Ara
Menü
ذ

Dede

دء ده

دء ده

Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü

Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü · Süleyman Uludağ

>. Mevlevilikte muhip, dede, şeyh ve halife şeklinde sıralanan tarikat mensupları arasındaki ikinci mertebe sahibi. Dede dervişliğe ikrar vermiş, dergâhta hizmet görerek binbir gün çilesini doldurmuş bir derviştir. O artık hüc- Te-güzin ve hücre-nişindir (hücre sahibi). Dedelere dedegan da denir; orn, Gâlib Dede, Dede Efendi ünlü Mevlevi dedeleridir, 2. Bazen Mevlevi olmayan şeyhlere de dede denir; Dede Sikkin, Dede Rüşeni gibi. Özellikle son dönem Melamileri şeyhlerine dede derler, 3. Yatır, ermiş kişilerin gömülü oldukları mezar veya türbe. Ruhaniyetlerinden ve manevi güçlerinden faydalanmak için ziyaret edilen

ve çevresinde mum yakılan yatırlar. 4. Alevi din adamları. Alevilikte dedelik soy

güder, bu soya dede soyu denir. Bu soydan gelmeyen bir kimse asla dede olamaz.

Dede ve ata aynı anlamda da kulanılır; örn. Korkut ata, Dede Korkut gibi. Bkz.

Ata, Baba.

100 |
J e.
i

Açıklamalı İslâmî Terimler Sözlüğü

Açıklamalı İslâmî Terimler Sözlüğü · Prof. Dr. İsmail Parlatır

Anadolu’da kurulan pek çok tarikatte, belli bir mertebeye veya olgunluğa erişen kimseye verilen ad. Bu söz, genellikle Mevlevîlikte ve Bektâşîlikte yaygın bir kullanım alanı kazanmış; bunlara benzetilerek Hayretiyye, Bayramiyye gibi öteki tarikatlerde de sıkça söylenir olmuştur. Özellikle Mevlevîlikte ikrar vererek bin bir gün çilesini çıkarmış, dervişlik unvanını almış ve bir hücre sahibi olmuş kimseye “dede” denilmeye başlanmıştır.

Hatta bunlar tekkedeki görevleri itibariyle, “tarikatçı dede, aşçı dede, kazancı dede, halife dede” gibi adlarla çağırılmışlardır. Bektâşîlikte ise bu terim çok daha yaygın biçimde kullanılmış; özellikle Bektâş Tekkesinde pîr postunda oturan Bektâşî babasına “dede-baba” (bk. bu madde) denilmiştir.

Ayrica bu tarikatte “âşık, tâlip, muhib, derviş, baba, halife, dede baba” unvanları dedeler için kullanılan yaygın sözlerden olarak bilinmektedir. Ayrıca Anadolu’da sünnî halk arasında “dede” kavramı da önemli bir yere sahiptir. Ermiş, görmüş geçirmiş, pîr-i fâni olmuş, insanlara yardım elini uzatan kimselere de “dede” denildiği, hatta bunlarm öldükten sonra da yardımcı ve umut kapısı olacağı inancı yaygın olup bu kimselerin kabirlerine “yatır” denildiği, oralarm bir ziyaretgâh olarak görüldüğü, hatta o tür yerlere gidilerek dualar edildiği, çaputlar bağlandığı, adaklar adandığı, dilekler tutulduğu bilinmektedir.

Tasavvuf Sözlüğü

Tasavvuf Sözlüğü

Türkçe bir kelime olup Mevlevîlikte, muhiblikten sonraki mertebedir. Muhib, derviş olmaya ikrar verip çilesini tamamladıktan sonra, kendisine bir hücre verilir ve dede diye anılır. Dede, yeni muhibleri kendi liyakatine ve kabiliyetine göre “Mesnevî” okutarak, âyin meşkederek, ney üflemeyi, usûl tutmayı belletmek suretiyle, kudüm-zen olarak yetiştirerek terbiye etme görevini icra eder.Dedelik, alevîlerde, soydan gelenlere mahsustur. Yani, Hz. Peygamber’in soyundan gelen seyyidlere, dede denir. Ancak bunların irşâd makamında olması gerekir. Bektaşîler, Hacı Bektaş Dergahı’nda şeyh olan babaya, Dede Baba derler.Bu konudaki bazı atasözleri şu şekildedir:“Dede himmet, oğul hizmet”: Bununla, dervişin maneviyat makamlarında ilerleyebilmesi için şeyhine, ihvanına ve din kardeşlerine hizmet etmesi gerektiği ifade edilir.“Kendisi muhtâc-ı himmet bir dede, nerde kaldı gayrıya himmet ede”, bu atasözüyle, kimseye faydası dokunmayan, dervişliği maişete medar kılmış, asalak, zavallı, uyduruk dervişler kastedilir.“Çiğdem bitti, dede gitti (veya yitti)”: Alevilerde Dedenin taliplerle görüşmesi hep kış mevsimi olur. Buna görgü-sorgu denir. Bahar gelip tarlalarda iş başlayınca, dede kendi köyüne döner. Tarlalarda işin canlanıp dedenin dervişlerle uğraşması işi bitince, kendi köyüne gitmesi, bu atasözü ile ifade olunur.

İlgili maddeler

Sözlüğe dön