HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Hayatı ve irşad çevresi
Şeyh Seyyid Muhammed Atâullâh Dede Efendi Galata Mevlevîhânesi şeyhi idi. Pederi mezkûr mevlevîhâne şeyhi Seyyid Muhammed Kudretullâh Efendi; onun pederi Yenikapı Mevlevîhânesi aşcıbaşısı Sahîh Ahmed Dede; onun pederi Ömer Dede ki, Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhi Ebû Bekir Efendi’nin birâderidir. Hulefâ-yı Mevleviyye’den Ziyâ Bey tarafından zabt u tahrîr edilen terceme-i hâline nazaran 1258 sene-i hicriyyesinde (1842), Kalekapısı Hânkâh-ı münîfinin harem dâiresinde tevellüd etmiştir. Pederleri dergâh-ı mezkûr post-nişîni zurefâ-yı asrdan Seyyid Muhammed Kudretullâh Efendi’dir.
Mahallesi mektebinde tahsîl-i ibtidâî vü rüşdîyi ikmâl ettikten sonra Bâyezîd Câmi’-i şerîfinde, sudûrdan Kasîdecizâde Süleymân Efendi merhûmun halaka-i tedrîsine devâm ile tekmîl-i nüsah ederek icâzet almıştır. Câmi’ dersini ikmâl ettikten sonra husûsî muallimler vâsıtasıyla irfân u fazîletini tezyîde ihtimâm eylemiştir. Müşârünileyh bir taraftan ulûm-ı edebiyye-i şarkıyyeyi tahsîl eder, diğer cihetten Fransızca ve Almanca öğrenmeğe gayret ederdi. Felsefe ve ulûm-ı ictimâiyyeye dâir Avrupa’da neşr edilen eserleri celb ve tetebbu’ eylerdi. Hendeseye merâkı vardı. İlm-i mûsikîde üstâz idi.
Pederleri Muhammed Kudretullâh Efendi’nin irtihâli 1288/(1871) senesine müsâdifdir. Atâullâh Efendi, onu istihlâf etmiştir ki, o zamân tamâm otuz yaşında idi. Kırk sene kadar seccâde-pîrâ-yı meşîhat oldular. Müddet-i ömrleri yetmiş seneye bâliğdır. İlm-i mûsikîdeki behresi hasebiyle, âyîn ve sâirenin notaya alınmasında himmet-i fevka’l-âdeleri olmuştur. Kânûn çalmaktaki ve udda kemâli bâlâ-ter idi. Mukâbele günleri mutribde okunan âyînleri büyük bir rikkatle ta’kîb eder, gerek usûlde gerek nağamâtta hissettiği kusûrları ve düşüklükleri ba’de’l-mukâbele lâzım gelenlere nâzikâne, ârifâne bir sûrette ihtâr ederdi.
Hatt-ı nefîs-i ta'likteki meleke-i müktesebesini pederlerinin himmet-i üstâdenesiyle tezyîde bezl-i makderet etmiş idi. Dergâh-ı âteş-bârının matbah-ı bâlâ-yı tâkında mermer üzerine mahkûk ve menkûş kıt’a-i târîhiyye müşârünileyhin hatt-ı destidir. Atâullâh Efendi pederinden mevrûs servete aslâ mağrûr olmamış ve bütün hayâtını gınâ-yı kalb içinde geçirmiştir. Her biri bir merd-i kâmil ü ârif için medâr-ı
şeref ü mübâhât olan meâlî-i ahlâkın timsâli idi. Etvâr-ı mahviyyet ü tevâzu’ ve ziyâretine varanları kadrince taltîf ve teşvîk gibi mezâyâ-yı ulviyyesi bâ-husûs fart-ı nezâketi herkesce ma’lûm ve müsellemdir. Müddet-i ömründe ve mecâlis-i sohbetinde ayağını uzatmış veyâhûd tevâfuk etmeyen vaz’ u tavrda bulunmuş değildir. Şeyh dâiresinin semâ’-hâneye nâzır köşesinde oturur, mukâbele günleri ziyâretine varan ricâl-i meşâyıh ve muhibbânı samîmi bir nezâket ve tevâzu’ ile karşılar ve zemîn ü zamâna göre mübâhase ve musâhabede bulunurlardı.
Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhi merhûm Celâleddîn Dede Efendi hazretleri, “Atâullâh Efendi’nin sohbeti kadar rûh-nüvâz, şeyh-âne bir sohbet tasavvur edemem.” buyururlar imiş. İrtihâllerinden onbeş-onaltı sene evvel Mekteb-i Sultânî’de tahsîlde bulunan yegâne semere-i fuâdının ve bi’l-âhare refîka-i muhteremesinin zıyâı hasebiyle sıhhati muhtel, fikri perîşân olmuş ve bu perîşânî-i fikr ü endîşe dimâğına da sirâyet ederek, gözlerine karasu târî olarak, mevcûdiyyet-i mâddîyyesinden büsbütün ferâgat etmiştir.
Bu illetle ma’lûl olduğu hâlde mütâlaa ve tetebbu’dan hâlî kalmamış ve vefâtından birkaç gün evvel Türkce bir lugat tahrîr ve istinsâhına başlamış idi. Zevâhir-i eşyâyı uzaktan âdetâ gölge gibi görür, yakından ise gözlük takmadan kitâb ve sâire okuyabilirdi. Âyîn günleri semâ’-hâneye, dedegândan biri koltuğuna girmiş olarak gelirlerdi. Müşârünileyhin evâhir-i hayâtında Âsitâne-i Mevlânâ’da Çelebi Abdülhalîm Efendi tarafından, Veled Çelebi, Galata Mevlevîhânesi meşîhati vekâletine ta’yîn ve bi’l-âhare Veled Çelebi, Konya’da Âsitâne-i Hz.
Pîr’e me’mûr olunca, yerine hâlen şeyh olan Ahmed Dede Efendi’yi asâleten ta’yîn etmiş olması, Atâullâh Efendi’nin bu sûretle ve cüz’î bir maâşla infisâl etmesi kendisine pek girân gelerek âzde-dil olmuş ve bu hâlini bir lisân-ı tazallum-kârî ile ba’zı ahibbâsına söylemiştir. Bu teessür kalbine dokunarak, 9 Ramazân 1328 ve 10 Eylül 1326/( 22 Eylül 1910) Cum’a gecesi sekte-i kalbiyyeden tekmîl-i enfâs-ı ma’dûde-i hayât ile semâ’-hâne-i ılliyyîne intikâl etmiştir.
Vefâtından üç-dört gün evvel ahibbâsından Refîk Bey’e, kendisinde Üsküdârî Kâzım Paşa merhûmun Makâlîd-i Aşk’ı bulunup bulunmadığını sormuş; mûmâileyh de mevcûd olup takdîmine hâzır olduğunu ve fakat ne için bu eseri ârzû ettiklerini sorması üzerine, “Orada vak’a-i şehâdet-i İmâm Ali hakkında güzel bir mersiyye vardır. Ma’lûm ya İmâm Ali, Ramazânın onunda nâil-i rütbe-i şehâdet olmuşlardır.”
rumûzuyla nasıl bir merd-i dil-âgâh ve şeyh-i pâk-tînet ve âşık-ı Ehl-i Beyt-i
Rasûlullâh olduklarını son deminde bile izhâr ve isbât buyurmuşlardır.
Cenâzesi Tophâne’de, Kılıç Ali Paşa Câmi’-i şerîfine ihtifâlât-ı lâyıka ile
götürülüp namâzı ba’de’l-edâ dergâha getirilerek pederlerinin lahdinde vedîa-i
rahmet-i sübhâniyye kılınmıştır. (Kaddesa'llâhu sırrahû)
Nâyî Şeyh Osmân Dede Efendi
Geliboluludur. Berây-ı tahsîl İstanbul’a geldi. Galata Mevlevîhânesi şeyhi
Gavsî Ahmed Dede hazretlerinin dâire-i irfânına girdi ve kesb-i kemâl eyleyerek
müşârünileyhe dâmâd oldu. Ney-zenlikte kemâli ve mûsikîde fevka’l-âde ihtisâsı
vardı. Kayınpederinin irtihâlinde Mevlevîhâne’de ney-zen başı idi. Onun yerine nâil-i
meşîhat oldu. Otuzüç sene icrâ-yı reşâdet eyledi.
Ma’lûm ve meşhûr olan Mi’râciyye’nin nâzımı ve beste-kârıdır. IV. Cildde
46. sahîfede sebeb-i tanzîmini yazdığım Mi’râciyye yüzünden şöhreti artmıştır.
Mi’râciyye’deki san’at-ı şi’riyye ve kudret-i âşıkâne ne kadar yüksek ise, meşher-i
makâmât ve mahzen-i terennümât u nağamât olması i’tibâriyle de o mertebe
yüksektir. Birçok dergâhlarda ve leyle-i mi’râca müsâdif günde Şeh-zâde Câmi’-i
şerîfinde okunurdu. Bunu hakkıyla okuyacak mûsikî-şinâslar nedret peydâ eyledi.
Elyevm Hz. Sünbül hânkâhında ve merhûm Sultân Reşâd Hân’ın eser-i vakfı olarak
Yenikapı Mevlevîhânesi’nde her sene okunmaktadır.
Nâzım-ı manzûme-i Mi’râciye Osmân Dede
Eylemiş vakf-ı vücûd-ı zât Cenâb-ı Ahmed’e
Ârif ü kâmil idi ol bülbül-i bâğ-ı habîb
Âkıbet pervâz idüp gitdi makâm-ı es’ade
Cân u dilden arz-ı hürmet eyle Vassâf dâimâ
Mahzen-i aşk u kemâldir Hazret-i Osmân Dede
1142/(1729-30) senesinde irtihâl-i dâr-ı naîm eyledi. Vefâtına söylenen
târihler:
Osmân Dede göçdü ola sırrı bâkî
()عثمان دده كجدى اوله سرى باقى
Değişdi bâkî ile devr-i fânîyi Dede Osmân
()دكشدى باقى ايله دور فانى يى دده عثمان
Ravzatü’l-İ’câz ve manzûme-i Mi’râciyye cümle-i âsârındandır. Güzel eş’ârı
vardır . Mi’râciyye’sinin ilk beyiti:
Evvel Allâh adını yâd idelim
Dil dil olmuş dilleri şâd idelim
Şemsî-i Sîvâsî’nin, “Vâsıl olmaz kimse Hakk’a cümleden dûr olmadan”
nutkuna güzel bir nazîresi vardır. İlk ve son beyitleri:
Âşık-ı Hak “irciî” emriyle me’mûr olmadan
Anlamışdır Hakk’ı Hak nûruyla mestûr olmadan
- - -
Nâyi-i bî-çâre bir sevdâ ile olmuş harâb
Hacc-ı mebrûr itmek ister Beyt-i Ma’mûr olmadan
Kabri, Şeyh Gavsî Ahmed Dede merhûmun kabri yanındadır.
Müşârünileyhin hüsn-i hatta da hizmeti ve nisbeti vardır. Müstakîm-zâde,
Tuhfe-i Hattâtîn’de (nüsha-i matbûa, sahîfe: 297) bahs eder:
“İstanbulludur. Pederi İbrâhîm nâm zât olup, Süleymâniye Dârü’ş-şifâsı’nın reîsü’l-huddâmı
olup, hâccü’l-haremeyndir. Osmân Efendi, hüsn-i hatt-ı sülüs ü neshi Nefes-zâde İsmâîl Efendi’den ve
hatt-ı ta’lîki Gavsî Ahmed Dede Efendi’den taallüm eylemiştir. Onsekiz sene ney-zenbışılık hizmetiyle
müşerref olarak Gavsî Dede merhûmun musâharetiyle de kâm-revâ olmuştur. Gavsî Dede merhûmun,
"teslîm-i hakkâniyyet" ( )تسليم حقانيت1109/(1697-98) târîhinde, rıhletinde makâmına câ-nişîn olmuş idi.
Sened-i hadîs-i şerîfde onların me’hazları, ba’de-ba’din bu fakîre (ya’nî Müstakîm-zâde Süleymân
Sa'deddîn Efendi’ye) dahi me’haz olmuştur. İrtihâl edince ferzend-i ercümendleri Şeyh Sırrî Abdülbâkî
Dede Efendi menâzile-gîr-i makâm-ı mukâbele olmuştur. Seyyid Hüseyin Vehbî merhûmun şu târîhi ne
güzeldir:
Osmân Dede göçdü ola sırrı bâkî
( = )عثمان دده كوجدى اوله سرى باقى1142
Merhûm Osmân Dede’nin şi’r ü inşâ tarafı dahi sâir fazâil ü maârifi gibi müsellem olup, nice âsâr-ı
bisyâra muvaffak olmuştu. Ez-cümle Mi’râciyye’leri güfte vü beste kendi eserleridir.”
Bi’l-münâsebe Galata Mevlevîhânesi’nde şimdiye kadar icrâ-yı meşîhat
eden zevât-ı kirâmı yazmağı münâsib gördüm:
İskender Paşa
Bu dergâhın bânîsidir. 921/(1515)’de maktûlen vefât etmiştir. Kanlıca’da
câmi’-i şerîf hazîresinde medfûndur (Rahmetu'llâhi aleyh). Dergâhın binâsı
897/(1492)’dedir. Sultân-ı Dîvânî Semâî Muhammed Dede ilk şeyh olandır. (160.
sahîfede bahsi geçti.)
Mesnevî-hân Mahmûd Dede Efendi
955/(1548) târîhinde post-nişîn olmuştur. Bir müddet sonra irtihâl eyledi.
Ba’de'z-zamân tekke harâb olmuş ve bi’l-âhare Halvetî zâviyesi ittihâz edilmiş
iken bi’l-âhare Abdi Dede şeyh oldu.
