ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
60 sonuç · “Baba”
01Babagân / Mücerred Babalar
Balım Sultan sonrası mücerred babalar ve pîr evindeki dedebaba otoritesini esas alan teşkilat hattı.
Âciziyye
Süleyman Âcizî Baba'nın Prizren merkezli Balkan kolu.
Bektaşiyye
Hacı Bektâş-ı Velî'nin tarihî ve menkıbevî hafızası çevresinde Anadolu abdalları, Rumeli gazi-dervişleri ve XVI. yüzyılda Balım Sultan'ın düzenlediği erkânla teşekkül eden; Babagân ve Çelebiler otorite hatları bulunan tasavvuf geleneği.
Hâşimiyye
Mustafa Hâşim Baba'ya nispet edilen şube.
Hayriyye
Hacı Muhammed Baba Kürkî ve Mustafa Hayri Baba üzerinden Malatya çevresinde anılan Hâlisî aktarım hattı.
Müştâkıyye
Şeyh Müştâk Baba'nın Bitlis, Erzurum, İstanbul ve doğu vilâyetlerindeki halife, şiir, semâ ve musiki çevresi.
Rumeli Gazi-Dervişleri Çevresi
Seyyid Ali Sultan, Otman Baba ve Balkan zâviyeleri etrafındaki erken fetih, yerleşme ve velâyet hafızası.
Zincîriyye
Giritli Ali Baba'nın zincir anlatısına nispet edilen Kādirî çevre.
Baba Nakkaşlı Şeyh Mustafa
Şeyh Mustafa (ö. 980/1572), Baba Nakkaş Muhammed b. Şeyh Bayezid’in torunu, Mahmud Defterî’nin oğlu; Hekim Çelebi’nin yanında yetişen Halvetî şeyh ve nakkaştır.
Baba Yûsuf Hakîkî
Baba Yûsuf Hakîkî (ö. 893/1488), Somuncu Baba’nın oğlu; Hacı Bayrâm-ı Velî’nin terbiyesinde yetişen, Aksaray’daki Melik Mahmud Gazi Hankahı’nın şeyhi ve Hakîkî-nâme ile Muhabbetnâme’nin müellifidir.
Baba Zâkir
Baba Zâkir (ö. 1407 veya 1417), kaynaklarda Ali, mezar taşında Alâaddin adıyla anılan; Emîr Sultan’ın zâkirbaşısı ve halifesi olarak Bursa Namazgâh çevresinde mescid ve zâviye kuran sûfîdir.
Babadağlı Hoca İsmail Efendi
Babadağlı Hoca İsmail Efendi (ö. 20 Eylül 1727), medrese öğretiminden Sultan Bayezid ders vekilliğine, Eski Saray teberdaran ve Yeni Saray Hazine Odası hocalıklarına yükselen Osmanlı âlimidir.
Babakuşî Abdurrahman Efendi
Babakuşî Abdurrahman Efendi (ö. Zilkade 983/Şubat-Mart 1576), Ebüssuûd Efendi’den mülâzemet alan; Edirne ve İstanbul medreselerinin ardından Sahn pâyesiyle Kefe müftülüğüne getirilen Osmanlı fıkıh âlimidir.
Abdülahad Nûrîzâde Şeyh Mustafa Efendi
Abdülahad Nûrîzâde Şeyh Mustafa Efendi (1636-1691), babası Abdülahad Nûrî Sivâsî’nin terbiyesinde yetişen; onun vefatından sonra yaklaşık kırk yıl Mehmed Ağa Zâviyesi postunu taşıyarak Sivâsî-Nûrî irşad ve kurum hafızasını sürdüren Halvetî şeyhidir.
Abdülmelik Atâ
Abdülmelik Atâ, Arslan Baba’nın torunu ve Mansûr Atâ’nın oğludur. Babasının 1197’deki vefatından sonra irşad mevkiine geçmiş; oğlu Tâc Hâce’yi yetiştirerek Zengî Atâ’ya ulaşan Yesevî aile ve terbiye zincirini sürdürmüştür.
Ahmed-i Zarîfî
Ahmed-i Zarîfî (ö. 30 Aralık 1912), babası Şumnulu Hacı Mehmed Sâlih Efendi’den sonra Şehremini-Topkapı’daki Pazar Tekkesi’nin postuna geçen; Sinâniyye çevresinde vekâlet, irşad ve terbiye hizmetleri üstlenen Halvetî şeyhidir.
Alâeddin Ali Ahmed Sâbir
Alâeddin Ali Ahmed Sâbir Kalyerî (1196-1291), Baba Ferîd Genc-i Şeker’in halifesi ve Çiştiyye’nin Kalyar merkezli Sâbiriyye koluna adını veren pîrdir.
Ali el-Arabî Efendi
Ali el-Arabî Efendi (ö. 1008/1599-1600), Antakya’dan İstanbul’a gelerek Bostan Efendi’den mülâzemet alan; Saraybosna ve Hezargrad’da müftülük, İstanbul’da fetva mukabelesi ve Babadağ’da müderrislik yapan Hanefî fakih ve Osmanlı âlimidir.
Ali Senâî Efendi
Ali Senâî Efendi (ö. 1200/1786), Edirne’de doğan, Keşan’da babası Süleyman Zâtî’nin terbiyesinde sülûkünü tamamlayan; Edirne’de kendi adıyla anılan dergâhta irşad eden ve mürettep Dîvân-ı İlâhiyyât bırakan Celvetî-Hakkî şeyhidir.
Arslan Baba
Arslan Baba, tarihleri bilinmeyen; Yesevî geleneğinde Ahmed Yesevî’nin ilk mürşidi, Mansûr Ata’nın babası ve peygamberî emanet menkıbesinin taşıyıcısı olarak anılan Türkistan sûfîsidir.
Abâ-i ulviyye
Abâ-i ulviyye veya pederân-ı bülend , “ulu atalar, yüce babalar” anlamında kullanılan Farsça bir tamlamadır. Felsefe ve astroloji geleneğinde hava, su, toprak ve ateşten oluşan dört unsurun kaderini yönlendirdiğine inanılan yıldızlara verilen ad. Tasavvufta yaratılışın zuhuruyla ilişkilendirilen ilâhî isimler. Bazı tasavvufî kozmoloji metinlerinde akl-ı evvel, nefs-i küllî, tabiat-ı küllî ve hebâ için kullanılan toplu ad. “Ulvî babalar” nitelemesi, yaratıkların ortaya çıkmasını sağlayan iradenin bu ilâhî isimler ve kozmik ilkeler üzerinden açıklanmasına dayanır.
Âbaü'l-ahval
(آباء الاحوال) Hal babaları. tas. a Sahip oldukları hallere hâkim olan, hal sahibi olduklarını başkalarına hissettirmeyen, halin tesiriyle dengelerini, doğal ve her zamanki davranışlarını değiştirmeyen salikler. b Cezbe ve şevk gibi hallere mağlup ve mahküm olup kendilerinden geçen ve dengelerini kaybeden sâliklere ebnâü'-ahval (hal çocukları) denir. Bunlar sekr ve cezbe halindeyken şer'i hükümlere uymayan sözler söyleyebilir, fıkıh ölçülerine göre caiz olmayan işler yapabilir; fakat bu türden beyan ve davranışlardan sorumlu olmazlar. Zira hal sebebiyle bilinç ve iradelerini ya kısmen ya da tamamen yitirmişlerdir. Bu zümrenin en iyi örneği meczuplar ve behlüllerdir. Dini his ve heyecanların etkisiyle olağan olmayan biçimde konuşan ve hareket eden her sâlik ebndülahval'dendir. Âbaü'l-ahval temkin, ebndü'l-ahval telvin sahibidir. Temkin, telvinden üstündür. Hallâc, “Peygamberler haller üzerinde tam olarak hâkimiyet kurmuşlardır; bu hallerde diledikleri gibi tasarruf ederler. Diğerlerine ise haller musallat kılınmıştır. Onlar üzerinde haller tasarruf eder, oysa haller nebilerin yönetimi ve etkisi altındadır” der. Bkz. Temkin, Telvin. Abd—Abdiyet i. ar. (4 (عبد - عبد 1. Kul, köle, bende. 2. tas. Hakk'a kul olduğu için başkasına kul olmayan. Hz. Peygamber'in en yüce makamı, insanoğlunun sahip olduğu manevi mertebelerin en yükseği abdiyettir (kulluk). Kelime-i sehadette,
Ada
اعداء) t Adü veya Adüvv Düşmanlar. tas. Allah'ın dostlarına evliya veya evliyaullah dendiği gibi düşmanlarına da ada veya adâu'llah (aduvvu'llah) denir (Fussilet Suresi, 19, 28.) Bunların tekilleri kullanılarak veliyyu'llah ve aduvvu'llah da denir. Şeytan, kâfir, zındık (ateist) ve putperest adâ olduğu gibi insanın kendi nefsi, hevâ ve hevesi de adâdır. Kişinin en büyük düşmanı nefsidir (bencillik, aşağı arzular). Bkz. Düşmen. Adab-ı tarikat Tarikat edebi. Tarikat ehlinin uyduğu usül ve esaslar. Adak i. داق) 1) Nezir. tas. a Allah'a ibadet amacıyla ibadet ve tâat cinsinden bir işin yapılmasını taahhüt etmek. b Bir muradın gerçekleşmesi ve dileğin yerine gelmesi için türbelere, tekkelere, ermişlerin mezarlarına ve kutsiyetine inanılan bir yere adanan kurban, eşya vs. Hastalıktan kurtulmak, belayı defetmek, bir musibete ve afete uğramamak, çocuk sahibi olmak, çok arzu edilen bir şeyi elde etmek için evliyanın türbelerine, yatırlara, dedelere, babalara kurban veya para veya herhangi bir eşya adanır. Türbelerde mum yakılır, türbe civarındaki ağaçlara çaputlar bağlanır. Böylece yatırdan yardım istenir (istimdat). Allah'ın, sevgili kulu olan ermişin yüzü suyu hürmetine dilek sahiplerinin isteklerinin yerine getirileceğine inanılır (tevessül). Aslında adak ve nezir tasavvufa özgü değildir; fa- kat mutasavvıfların adak anlayışı diğerlerinden farklıdır. Bu yüzden fakihler bu türlü adakları hoş görmezler. Buna rağmen adaklar gerek tasavvuf ve tarikatlerde, gerekse halk inancında önemli bir yer tutar. Birçok tekke, türbe ve hatta vakfın ve imarethanenin gelir kaynağı adaklardır.
Âdâb
İ) t. Edep Uyulması gereken görgü kuralları, göz önünde tutulması gerekli olan esaslar, izlenmesi gereken yol yordam. En iyi hal ve hareketler, ölçülü davranışlar, kişiler arasındaki iyi ilişkileri düzenleyen esaslar. tas. Süfilerin uydukları ve uyguladıkları kurallara adab-ı sofiyye, tarikat ehlinin gözettiği ve dikkate aldığı kurallara adab-ı tarikat veya adap ve erkân denir. Tasavvufta zamana, mekâna, muhataba, hale ve makama göre birtakım edepler vardır. Tasavvufi toplantılarda bulunanların uymaları gereken adap ve usüle adab-ı sohbet, adab-ı işret ve sohbet, şeyhin dikkate alması gereken esaslara adab-ı şeyh, müridin tabi olması gerekli olan esaslara da adab-ı mürit denir. Bu esaslara uymak amaca ulaşmayı sağladığından “usüle uymayan vusülden mahrum kalır” denilmiş ve terk-i edep edepsizlik sayılmıştır. İbn Atâ, “Salihlerin adabını uygulayan hürmet, evliyanın adabını uygulayan Allah’a yakınlık, sıddıkların adabını uygulayan temaşa, peygamberlerin adabını uygulayan üns ve inbisât makamına yaraşır hale gelir” demiştir. Tasavvufta kişinin nefsine uygulayacağı adaba adab-ı nefs denir. sülûkün her aşamasında gözetilmesi gereken belli bir adap vardır. Süfiler biri zahiri (şer'i) diğeri bâtıni olmak üzere iki türlü adaptan bahsederler. Zahiri ve şer'i adap tasavvufun temelidir. Bâtıni adap tefekkür. ve gönül halleriyle ilgilidir. Küçüklere evlat şefkati, büyüklere baba hürmeti ve akrana kardeşlik sevgisi göstermek tasavvufun genel adabının temelidir ( 415 437). Bkz. Usül, Asl- Fer, Edep, Erkan, Adab-ı tarikat.
Adem
م) 46) Yokluk, hiç. tas. Mâsivâ, zulmet, şer, bâtl, çirkin. Mutlak adem, adem-i muhal: Bu anlamda adem yoktur, var olması da mümkün değildir. Mutlak adem halis şer ve sırf karanlıktır (zulmet). Nitekim buna karşılık gelen vücut da halis hayr ve sırf nurdur. Adem bâtıl, vücut haktır. Mümkün adem: Olmayan, ama olması mümkün olan adem. Kıdemdeki adem, subuti adem ve subut da denir. Bu anlamda adem tasavvufta şey, ayn ve zat olup birtakım özelliklere ve niteliklere sahiptir. Mutlak adem zulmet, mümkün adem zıldır (gölge). Madum yok demektir. Madum var-yok bir şeydir; Allah'ın ilminde var, ama dış âlemde yoktur. Mümkün adem, Hakk'ın tecelli ettiği bir aynadır. Hak yokluk aynasında zuhur eder. Varlıklar ve eşya yokluk aynasındaki yansımalardır. Madde, âlem ve tüm varlıklar kendi asıllarına ve zatlarına göre madum, Hakk’a göre vardır; varlıklarını ondan alırlar. Bunun dışında onlara atfedilen varlık bir vehim ve hayaldir (sm 782, cİK 1:49). Âdemü'z-zaman Varımı ben Hakk’a verdim gayr-ı varım kalmadı Cümlesinden el çekip pes dü cihanım kalmadı Aziz Mahmud Hüdâi Âdem-—Adam i. ar. Çe! Sie? or. İnsanlığın babası, ilk insan, kişi, adam, insan. 2. a Allah'ın yeryüzündeki halifesi olan insan-ı kâmil, kâinattaki bütün hakikatleri kendisinde topladığı için kevn-i câmi ve ruh-ı âlem denilen insan. Bu insan bütün ilâhî isimlerin ve sıfatların mazharıdır. Adem odur ki adını âlemde andıra Alemde ad kalır u âlem gelir gider Âdem Dede Nev'iyâ lâzım değildir olmak falan ibn filân Marifet kesbeyle tâ bir âdem ol âdem gibi Nev'i
Agyar
(5 (اغيا veya Agyar. t. Gayr Yabancılar, bigâneler, zıtlar, muhallifler, eller, başkaları, yar olmayanlar. tas. a Sûfî olmayan, tasavvufi hayata yabancı, Ah | zıt. Tasavvufi hayata aşina olanlara ehl-i dil veya gönül ehli denir. b Aynı tarikatten ve meşrepten olmayan. Aynı tarikatten ve meşrepten olanlara ihvan ve hemmeşreb denir. c Mâsivâ, Allah'tan gayri olan her şey. Bkz. Yabancı, Zıt. Halka benzemeye işin, süre gönülden teşvişin Yüzbini birdir dervişin arada ağyâr gerekmez Yünus Sür çıkar ağyârı dilden ta tecelli ede Hak Padişah girmez saraya, hâne mâmur olmadan Lâedri Ağza tükürme Âb-ı dehen, ermişlerin kemalinden nasip almak, nefeslerinden faydalanmak ve onların haliyle hallenmek için şeyhlerin müritlerinin ağzına tükürmeleri. Ahmed Yesevinin şeyhi Baba Arslan'ın ağzına Hz. Peygamber bir hurma tanesi atmış ve tükrüğünden de ona ihsan etmişti. Baba Arslan da aynı şeyi Ahmed Yesevi'ye yapmıştı. Ağza tükürme geleneğinin kaynağı, ihnâk veya tahnikle, yani yeni doğan çocuğun dimağını oğma, hurma ve benzeri bir şeyi çiğneyip onun ağzına atma uygulamasıdır. Hastahktan kurtulmak ve şifa bulmak amacıyla da ermişlere veya üfürükçü hocalara gidilerek ağza tükürtülür. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için TEİM 22 kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. Ağzı dualı Mücabu'd-da've, müstecabu'd-da've. Allah katında duası makbul kişi. Ah (eh) Asikin iç âlemindeki ateşin ve elemin ifadesi olan bir nida. “Ah minel aşk ve ahvâlihi ahreke kalbi bi-harâretihi.” Allah kelimesinin ilk ve son harfi bir araya getirilirse ‘ah’ meydana çıkar. Âh, Allah'ın kısa şekli olduğundan, bazen Abdullah abd-âh şeklinde yazılır. O halde âh, Allah demektir. Âşıkın âh demesi, O'na sıgınması anlamına gelir. Âh Allah, Emân Muhammed demektir. Güneşin ışıkları elif'e (yani oka), kütlesi h harfine benzediğinden her gün ‘ah’ (Allah) diyerek doğar. Minare elif, caminin kubbesi h olduğu için her cami ‘ah’ (Allah) der. ‘Iman'ın başındaki elif atılırsa geriye yaman kalır ve elif'i (yani Allah'ı) olmayanın hali yamandır, demek olur. Bkz. Emân. Aşk ile gel imdi Allah diyelim Derd ile göz yaşıyla âh idelim Gitmeye bağrı başı dinmeye gözü yaşı Her dem dervişin işi âh ile zâr gerek Yünus
Ahit
Ahd. Söz verme, peyman, söz alma, taahhüt etme, üstlenme. tas, a Misak, peyman, emanet, bezm-i ezel'de ve kâlübelâ'da insanların Allah'ı Rab tanıyacakları ve kendilerini onun merbübu (kul) bileceklerine dair verdikleri SÖZ, yaptıkları muahede (A'raf Suresi, 172); ilk ve genel ahit veya ilâhî ahit budur (sm 830). b Şeyhin bir talibi müritliğe aldığına, talibin ise onun müridi ve müntesibi olacağına dair karşılıklı olarak verdikleri söz. Bu ahitle şeyh ile mürit arasında bir bağ (irtibat, rabıta), bir bağlantı (nispet) oluşur. Bu nispet aynen baba ile evlat arasındaki soy birliğine benzediğinden mürit şeyhi baba bilir, onu baba gibi sayar. Şeyh de müridi manevi evladı bilir, onu çocuğu gibi sever. Söz konusu nispet korunduğu sürece şeyh şeyhtir. Mürit de mürittir. Kâmil mürşit huzurunda verilen aht ve ikrar elest bezmi'nde verilen ahd ve misakı tasdik ve tecditten ibarettir. Bkz. Akit, Biat, İkrar vermek, Yâr ile ahdeyledim gâh dağılıp gâh cem olam Tâ ezel budur anınla ahd ü peymanim benim Niyazi Mısri
Ahitname
عهد نامه) r. Şeyhin yerine geçecek olan müridi ve halifeyi belirleyen yazılı belge veya sözlü beyan, hilafetname. 2. Müritlere yapılan tavsiyeleri ve tarikat mensuplarının uymaları gereken kuralları gösteren yazılı metin. (Bektasilerin ayin-i kebir lerinde Baba tarafından okunan bir ahitname örneği için bkz. AM 302-304). Bkz. Hilafetname.
Akit
Kulun, Allah'la kendisi arasında kalmak üzere kalben bir taahhütte bulunması, bir akit yapması ve niyet etmesidir. Aynı şey dille olursa buna ahit veya ahdetme (söz verme) denir. Avam (alım satım vs. işlerinde) dille yaptıkları akitlere bağlı kalmakla, havas ise buna ek olarak kalple yaptıkları akitlere de bağlı kalmakla yükümlüdür. “Akitlere bağlı kalınız” mealindeki ayetten süfiler bu anlamı çıkarmışlardır. Akl-ı evvel (J (عقل ا و x. İlk akıl. “Allah'ın ilk yarattığı şey akıldır,” hadisi ile bu akla işaret edilmiştir. 2. Vahdet mertebesi. 3. Nur-i Muhammedi. 4. Cebrail. 5. Insanın hakikati. 6. Arş. Akl-ı evvel Allah'tan ilk zuhur eden şeydir. Allah önce onu, sonra onun aracılığıyla tüm diğer şeyleri yaratmıştır. Buna ilâhî ilmin ilk zuhuru adı da verilir. İlahi ilim ayrıntısızdır; aşağıya doğru inerken ayrıntılı hale gelir: ilâhî ilme Ümmü'Lkitap, akla evvele imam-ı mübin, levhe hitab-ı mübin adı verilir. Bunlara sırasıyla nun, kalem ve levh de denir. Kalem-i alâ, adl, el-hakku'l-mahluk bih, imam-ı mübin, hakikat-i Muhammediye, dürre-i beyzâ, nur-i Muhammed, ruh-ı azam, ukab akl-ı evvele verilen diğer isim- lerdir. Akl-ı kül (külli ilâhî akıl) akl-ı evvelden sonra gelen bir mertebedir. Levh gök kubbesindeki adil ölçü ve doğru kıstastır; nurlu bir müdrike olup akl-ı evvele tevdi edilen bilgilerin suretleri onunla zuhur eder. Akl-ı külli, akl-ı evvelin mazharıdır. Âdem külli aklın, Havva külli nefsin suretidir. Akl-ı meas fikir kanunu ile ölçülen bir nurdur, ancak alet ve vasıtayla; külli akla ait çeşitli idrak şekillerinden yalnızca biriyle idrak eder. Akl-ı evvelin yolu ona kapalıdır. Mutasavvıflar, “Allah akılla idrak edilemez,” dedikleri zaman, akıl kelimesiyle kı- yas ve mantık esasları dahilinde faaliyet gösteren akl-ı meaş'ı kastederler. “Allah akılla bilinir,” dedikleri zaman kıyas ve başka araçlar olmadan idrak eden akl-ı evveli kastederler. Bir tek nurdan ibaret olan akl-ı evvel ve kalem-i alâ kula nispetle akl-ı evvel, Hakk’a nispetle kalem-i alâ ismini alır. Allah Cebraili Hz. Muhammed'e nispet olunan akl-ı evvelden yarattığından o, Cebrail'in babası ve bütün âlemin aslıdır. Bu yüzdendir ki miraçta Hz. Peygamber Cebrail'in durmak zorunda kaldığı noktanın ilerisine tek başına gitmiştir. “Hz. Muhammed'in önün- de aklı kurban et,” diyen Hz. Mevlânâ bununla akl-ı meaş'ı kast eder. Akl-ı meaş'a akl-ı cüzi de denir. İlahi ismin deposu ve Allah'ın emini olması itibariyle Cebrail’e mmm اذ AY KR İS e e gt NN A
Âmme
Halk, umum, ahali. tas. Yalnızca şeriatı bilen ve bunun dışın- EEE MMZ—ğ—ğ——...<,me><,. F2şŞ—jX)yjYXY)v2 ا An-1 daim Sih Te yu MEAN da başka bir şey bilmeyen, ulema-i rusum, yalnızca şekle ve dış görünüşe ilişkin özellikleri bilen süfiler. Tasavvuf yoluna ilişkin bilgi ve zevk sahibi olmayan şeriat âlimlerini bu konuda halktan farklı görmezler. Tasavvuf ehline ise hassa derler. Bkz. Havas, Avam. ar, (9 İç Anat. Zamanın en küçük Parçası. tas, a Hak ile zuhur hali (115). b Aşk. Ne mâziyim ne müstakbel, her ânın ânesiyim ben Yetürdüm benliği benlik bana Hak benliğindendir Niyazi Mısri سق fars. Cazibe, anlatılması imkânsız haz. Aşk. Sevgilinin boyu elif, kaşlan nan harfine benzetilir. İkisi bir araya gelince ân olur, Farsçada ân ‘o’ demektir; Arapçası hü'dur. Böylece âşık ve maşuk ortaya çıkar. Baktıkça hüsn ü ânına hayran olur âşıkların Geldikçe hicrin yâdına nâlân olur âşıkların Amma ne ân ki bâis-i cevr ola her zaman | Makbul olur gerçi güzellerde hüsn ü ân Şâhi Ana-bacı Şeyhin hanımı. Genellikle müritler şeyhlerine peder, ata, baba; şeyhin kansina da anne, valide hanım olarak bakar ve ondan ana, valide, ana-bacı diye söz ederler. Bu deyim daha çok Bektaşilikte kullanılır. Anâsır-ı çehargâne («8 صر جها ر Le) Dört unsur. Madde âleminin temel unsurları olan ateş, hava, toprak, su. tas. Süfiler nefsin dört mertebesini dört unsura benzetirler. Nefs-i emmâre ateşe, nefs-i levvâme havaya, nefs-i mülhime suya, nefs-i mutmainne toprağa benzetilir. Bunlardan her biri için on özellik belirlenmiştir ve böylece kırk sayısına ulaşılır. Tasavvuf ehlinin yaptığı birçok açıklama ve yorum dört unsur nazariyesine dayanır (sr). Nar u bad u âbu hâkin gel haber ver aslını Kim bunların her birini emre ferman eyleyen Niyazi Mısri
Aşk u niyaz
عشق و نيا ن) Mevleviler arasında selam yerine kullanılır; örn. “Nasılsın,” diyene hal hatır sorana veya yazılan mektubun sonunda “Aşk u niyaz ederiz,” denir. Ata (1تا) x. Peder, eb, baba. 2. tas. Şeyh, mürşit, özellikle Yesevilikte ve Nakşbendilikte ilk zamanlarda mürşitlere ve şeyhlere ata denirdi. Hakim Ata, Zengi Ata gibi.
Ayin-i niyaz
uy 1) Niyaz ayini. Bektaşiler Babaya gelip hayır ve himmet istemek için onun huzurunda yüz ve gözlerini yerlere sürerek yalvarırlar, buna niyaz etme ve niyaz ayini adı verilir (AM 220). 2. Mevlevilikte mukabele ayini bittikten sonra istek üzere onun devamı mahiyetinde yapılan ayin. Ayin-i sükvari Musibet ayini matem töreni, yas merasimi. Şiirlerde muharrem ayının onuncu günü Kerbela faciasını anmak maksadıyla yapılan bir ayin. Bu ayine katılanlar çığlıklar atarak ağlar, üst ve başlarını yırtar, kamalarla bedenlerini yararlar; zincirlerle üst ve başlarını döver, başlarını taşlara ve duvarlara çalarlar. Mevlevilikte mukabele ayini bittikten sonra istek üzere onun devamı mahiyetinde yapılan ayin. Ayin-i sükvari Musibet ayini matem töreni, yas merasimi. Şiirlerde muharrem ayının onuncu günü Kerbela faciasını anmak maksadıyla yapılan bir ayin. Bu ayine katılanlar çığlıklar atarak ağlar, üst ve başlarını yırtar, kamalarla bedenlerini yararlar; zincirlerle üst ve başlarını döver, başlarını taşlara ve duvarlara çalarlar.
Darende
Malatya · Türkiye · Osman Hulûsi Efendi'nin doğduğu Malatya ilçesi. İlk dinî bilgilerini burada, Hamîd-i Velî Camii imamı olan babası Hasan Feyzi Efendi'den aldı; ilkokuldan sonra özel hocalardan Arapça ve Farsça okudu. Ömrü boyunca yürüttüğü cami, kütüphane, Kur'an kursu, imam-hatip okulu, lise, endüstri meslek lisesi ve ilâhiyat fakültesi girişimlerinin merkezi de burasıdır. Koordinat ilçe merkezi düzeyindedir; kaynak mahalle veya köy adı vermez.
Cebel-i Himrin
Cebel-i Himrin · Irak · Osman Sirâceddin'in 1781'de (H. 1195) doğduğu yer. Babası Hâlid b. Abdullah, annesi Halîme Hanım'dır. Hz. Hüseyin'in neslinden geldiği için Hüseynî nisbesiyle de anılır. Kesin nokta belirtilmediğinden koordinat verilmemiştir.
Râmîten (Râmeyten)
Buhara · Özbekistan · Doğduğu ve nisbesini aldığı kasaba; Emîr Külâl'in güreşirken Muhammed Baba Semmâsî'nin dikkatini çektiği köy de burasıdır. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Hâce Ali Râmîtenî : Ali Râmîtenî (ö. 721/1321), Mahmûd Encîrfağnevî’nin halifesi; dokumacılık, helâl kazanç, cehrî-hafî zikir dengesi ve kabiliyete göre terbiye anlayışıyla Hâcegân yolunu Râmîten’den Hârizm’e taşıyan şeyhtir.
Muhammed Sâmî Efendi Dergâhı, Akmezarlık
Erzincan · Türkiye · Selüke'deki mal varlığını satarak Keçioğulları'ndan aldığı altmış dönümlük arazi üzerine kurduğu dergâh; 1330/1912'de vefatında buraya defnedilmiştir. Eski Erzincan'da Terzi Baba Mezarlığı'na giden yol üzerindedir. Konum yaklaşıktır.
Pazar Tekkesi ve türbesi
Türkiye · Sefîne-i Evliyâ'ya göre Harîrî (Kazzâz) Muhammed Efendi'nin ilk şeyhi olduğu ve uzun yıllar postnişînlik ettiği tekke; kendisi tekkenin bitişiğindeki türbede medfundur. Vassâf, tekkenin kendi devrindeki şeyhi Gâlib Efendi'den ve onun babası Ahmed Zarîfî Efendi'den nakiller yapar. Metinde tekkenin bulunduğu semt belirtilmediği için konum kesinleştirilememiştir.
Miyatlı köyü (Çerkay)
Çerkay, Dağıstan · Rusya · Kuzey Kafkasya'da Koysu nehri kıyısındaki Çerkay kasabasına bağlı köy. Ömer Ziyâeddin burada, sekiz çocuklu bir ailenin yedincisi olarak dünyaya geldi; babası Avar Türkleri'nden Abdullah Dağıstânî'dir. Babasından Arapça ve çeşitli Kafkas dillerini öğrendi, ayrıca medreseye devam ederek dinî ilimleri tahsil etti. Sitedeki mevcut biyografide köyün adı “Mırtay” biçiminde kayıtlıdır; kaynak “Miyatlı” yazmaktadır.
Sofya
Sofya · Bulgaristan · 1137 Şevvalinde kendisine tevcih edilen ve vefatına kadar elinde kalan kadılık; selefi Babadağlı Ali Efendi’dir. İlişkili kişi dosyası Rıfkî Hemşirezâdesi Ahmed Efendi : Rıfkî Hemşirezâdesi Ahmed Efendi (ö. 1726), Mahmud Paşa Mahkemesi kâtipliğinden medrese ve Sofya kadılığına ilerleyen Osmanlı âlimidir.
Galata Mevlevîhânesi (Kalekapısı Hânkâhı)
İstanbul · Türkiye · 1258/(1842)’de harem dairesinde doğduğu, babasının ve kendisinin postnişinlik ettiği, matbah tâkındaki kitâbeyi hattıyla yazdığı ve babasının lahdine defnedildiği mevlevîhâne. İlişkili kişi dosyası Şeyh Muhammed Atâullâh Efendi : Seyyid Muhammed Atâullah Dede (1842–1910), Galata Mevlevîhânesi’nde doğup babası Kudretullah Efendi’den sonra yaklaşık kırk yıl postnişinlik yapan; mûsiki, hat ve çok dilli tahsiliyle tanınan Mevlevî şeyhidir.
Vulçıtrın
Vushtrri · Kosova · Babasının kadılığı sırasında, 900 (1494-95) yılı civarında doğduğu kasaba. İlişkili kişi dosyası Celâlzâde Sâlih Çelebi : Celâlzâde Sâlih Çelebi (yaklaşık 1494/95-1565), Kanûnî devrinde medrese, kadılık, tarih yazıcılığı, tercüme, şiir ve hat sahalarını birleştiren; Halep, Şam ve Mısır kadılıklarında adalet anlayışıyla tanınan Osmanlı âlimidir.
Âmid (Diyarbakır)
Diyarbakır · Türkiye · Doğduğu şehir; babasının Âmidî nisbesi ve türbesinin buradaki varlığı Berdea iddiasını çürütür. Tebriz'den ayrıldıktan sonra buraya dönüp Ma'nevî 'yi burada yazmaya başladı. İlişkili kişi dosyası İbrâhim Gülşenî : Dede Ömer Rûşenî'nin yanında yetişen; Diyarbakır ve Kahire'deki irşadıyla Gülşeniyye'yi kurumsallaştıran sûfî.
Şeyh Ahmed Müsellem Türbesi
Sefîne-i Evliyâ, Ahmed Vefâ Efendi'nin babası Şeyh Ahmed Müsellem'in türbesine defnedildiğini bildirir. Metin türbenin bulunduğu şehri veya semti belirtmediğinden konum boş bırakılmıştır. İlişkili kişi dosyası Şeyh Ahmed Vefâ Efendi : Hasan Sezâî'nin torunu ve Ahmed Müsellem'in oğlu Ahmed Vefâ, 1753'ten itibaren Gülşenî Veli Dede Dergâhı'nda uzun süre irşad etmiş; kırk hadis, tahmis ve şiirleri bulunan Gülşenî şeyhidir.
Ezevâd
Tinbüktü · Mali · Kaynak: “1178 (1764) yılı dolaylarında bugün Mali'de bulunan Tinbüktü'nün kuzeydoğusundaki Ezevâd'da doğdu.” Talebelerin çevredeki ilim merkezlerini dolaşması bölgede gelenek olduğu halde Küntî Ezevâd'dan ayrılmamış, bütün dinî ilimleri ve tasavvuf eğitimini babası Sîdî Muhtâr el-Küntî'den almıştır. Ezevâd geniş bir bölge adı olduğundan nokta koordinat verilmemiştir.
Bahâeddin Nakşibend: Hayatı, Yolu ve Kaynakları
Bahâeddin Nakşibend'in hayatını, Hâcegân geleneği içindeki yerini ve öğretisinin ana kavramlarını üç farklı nitelikteki kaynağı birbirine karıştırmadan ele alan kaynaklı giriş.
Hâlisiyye: Kerkük'ten Yukarı Fırat'a
Kadiriyye'nin bölgesel aktarım haritası. Tezin ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Hacı Ömer Hüdâyî Baba'nın Halife Ağı
Doğrudan halifeler ile ikinci kuşak bağlıları ayırmak. Tezin ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
1925 Öncesi İstanbul Rifâî Dergâhları
Risâlede semtleriyle kaydedilen 56 tekke ve zâviye. Risâleden hazırlanmış özgün ve ihtiyatlı editoryal inceleme.
Mevleviyye'nin Kuruluşu ve Kurumsallaşması
Mevlânâ çevresinden Konya merkezli tarikat teşkilatına. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
XIX. Yüzyıl Anadolu Tasavvuf Haritası
On dokuzuncu yüzyıl Anadolu tasavvufunu yalnız tekke sayılarıyla değil; tarikat kolları, şehir ağları, göçler, cami ve hâne tekkeleri, Meclis-i Meşâyih, ulema, mûsiki ve gündelik hizmet kurumları üzerinden okuyan kapsamlı dönem dosyası.
Mevlevî Silsileleri ve Kübrevî Temaslar
Tek zincir yerine silsile varyantları, irşad çevresi ve post devamı. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
Kübreviyye–Mevleviyye Temasları
Kurumsal soy bağı iddiasından tarihî ve mânevî temas alanına. Kaynaklar arasındaki farklar ve gelenek içi anlatıların derecesi korunarak hazırlanmıştır.
Nefehât'tan Fütûhu'l-Mücâhidîn'e: Bir Tabakat Hafızasının Dönüşümü
Câmî'nin Farsça tabakatı Lâmiî'nin elinde nasıl Osmanlı-Anadolu tasavvuf hafızasına dönüştü?
İstanbul'dan Balkanlar'a Rifâî-İzzeddînî Silsilesi
İstanbul Rifâî âsitânelerini, postnişin zincirlerini, zâkirbaşı-musiki çevresini ve Balkan dergâhlarını kişi–mekân ilişkileriyle izleyen ayrıntılı ağ dosyası.
Kādiriyye'nin Afrika ve Güneydoğu Asya Ağları
Küntiyye, Sokoto, Mürîdiyye ve Sambasî terkibi üzerine kişi, eser, mekân ve silsile bağlantılarını birleştiren ayrıntılı dosya.
İstanbul Rifâî Tekkeleri: 1924-25 Postnişin ve Âyin Ağı
İstanbul Rifâî tekkelerini ad, semt, postnişin, âyin günü ve kaynak çelişkileriyle birlikte okuyan denetimli envanter.
SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI
Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e
TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne
Sayfalar 3–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 42 5846 Sayılı Kanun gereğince te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ARBEN Matbaası Ista
Sayfalar 2–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BILICI KITABEVİ YAYINLARI: 18 ONBİRINCİ DERS MUNDERECAT: Süre-i Kevserin tefsiri, Hazretl Fatime'nin ahlrete Intikali, Hz. Ibrahim'in Hz. Ismalll Allah yolunda kurban etmesi,