ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
25 sonuç · “zabt”
01Şeyh Muhammed Atâullâh Efendi
Şeyh Seyyid Muhammed Atâullâh Dede Efendi Galata Mevlevîhânesi şeyhi idi. Pederi mezkûr mevlevîhâne şeyhi Seyyid Muhammed Kudretullâh Efendi; onun pederi Yenikapı Mevlevîhânesi aşcıbaşısı Sahîh Ahmed Dede; onun pederi Ömer Dede ki, Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhi Ebû Bekir Efendi’nin birâderidir. Hulefâ-yı Mevleviyye’den Ziyâ Bey tarafından zabt u tahrîr edilen terceme-i hâline nazaran 1258 sene-i hicriyyesinde (1842), Kalekapısı Hânkâh-ı…
Lubs
1, Birbirine karışma. 2. tas, Ruhi hakikatlerin birbirine karıştırılmasına sebep olan maddi şekiller (En'am Suresi, 9). Hakikatlerin hakikati de insani Suretlerle karıştırılır (kı); yani Hak, kâmil insanı öbür insanlardan farklı kılma- VD OL Lütuf yarak onu bunların içinde gizlemiştir. “Velilerim kubbelerimin altında olduklarından onları benden başkası tanımaz.” Lübbü'l-lüb Sırru's-sır; özün özü, için içi. Aklı destekleyerek onu evham ve hayal kabuğundan arındıran ve idrak edilemeyecek kadar yüce olan bilgileri ve gerçekleri idrak etmesini sağlayan kutsi ve ilahi nur (KI; TK 11:1288; Gİ 1:40).
Yûsuf sûresi
Kur’ân’ın on ikinci sûresi; Mekke döneminde inmiş ve 111 âyetten oluşmuştur. Hz. Yûsuf’un çocukluğundan Mısır’daki yükselişine kadar kıssayı bütünlüklü biçimde anlatır. Kardeş kıskançlığı, kuyu, kölelik, iffet imtihanı, zindan, rüya tabiri, iktidar, sabır ve bağışlama sûrenin ana duraklarıdır. Tasavvufî yorumlarda Yûsuf’un güzelliği ilâhî cemalin, kuyu ve zindan ise sülûktaki imtihanların sembolü olarak okunmuştur.
sihir, -hri
sihir, -hri a. [Ar. ] “Bir olayı, durumu, hareketi gerçek olgusundan başka bir konumda gösterme, aldatma, göz boyama. ” anlamında olan bu terim, ilkel çağlardan ve toplumlardan başlayarak günümüze kadar varhğnu sürdüregelmiştir. Bu söz v türevleri Kur’ân-ı Kerîm’de 6 ayette yer almaktadır. sika a. [Ar. ] Had biliminde, hadis rivayet ede ravînin sağlam ve güvenilir o ması durumu; yani adâlet v zabt sıfatlarmı eksiksiz taiıya ravînin durumu veya konumu. sikât ç. a. [Ar. sika’nın ç. b. ] b sika sikâye a. [Ar. ] Hac veya um re ibadeti için Mekke’ye gele ziyaretçilerin zemzem veya s ihtiyaçlarını karşılamak üze görevlendirilen kimseler ve bu lann görevleri için kullanıla terim. sikke a. [Ar. ] tas. Keçede yapılmış Mevlevî külâhı. silsile a. [Ar. ] tas. Bir tarik içinde birbirine icazet vere şeyhlerinin adlannı ihtiva ede liste.
sebt
Hadis biliminde, adalet ve zabt sahibi güvenilir kimse.
elkin (II)
elkin (II) a. [Ar.] Hadis biliminde, ravînin gaflet yüzünden güvenilirliğini yitirmesi ve bundan dolayı oluşan zabt kusuru.
gaflet (III)
gaflet (III) a. [Ar.] Hadis biliminde, hadis toplayan kimselerin “zabt” sıfatını ortadan kaldıracak derecede kusurlu ve hatalı işlem yapmalarına verilen ad, “fartu’l-gaflet” (bk bu madde).
cerh
Hadis biliminde, ravîyi adalet ve zabt sıfatlarınm birini veya her ikisini tam olarak taşımadığı gerekçesiyle tenkit etme işi.
galat (II)
galat (II) a. [Ar.] Hadis toplayan kimselerin “zabt” sıfatını ortadan kaldıracak derecede kusurlu ve hatalı işlem yapmalarına verilen ad.
cârih
Hadis biliminde, herhangi bir raviyi adalet ve zabt sıfatlarını tam taşımadığmı söyleyerek eleştiren veya ravî hakkında böyle bir eleştiriyi yapma birikimi ve bilgisi olan kimse.
u'accel
fık. Sözlük anlamı, “Peşin ödenen, ilk anda verilen şey. ” olan bu söz, evlilik hukukunda, erkek tarafından kadma peşin ödenen mehri ifade etmektedir. mu'addel a. [Ar. ] Hadis bil minde, adalet ve zabt nitelikle rini taşıdığı, hadis rivayetind güvenilir bir ravî olduğu biline kimse. mu'âhât a. [ < Ar. uhuvve Hz. Peygamber’in Medine’ye gö ettikten sonra şehrin ileri gelen lerini bir araya getirerek sosya iletişim ve paylaşım konusund kardeşlik duygusunun gelişmes yolunda attığı adımlar ve bunla rm neticesinde elde edilen olum lu sonuçlar. mu'âhede a. [Ar. mu'âhede “Karşılıklı sözleşme, antlaşma ahitleşme. ” anlamındaki bu te rim, Kur’ân-ı Kerîm’de gere Allah’a gerekse insanların bir birlerine karşılıklı olarak verd ği söze sadık kalmması konu sunda öğütler verilmiş; ahdin sadık kalanlar mükâfatla müjde lenmiştir (bk. “A’râf suresi”, “Mü’minûn suresi” (23 / 8 “Fetih suresi”, “Nah suresi”. mu'âhedename a. [ Ar. mu'âhede + F. nâme] bk ahid-nâme Mu'ahhir a. [Ar. ] Sözlük an lamı “Sonraya kalan. ” olan b söz, Kur’ân-ı Kerîm’de “Geriy bırakan. ” anlamında “esmâ'ü’ hüsnâ”dan olup Allah’a nispe edilmektedir. Allah’ın doksa dokuz ismini veren İbn Mâce v Tirmizî rivayetlerindeki listed 475 mu'âmelât li de yer almıştır (Tirmizî, e “Da'avât”, 82; İbn Mâce, “Du’â”, de 10). “Mukaddim” karşıtı. en
tecessüs
İslâm düşünce dünyasında, bir kimsenin öğrenilmesini istemediği özel durumunu merak etme, araştınp soruşturma anlamında bir ahlâk terimi. techîz a. [Ar.] İslâmî inan göre, ölen bir kimsenin yıka masmdan kabre defnedilmes kadar yapılması gereken d vecibelerin tamamı için kulla lan terim. Bu tanıma göre, ö nün yıkanması “gasil” (.bk. madde), kefenlenmesi “tekf (bk. bu madde), tabuta konul musallaya ve cenaze namazı lındıktan sonra mezarlığa şmması “teşyî” (bk. bu madd kabre konulması “defin” (bk. madde), “techîz”in özünde pılması gerekenler olarak değ lendirümek gerekir. tecrîd a. (^ [Ar.] tas. Tas vuf inancında, sûfînin dış dün ile ilişkisini keserek kendini h şeyden soyutlaması. Bir ese belli ölçüler çerçevesinde kıs tılması işlemi ve bu tarz ese rin bütünü için kullanılan ad. tecvîd a. [Ar.] Kur'â Kerîm’in kurallarma g okunmasmı konu alan bilim d ve bu konuda yapılan çalışma ile eserler için kullanılan or terim. Hadis biliminde, hadisi sağlıklı bir senedle ri yet etmek, ilk dönem hadi rindeki zayıf ve sağlıksız ravîl ayıklayarak senedi adalet zabt sıfatlarını taşıyan (si ravîlerden oluşmuş gibi gös mek. tedbîr a. (j^d [Ar.] “Bir olayın durumun sonunu düşünerek 645 tedvînü’l-hadîs nca lem alma.” anlamında olan bu an- söz, başka kelime ve terkiplerle sine bir araya gelerek yeni terimler dinî oluşturur. fık. İslâm huku am- kunda, bir kimsenin kölesini ölü kendi ölümü neticesinde azat bu etmesi. fin”
râvî
Hadis biliminde, öğrendiği veya üzerinde çalıştığı hadisi usulüne re uygun olarak rivayet eden kimse. Bu kimselerde aranması gereken üç özellik şunlardır: Adalet, yani ravînin Müslüman olması, fısktan uzak durması, toplumun örf ve adetlerine uygun davranması. 2. Zabt, yani re hadisi iyi ezberlemiş veya titizlikle yazıya geçirmiş olması. 3. Akılh ve ergenlik çağma erişmiş olması. Zabt, yani re hadisi iyi ezberlemiş veya titizlikle yazıya geçirmiş olması. 3. Akılh ve ergenlik çağma erişmiş olması. Akılh ve ergenlik çağma erişmiş olması.
SEMÂ ÂDABI
Avârifü’l-Maârif · 25. bölüm · Bu bölüm, semâ’ın edeblerini, sema yaparken düşen hırkayı parçalamanın hükmünü, bu hususta büyüklerin işâretlerini, bu konuda tavsiye edilen ve sakındırılan durumları içine almakta
Sayfalar 57–65
Muzaffer Ozak Külliyatı · İRŞAD ONIKINCİ DERS MÜNDERECAT: Ramazana ait mev'ize, âyeti kerime ve hadisi şerifler, meâlleri ile; Oruç ve teravihin faziletiyle verilen ilâhi ecirler ve insanlara ibret verecek
Sayfalar 85–93
Muzaffer Ozak Külliyatı · Kıssas-ı Ali Radiyallahu anh: HİKÂYE Ibni Mülcem namındaki nâmerd, beyt-i Huda olan damadı Paygamberi bir sabah huzuru Hakta iken zehirli kılıç ile vurdu. O beyti Huda melcei fukar
Sayfalar 128–133
Muzaffer Ozak Külliyatı · Ben sana şartımı söyledim ve sen de kabul ettin. Zannetme ki ben ilmin başının sabır olduğunu sana şu anda ögretmiş vaziyetteyim. Bilâkis, bunu sana öğretmeye tâ bir sene evvelinde
Sayfalar 134–139
Muzaffer Ozak Külliyatı · Ey mümin! Bâzı kimseler vardır ki, onlara hiç kıymet vermeyiz. Onlar gizli birer hazinedir. Onlar âhiret sultanlarıdır. Insanların kurtarıcısıdır. Bunlar, köylü kıyafeti ile dolaşı
Sayfalar 147–155
Muzaffer Ozak Külliyatı · Yüksek islâm velileri ve ârifleri ve ülemayı benâm hazretlerinin ittifakları şöyledir: Sabırdan daha ziyade, indi-ilâhide bir mevki yoktur. Bundan daha faziletli bir sıfat tasavvur
Sayfalar 170–175
Muzaffer Ozak Külliyatı · günaha sokmaya sebeb olurlar. Onlara uyar günaha girersin» dedi. Bu zat, tövbe ve nedamet edip aglaya ağlaya Rabbine sadakatla yalvarıp afvını niyaz ederek, kötü kişilerin yanından
Sayfalar 233–238
Muzaffer Ozak Külliyatı · yan zannedip, Rabbisine ibadet kılmayıp, Allahın rızasını göetmeyenler ve nefsinin esiri olanlar, böyle yanlış hareketleri sadece burada yaptıkları bayram ile kalacaklardır. Mü'min
Sayfalar 285–291
Muzaffer Ozak Külliyatı · Ne mübarek bir ay ki, bu ramazan; bu mübarek ay, bizlere rahmet, magfiret ve lûtfu-keremi-ilâhi oluyor. Resûlü efham efendimizden, Ibni Abbas radiyellahu anh rivayet etmiştir: «Ege
Sayfalar 344–349
Muzaffer Ozak Külliyatı · neti» lâkabını almışlardı. Diğer imamlar da âbid, zâhid ve âşık kişilerdi. Hepsinin faziletini yazmak için denizler mürekkep, ağaçlar kalem, bütün melekler kâtip olsalar yine bu ze
Sayfalar 350–356
Muzaffer Ozak Külliyatı · lumun bana yaptığı nevafil ibadetle, öyle yaklaşırım ki, o kulum benimle görür, benimle işitir.» HIKAYE İkinci halifei-hak olan Ömer ibnül hattâp, bir gün Medinei-Münevverede hutbe
Sayfalar 364–372
Muzaffer Ozak Külliyatı · Ey Hz. Ömer'in aleyhinde konuşan! Senin iyman ile göçecegin şüpheli iken, bu iltifatı nebiyye mazhar olan Hz. Omer kadıyallahu anh hakkında ne cesaretle ilerı gerı konuşabılırsin?