Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 137–143
kapıya sıgınır, hangi mahlük ona yardımeı olabilir? buyurulmaktadır.
Evet; Rabbimizin bahş ve ihsan buyurduğu her ni'mete şükretmek her kula vâciptir. O ni'metleri bir kerre daha hatırlayalım ve hatırlatalım: İnsan olarak yaratılma ni'meti, vücud ni'meti, iyman ni'meti, Kur'an ni'meti, islâm ni'meti, Habib-i Hudâ ve şefi-i rûz-i ceza Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve selleme ümmet olmak ni'meti, sıhhat ve âfiyet ni'meti, el ni'meti, ayak ni'meti, göz, kulak, kaş, kirpik, görmek ve duymak ni'meti, ağız, dil, diş ve söylemek ni'meti, akıl, fikir, düşünmek, tefekkür etmek ni'meti, kol, kuvvet, irade, ilim ni'meti, hava, su, yer, gök, güneş, ay, yıldızlar, yağmur ve kar, yiyecek ve içecek ni'meti, renk, ses, nebatlar, hayvanlar, ana, baba, evlât, ev, eşya, arkadaş, komşu, millet, kavim, kabile, akraba, saadet ve selâmet, istiklâl ni'meti, ordu, asker, kumandan, âlim, hoca, mürşit, cami, hastahane, merhamet ve şefkat ni'meti. Daha, yüzlercesıni ve hatta bınlercesinı sayabilecegımiz, bildıgımız, bilmedigımız, gordügümüz, görmedigimiz çeşitli ni'metler!.. Ayrıca, âhiret ni'metleri de var ki, sayılarını ancak ve yalnız Allahu teâlâ bilir.
Bütün bu ni'metler, hep bizim için bahş ve ihsan buyurulmuştur. Ne var ki, bütün bu ni'metlerin hesabını soracağını da, Allah azze ve celle Kur'an-1 aziminde beyan buyurmuştur:
i -"-" Sümme le-tüs'elünne yevme'izin an-in-na'rym..
Et-Tekâsür: 8 Me'al-i münifi: Kıyamet günü, o büyük hesap günü, her halde ve her halde, size verdiğimiz ni'metlerin hesabını sorarIZ.
Etrafının suyla çevrildiginin farkında olmayan balık gibi, kendisini çevreleyen ilâhî ni'metleri fark ve bunları bahş ve ihsan buyurduğu için Rabbine şükretmeyen gafiller, bu âyet-i celiledeki itaba elbette lâyık ve müstehaktırlar.
Ey ayakkabım yok diye yakınan gafil! Ayyakkabın yoksa, ayakların var ya!. Ayakkabın olsa da, ayakların olmasa, o ayakkabı ne işine yarar, şu halde, ayakkabın olmasa da, ayağın olduğu için Hakka sükret! Sana, o ayakları bahş ve ihsan buyuran Allahu teâlâ, gün olur ayakkabıyı da verir.
Kaldı ki, ne kadar şükretsen yine de sana verilen ni'metlerin hakkını eda etmiş olamazsın.. Belki, bu şükrünle kulluğunun ve insanlığının icabını yerine getirmiş olursun..
Bak ve gör! Gözlerin baktığından ibret alamıyorsa, baktıgından ıbret alamayan goz, goz degıldir, o gozler senın duşmanındır. Akıllı oldugunu iddia eden kişi, baktığından ibret almayan gözü, gözüm var diye taşımamalıdır. Hem unutma ki, o gözler yarın huzur-u Hakta senden davacı olacak ve seni nâra mahkûm ettirecektir:
Hatta izâ mâ câ ühû şehide aleyhim sem'uhüm ve ebsârühüm le cülûdühüm bima kânu yümelün v'e kalü li-cülûdihim lime şehidtüm âleynâ kalü entakan'Allahüllezi entaka külle şey'in le lüve halakakûm evvele merretin ve ileyhi türce'ûn...
Fussilet: 20 - 21 Me'al-i münifi: Nihayet oraya (Hesab yerine) geldikleri zaman, kulakları (İşittiklerine) gözleri (Gördüklerine) ve derileri (İşlediklerine) aleyhlerinde şahitlik edeceklerdir. Onlar;
kulaklarına, gözlerine ve derilerine: (Niçin aleyhimizde şahitlik ettiniz? Oysa, biz sizden azabı def'etmek için mâsiyyetlerimizi saklamıştık.) diyeceklerdir. Onlar da: (Bizleri, herşeyi söyleten Allahu teâlâ söyletti. Sizi, ilk defa o yaratmıştı, yine ona dönüyorsunuz.) diyeceklerdir.
Bir göz Hakkı görmezse, Ona sakın yâr deme!
Sana ibret vermezse, Benim gözüm var deme!
Görenedir, görene, Köre nedir, köre ne?
Kulak hakkı duymazsa, Kulağım duyar deme!
Duyduğuna uymazsa, Kulaklarım var deme!
Duyanadır, duyana;
Sağır nice uyana?
Evet, bak ve gör! Nice ayakkabısı olan var, ayakları yok..
Nice gözlügü olan var, gözleri yok.. Nice apartman, han, hamamı olan var, sağlık ve âfiyetleri yok.. Nice zengin kişiler var, agızlarının tadı yok.. Nice milyarderler, milyonerler var, evlerinde dirlik, düzenlikleri yok.. Nice ağızları olanlar var, ya konuşacak dilleri, ya da dinlenecek sözleri yok.. Nice kuvvet ve kudrete sahip kişiler var, akılları yok.. Nice mevki ve makam sahipleri var, iymanları yok.. Nice ni'metlere ermiş kişiler var, ibadet ve tâ'atleri yok.. Nice dünyaya sahip kişiler var, âhiretleri yok..
Ey mü'min, ey Hak ve hakikat âşığı!
Senin Rabbin var.. Rabbine iymanın var.. Peygamberin var.. Sıhhat ve âfiyetin var.. Ibadet ve tâ'atin var.. Aklın ve tefekkür kabiliyetin var…. Gözün, kulağın, saçın, sakalın, kaşın, kirpiğin, ağzın, dişin, dilin, elin, ayağın var…. Sen, öyle bir Nebiyyi zişâna ümmetsin ki, Allahu azim-üş-şân indinde kadri gayet yüce, şefaati makbul, duaları şâyân-ı kabul ve günahkâr ümmeti için şefkat ve merhameti mebzuldür. Allahu teâlâ, onu razı edinceye kadar istedigini vereceğini kitab-ı mübiyninde açıkça ahd-ü peyman ederek beyan buyurmaktadır. Oyle ise, Rabbimize şükretmeyelim mi? Ona kıyam, rükû ve secde ederek, tesbih ve takdis eyleyerek tâ'zim etmeyelim mi? Etmezsek, küfran-ı ni'mette bulunmuş, açıkçası nankörlük etmiş olmaz mıyız? Nankörlük, insana ve insanlığa yakışır mı? Bir din kardeşin, Hicaz dönüşü sana bir takke hediye edince ona defalarca teşekkür ediyorsun da, takkeyi giymek için sana o başı ihsan ve inayet buyuran Allahu teâlâ'ya şükrün olmayacak mı? Hicaz hâtırası o takkeyi giydiğin başına Allah azze ve celle akıl cevherini ihsan buyurmamış olsaydı, aynı takkeyi belki de ayağına geçirmeğe uğraşacaktın. Sana, bunu yaptırmayan o akıl ni'metini bahşeden Rabbine secde etmeyecek misin? Kaldı ki, gerçekten kul ve insan isen, vücudundan olan bazı ni'metlerini alıverse dahi, yine de ona şükretmen gerekir.
HİKAYE Evliyâ'ullahtan Zinnûn-u Mısri hazretleri rivayet buyuruyorlar:
Günlerden bir gün, vücudunun bazı azaları cüzzam illetinden dökülmüs, gözleri de görmeyen bir zat ile karşılaştım.
Bu yürekler acısı perişan haline rağmen, Allahu teâlâ'ya hamd-ü senâ ediyordu. Dayanamayıp sordum:
— Allahu tâlâ'nın sana bahşettiği hangi ni'mettir ki, Hüdâyı lâ yezele bu derece şükrediyorsun?
O zat, bana şu cevabı verdi:
— Ey Zinnûn! Gözlerim görmüyor, cüzzam illetinden vücudum yer yer dökülmüştür. Fakat, Rabbime nasıl hamd-ü senâ eylemeyim ki, bana sağlam bir kalp ve gönül ihsan buyurmuştur. Bunlar sayesinde onun varlığına ve birliğine ve Resülünün hak ve gerçekligine iyman ederek ebedi hayatımı kazanmış bulunuyorum. Baş gözüm görmüyor ama, el-hamdü lillah kalp gözüm iyman ile açık.. Bir çok azalarım dökülmüş bulunuyor ama, ona hamd-ü senâ etmeme yarayan ağzım ve dilim var. Allahu teâlâ'ya kasem olsun ki, parça parça paralasa dahi, ondan aslâ şikâyetçi değilim. Bana bahş ve ihsan buyurduğu bu ni'metler yanında, bu kadarcık musibetten ötürü ondan şikâyetçi olmaya haya ederim. Bu halim, Rabvime karşı olan muhabbetimi artırdığı için ayrıca şükrederim, bana biraktıkları için ona daima hamd-ü senâ eylerim, dedi.
Aşkınla çâk olsa bu ten, Ben yine illâllah derim, Yanıp kül olsa bu beden, Ben yine illâllah derim..
Kan aksa gözden yaşlarım, Bağrımda bitse başlarım, Derd-ü gam olsa işlerim, Ben yine illâlah derim..
Işim gücüm zâr eylesen, İçim dışım dar eylesen, Mansur-veş berdar eylesen, Ben yine illâllah derim..
Bin pâre ettirsen beni, Odlara attırsan beni, Terketmeyip Mevlâm seni, Ben yine illâllah derim..
Asilere katsan beni, Tamulara tıksan beni, Mücrim kulun etsen beni, Ben yine illâllah derim..
SEYYID NIZAM oğlu ile, Ceddiyle haşrola bile, Mü'min muvahhidler ile, Ben yine illâllah derim..
Bin derdini versen bana, Halim gören kalsa tana, Yüzüm tutup senden yana, Ben yine illâllah derim..
SEYYID SEYFULLAH (Kuddise sırruh)
Hz. Şemseddin-i Sivasî kuddise sirruh efendimizin nutk-u âlilerini de teberrüken sizlere sunuyorum:
Göster cemalin şem'ini yansın oda pervaneler, Devlet değil mi âşıka, şem'ine karşı yaneler;
Cevr-ü cefa etmek ile Şemsi seni terkeylemez, Sen sanma ki seni seven, senden -Hâşa— usaneler..
Bu veciz kıssadan hissemizi almalıyız. Dikkatle, ibretle ve icabederse defalarca okuyarak, gereken hisseyi almak her mü'min için elzemdir. Rabbimizin bahş ve ihsan buyurduğu ni'metlere daima şükretmeli, ona hamd-ü senâda bulunmalıdır ki, iyman davasında olanların iymanlarının ilk ve en mühim şahidi budur. Allahu tâlâ'nın ihsan ve inayet buyurdugu ni'metlerin haddi hesabı yoktur. Bunun delili de, yukarıda zikrettiğimiz (Ve in te'uddû ni'metallahi lâ tuhsuhâ = Eğer, Allahu teâlâ'nı sizlere bahş ve ihsan buyurduğu ni'metleri sayalım deseniz, o kadar çok ve sonsuzdur ki, saymağa gücünüz yetmez, sayamazsınız.) âyet-i kerimesidir.
Seyyid-ül-kevneyn Resûl-üs-sakaleyn efendimiz hazretlerinden naklolunan bir Hadis-i şerifte:
ma en'amallahü ala abdin ni'meten saguret ev keburet fe kale aleyha elhamdüliliahi illa kâne kavluhu aleyha elhamdülillahi efdale min tilken nime Hak sübhanehû ve teâlâ hazretleri, bir kuluna az veya.
çok, büyük veya küçük her hangi bir ni'met bahş ve iksan buyursa, o ni'mete nail ve mazhar olan kıl hamıd-ü senâ için EL-HAMDÜ LILLAH dese, hu hamd-ü senâsı nail olduğu ni'metten daha büyük ve üstün bir ni'mettir.
buyrulmaktadır. Demek oluyor ki, ni'met mukabilinde edilen şükür ve haruu-ü senâ, o ni'metten daha üstün ve hayırlı bir ni'mettir. Zira, o şükür ve hamd-ü senâ, o ni'metten daha ziyade bir ni'mete ermeğe vesiledir.
Ibn-i Abbas radıyallahu anh, Resûl-ü ekrem sallallabu aleyhi ve sellem efendimizden rivayetle buyurmuşlardır ki:
- Her kim, yeni bir elbise giydiği zaman, albine hamd-ü senâ ederse, bu şükür ve hamd-ü senâsı sebebiyle AI-
lahu azim-üş-şân o kimsenin günahlarını af ve mağfiret buyurur.
Netekim, 'ashab-ı kiram efendilerimizle bütün ulemâ ve ehlullah ve ezcümle Ibn-i Cureycin hazretleri buyurmuşlardır ki:
— Allahu teâlâ'nın bahş ve ihsan buyurduğu ni'metlere şükretmek, bu ni'metlerin devamina vesile olur. Bu ni'metlere şükretmeyerek küfran-ı ni'mette bulunmak ise, ni'metlerin zevaline sebep olurlar. Ni'metlere şükretmeyenler, o ni'metlerden mahrum kalacakları gibi, bu küfran-ı ni'metlerinin cezasını dünyada fakirlikle ve âhirette de ayrıca azaba duçar olarak öderler.
Allahu teâlâ, Kur'an-1 azim-ül-bürhanında:
Yâ eyyühelleziyne âmenuttekullahe hakka tukatihi...
Al-i Imran: 102 Meal-i münifi: Ey iyman edenler, Allahu teâlâ'dan nasıl korunmak gerekse, öyle korunun. Hakkiyle mütteki olun.
buyurulmaktadır.
Müfessirin-i izâm, bu âyet-i celileyi tefsir ve te'vil ederken, şöyle mânâlandırmışlardır: (Allahu teâlâ'dan hakkiyle korkunuz, ona daima itaat ediniz, isyan ve itaatsizlikten kaçınınız. Bahş ve ihsan buyurduğu ni'metlerine de şükrediniz, nankörlük etmeyiniz, böylelikle size verilen ni'metlerin hakkını da eda etmiş olursunuz.) buyurmuşlardır.
Kibar-1 tâbi'iynden Hasan-ül-Basri hazretleri buyurmuşlardır ki:
— Hak sübhanehû ve teâlâ hazretleri, bizlere bahş ve ihsan buyurduğu her ni'meti ancak şükretmekle muhafaza ve kayıt altına alabileceğimizi irade eylemiştir. Binaenaleyh, her ni'met karşılığında Rabbimize şükredelim ki, bu şükrümüz o ni'metin devamını mucip olsun..
HIKAYE Eski zamanlarda bir kul yıllarca Cenab-1 Haktan zenginlik niyaz eyledi. Allahu azim-üş-şân, o devrin peygamberine vahyederek, o kulunun duasını kabul buyurduğunu, yıllardır arzuladığı zenginliği gençlik çağında mı, yoksa ihtiyarlık hengâmında mı istediğini sormasını emr-ü ferman buyurdu. O nebiyyi zişan, o kula irade-i ilahiyyeyı teblig buyurdugunda, adamcagız mes'eleyi bir kerre de eşiyle görüşmek istedigini söyledi. Zira, danışanların her türlü felâketten emin olacaklarını biliyordu. Evine giderek, eşine durumu anlattı. Kadın, Allahu tâlâ'nın lûtfedeceği zenginliği gençlik çağlarında daha iyi kullanacaklarını, ihtiyarlıklarında servetin hiçbir işe yaramayacağı görüşünü savundu. Adam ise, genç iken fakir bile olsalar vücutları sağlam ve sıhhatte bulunacağından çalışıp, geçimlerini sağlayabileceklerini, ihtiyarlayınca güçleri, kuvvetleri kalmayacağından, zenginliğin asıl o zaman işlerine yarayacağını ve ömürlerini rahat ve huzur içinde geçirmelerini temin edecegini söyledi. Kadın, ihtiyarlıkta gelecek zengir.ligin kendilerine hiçbir faydası olmayacağını, dizlerinde derman, gözlerinde fer ve ağızlarında tad kalmayacağını, türlü dünya ni'metlerine ancak uzaktan bakacaklarını, yeseler bile midelerinin hazmetmeyeceğini ileri sürerek zenginliğin gençlikte verilmesinin daha faydalı olacağını anlattı. Adamcağız, eşinin bu fikrine iştirak etmekten gayrı çıkar yol bulamayarak, keyfiyeti devrin peygamberine arzetti. O nebiyyi zişân da:
— Ey yerlerde ve göklerde olup bitenleri hakkıyle bilen, gizli ve âşikâr kullarının ve bütün yarattıklarının ahvaline vakıf bulunan ulu Allah! Lûtuf ve inayetine mazhar olan o kulunun düşüncesine elbette alimsin, ihsan buyuracağın zenginliği gençliğinde bahş etmeni niyaz ediyorlar, arzı ile yerlerin ve göklerin, görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen âlemlerin Rabbine tazarrûda bulundu.
Allah celle celâlühu, o nebiyye vahyederek buyurdu:
— O kulum, şimdi yirmi beş yaşındadır. Ona, elli yaşına kadar istedigi zenginligi verecegim. Elli yaşından sonra da, ölünceye kadar eskisi gibi fakir kalacaktır.
Filhakika, o zata öyle bir zenginlik ihsan ve inayet buyuruldu ki, misli menendi görülmüş degil! Ancak, bu zenginlik o adamcağızı azdırıp şımartmadı. Hudud-u ilâhiyyeyi daima ve sadakatle korudu. Sadaka ve zekâtını muntazaman