ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
28 sonuç · “Üçler”
01Asâkir-i Hak
Asâkir-i Rahmânî de denir. Hakk'ın askerleri, Cündü'llah (Allah'ın ordusu) deyimi de bu anlamda kullanılır. 2. Rüzgâr, kuş, yağmur ve zelzele gibi doğal güçler ve varlıklar da Hakk'ın askerleridir (sm), Leşker-i gama iltikâ etmem Asker-i gayba istinâdim var IV. Murad Rüzgâr, kuş, yağmur ve zelzele gibi doğal güçler ve varlıklar da Hakk'ın askerleridir (sm), Leşker-i gama iltikâ etmem Asker-i gayba istinâdim var IV. Murad
Dede
>. Mevlevilikte muhip, dede, şeyh ve halife şeklinde sıralanan tarikat mensupları arasındaki ikinci mertebe sahibi. Dede dervişliğe ikrar vermiş, dergâhta hizmet görerek binbir gün çilesini doldurmuş bir derviştir. O artık hüc- Te-güzin ve hücre-nişindir (hücre sahibi). Dedelere dedegan da denir; orn, Gâlib Dede, Dede Efendi ünlü Mevlevi dedeleridir, 2. Bazen Mevlevi olmayan şeyhlere de dede denir; Dede Sikkin, Dede Rüşeni gibi. Özellikle son dönem Melamileri şeyhlerine dede derler, 3. Yatır, ermiş kişilerin gömülü oldukları mezar veya türbe. Ruhaniyetlerinden ve manevi güçlerinden faydalanmak için ziyaret edilen ve çevresinde mum yakılan yatırlar. 4. Alevi din adamları. Alevilikte dedelik soy güder, bu soya dede soyu denir. Bu soydan gelmeyen bir kimse asla dede olamaz. Dede ve ata aynı anlamda da kulanılır; örn. Korkut ata, Dede Korkut gibi. Bkz. Ata, Baba. 100 | J e. i
Gayb erenler
غيب!> « نلر) Göze görünmeyen veliler, Ricalw’l-gayb, malü'-gayb. Üçler, yediler, kırklar, abdallar gibi bazı veliler vardır ki, gâibtirler; göze görünmezler, kısa zamanda uzun mesafeler katettiklerine inanılır. Bkz. Tayy-i mekân, Tayy-i zaman. Gayb— Şehadet (5 (غيب — شها د Allah'ın insan vasıtasıyla baktığı her âlem şehadet âlemidir. Vasıtasız baktığı âlem ise gayb âlemidir. Ahadiyet mertebesine de gayb âlemi denir. Şehadet âlemine şehadet-i vücudiye, gayb âlemine gayb-ı ademiye adı verilir. İnsan bu âlemden o âleme göçünce bu sefer ona göre o âlem şehâdet, bu âlem gayb âlemi haline gelir. Dünyevi âlemin fani olması ve büyük kıyamet işte bu haldir. “Allah gaybı ve şehadeti bilir”.
Himmet
2. Bir kemal halini veya diger bir şeyi elde etmek için bütün ruhani güçleriyle birlikte kalbin Hakk’a yönelmesi. 2. Halis ve iyi niyet. İsabetli ve sıhhatli karar her şeyden önde gelir, her şey buna bağlıdır (sr 388) 3. Ermiş kişilerin maksadı hasıl eden, iş bitiren ve dilediklerini yerine getiren manevi güçleri. Himmetü'l-enefe Amele karşı sevap talep etmeye sevkeden sülûk derecesi (kı). Himmetü'l-ifake'den sonra gelir. Himmetü'lifake Saliki, faniyi terkedip bakiye talip olmaya sevkeden sülûk derecesi. | Himmet-i rical Erenlerin himmeti. Erlerin himmeti dağları yerinden oynatır. Pir- | ler dervişlerini himmetleriyle terbiye ve idare ederler. Bkz. Halk bi’l-himmet. Bu mesel-i meşhürdur: Dağlar dayanmaz himmete Himmet-i merdân ile olur âsân her müşkil iş | Baki | His birligi İttihat, fena, | Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için KI kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. His hicabı Maddi âlem. Bu âlemle ilgili kalpteki his, bilgi ve arzular, manevi âlemle ilişki kurmaya engeldir. En büyük hicap insanın kendi benligidir. |
Şefkat
(شفقة) 7, Acimak, merhamet, 2, tas. Halka ihtiyaç duydukları şeyi vermek, güçleri yetmeyecek seyi onlara teklif etmeme; anlayamayacakları dille ken. dilerine hitap etmeme. Bkz. Isfak.
Uzûbet
(عزوبة) Bekarhk. tas. İlk zahit ve süfilerin bazılarında görülen evlenmeme âdeti. “Bu ümmetin rahibi” unvanıyla tanınan Âmir b. Abdullah, Bişr Hafi gibi zahit ve süfiler bekâr yaşamayı tercih etmişlerdi. Ibrahim Edhem, Davud Tai ve Râbiatu'l-Adeviye'nin de evlenmedikleri rivayet edilir. Bunlar fakr ve züht ile evliydiler. Cüneyd'in, Ebü Süleyman Dârâni'nin bekâr yaşamayı tavsiye ettikleri bilinir. Daha sonraki dönemlerde de bu âdet devam etmiştir. Özellikle fütüvvet ehli ve ahiler arasında evlenmeme âdeti yaygındır. Bektaşilerde evlenmeyen babalara mücerret denir. Budizm ve Hıristiyanlık gibi dinlerin din adamı sınıfı da bekâr yaşamayı tercih eder (Gİ 11:24; ia 1:12). elek aires Üçler Üç büyük veli. Gayb erenlerden üç ulu ermiş. Üçler, شرن fe ee i Hak'tan istimdat eder, halka imdat eder, insanlara siddet ve Be Bel kahr ile degil mülâyemet ve merhametle muamele ederler. Wi FS Üçler, erkeklerden de kadınlardan da olabilir. Üçlerden biri Ea aa aralıksız ve kesintisiz Hak'tan aldığı feyzi halka akıtır. Üçler Meg bir kutup, iki imamdan olusur. Kutbun, Allah katındaki ismi مما TN Abdullah'tır; kutbu'l-aktap ve gavs-i azam olarak da bilinir. AL lah adına mülk ve meleküt âlemini idare eder. Kutbun iki veziri (yardımcısı) vardır; bunlara imamân denir. Kutbun sağ tarafında bulunan imamın Allah katındaki ismi Abdurrab olup, melekat âlemini muhafazaya memur edilmiştir. Sol tarafındakinin ismi Abdülmelik olup mülk âlemini muhafazaya memur edilmiştir. Kutbun yeri ise âlemin merkezidir. Kutup vefat edince sol tarafındaki Abdülmelik yerine geçer (İFA 306-8, 331). Bu üçlerden başka Hz. Mikâil'in kalbi üzere bulunan ve daima halka şefkatle muamele eden güler yüzlü üç ermiş daha vardır (ira Pek çok yöre, türbe, mahalle, semt ve kasaba ismini üçlerden alır. Hatm-i.)335 evliya da üçtür: Hz. İsa, Muhammed Mehdi, İbn Arabi (iFA 321). Üçyüzler Kalb-i âdem üzere bulunur, onun ilmine vâris olan üçyüz ermiş (ira.)322 Üflemek Şifa veya maneviyatı güçlendirmek için bir şeylerin okunup üflenmesi. Üftade — Üftadeği ifars.(Şosl-,3W5 Dı. Düşkün-düşkünlük, zavallı-zavallık, biçare-biçarelik. 2. tas. Halin zuhur etmesi ve bu halde kulluk görevinin gere- 8i gibi yapılmasından aciz kalması. İlâhî Celal'in tecellisi (11s), Hak karşısında insan aciz, zavallı ve çaresizdir. Sebeb-i rif'at olu: gam yeme üftâde isen Bir binâ, tâ harab olmaya ma'mur olmaz Fehim-i Kadim Serverlik ister isen üftâdelik şiâr et Kim düşmeden ayağa çıkmadı başa bâde Fuzüli
ricâlü’l-ulâ
tas. Bir kısım evliya hakkında kullanılan bir terim. B mutasavvıflar bunl “abdâl-ı seb'a” (bk. bu ma de) nm dışında göstermiş ve onlarm her nefeste Allah miraç ederek “ilm-i hâs” ta sil ettiklerini ifade etmişl dir. ricâlü’l-eyyâmi’s-sitte (üjı ^ı JLJ Bir kısım ev ya hakkında kullanılan terim. Bazı mutasavvıf bunları altı olarak gösterm ve bunu “eyyâm-ı sitte” ( bu madde)nin oluşumunda sırrı temsil eden güçler o rak ifade etmişlerdir. ricâlû’l-mâ a GUI JUJ t Bir kısım evliya hakkın kullanılan bir terim. B mutasavvıflar bunları den ler ve ırmaklar kenann yerleşmiş bulunan ve Hakk’a ibadet eden taife o rak göstermişlerdir. ricâlullah a. (< UJl jy [Ar. ] t Allah’ın manevî kudret ve ku vetine sahip olan evliya. ric'at a. (c^fi [Ar. ] bk. rec'at ric'î talâk a. ftk. İslâm hukuku göre, evlilikte erkeğe, yeni nikâha ihtiyaç olmadan tek raflı irade beyanı ile boşad eşine dönebilme imkânı ver fıkıh terimi. rics a. G^J [Ar. ] “Pis olan şe anlamında kullanılan 569 Rifâ'iyye Bazı Kur’ân-ı Kerîm’de on yedi ayetları te geçen bir terim. ad
deccâl (I)
deccâl (I) a. [Ar.] Tek tanrıh dinlerde kıyamet alâmetlerinden sayılan ve insanları doğru yoldan saptırmaya çalışacağı ve olağanüstü güçlere sahip olduğu söylenen kimselere verilen ad. Bu terim, Kur’ân-ı Kerîm’de doğrudan doğruya geçmemektedir. Hz. Peygamber’e atfedilen rivayetlerde ise “el-mesîhü’ddeccâl” veya “mesîhü’d-delâle” biçiminde geçtiği kaynaklarda zikredilmektedir. Buna karşın Yahudilikte ve Hristiyanlıkta bu terimin çok kullanıldığı görülür. Özellikle Kitâb-ı Mukaddes’te Yuhanna’ıun mektuplannda “anti-christ” olarak Mesih’in düşmanı biçiminde nitelenen deccâl, “âhir zamanda zuhur edecek düşman.” diye telâkki edilmektedir.
Cerrâhiyye
Halvetiyye-Ramazâniyye tarikatının Nureddin Cerrâhî’ye nisbet edilen bir kolu. Bu tarikatın kurucusunun sahabeden Ebû Ubeyde b. Cerrâh soyundan geldiği ve İstanbul’da Cerrahpaşa semtinde doğduğu için “Cerrâhî” adını aldığı rivayeti yaygındır. Kuruluşu olan 18. yüzyıl başından beri yirmi dokuz tekkesinin var olduğu söylenen bu tarikatın yirmi dört tekkesinin İstanbul’da bulunduğu büinmektedir. Cumhuriyet sonrası tekke ve zaviyelerin kapatılması sonrasmda bu tekkelerin pek çoğu faaliyetlerine son vermiş, sadece Cerrâhî Âsitânesi ayakta kalabilmiştir. Bu tarikatte “zikir” (bk. bu madde) ağırlıklı bir ibadet şeklidir. Tekkeye intisap eden bir kişi, şeyh efendinin yol göstericiliği ile “vird-i kebîr” (bk. bu madde) okunur, cemaatle sabah namazmın kılınmasından sonra zikir halkası oluşturulur ve zikir çekilir. Ardından yol gösterici dede, sâliki şeyhin huzuruna götürür, şeyh efendi üç defa tövbe ettirip “Âmentü” (bk. bu madde) yü okuttuktan sonra dua okunur. Ayrıca, sabah namazınm sünneti üe farzı arasmda otuz üç defa “İhlâs suresi” (bk. bu madde) okunması, ikindi namazından sonra otuz üç defa “selât ü selâm” getirilmesi, akşam namazmdan sonra otuz üç defa “estağfurullah” çekilmesi, ayrıca her namazdan sonra yüz defa “kelime-i tevhid” (bk. bu madde) zikri tavsiye edilir. Tarikate yeni giren kimseye ise devetüyü arakıye giydirilmesi âdet hâline gelmiştir. Böylece zikir ibadetini yıllarca sürdüren sâlike “halife” (bk. bu madde) unvanı verilmiş olunur. Ayrıca bu unvanm kadmlara da verildiği söz konusudur. Bu tarikat, “ehl-i sünnet” (bk. bu madde) inancına sıkı sıkıya bağlı bir oluşum arz eder. Tekkede işlerin yürütülmesi “muhib” ve “hizmet dervişleri” ile gerçekleştiriliyordu. Muhipler şeyhe malıyla veya maddî destekle hizmette bulunuyor; hizmet dervişleri ise sertarik, aşçı, zâkirbaşı, imam, meydancı, türbedar, kapıcı, asâdar, nakib, pazarcı, çerağcı, sâki, ferrâş adları ile tekkede hizmeti yürütüyordu. Öte yanda dergâh, “meydan” olarak adlandırılan kurullar ile idare ediliyordu. Şeyh, sertarik ve aşçıdan oluşan ve “üçler meydanı” olarak nitelenen kurul, manevî işlerin yürütülmesini sağlıyordu; bunlara yardımcı olan zâkirbaşı, imam, meydancı ve türbedar İdarî işleri yürütüyordu. Hizmetlilerin katılımıyla “on dörtler meydanı” oluşuyor; hizmetnişinlerin ihvan arasmdan belirlediği yirmi altı kişinin katılımı ile tekkede “kırklar meydanı” teşekkül etmiş oluyordu. Bu yapısı ile tarikat, çok ciddi ve düzenli bir faaliyet göstermesi; sadrazam, müderris, asker, kadı, imam, esnaf erbabı gibi sosyal hayatın çok değişik ve farklı kesimlerinden kimseleri bünyesinde bulundurması ile dikkatleri üzerinde toplamıştır.
ricâlü’l-hannân
tas. Bir kısım evliya hakkında kullanılan bir terim. Bazı mutasavvıflar bunları on beş olarak gösterir. Onlarm müminler ve kâfirler üzerinde baskm güçleri olduğu ifade edilmiştir.
ukûl-i müfârika
ukûl-i müfârika a. Maddenin dışında ruhlar, ruhânî varlıklar ya da maddî olmayan, ancak kendilerinde maddeyi meydana getirme iktidarı olan ruhânî güçler.
Kutb-Ül-Aktâb
Âlemin nizâmı ile alâkalanan, bolluk, kıtlık, sağlık-hastalık, barış-savaş, rızık, yağmur ve benzeri olaylarla vazîfeli kılınan ricâl-i gayb yâni herkesin tanımadığı zâtların reisi. Emrinde üçler, yediler, kırklar... denilen yine bu işlerle vazîfeli seçilmiş kimseler bulunur. (Bkz. Kutb-i Medâr)
Tûbâ
Touba · Senegal · 1886'da Baol'da kurduğu ve 19 Temmuz 1927'de vefat edip defnedildiği yer. 1924'te burayı resmen tarikatın mânevî merkezi yapmak ve bir cami inşa ettirmek istemiş, ancak gerçekleştiremeden ölmüştür. İlişkili kişi dosyası Ahmedü Bamba : Ahmedü Bamba (1850–19 Temmuz 1927), Kādirî terbiyesi üzerinde Senegal Mürîdiyyesini kuran; ilim, zikir, hizmet ve üretimi dara sistemi içinde birleştiren Tûbâ merkezli irşadın pîridir.
Üçler Mescidi
İstanbul · Türkiye · Müridlerinden Irâkizâde Hasan Efendi'nin, boynunun vurulduğu yerin üst tarafına 959'da (1552) yaptırdığı mescid. Irâkizâde iki kardeşiyle birlikte buraya defnedildiği için mescide Üçler Mescidi denilmiştir. Zamanla harap olan yapının yeri, Sultanahmet Meydanı'nda güneydeki dikilitaşın karşısındadır ve günümüzde bir iş yerinin mutfak bölümünün içinde kalmıştır.
Üçler Mescidi
İstanbul · Türkiye · Müridlerinden Irâkizâde Hasan Efendi, İsmâil Ma‘şûkî'nin boynunun vurulduğu yerin üst tarafına 959'da (1552) bir mescid yaptırmış; iki kardeşiyle birlikte buraya defnedildiği için mescide Üçler Mescidi denilmiştir. Sultanahmet Meydanı'nda güneydeki dikilitaşın karşısında bulunan mescid zamanla harap olmuş, yeri günümüzde bir iş yerinin mutfak bölümünün içinde kalmıştır.
Kudüs
Kudüs · Filistin · Ulaşmayı hedeflediği fakat Haçlı Krallığı ile Nûreddin Zengî arasındaki çatışma sebebiyle varamadığı şehir. İlişkili kişi dosyası Ebü’n-Necîb es-Sühreverdî : Ebü’n-Necîb Ziyâeddin Abdülkāhir es-Sühreverdî (ö. 563/1168), Ahmed el-Gazzâlî’den yetişen sûfî, fakih ve muhaddis; Âdâbü’l-mürîdîn’in müellifi ve Şehâbeddin Ömer es-Sühreverdî’nin amcası ve mürşididir.
SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI
Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e
SÛFÎ KELİMESİNİN KÖKÜ
Avârifü’l-Maârif · 6. bölüm · Hz. Enes b. Mâlik (r.a) demiştir ki: “Rasûlullah (s.a.v), bir kölenin bile dâvetine gider, merkebe biner ve yün elbise giyerdi.” 31 Sûfîler, bu hadis-i şerife uyarak hem daha yumuş
Sayfalar 4–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1
Sayfalar 14–20
Muzaffer Ozak Külliyatı · BEtSsü; Ve lekad kerremna beni-Âdeme... El-İsrâ: 70 (Andolsun, biz azim-üş-şân Âdem oğullarını, diğer bütün yarattıklarımızdan üstün kıldık.) sırrına ve tecellisine mazhar olabilsi
Sayfalar 42–50
Muzaffer Ozak Külliyatı · Allah celle celâluhu; bu âyet-i celillerle, kâfirlerin cehennemde görecekleri şiddetli âzabı beyan buyurmakta ve diğer bir âyet-i kerimede de: «innâ a'tednâ lil-kâfiriyne selasile
Sayfalar 57–62
Muzaffer Ozak Külliyatı · yemeğe başlar, âşıkan da mürşidi takip ederler. Yemek esnasında, pilâva kadar konuşulmaz. Bazı tekkelerde, yemekten sonra su dahi içmezler. Yemekten sonra, şeyh evvelâ ellerini yık
Sayfalar 112–123
Muzaffer Ozak Külliyatı · yüzünü daima ilm-i Ledünni sahibi ve âşık-ı didâr-ı ilâhi olan kibar-ı Evliyâ'ullah'ın isrinden ve eşiği türabından ayırma yâ Rabbi.. Onların bastıkları toprağın tozu ile alınlarım
Sayfalar 149–155
Muzaffer Ozak Külliyatı · yet buyurmasaydın, kendiliğimizden Hak yolunu bulamazdık, bizleri huzurundan mahrum eyleme... Sana ve rizayı ilâhiyyene varan o dosdoğru yolda bizleri sâbit-kadem eyle... Sen, bizl
Sayfalar 137–143
Muzaffer Ozak Külliyatı · kapıya sıgınır, hangi mahlük ona yardımeı olabilir? buyurulmaktadır. Evet; Rabbimizin bahş ve ihsan buyurduğu her ni'mete şükretmek her kula vâciptir. O ni'metleri bir kerre daha h
Sayfalar 269–274
Muzaffer Ozak Külliyatı · Seni tesbih ve tenzih ederiz, seni hakkıyle bilemedik. ey Mâ'ruf Seni tesbih ve tenzih ederiz, seni hakkıyle zikredemedik ey Mezkûr. Seni tesbih ve tenzih ederiz, sana hakkıyle şük
Sayfalar 241–247
Muzaffer Ozak Külliyatı · Fahr-i âlem, sallallahu aleyhi ve sellem efendimizden sahih olarak rivayet edilen haberlere göre, mahşer günü bütün şehitler kılıçları ve silâhları ellerinde olduğu halde vakur bir
Sayfalar 212–217
Muzaffer Ozak Külliyatı · rına vesile olursun. Onların işleyecekleri sevaba karşılık, alacakları sevabın aynı sana da bahş ve ihsan buyuruur. Namaz ve oruç, islâmın rükünlerindendir. Kıldığın namazların da,