. hakk-ı müdâfa'a a. (uiL ja) huk. Müdafaa hakkı. hakk-ı mürûr a. (^ 3a.) huk. Geçiş hakkı, anlamma gelen bu terim, birinin gayrimenkulden geçmeyi sağlayan hak veya umuma ait yollardan herkesin geçme hakkı için kullanılmıştır. hakk-ı müsâvât a. (öljU ja.) huk. Eşitlik: hakk-ı nân ü nemek a. (^ j jL 3a.) (ekmek ve tuz hakkı) Sadakat, bağlılık. hakk-ı rüchân a. (jL^^ja.) huk. 1. Hazine arazisini bir başkasma devretmede o yerde hakkı veya binası bulunan kimsenin ya da o yerdeki belde halkmdan olup arazi ihtiyacı bulunanlann belli bir ücret karşıhğı o yere sahip olabilmelerine öncelik tanıyan hak. 2. Bir hakkın elde edilmesinde öncelik bakımmdan kendinden sonra gelen hakka üstün olması durumu. hakk-ı süknâ a. (^ 3^) huk. Bir kimseye bir binada veya bu binanın muayyen bir kısımda oturma yetkisi veren hak. hakk-ı sükût a. ^) huk. Sus payı, susmalık. hakk-ı şefe a. (<ü ja.) huk. Dudak hakkı, anlamma gelen bu terim, insanlarm ve hayvanlarm su içme hakkı ile yemek pişirmek, abdest almak, gusletmek, çamaşır yıkamak gibi günlük ihtiyaçlannı karşılamak için gerekli suyu alma hakkı için kullanılmıştır. hakk-ı şürb a. L^i ja) huk. Bir akarsudan tarla, bağ, bahçe ve hayvan sulamak için elde edilen yararlanma hakkı veya nöbeti, bk. hakk-ı şefe hakk-ı takdim a. Çjjü ja) bk. hakk-ı rüchân hakk-ı tapu a. G^Lk ja) huk. Hazine arazisini belli bir bedel ödeyerek elde etme. hakk-ı teşri a. (^^ ja.) huk. Bir devletin kendi ülkesinde kanun koyma hakkı. hakk-ı zamm a. (^ ja) huk. Velilerin çocuğu yanmda bulundurma hakkı. hakka'l-yakîn a. (jjJl ja.) tas. Birlik makammda Hakk’ı görme; kesinlik bakımmdan en ileri derecede bulunan duğru bilgi anlamında kullanılan bir terim. İslâmî kaynaklarda doğru bilginin kriterleri üç kategoride ifade edilmiştir. Bunlar, hakka’lyakîn (iç duyu ya da tecrübe ile elde edilen bilgi), ayne’lyakîn (gözlem ve duyu yollarıyla elde edilen bilgi) (bk. bu madde), ilme’l-yakîn (akla ve İlmî delillerle edinilen bilgi) (bk. bu madde). Tasavvuf ehline göre bu terim, kulun Allah’ta fâni olması, O’nunla sadece ilmen değil, hem ilim, hem gözlemleme hem de hâl itibariyle bekâ bulmasmı ifade etmektedir. hakku'l-hakk a. (jJija) tas. Gerçek olan varlığm daim olması anlamında kullanılan terim. Bu terim, Kur’ân-ı Kerîm’de, hadislerde ve öteki İslâmî kaynaklarda “Esirgenmesi, korunması ve gözetilmesi veya sahibine geri ödenmesi gereken maddî ve manevî imkân, mal, eşya; görev, borç, sorumluluk.” anlamlarında da kullanılmıştır. 3. Allah’ın insanlar üzerindeki hakları yanında O’nun müminleri koruma, kollama, gözetme, yardım etme ve onları azaptan kurtarma gibi sıfatlarmı içeren ve “esmâ'ü’l-hüsnâ” (Allah'ın güzel isimleri)dan olan bir ad, “cenâb-ı Hakk” (bk. bu madde). 4. fık. Sosyal hayatta insana dinin ve hukuk düzeninin tanıdığı yetki ve ayrıcalık olarak tanımlanan bir terim. 5. tas. Başlangıçta tasavvuf ehli tarafından Allah için kullanılan bu terim, zaman için O’ndan olan veya gelen her şey için de kullanılmıştır. Söz gelişi, peygamber hak, Kur’ân hak, Kur’ân’da mevcut her bilgi, öğüt ve emirler hak olarak kabul edilmiştir, 6.ftk. bk. kafîz-i tahhân § tam. hakk-ı civâr a. (J^ j^) huk. Komşuluk hakkı olarak tanımlanan bu terim, hukukî niteliği yanında özellikle komşular ile iyi geçinmek, onlara zarar vermemek konularmda da dinî ve ahlâkî bir özellik taşımaktadır. hakk-ı ihâd a. (jL jrx) Kul hakkı. hakk-ı intifâk a. (jiai j^) huk. Bir gayrimenkulden birkaç kişinin faydalanma hakkı. hakk-ı karâr a. (jl> ja) huk. On yıl boyunca sorunsuz olarak kullanılan bir arazi üzerinde kazanılan mülkiyet hakkı. hakk-ı kazâ a. GLü ^ Yargı hakkı. hakk-ı mecrâ a. (^.^ jx) huk. İhtiyacı olan suyu getirmek için komşu gayrimenkulden su yolu geçirmek hakkı olarak tanımlanan bu terim, yukarıdan geçen ihtiyaç fazlası suyun ortak su kanallarma ulaştırma ve bu işler için küçük yollar veya kanallar yaptırma için kullanılmıştır. hakk-ı mesîl a. CU^ 3=.) huk. Bir gayrimenkulden çıkan suları smırları dışına akıtma hakkı. hakk-ı muhâkeme a. 3^) huk. Hakkmı arama hukuku, mahkemeye çıkma hakkı. hakk-ı müdâfa'a a. (uiL ja) huk. Müdafaa hakkı. hakk-ı mürûr a. (^ 3a.) huk. Geçiş hakkı, anlamma gelen bu terim, birinin gayrimenkulden geçmeyi sağlayan hak veya umuma ait yollardan herkesin geçme hakkı için kullanılmıştır. hakk-ı müsâvât a. (öljU ja.) huk. Eşitlik: hakk-ı nân ü nemek a. (^ j jL 3a.) (ekmek ve tuz hakkı) Sadakat, bağlılık. hakk-ı rüchân a. (jL^^ja.) huk. 1. Hazine arazisini bir başkasma devretmede o yerde hakkı veya binası bulunan kimsenin ya da o yerdeki belde halkmdan olup arazi ihtiyacı bulunanlann belli bir ücret karşıhğı o yere sahip olabilmelerine öncelik tanıyan hak. 2. Bir hakkın elde edilmesinde öncelik bakımmdan kendinden sonra gelen hakka üstün olması durumu. hakk-ı süknâ a. (^ 3^) huk. Bir kimseye bir binada veya bu binanın muayyen bir kısımda oturma yetkisi veren hak. hakk-ı sükût a. ^) huk. Sus payı, susmalık. hakk-ı şefe a. (<ü ja.) huk. Dudak hakkı, anlamma gelen bu terim, insanlarm ve hayvanlarm su içme hakkı ile yemek pişirmek, abdest almak, gusletmek, çamaşır yıkamak gibi günlük ihtiyaçlannı karşılamak için gerekli suyu alma hakkı için kullanılmıştır. hakk-ı şürb a. L^i ja) huk. Bir akarsudan tarla, bağ, bahçe ve hayvan sulamak için elde edilen yararlanma hakkı veya nöbeti, bk. hakk-ı şefe hakk-ı takdim a. Çjjü ja) bk. hakk-ı rüchân hakk-ı tapu a. G^Lk ja) huk. Hazine arazisini belli bir bedel ödeyerek elde etme. hakk-ı teşri a. (^^ ja.) huk. Bir devletin kendi ülkesinde kanun koyma hakkı. hakk-ı zamm a. (^ ja) huk. Velilerin çocuğu yanmda bulundurma hakkı. hakka'l-yakîn a. (jjJl ja.) tas. Birlik makammda Hakk’ı görme; kesinlik bakımmdan en ileri derecede bulunan duğru bilgi anlamında kullanılan bir terim. İslâmî kaynaklarda doğru bilginin kriterleri üç kategoride ifade edilmiştir. Bunlar, hakka’lyakîn (iç duyu ya da tecrübe ile elde edilen bilgi), ayne’lyakîn (gözlem ve duyu yollarıyla elde edilen bilgi) (bk. bu madde), ilme’l-yakîn (akla ve İlmî delillerle edinilen bilgi) (bk. bu madde). Tasavvuf ehline göre bu terim, kulun Allah’ta fâni olması, O’nunla sadece ilmen değil, hem ilim, hem gözlemleme hem de hâl itibariyle bekâ bulmasmı ifade etmektedir. hakku'l-hakk a. (jJija) tas. Gerçek olan varlığm daim olması anlamında kullanılan terim. Allah’ın insanlar üzerindeki hakları yanında O’nun müminleri koruma, kollama, gözetme, yardım etme ve onları azaptan kurtarma gibi sıfatlarmı içeren ve “esmâ'ü’l-hüsnâ” (Allah'ın güzel isimleri)dan olan bir ad, “cenâb-ı Hakk” (bk. bu madde). 4. fık. Sosyal hayatta insana dinin ve hukuk düzeninin tanıdığı yetki ve ayrıcalık olarak tanımlanan bir terim. 5. tas. Başlangıçta tasavvuf ehli tarafından Allah için kullanılan bu terim, zaman için O’ndan olan veya gelen her şey için de kullanılmıştır. Söz gelişi, peygamber hak, Kur’ân hak, Kur’ân’da mevcut her bilgi, öğüt ve emirler hak olarak kabul edilmiştir, 6.ftk. bk. kafîz-i tahhân § tam. hakk-ı civâr a. (J^ j^) huk. Komşuluk hakkı olarak tanımlanan bu terim, hukukî niteliği yanında özellikle komşular ile iyi geçinmek, onlara zarar vermemek konularmda da dinî ve ahlâkî bir özellik taşımaktadır. hakk-ı ihâd a. (jL jrx) Kul hakkı. hakk-ı intifâk a. (jiai j^) huk. Bir gayrimenkulden birkaç kişinin faydalanma hakkı. hakk-ı karâr a. (jl> ja) huk. On yıl boyunca sorunsuz olarak kullanılan bir arazi üzerinde kazanılan mülkiyet hakkı. hakk-ı kazâ a. GLü ^ Yargı hakkı. hakk-ı mecrâ a. (^.^ jx) huk. İhtiyacı olan suyu getirmek için komşu gayrimenkulden su yolu geçirmek hakkı olarak tanımlanan bu terim, yukarıdan geçen ihtiyaç fazlası suyun ortak su kanallarma ulaştırma ve bu işler için küçük yollar veya kanallar yaptırma için kullanılmıştır. hakk-ı mesîl a. CU^ 3=.) huk. Bir gayrimenkulden çıkan suları smırları dışına akıtma hakkı. hakk-ı muhâkeme a. 3^) huk. Hakkmı arama hukuku, mahkemeye çıkma hakkı. hakk-ı müdâfa'a a. (uiL ja) huk. Müdafaa hakkı. hakk-ı mürûr a. (^ 3a.) huk. Geçiş hakkı, anlamma gelen bu terim, birinin gayrimenkulden geçmeyi sağlayan hak veya umuma ait yollardan herkesin geçme hakkı için kullanılmıştır. hakk-ı müsâvât a. (öljU ja.) huk. Eşitlik: hakk-ı nân ü nemek a. (^ j jL 3a.) (ekmek ve tuz hakkı) Sadakat, bağlılık. hakk-ı rüchân a. (jL^^ja.) huk. 1. Hazine arazisini bir başkasma devretmede o yerde hakkı veya binası bulunan kimsenin ya da o yerdeki belde halkmdan olup arazi ihtiyacı bulunanlann belli bir ücret karşıhğı o yere sahip olabilmelerine öncelik tanıyan hak. 2. Bir hakkın elde edilmesinde öncelik bakımmdan kendinden sonra gelen hakka üstün olması durumu. hakk-ı süknâ a. (^ 3^) huk. Bir kimseye bir binada veya bu binanın muayyen bir kısımda oturma yetkisi veren hak. hakk-ı sükût a. ^) huk. Sus payı, susmalık. hakk-ı şefe a. (<ü ja.) huk. Dudak hakkı, anlamma gelen bu terim, insanlarm ve hayvanlarm su içme hakkı ile yemek pişirmek, abdest almak, gusletmek, çamaşır yıkamak gibi günlük ihtiyaçlannı karşılamak için gerekli suyu alma hakkı için kullanılmıştır. hakk-ı şürb a. L^i ja) huk. Bir akarsudan tarla, bağ, bahçe ve hayvan sulamak için elde edilen yararlanma hakkı veya nöbeti, bk. hakk-ı şefe hakk-ı takdim a. Çjjü ja) bk. hakk-ı rüchân hakk-ı tapu a. G^Lk ja) huk. Hazine arazisini belli bir bedel ödeyerek elde etme. hakk-ı teşri a. (^^ ja.) huk. Bir devletin kendi ülkesinde kanun koyma hakkı. hakk-ı zamm a. (^ ja) huk. Velilerin çocuğu yanmda bulundurma hakkı. hakka'l-yakîn a. (jjJl ja.) tas. Birlik makammda Hakk’ı görme; kesinlik bakımmdan en ileri derecede bulunan duğru bilgi anlamında kullanılan bir terim. İslâmî kaynaklarda doğru bilginin kriterleri üç kategoride ifade edilmiştir. Bunlar, hakka’lyakîn (iç duyu ya da tecrübe ile elde edilen bilgi), ayne’lyakîn (gözlem ve duyu yollarıyla elde edilen bilgi) (bk. bu madde), ilme’l-yakîn (akla ve İlmî delillerle edinilen bilgi) (bk. bu madde). Tasavvuf ehline göre bu terim, kulun Allah’ta fâni olması, O’nunla sadece ilmen değil, hem ilim, hem gözlemleme hem de hâl itibariyle bekâ bulmasmı ifade etmektedir. hakku'l-hakk a. (jJija) tas. Gerçek olan varlığm daim olması anlamında kullanılan terim. Hazine arazisini bir başkasma devretmede o yerde hakkı veya binası bulunan kimsenin ya da o yerdeki belde halkmdan olup arazi ihtiyacı bulunanlann belli bir ücret karşıhğı o yere sahip olabilmelerine öncelik tanıyan hak. 2. Bir hakkın elde edilmesinde öncelik bakımmdan kendinden sonra gelen hakka üstün olması durumu. hakk-ı süknâ a. (^ 3^) huk. Bir kimseye bir binada veya bu binanın muayyen bir kısımda oturma yetkisi veren hak. hakk-ı sükût a. ^) huk. Sus payı, susmalık. hakk-ı şefe a. (<ü ja.) huk. Dudak hakkı, anlamma gelen bu terim, insanlarm ve hayvanlarm su içme hakkı ile yemek pişirmek, abdest almak, gusletmek, çamaşır yıkamak gibi günlük ihtiyaçlannı karşılamak için gerekli suyu alma hakkı için kullanılmıştır. hakk-ı şürb a. L^i ja) huk. Bir akarsudan tarla, bağ, bahçe ve hayvan sulamak için elde edilen yararlanma hakkı veya nöbeti, bk. hakk-ı şefe hakk-ı takdim a. Çjjü ja) bk. hakk-ı rüchân hakk-ı tapu a. G^Lk ja) huk. Hazine arazisini belli bir bedel ödeyerek elde etme. hakk-ı teşri a. (^^ ja.) huk. Bir devletin kendi ülkesinde kanun koyma hakkı. hakk-ı zamm a. (^ ja) huk. Velilerin çocuğu yanmda bulundurma hakkı. hakka'l-yakîn a. (jjJl ja.) tas. Birlik makammda Hakk’ı görme; kesinlik bakımmdan en ileri derecede bulunan duğru bilgi anlamında kullanılan bir terim. İslâmî kaynaklarda doğru bilginin kriterleri üç kategoride ifade edilmiştir. Bunlar, hakka’lyakîn (iç duyu ya da tecrübe ile elde edilen bilgi), ayne’lyakîn (gözlem ve duyu yollarıyla elde edilen bilgi) (bk. bu madde), ilme’l-yakîn (akla ve İlmî delillerle edinilen bilgi) (bk. bu madde). Tasavvuf ehline göre bu terim, kulun Allah’ta fâni olması, O’nunla sadece ilmen değil, hem ilim, hem gözlemleme hem de hâl itibariyle bekâ bulmasmı ifade etmektedir. hakku'l-hakk a. (jJija) tas. Gerçek olan varlığm daim olması anlamında kullanılan terim. Bir hakkın elde edilmesinde öncelik bakımmdan kendinden sonra gelen hakka üstün olması durumu. hakk-ı süknâ a. (^ 3^) huk. Bir kimseye bir binada veya bu binanın muayyen bir kısımda oturma yetkisi veren hak. hakk-ı sükût a. ^) huk. Sus payı, susmalık. hakk-ı şefe a. (<ü ja.) huk. Dudak hakkı, anlamma gelen bu terim, insanlarm ve hayvanlarm su içme hakkı ile yemek pişirmek, abdest almak, gusletmek, çamaşır yıkamak gibi günlük ihtiyaçlannı karşılamak için gerekli suyu alma hakkı için kullanılmıştır. hakk-ı şürb a. L^i ja) huk. Bir akarsudan tarla, bağ, bahçe ve hayvan sulamak için elde edilen yararlanma hakkı veya nöbeti, bk. hakk-ı şefe hakk-ı takdim a. Çjjü ja) bk. hakk-ı rüchân hakk-ı tapu a. G^Lk ja) huk. Hazine arazisini belli bir bedel ödeyerek elde etme. hakk-ı teşri a. (^^ ja.) huk. Bir devletin kendi ülkesinde kanun koyma hakkı. hakk-ı zamm a. (^ ja) huk. Velilerin çocuğu yanmda bulundurma hakkı. hakka'l-yakîn a. (jjJl ja.) tas. Birlik makammda Hakk’ı görme; kesinlik bakımmdan en ileri derecede bulunan duğru bilgi anlamında kullanılan bir terim. İslâmî kaynaklarda doğru bilginin kriterleri üç kategoride ifade edilmiştir. Bunlar, hakka’lyakîn (iç duyu ya da tecrübe ile elde edilen bilgi), ayne’lyakîn (gözlem ve duyu yollarıyla elde edilen bilgi) (bk. bu madde), ilme’l-yakîn (akla ve İlmî delillerle edinilen bilgi) (bk. bu madde). Tasavvuf ehline göre bu terim, kulun Allah’ta fâni olması, O’nunla sadece ilmen değil, hem ilim, hem gözlemleme hem de hâl itibariyle bekâ bulmasmı ifade etmektedir. hakku'l-hakk a. (jJija) tas. Gerçek olan varlığm daim olması anlamında kullanılan terim.
Âdâb
Edep kelimesinin çoğulu; dinin ve selim aklın güzel gördüğü davranış kuralları. İbadet, sohbet, yemek, yolculuk, zikir ve tekke hayatının her alanında gözetilen ölçüleri ifade eder. Tasavvufta âdâb yalnız dış biçim değildir. Davranışın niyet, tevazu, kul hakkı ve içtenlikle birleşmesi beklenir. Her yolun kendine özgü uygulamaları bulunabilse de bunlar dinin temel hükümlerini geçersiz kılan bağımsız kurallar sayılmaz.
Baht
Talih, nasip ve kişinin payına düştüğü düşünülen hayat şartları. Farsça kökenli kelime halk ve edebiyat dilinde iyi veya kötü talihi anlatır. İslâmî düşüncede baht bağımsız ve kör bir güç değildir; kader, insan iradesi, sebepler ve sorumluluk çerçevesinde değerlendirilir. Tasavvuf şiirinde “baht açıklığı” ilâhî lütuf ve mânevî uyanış mecazı olabilir.
Zekât
Belirli mal türlerinde nisap ve süre şartları gerçekleştiğinde hak sahiplerine verilmesi farz olan malî ibadet. Kelime arınma, bereket ve artma anlamlarını taşır. Zekât servetin tamamına değil, fıkıhta belirlenen şartları taşıyan kısmına uygulanır. Kur’ân’da sayılan sarf yerleri fakirler, miskinler, zekât görevlileri, kalpleri kazanılacak kimseler, kölelikten kurtuluş, borçlular, Allah yolundaki hizmetler ve yolda kalmışlardır. Tasavvuf ahlâkında zekât, mal sevgisini sınırlayan ve paylaşma sorumluluğunu öğreten zorunlu bir ibadettir; gönüllü sadaka onun yerine geçmez.
ifk hadisesi
ifk hadisesi a. Adını Kur’ân-ı Kerîm’de “Nâr suresi” nde geçen “ifk” sözünden alan bu terim, iftira, en kötü ve çirkin yalan anlamında kullanılmıştır. Bu yalan ve iftira, Hz. Âişe’ye “Mustalik Gazvesi” sırasmda atılmıştır. Savaş sonrasında yaşanan olayda Hz. Âişe, ordunun hareket etmesi öncesinde “def-i hâcet” etmek üzere çadırmdan ayrılır, işi bittiği sırada boynundan kolyesi düşer ve yere saçılan akikleri alacakaranlıkta el yordamıyla toplama işi uzun sürer. Konakladıkları yere döndüğünde kafilenin ayrılmış olduğunu görür. Çaresiz beklemeye başlar. O sırada ordunun artçılarından biri olan Safvân b. Muattal es-Sülemî son kontrol için kamp yerine geldiğinde Hz. Âişe’yi orada uyur bulur. Onu alarak kafileye yetişmek üzere yola çıkarlar. Fakat yol çetin olduğu için biraz gecikirler. Bu gecikme hadisesi sonradan birtakım dedikoduların çıkmasına ve yayümasma sebep olur. Bu olayı duyan Hz. Âişe çok üzülür babası Ebubekir’in evine gider. Hz. Peygamber de ayrıca derin bir üzüntüye kapılır. Konuyu yakın çevresi ile müzakere eder; hatta Mescid-i Nebevî’de cemaatiyle değerlendirir ve onlardan bu dedikodulara ve iftiralara karşı çıkmalarmı rica eder. Dönüşünde Ebû Bekir’in evinde bulunan hanımı Hz. Âişe’ye uğrar ve onun masumiyetini ister. Bu sırada da beklenen vahy gelmeye başlamıştır. “Nûr suresi” nin on birinci ayeti ile başlayıp yirmi altmcı ayetine kadar devam eden ayetlerde bu iftirayı atanlardan lânetle bahsedümekte, üstelik onlara inananlar da kmanmaktadır ve onların cezalandırılacakları, büyük azap görecekleri ifade edilmektedir. Bunun üzerine Hz. Peygamber Mescid-i Nebevî’de cemaatiyle yeniden bir araya gelmiş ve bu ayetleri onlara okumuş; kötüler cezalarını bulmuş, Hz. Âişe de İlâhî beyanlar ile aklanmıştır. iflâs a. [Ar. ] fık. Sözlük a lamı, “Malı tükenme, bozuk pa bulunmama. ” anlamında olan b söz, İslâm hukukunda bir şahs borca batık olması, borçlarm mal varlığından fazla olması d rumu için kullanılan bir terim Yine İslâm hukukuna göre h kuken bir kimsenin iflâs etm sayılabilmesi için mahkeme k rarmm bulunması gerekmekt dir. Klasik iflâs literatüründe b durum iki şekilde ifade edilm tir. Birincisi borçlarmı ödey bilme durumunda olanlar iç “cüz'î icrâ”, İkincisi için mah dan daha fazla borcu olanla “müflis” borçlu denmiş ve b durumda olanlar için de “kü icrâ” terimi kullanılmıştır. ifrâd (I) a. [Ar. ] Hac ibade ni umre yapmadan yerine g tirme veya umresiz hac yapma ifrâd (II) a. [Ar. ] Hadis bi minde, bir râvînin bir hadisi t başına rivayet etmesi işi.
skât akçası
skât akçası a. Ölünün farz, vacip ve sair kalmış borçları için verilen sadaka.
Cenaze
Vefat etmiş insanın bedeni ve onunla ilgili defin hazırlıklarının bütünü. Ölmek üzere olan kişiye telkin ve dua, vefattan sonra bedenin yıkanması, kefenlenmesi, cenaze namazı ve defin İslâm cenaze hukukunun temel aşamalarıdır. İşlemler ölünün saygınlığı, mahremiyeti ve borçlarının gözetilmesiyle yürütülür.
Bârı
Sözlük anlamı “Yaratmak, borçtan kurtulmak’ olan bu söz, “esmâ'ü’l-hüsnâ” (Allah'ın güzel isimleri)dan olup Allah’ın sıfatı olarak “Yaratan, eşi benzeri olmayanı yaratan” anlammdadır. “Bâri” adı Allah’ın doksan dokuz ismini veren İbn Mâce ve Tirmizî rivayetlerindeki üstede de yer almıştır.
Kastamonu Mevlevîhânesi — Ahmed Remzî postu
Kastamonu · Türkiye · Postnişinlik Ahmed Remzî 1909'da buraya şeyh tayin edildi; dergâhın borçları ve tamiriyle ilgilendi. Yapıyla ilişkili kişi Ahmed Remzî Akyürek (1872–1944), Kayseri'de yetişip Kütahya, Kastamonu, Halep ve Üsküdar Mevlevîhânelerinde hizmet eden; Mesnevî öğretimi, üç dilde şiiri, tercümeleri ve kütüphaneciliğiyle son dönem Mevlevî kültürünü taşıyan başlıca şahsiyetlerdendir. Kayıt, Ahmed Remzî Akyürek’in hayat güzergâhındaki bu yapıyla ilişkisini izlemek üzere kişi dosyasına bağlanmıştır.
Sayfalar 4–13
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 43 5846 Sayılı Kan un gereğince telif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ÖZTÜRK Matbaası Ist
Sayfalar 4–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1
Sayfalar 3–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 42 5846 Sayılı Kanun gereğince te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ARBEN Matbaası Ista
Sayfalar 23–28
Muzaffer Ozak Külliyatı · bağlayıp, bıçağı onun körpe gerdanına nasıl vuracaksın? Bu güle, oynaya giden yavrunun sence hiçbir değeri yok mu?» dediğinde hak nebi, Allahın Halili, Iblise hitaben şöyle söyledi
Sayfalar 40–47
Muzaffer Ozak Külliyatı · mur etmiştir. Hâlet-i-ihtizardaki mü'mine, sağ tarafında cennetteki makamına nazar ettirir. Cennetteki makamını ve ona verilecek hurileri, sarayları, derecatı, hizmet ehli olan cen
Sayfalar 44–50
Muzaffer Ozak Külliyatı · O salih ve ârif zat-1 şerifin ruhu kabzolununca, beşyüz rahmet meleği cesedinin yanında kalırlar, yakınları kendisini gasletmeden melekler o velinin cesedini yıkarlar, cennetten ge
Sayfalar 58–64
Muzaffer Ozak Külliyatı · hına getirdiler. Orada, kadı efendi merhumun vasiyyetini okudu ve bir gece onunla birlikte kabirde geçirecek kimseye yüz altın verileceğini bildirdi ve talip olanların ortaya çıkma
Sayfalar 48–55
Muzaffer Ozak Külliyatı · Hz. Omer, çocuğa cevaben cinayeti işlediğini söyledin. Sana islâm şeriatında kısas lâzım geldi buyurdular. Delikanlı hükmü şer'iye göre öldürülecegini bildigi halde evvelki sükûnet
Sayfalar 63–68
Muzaffer Ozak Külliyatı · bından, celâlinden korkmadan, O'nu hakkıyle tanımadan Zât-1 ülühiyyetinden şefkat ve merhamet umarsın? O'nu hakkıyle tanı ki, şefkat ve merhamet olunasın. Allahu teâlâ da, kullar d
Sayfalar 57–65
Muzaffer Ozak Külliyatı · İRŞAD ONIKINCİ DERS MÜNDERECAT: Ramazana ait mev'ize, âyeti kerime ve hadisi şerifler, meâlleri ile; Oruç ve teravihin faziletiyle verilen ilâhi ecirler ve insanlara ibret verecek
Sayfalar 64–70
Muzaffer Ozak Külliyatı · ni ateşle doldururlar. Allah bizi ondan dünyada ve âhirette ayırmasın. Onu sev, unun sünnetine riayet et. Zira, seven meyus mükedder ve mahzun olmaz. Severim diyen ona çok salâvat
Sayfalar 73–80
Muzaffer Ozak Külliyatı · uyandırmaktan gayrı hiçbir işe yaramayan bu iddianızla, Resûl-ü zişânı incittiğiniz gibi, din ve peygamber düşmanlarının ekmeklerine yağ sürdüğünüzün de farkında mısınız? Allahu te