HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve doğru adı
Habeşîzâde Abdürrahim Rahîmî Bey, XVIII. yüzyıl başlarında Divan-ı Hümâyun ve maliye kalemlerinde görev yapan şair, hattat ve tasavvufî silsilenâme müellifidir. Asıl adı Abdürrahim, şiir mahlası Rahîmî’dir. Bazı tezkirelerde “Abdurrahman Rahîmî” veya “Abdurrahman Rahmî” yazılması kaynaklar arası bir isim karışıklığıdır; kendi eser başlığı ve daha güvenilir kayıtlar Abdürrahim Rahîmî biçimini destekler.
Habeşîzâde lakabının anlamı
İstanbul’da doğan Rahîmî, Bosna defterdarlığından Habeş eyaleti valiliğine tayin edilen ve orada uzun süre görev yapan Mustafa Paşa’nın oğludur. “Habeşîzâde” lakabı babasının idarî görevinden gelir; Rahîmî’nin Habeşistan’da doğduğunu, orada yaşadığını veya etnik kökenini göstermez. Bu sebeple Habeş eyaleti onun şahsî hayat rotasına eklenmemiştir.
Medrese, hat ve kâtiplik eğitimi
Mutat medrese derslerini okudu; Yedikuleli Emîr Efendi’den hüsn-i hat öğrendi. Kâtiplik icazetini Eğrikapılı Hoca Mehmed Râsim Efendi’den aldı. Böylece bürokrasi hayatına yalnız aile çevresiyle değil, yazı ve kalem mesleğinin teknik eğitimiyle girdi. Kaynakların şiirinin yanı sıra inşasını da övmesi bu yetişme çizgisiyle uyumludur.
Tasavvuf terbiyesi
Rahîmî, manevî ilimler için Melâmî, Halvetî, Celvetî ve Gülşenî şeyhlerinin sohbetlerine katıldı; Bursalı Seyyid Muhammed Hâşim Efendi’den tarikat terbiyesi aldı. Kocamustafapaşa Dergâhı şeyhi Seyyid Nûreddin Efendi’ye hürmeti ve kaynaklardaki Mevlevîlik mensubiyeti kaydı, onun tek bir dar çevreye kapanmadığını gösterir. Bununla birlikte farklı tarikat silsilelerini bilmesi, her birinden hilafet aldığı anlamına çevrilmemelidir.
Divan-ı Hümâyun kariyeri
Eğitiminden sonra bazı vezirlerin kâtipliğini yaptı ve Divan-ı Hümâyun kalemlerinde ilerledi. Silahdar Şehid Ali Paşa’nın divan kâtibi oldu; ardından tezkireci-i sânîliğe, 1127/1715’te tezkireci-i evvelliğe yükseldi. 1128/1715-16’da azledilmesi kariyerinin sonu olmadı; maliye ve muhasebe görevleriyle devlet hizmetine devam etti.
Maliye ve kayıt görevleri
1131/1718-19’da maliye tezkireciliğine getirildi. Daha sonra piyade ve süvari sınıflarının kayıtlarını tutan mukabele kalemlerinde, ardından cizye muhasebeciliğinde çalıştı. 1135/1722-23’te ikinci defa tezkireci-i evvel oldu. İsmail Beliğ’in 1139/1726-27’de tamamladığı tezkiresi, Rahîmî’nin ölümünden hemen önce bu görevi sürdürdüğünü çağdaş biçimde doğrular.
Mora seferi ve Şehid Ali Paşa çevresi
Ömrünün önemli bölümünü Silahdar Ali Paşa’nın maiyetinde geçirdi. 1127/1715 Mora seferine eşlik ettiği, fethin ardından her mısraı tarih veren yirmi dokuz beyitlik bir manzume kaleme aldığı anlaşılır. Ali Paşa’nın 1716’daki şehadeti üzerine duyduğu kederi bir mersiyeyle ifade etti. Bu bağ bir tarikat ilişkisi değil, himaye, bürokratik hizmet ve edebî çevre ilişkisidir.
Nâbî ve edebî çevresi
Çağdaşı Nâbî ile latife yüklü mektuplar ve müşterek şiirler yazdı. Ali Paşa’nın emriyle Nâbî’nin mektuplarını toplayarak Münşeât-ı Nâbî’yi tertip etti ve esere bir önsöz kaleme aldı. Sâlim Efendi’yle de mektuplaştı; Nâbî’nin onun gazellerini tahmis etmesi, Rahîmî’nin devrin seçkin şairler çevresindeki yerini gösterir.
Muamma, lugaz ve tarih düşürme
Rahîmî muamma ve lugaz çözmedeki maharetiyle tanındı. “Eyyûb” adına yazılan ve İstanbul şairleri arasında dolaşan bir muammayı çözmesi ona şöhret kazandırdı. Galata Sarayı’nın tamiri ve Sünbül Sinan Camii’ndeki Zincirli Servi makamının yenilenmesi için tarih manzumeleri yazdı. Mevlevî şeyhi Enis Dede’nin “kat kat helâl olsun” redifli şiirine yazdığı nazire de geniş karşılık buldu.
Dîvânı ve nüsha problemi
Erken biyografi ve bibliyografya kaynakları Rahîmî’nin mürettep bir Dîvân’ı bulunduğunu bildirir; Vekāyi‘u’l-fuzalâ’daki şiirlerin bu divandan seçildiği de kaydedilir. Ancak bugün yazma eser kataloglarında güvenle teşhis edilmiş bir Dîvân nüshası bulunmamaktadır. Bu nedenle eser varlığı kuvvetli tarihî kayıt, mevcut nüsha bilgisi ise belirsiz olarak tutulmuştur.
Matla‘u’l-işrâk
Rahîmî’nin günümüze ulaşan en önemli eseri, 85 beyitlik Matla‘u’l-işrâk adlı manzum silsilenâmedir. Sarı Abdullah Efendi’nin Meslekü’l-uşşâk kasidesine nazire olarak mefâîlün kalıbında yazılmıştır. Bayramî-Melâmî şeyhlerinin silsilesini verir; ayrıca Mevlânâ, Yûnus Emre, Hallâc-ı Mansûr ve Nesîmî gibi mutasavvıflara değinir. İki nüshası İstanbul Atatürk Kitaplığı OE Yz 0342 ve Ankara Millî Kütüphane 06 Mil Yz FB 240’ta tespit edilmiştir.
Diğer eser ve nispetler
Târîh-i Feth-i Mora li-Şehîd Ali Paşa adlı 29 beyitlik manzume Ankara Millî Kütüphane 06 Hk 3752’de kayıtlıdır. 1117/1705-06’da yazılan Şerh-i Risâle-i Muammâ-yı Suğrâ-yı Câmî’nin Rahîmî’ye aidiyeti ise güçlü bir araştırma önerisidir; eser sonunda Rahîmî mahlası bulunması ve dönemin muamma ustası olması bu nispeti destekler, fakat kesin müellif kaydı gibi sunulmamıştır.
Vefatı ve defin yeri
Rahîmî tezkireci-i evvel iken 1140/1727’de İstanbul’da öldü. Gün konusunda kaynaklar ayrılır: Vekāyi‘u’l-fuzalâ 17 Rebîülâhir gecesini, Sicill-i Osmânî ayın 15’ini, başka kayıtlar 10 Rebîülâhiri verir. Ortak ve güvenli tarih 1140/1727’dir. Kocamustafapaşa Tekkesi haziresine defnedildi; mezar taşına Seyyid Vehbî’nin “Habeşîzâde Râhîmî Bige cennet ola câ” tarih mısraı yazıldı.
Tarihî önemi
Habeşîzâde Abdürrahim Rahîmî, Osmanlı kalemiyesi, klasik şiir ve tasavvuf bilgisinin aynı şahsiyette birleştiği seçkin bir örnektir. Devlet kayıt düzenindeki kariyeri, Nâbî çevresindeki edebî faaliyeti ve Matla‘u’l-işrâk’taki silsile bilgisi birbirinden kopuk değildir: hat ve kâtiplik eğitimiyle biçimlenen yazı ustalığını hem bürokrasiye hem şiire hem de tasavvuf tarihine taşımıştır.