ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
41 sonuç · “Abes”
01Ahterî Mustafa Efendi
Muslihuddin Mustafa b. Şemseddin el-Karahisârî, Ahterî-i Kebîr adlı yaklaşık 40.000 maddelik Arapça-Türkçe sözlüğü; fıkıh, siyer, hadis ve âdâb eserleriyle tanınan XVI. yüzyıl Kütahya müderrisidir.
Ali el-Havvâs el-Burullusî
Ali el-Havvâs el-Burullusî (ö. 939/1532), İbrâhim el-Metbûlî'nin irşad hattını Kahire'de sürdüren; şeriat–hakikat bütünlüğü, Muhammedî terbiye ve ümmî irfan anlayışı Şa‘rânî'nin eserleriyle günümüze ulaşan Mısırlı sûfîdir.
Habeşîzâde Abdürrahim Rahîmî Bey
Habeşîzâde Abdürrahim Rahîmî Bey (ö. 1140/1727), Osmanlı kalemiye mensubu, divan şairi ve Matla‘u’l-işrâk adlı tasavvufî silsilenâmenin müellifidir.
İbrâhim el-Metbûlî
İbrâhim el-Metbûlî (ö. 880/1475), XV. yüzyıl Mısır'ında Bedeviyye çevresinden doğan Metbûliyye kolunun pîri; Ali el-Havvâs ve Abdülvehhâb eş-Şa‘rânî'ye uzanan aktarım hattının başlıca halkasıdır.
Neccâr-zâde Mehmed Sıddık Efendi
Neccâr-zâde Mehmed Sıddık Efendi (ö. 1208/1793-94), babası Mustafa Rızâ’nın ardından 1746’da Beşiktaş’taki hankâhın postuna geçen; Esfâr-ı Erba‘a adlı eseri ve Makālât-ı Sıddıkiyye’de korunan sohbet çevresiyle tanınan Nakşibendî-Müceddidî şeyhidir.
Seyyid Muhammed Şükrü Şihâbeddin Efendi
Muhammed Şükrü Şihâbeddin Efendi (ö. 1908), Osman Nûreddin Şems Efendi’nin halifesi ve damadı; mezar kitâbesinde Kādiriyye ve Üveysiyye ricâlinden sayılan İstanbul şeyhidir.
Şeyh Abdullah-ı Felâhî Efendi
Abdullah-ı Felâhî Efendi (ö. 1850), mevcut Sefîne parçasında 27 Muharrem 1267 tarihli mezar kitâbesi ve oğlu Mustafa Hakkı Efendi'nin komşu kabriyle kaydedilen Celvetî şeyhidir.
Şeyh Seyfeddin Efendi
Şeyh Seyfeddin Efendi, Sefîne-i Evliyâ'nın 1924-25 İstanbul tekke cetvelinde beşiktaş ebu'l-hüdâ tekkesi'nin 1924-25 postnişini olarak kaydedilir.
Etvâr-ı dil
Kalbin tavırları ve mertebeleri. 2. tas. Kalbin cilveleri ve mazharları. Kalbin tavırlarından her biri diğer tavrın cevheri ve madenidir. “Altın ve gümüş gibi, insanlar da maden ocakları halindedirler,” hadisiyle bu hususa işaret edilmiştir. Madenler kat kat olduğu gibi kalbin tavırları da kat kattır. Bu tavırlar sırasıyla şöyledir: Sadr (göğüs), İslam cevherinin madeni. Allah'ın göğsünü İslama açtığı kullar ile öbürleri arasında fark vardır (Zümer Suresi, 39). “Allah, hidayete erdirmeyi dilediği kimsenin göğsünü İslama açar” (En'am Suresi, 125). İslam nurundan mahrum kalan bir kalp, küfür karanlığının madeni haline gelir (Nahl Suresi, 106). Sadr, şeytanın insana vesvese verdiği mahaldir. Sadr, kalbi örten deri mesabesindedir. Kalbin derununa İblis için yol yoktur; çünkü kalp, Hak Teala'nın özel haremidir. Hiç kimse başka birinin kendi haremine girmesine izin veremez. Şeytan, meleklerin haremi olan semaya bile yol bulamazken (Hicr Suresi, 17) ulu ve yüce Allah'ın haremi olan kalbe nasıl nüfuz edebilir? (Hicr Suresi, 42). Kalp, yürek iman cevherinin madeni, akıl nurunun mahalli (Mücadele Suresi, 22; Hac Suresi, 46). Şegâf, kalbin zarı. Yaratıklara karşı duyulan aşk ve sevgi bunun ilerisine geçemez (Yusuf Suresi, 30). Fuat, ilâhî tecellileri seyr ve temaşa (müşahede ve rüyet) cevherinin madeni ve mahallidir (Necm Suresi, 11). Habbetü'-kalp, kalbin içi, gönül. Hazret-i uluhiyete muhabbet mahallidir; artık orada Allah sevgisinden başka hiçbir sevgiye yer yoktur. Süveyda (sevda), gaybı mükaşefe, ledün ilmi; hikmet menbaı ve ilâhî esrar hazinesi ve madeni, isimlerin ilmi (Bakara Suresi, 31). Burada meleklerin bile mahrum olduklan çeşitli keşfi ilimler vardır. Muhceti’lkalp, kalbin içinin içi. Tecelli nurlarının ve bütün ilâhî sıfatların madeni ve zuhur mahallidir. Gaybü'l-gayb burada zuhur eder. Insanın en şerefli mahluk oluşu bundandır. Hiçbir kalp hastalığı bulaşmayacağından burası tam sıhhat halindedir. Sıhhat alameti ise yukarıda sayılan kalbin her tavrında kulluğun gereklerinin tam olarak yerine getirilmesi ve kendilerine has olan anlamların gerçekleştirilmesidir. Bedendeki yedi organ üzerine secde nasıl farz ise kalbin yedi tavır üzerine secde etmesi de öylece vaciptir. Birinci tavrın secdesi tevbe, ikincisinin nefs tezkiyesi, üçüncüsünün kalp tasfiyesi, dördüncüsünün kalbin ilâhî hakikat ve hullelerle süslenmesi, beşincisinin kalbin ilâhî cilveler ve tecellilerle cilalanması, altıncısının kalbin mâsivâdan tamamıyla arındırılması, yedincisinin kalbin secde edip gönül makamına ermesidir. Burada artık kalem kırılır, ne bir şey söylenir ne de yazılır, lisan lal olur (NM 110). Atvar-ı seba (4a! sb!) 1. Yedi tavır: tab (tabiat), nefs, kalp, ruh, sır, hafi, ahfa. Allah'ın insanı yedi tavırda yarattığını (Nuh Suresi, 14) dikkate alan bazı mutasavvıflar bu tavırları yedi kat semaya, yedi gezegene, yedi vadiye ve yedi iklime benzetirler (NM 109). Attâr'ın Mantıku”t-Tayr'ında bu yedi tavır ve yedi vadi şu şekilde tespit edilmiştir: aşk, marifet, istigna, tevhit, hayret, fakr, fena (aM 89). Yedi tavrı daha başka şekillerde gösterenler de vardır (sme 35). Yedi tavır: tab (tabiat), nefs, kalp, ruh, sır, hafi, ahfa. Allah'ın insanı yedi tavırda yarattığını (Nuh Suresi, 14) dikkate alan bazı mutasavvıflar bu tavırları yedi kat semaya, yedi gezegene, yedi vadiye ve yedi iklime benzetirler (NM 109). Attâr'ın Mantıku”t-Tayr'ında bu yedi tavır ve yedi vadi şu şekilde tespit edilmiştir: aşk, marifet, istigna, tevhit, hayret, fakr, fena (aM 89). Yedi tavrı daha başka şekillerde gösterenler de vardır (sme 35).
A‘yân-ı sâbite
Varlıkların Allah’ın ilmindeki ezelî ve değişmez hakikatleri. Tasavvuf literatüründe, özellikle vahdet-i vücûd düşüncesinde, eşyanın dış dünyada var olmadan önce ilâhî ilimde bilinen sûret ve hakikatlerini anlatır. İlim ile dış varlık arasındaki yer A‘yân-ı sâbite dış dünyada müstakil birer varlık değildir. “Sâbit” oluşları ilâhî ilimde belirli bulunmalarını, “ma‘dûm” oluşları ise henüz hâricî varlık kazanmamış olmalarını ifade eder. Yaratılış, bu ilmî hakikatlerin ilâhî irade ve kudretle varlık sahasında görünmesi şeklinde açıklanır. Çokluk nasıl açıklanır? Vücûdun birliği ile varlıklardaki çokluk arasındaki ilişki, aynalar ve sûretler yahut tek bir kumaştan farklı elbiselerin kesilmesi benzetmeleriyle anlatılır. Varlık birdir; kabiliyetler ve görünüşler a‘yânın farklılığına göre çeşitlenir. Okuma notu Kavram, bütün tasavvuf ekollerinde aynı anlam ve ağırlıkta kullanılmaz; bilhassa İbnü’l-Arabî sonrası metafizik dil içinde merkezîdir.
Ayna
İnsan-ı kâmilin kalbi. Allah'ın zat, sıfat, isim ve fiillerine mazhar ve tecelligâh olması itibariyle genel anlamda insana, özel anlamda kâmil insana ayna (ayine, mir'at) ve mir'ât-ı Hak, ayine-i Rahman denir; çünkü Allah, diğer varlıklardan çok insanda tecelli eder, en mükemmel olarak da kâmil (olgun, yetkin) insanda tecelli eder. Hakk’a nazaran bütün kâinat ayna mesabesindedir. Ancak bu aynanın cilası insandır (Âdem). Şayet âlem insan cilasıyla cilalanmamış olsaydı, orada Hak bu kadar mükemmel tecelli etmezdi (iFH 48, AT 10, 20). Allah üstünlük derecelerine göre velilerde, nebilerde, resullerde daha açık ve daha mükemmel tecelli eder; fakat en mükemmel ve en göz kamaştırıcı ve şaşalı biçimde Hz, Muhammed'de tecelli ve zuhur eder: Zâtıma mir'at edindim zâtını Bile yazdım adım ile adını 5. Çelebi Ayinedir âlem, her şey Hak ile kâim Mir'at-ı Muhammed'den Hak'tır görünen dâim Lâedri 2. “Mümin müminin aynasıdır” (AK 11:294; ), yani ondaki hata ve eksikleri görerek hem onu, hem kendini kusurlardan arındırır. Ondaki iyi şeyleri görerek bunları örnek alır. Bu anlamda şeyh müridin; mürit şeyhin aynısıdır. İlâhî kemal önce Hak'tan pire, sonra pirden müridine yansır. Müminin kalbi ayna gibi olduğundan bu ayna ne kadar iyi cilalanırsa, yani kalp ne kadar temizlenir ve saflaştırılırsa oraya ilâhî feyz ve inayet, o nispette fazla akar. Bkz. Ayine-i cemal, ayine-i hüsn, Ayine-i dil, Ayine-i vücut. Çelebi Ayinedir âlem, her şey Hak ile kâim Mir'at-ı Muhammed'den Hak'tır görünen dâim Lâedri 2. “Mümin müminin aynasıdır” (AK 11:294; ), yani ondaki hata ve eksikleri görerek hem onu, hem kendini kusurlardan arındırır. Ondaki iyi şeyleri görerek bunları örnek alır. Bu anlamda şeyh müridin; mürit şeyhin aynısıdır. İlâhî kemal önce Hak'tan pire, sonra pirden müridine yansır. Müminin kalbi ayna gibi olduğundan bu ayna ne kadar iyi cilalanırsa, yani kalp ne kadar temizlenir ve saflaştırılırsa oraya ilâhî feyz ve inayet, o nispette fazla akar. Bkz. Ayine-i cemal, ayine-i hüsn, Ayine-i dil, Ayine-i vücut.
Azra
5£) Dilber, bakire. tas a Kimsenin keşf edemediği ve sırrına | vâkıf olamadığı yüce hakikat. b Hakk'ın halktan gizli tuttuğu ve sakladığı velisi |. Uzre kabilesinin azraları (dilberleri) yaşadıkları aşk hayatıyla ün yapmışlardır. Uzri aşk, adını bu kabileden alır. Bkz. Arüs, Uzri aşk.
Gala ea cae Ebced
بجد) N) x. Arap alfabesinin harflerini içeren kısa ei إلا Obirmetin 2. tas. a Süfiler bazı ayet ve hadislerden ebced Wi a hesabıyla bazı anlamlar çıkarır; bunların, işaretle anlatılan e > tasavvufi bilgiler olduğunu ifade ederler, Bkz. Allah, Altost mışaltı, Lale, önle ne sela Ebced. hesabı Arap alfabesindeki harflerin her birine eril ğin ayin belirlenmiş birer Sayı vererek bir kelimenin sayısal değerini hesaplâma ve bu değerden yola çıkarak kelimeyle aynı sayısal değere sahip başka kelimeler veya şeyler arasında bağlantı kurup yorumda bulunma. Divan şiirindeki tarih düşürme sanatı, bu hesaplama yöntemine dayanır. Sihir, büyücülük ve falcılık gibi bişer uygulamalarda da ebcede başvurulur. Ebcedi aşk Mecazi, cinsi, insani ve beşeri aşk. Çocuklar Kur'ân okumaya ebced ile başladıkları gibi müritler de hakiki aşka mecazi aşkla başlayabilir (am 155). Aşkı ko dursun mecâzi ise de gönlünde Âb-ı engur hum içre durarak bâde olur Sabri
Ehli nazar
اهل نظر) Hakikatin akıl ve istidlâlle bilineceği görüşünde olanlara ehl-i nazar, tuttukları yola tarik-i nazar denir Ehl-i niyaz Şer'i hükümlere VE tarikat edebine 80re hareket eden Ehli ribat Ribata devam eden, orada ikamet eden ve görevli olan (SAV; (Gi kenarında) 11:62-95; ia 1X:734-738 468-76) Ehl-i riyazet Çile çekerek ye nefslerinj ezerek kurtuluşa ereceklerine inananlar, çilekeş, çileciler Ehl-i Safvet Başkalık bulanıklığından, arınarak duru olma halini Serçekleştirenler. 1 durulanlar, durulma makamında bulunanlar (asfiya) (kı; cr; AMF 248) ‘ i 0 1 1 )اس سكت i) 1
Elif
( Arap alfabesinin ilk harfi. mec. Doğru, müstakim; sayı olarak tas. Zat-ı ahadiyet. Allah'ın mutlak tekliği ve birliği. Elif bir rakam şeklinde yazılır ve ebced hasabindaki sayı değeri de birdir. Bu bakımdan elif Allah'ın mutlak birliğine işaret eder. (İFM 1:76-82: cik 1:24, 26). Noktadan elif, eliften diger harfler meydana gelir. Diğer harfler elifin çeşitli biçimlere sokulmuş şeklidir. Bütün varlıkların Allah'tan (Bir'den) zuhur ve südur etmesi, diğer harflerin eliften çıkmasına ve meydana gelmesine benzetilir. Bütün harfleri elifte görmek mümkün olduğu gibi bütün varlıkları Bir'de görmek de mümkündür. Her şey eliftedir. Elif hallerin evvelidir. Allah da evveldir. Elif ile elf (bin) aynı şekilde yazılır. Bin birdir, bir de bindir; kelime olarak Allah'ın binbir ismini simgeler. “Gönül bana dedi ki: ‘Lediin ilmine hevesim var öyleyse başla: Elif! Tamam, de- di, ‘geri kalanına gerek yok. Eğer evde biri varsa bir harf kâfidir”. Dört kitabın manası bellidir bir elifte Sen elifi bilmezsin bu nice okumaktır Yünus Elifi nemed Mevlevilerde tennurenin üzerine kuşanılan elif şeklindeki yün kemer, Elifi sımat Deriden yapılan ve elifi nemedin üzerine sarılan bir tür kuşak. Yola çıkacak dervişler, kuşağın üzerindeki gözlere yiyecek koyarlardı. Elifi taç Tepesi sivri başlık.
Sayd
x, Avlama, av, 2, tas. a Cezbe. b Hicran makamı (sr). Saye >. Gölge, zil. 2. tas. Öze göre kabuk mesabesinde olan hakikatin gölgesi . Sâye-i pir, sdye-i erenler deyiminde, saye-i himmet ve inayet anlamında kullanıhr. Seâdü'l-vecheyn fi'd-dâreyn (on جهين فى ا لدار Pol) <. iki cihanda yüzkara- 2. tas. Mutlak fena, hakiki fakr. Ne zahirde ne bâtında, ne dünyada, ne ahirette varlığından iz kalmayacak şekilde salikin tamamıyla Allah'ta fani olması. Buna hakiki fakr, sevad-1 azam Veya esas yokluğa (asli adem) dönüş adı da verilir, “Fakr tam olunca, o Allah'tır” TK 1:647; CT; AK 11:87),
Zıddeyn
İki zıt. Belli bir durumda biri varken diğerinin var olması mümkün olmayan (Hx gor). 2. Allah'ın celal ve cemal sıfatları. Gazap-rıza, ceza-af, kahr-lutf, zahir-bâtın vs. Harraz'ın şu sözü ünlüdür: “Allah'ı iki zıddı bağdaştırarak tanıdım” (cik 1:96). 3. Bütün zıtlar Allah'ta birleştiği için ona Mecmeu'ezdâd (zıtların bir araya geldiği nokta) denilmiştir. “Eşya, zıtlarıyla tanınır.” Gehi eyler Huda bir derde zıddıyle müdâvat İki düzd-i muhalif hâneye hasbi niğehbândır Abdi Yâr ile düşman müsahib ben esir-i derd-i hecr Har ile hemsâye gül bülbül giriftâr-ı kafes Ali Çelebi Zilli. ar. (J) x, Gölge. 2. tas. a Madumattan ibaret olan a'yân-ı mümkinenin taayyünleri ile zahir olan izafi varlık. b Perde arkasında ferahlama (iri ML:113). Bir şeyle onun gölgesi ayrı ayrı şeyler olmakla beraber Bölge şahsa bağlıdır; on- Zikir ei suz olmaz. Vahdet-i vücudu izah için âlemin Allah'ın gölgesi mesabesinde olduğu söylenir (İFH 111). Vücud-i vâcibin mahiyetin idrak eden ârif Hakikatte zuhur-i mümkinâtı hep zılâl anlar Rahmi Zilla evvel (44 | (ظل 1. Ik gölge 2. tas. Akl-ı evvel, Allah'ın nuruyla ilk defa zuhur edip çokluğun (yani zati birliğin sutnunu) kabul eden ilk ayn olduğundan, akl-ı evvel bu ismi almıştır (kı; cr). Allah'ın celal ve cemal sıfatları. Gazap-rıza, ceza-af, kahr-lutf, zahir-bâtın vs. Harraz'ın şu sözü ünlüdür: “Allah'ı iki zıddı bağdaştırarak tanıdım” (cik 1:96). 3. Bütün zıtlar Allah'ta birleştiği için ona Mecmeu'ezdâd (zıtların bir araya geldiği nokta) denilmiştir. “Eşya, zıtlarıyla tanınır.” Gehi eyler Huda bir derde zıddıyle müdâvat İki düzd-i muhalif hâneye hasbi niğehbândır Abdi Yâr ile düşman müsahib ben esir-i derd-i hecr Har ile hemsâye gül bülbül giriftâr-ı kafes Ali Çelebi Zilli. ar. (J) x, Gölge. 2. tas. a Madumattan ibaret olan a'yân-ı mümkinenin taayyünleri ile zahir olan izafi varlık. b Perde arkasında ferahlama (iri ML:113). Bir şeyle onun gölgesi ayrı ayrı şeyler olmakla beraber Bölge şahsa bağlıdır; on- Zikir ei suz olmaz. Vahdet-i vücudu izah için âlemin Allah'ın gölgesi mesabesinde olduğu söylenir (İFH 111). Vücud-i vâcibin mahiyetin idrak eden ârif Hakikatte zuhur-i mümkinâtı hep zılâl anlar Rahmi Zilla evvel (44 | (ظل 1. Ik gölge 2. tas. Akl-ı evvel, Allah'ın nuruyla ilk defa zuhur edip çokluğun (yani zati birliğin sutnunu) kabul eden ilk ayn olduğundan, akl-ı evvel bu ismi almıştır (kı; cr). Bütün zıtlar Allah'ta birleştiği için ona Mecmeu'ezdâd (zıtların bir araya geldiği nokta) denilmiştir. “Eşya, zıtlarıyla tanınır.” Gehi eyler Huda bir derde zıddıyle müdâvat İki düzd-i muhalif hâneye hasbi niğehbândır Abdi Yâr ile düşman müsahib ben esir-i derd-i hecr Har ile hemsâye gül bülbül giriftâr-ı kafes Ali Çelebi Zilli. ar. (J) x, Gölge. 2. tas. a Madumattan ibaret olan a'yân-ı mümkinenin taayyünleri ile zahir olan izafi varlık. b Perde arkasında ferahlama (iri ML:113). Bir şeyle onun gölgesi ayrı ayrı şeyler olmakla beraber Bölge şahsa bağlıdır; on- Zikir ei suz olmaz. Vahdet-i vücudu izah için âlemin Allah'ın gölgesi mesabesinde olduğu söylenir (İFH 111). Vücud-i vâcibin mahiyetin idrak eden ârif Hakikatte zuhur-i mümkinâtı hep zılâl anlar Rahmi Zilla evvel (44 | (ظل 1. Ik gölge 2. tas. Akl-ı evvel, Allah'ın nuruyla ilk defa zuhur edip çokluğun (yani zati birliğin sutnunu) kabul eden ilk ayn olduğundan, akl-ı evvel bu ismi almıştır (kı; cr). Ik gölge 2. tas. Akl-ı evvel, Allah'ın nuruyla ilk defa zuhur edip çokluğun (yani zati birliğin sutnunu) kabul eden ilk ayn olduğundan, akl-ı evvel bu ismi almıştır (kı; cr).
Lâ ilâhe illallah
“Allah’tan başka ilâh yoktur.” İslâm’ın tevhid inancını en özlü biçimde ifade eden kelime-i tevhidin ilk bölümüdür. Tasavvuf yollarında nefy ve ispat zikrinin esası kabul edilir: lâ ilâhe ile Hakk’ın dışındaki mutlaklık iddiaları reddedilir; illallah ile ulûhiyetin yalnız Allah’a ait olduğu tasdik edilir. Zikrin usulü ve sayısı yolun meşrebine göre değişebilir.
Kader
Allah’ın bütün varlık ve olayları ezelî ilmiyle bilmesi ve bir ölçüye göre takdir etmesi. Bir şeyin zamanı geldiğinde yaratılması ise kazâ kavramıyla birlikte açıklanır. Tasavvuf ahlâkında kadere iman, sebepleri terk etmek veya sorumluluktan kaçmak değildir. Sâlik elinden geleni yapar; sonucu ilâhî ilim ve iradeye bırakarak rıza, sabır ve tevekkülü korur. Kader Varlık ve olayların ilâhî ilimdeki ölçü ve takdiri. Kazâ Takdir edilenin vakti geldiğinde meydana gelmesi.
Neceş
Satın alma niyeti olmadığı hâlde müşteri kızıştırmak için mala yüksek fiyat vermek. Neceş piyasayı yanıltan ve gerçek alıcıyı zarara uğratan hileli artırmadır. Satıcının düzenlemesi veya tarafların anlaşması durumunda günah ve hukukî sorumluluk ağırlaşır.
Kaygusuz Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Sultanahmet'te bulunan ve Kādiriyye'nin Rûmiyye (İsmâil Rûmî) koluna bağlı tekkedir. Mimari bakımdan dönemin iddiasız meskenlerini andıran mütevazi bir ev-tekkedir. XIX. yüzyıl sonunda pazar akşamları burada devran yapıldığı, zâkirbaşı Şeyh Hulûsi Efendi'nin haftalık çizelgesinden anlaşılmaktadır.
Hatuniyye Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Eyüp'te İdrisköşkü civarında, Gümüşsuyu Çeşmesi yakınında, Eyüp-Gümüşsuyu yolu ile Hüsam Efendi Sokağı'nın birleştiği yerdedir. Hoca Hüsam Tekkesi, Hüsam Efendi Tekkesi, Selim Efendi Tekkesi ve Hâtûniye Tekkesi adlarıyla da anılır; adını civarındaki Zeyneb Hâtûn Camii'nden (Hatûniye Mescidi) alır. 1145 (1732) tarihli Ahmed Dede Mescidi içinde kurulmuştur; Mecmûa-i Tekâyâ'da Hatuniye Tekkesi olarak ve Nakşî tekkesi diye kayıtlıdır, âyin günü pazartesidir. Rızâeddin Efendi burada babası Mustafa Vahyî Efendi'den sonra postnişin olmuş ve vefatında hazîresine defnedilmiştir; annesi ile kardeşi Mehmed Sadreddin Efendi de aynı hazîrededir. Tekke onun meşihatı sırasında, 1304 (1886) yılında, babasının mensuplarından ve kardeş çocuğu olan Mustafa Zihni Paşa'nın yardımıyla esaslı biçimde tamir edilmiştir. Mâbedin çatısı 1940'lı yıllarda çökerek yapı harap olmuş, bugün dört duvar hâlindedir; minaresi şerefesine kadar yıkılmıştır.
Bilâl-i Habeşî Kabri civarı
Şam · Suriye · Şam kadılığı sırasında vefat etti ve Bilâl-i Habeşî'nin kabri civarına defnedildi. İlişkili kişi dosyası Hısn-ı Mansûrîzâde Mustafa Mûcib Efendi : Hısn-ı Mansûrîzâde Mustafa Mûcib Efendi (1673-1727), İstanbul’un yüksek medreselerinde müderrislikten Halep ve Şam kadılıklarına yükselen; 107 şair biyografisini içeren Tezkire-i Mûcib’i yazan Osmanlı âlimi ve divan şairidir.
Karacaahmet Mezarlığı Kaygusuz İbrâhim Baba bölümü
İstanbul · Türkiye · Karacaahmet Mezarlığı'nın Tıbbiye caddesiyle Saraçlarçeşmesi caddesi arasındaki adanın üst kısmında yer alan ve onun adını taşıyan bölümdür; kendisi ve müridleri burada gömülüdür. İlişkili kişi dosyası KAYGUSUZ ŞEYH İBRÂHÎM EFENDİ : Kaygusuz İbrâhim Baba (ö. 12 Zilkade 1289/11 Ocak 1873), Bolu’dan İstanbul’a gelerek ilim ve ticaretle meşgul olan, Mustafa Fedâî’den Kādirî hilâfeti alan ve Sultanahmet’te dergâh kuran şeyhtir.
Bilâl-i Habeşî kabri civarındaki medfeni
Şam · Suriye · Hac yolculuğunda Şam'da vefat edince Bilâl-i Habeşî'nin kabri dairesinde defnedildi. İlişkili kişi dosyası Miftâhîzâde Ahmed Efendi : Miftâhîzâde Ahmed Efendi (ö. yaklaşık 1072/1661-62), Narlıkapı kale kapıcısının oğlu; üç ayrı şeyhin terbiyesinden geçerek Şah Sultan ve Eyüp camilerinde vaaz ve tefsir hizmeti veren müelliftir.
Abeşe (Vedây Sultanlığı)
Abéché · Çad · Açılan yeni güzergâhın güney ucundaki sultanlık merkezi; Bingazi'den kalkan tüccarlar buraya güven içinde ve daha kısa zamanda ulaşır olmuştur. İlişkili kişi dosyası Muhammed b. Ali es-Senûsî : Tahsil ve yolculuklar 1787'de Cezayir'de doğdu. Fas Karaviyyîn'de, Kahire'de ve Hicaz'da ilim tahsil etti; fıkıh, hadis ve tasavvuf çevreleriyle temas kurdu. Ahmed b. İdrîs ile ilişkisi Hicaz'da Ahmed b. İdrîs'in yakın öğrencilerinden oldu. İdrîsî-Şâzelî hattı Senûsî nispetin ana omurgasıdır; aldığı çok sayıdaki diğer icazet silinmez. İlk zâviyeler Mekke yak
Bakkālzâde Mescidi
İstanbul · Türkiye · Banilik nispeti Yapı envanterlerinde mescit, seretıbbâ-i hassadan ve eski müderrislerden Bakkālzâde Mehmed Çelebi’ye nispet edilir. Bu tarif hekimbaşı ve müneccimbaşı Bakkālzâde Mehmed Efendi ile kuvvetle örtüşür; ilk inşa kitabesi bulunmadığından nispet ihtiyatla korunur. Kaybolan yapı ve ihya Tarihî mescit zaman içinde harap olmuş, XX. yüzyılda bütünüyle ortadan kalkmıştır. Kalıntıların tespitinden sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tarihî yerinde yeniden inşa edilmiş ve ibadete açılmıştır. Bugünkü bina özgün XVI. yüzyıl yapısının aynen ayakta kalmış hâli değil, rekonstrüksiyondur.
Şâbânî Kıyafet ve Sembol Dünyası
Hırka, renk, sarık, tâc, risâle, asâ, post ve seccadenin tarihî dili üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Hasan-ı Basrî: Zâhid, Âlim ve Öncü Sûfî
Kurumsal kuruculuk yerine ahlâkî ve tarihî öncülük. Tezin bütün ilgili bölümleri karşılaştırılarak hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne
SÛFÎ KELİMESİNİN KÖKÜ
Avârifü’l-Maârif · 6. bölüm · Hz. Enes b. Mâlik (r.a) demiştir ki: “Rasûlullah (s.a.v), bir kölenin bile dâvetine gider, merkebe biner ve yün elbise giyerdi.” 31 Sûfîler, bu hadis-i şerife uyarak hem daha yumuş
RİBATTAKİLERİN SUFFA ASHABINA BENZEMESİ
Avârifü’l-Maârif · 14. bölüm · Allahu Teâlâ, bir âyet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Habibim, senin, tâ ilk günden takva üzere kurulmuş mecsidde durup namaz kılman daha uygundur. Orada, temizlenmeyi seven erkekl
Sayfalar 10–15
Muzaffer Ozak Külliyatı · katre, güneşlerden bir zerre olarak Allahın bize ihsanı kadar anlatabilecegiz. Zira, kelimatullahı; denizler mürekkep, agaçlar kalem, yerler ve gökler kâğıt ve defter, insan ve mel
Sayfalar 11–17
Muzaffer Ozak Külliyatı · Aleyküm bis-sünneti ve sünneti hulefâ-ir-râşidiyn. (Sünnetim üzere ve rüşt sahibi halifelerimin sünnetleri üzerine olunuz.) Hadis-i şerifi buna delâlet etmektedir. Resûl-ü zişâna h
Sayfalar 18–25
Muzaffer Ozak Külliyatı · (YA GAFURU ism-i celilini, hummaya ve başağrısına uğrayanlarla, gam ve keder içinde bulunanlar devamlı okurlarsa kurtulurlar.) 3EJE3, Eş Şekûrü Celle Şanühu Kendi rızâsı için yapıl
Sayfalar 25–32
Muzaffer Ozak Külliyatı · nın belirli bir kaç uzvuna hizmet etmekten ibarettir. Bunlardan ırak olanlar da hakka yakın olurlar. Bununla beraber, bu güruhun yukarıda zikrolunan kal şeyhlerinden daha az zararl
Sayfalar 69–76
Muzaffer Ozak Külliyatı · rın ve bulunduranların da şefaatlerine nail olacağı herkesçe malümdur. MAKAMAT-I-SADIYYE namındaki kitapta beyan olunmuştur ki, Enbiyâ ve rüsül-ü kiram ile, şehitlerin, salihlerin
Sayfalar 78–84
Muzaffer Ozak Külliyatı · Bir nigehe talibem, baksa biraz yüzüme Ayağının tozunu çeksem sürme gozüme Mübarek kademini bassa bir kez yüzüme Türabım kapısında billâhi Muhammedin Nûr-u çeşmim Ahmedin. Aşki lay
Sayfalar 102–108
Muzaffer Ozak Külliyatı · zi tartıp ölçün bakalım, sizler gerçekten Allahu tealâ'ya lâyık kullar olabildiniz mi? Allahu tealâ, sizlere (KULUM) ve Resû-lü müctebâ (UMMETIM) diyor mu? Allahu tealâ, bir kimsey
Sayfalar 90–95
Muzaffer Ozak Külliyatı · miyorsun? Kullarım beni dâvet ettiler» diye buyrulduğunda Musa aleyhisselâm, «Böyle bir dâveti zatül uluhiyyetine bildirmege haya ederim» dedi. Allah Sübhanehü «Söyle kullarıma! Cu
Sayfalar 100–105
Muzaffer Ozak Külliyatı · 31) LOKMAN sûresini, yedi kerre okuyan kimsenin, maddî ve manevî hastalığı ve karın ağrısı ve benzeri illetlerine Allah şifa ihsan eder. 32) SECDE sûresini, yazarak bir şişeye koys