Ara
Menü

Şeyh Muhammed Atâullâh Efendi

Şeyh Seyyid Muhammed Atâullâh Dede Efendi Galata Mevlevîhânesi şeyhi idi. Pederi mezkûr mevlevîhâne şeyhi Seyyid Muhammed Kudretullâh Efendi; onun pederi Yenikapı Mevlevîhânesi aşcıbaşısı Sahîh Ahmed Dede; onun pederi Ömer Dede ki, Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhi Ebû Bekir Efendi’nin birâderidir. Hulefâ-yı Mevleviyye’den Ziyâ Bey tarafından zabt u tahrîr edilen terceme-i hâline nazaran 1258 sene-i hicriyyesinde (1842), Kalekapısı Hânkâh-ı…

Yol
Halvetiyye
Mekân
3 bağlantı
Unvan
Galata Mevlevîhânesi postnişini, bestekâr ve şair

Hayatı ve irşad çevresi

Şeyh Seyyid Muhammed Atâullâh Dede Efendi Galata Mevlevîhânesi şeyhi idi. Pederi mezkûr mevlevîhâne şeyhi Seyyid Muhammed Kudretullâh Efendi; onun pederi Yenikapı Mevlevîhânesi aşcıbaşısı Sahîh Ahmed Dede; onun pederi Ömer Dede ki, Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhi Ebû Bekir Efendi’nin birâderidir. Hulefâ-yı Mevleviyye’den Ziyâ Bey tarafından zabt u tahrîr edilen terceme-i hâline nazaran 1258 sene-i hicriyyesinde (1842), Kalekapısı Hânkâh-ı münîfinin harem dâiresinde tevellüd etmiştir. Pederleri dergâh-ı mezkûr post-nişîni zurefâ-yı asrdan Seyyid Muhammed Kudretullâh Efendi’dir.

Mahallesi mektebinde tahsîl-i ibtidâî vü rüşdîyi ikmâl ettikten sonra Bâyezîd Câmi’-i şerîfinde, sudûrdan Kasîdecizâde Süleymân Efendi merhûmun halaka-i tedrîsine devâm ile tekmîl-i nüsah ederek icâzet almıştır. Câmi’ dersini ikmâl ettikten sonra husûsî muallimler vâsıtasıyla irfân u fazîletini tezyîde ihtimâm eylemiştir. Müşârünileyh bir taraftan ulûm-ı edebiyye-i şarkıyyeyi tahsîl eder, diğer cihetten Fransızca ve Almanca öğrenmeğe gayret ederdi. Felsefe ve ulûm-ı ictimâiyyeye dâir Avrupa’da neşr edilen eserleri celb ve tetebbu’ eylerdi. Hendeseye merâkı vardı. İlm-i mûsikîde üstâz idi.

Pederleri Muhammed Kudretullâh Efendi’nin irtihâli 1288/(1871) senesine müsâdifdir. Atâullâh Efendi, onu istihlâf etmiştir ki, o zamân tamâm otuz yaşında idi. Kırk sene kadar seccâde-pîrâ-yı meşîhat oldular. Müddet-i ömrleri yetmiş seneye bâliğdır. İlm-i mûsikîdeki behresi hasebiyle, âyîn ve sâirenin notaya alınmasında himmet-i fevka’l-âdeleri olmuştur. Kânûn çalmaktaki ve udda kemâli bâlâ-ter idi. Mukâbele günleri mutribde okunan âyînleri büyük bir rikkatle ta’kîb eder, gerek usûlde gerek nağamâtta hissettiği kusûrları ve düşüklükleri ba’de’l-mukâbele lâzım gelenlere nâzikâne, ârifâne bir sûrette ihtâr ederdi.

Hatt-ı nefîs-i ta'likteki meleke-i müktesebesini pederlerinin himmet-i üstâdenesiyle tezyîde bezl-i makderet etmiş idi. Dergâh-ı âteş-bârının matbah-ı bâlâ-yı tâkında mermer üzerine mahkûk ve menkûş kıt’a-i târîhiyye müşârünileyhin hatt-ı destidir. Atâullâh Efendi pederinden mevrûs servete aslâ mağrûr olmamış ve bütün hayâtını gınâ-yı kalb içinde geçirmiştir. Her biri bir merd-i kâmil ü ârif için medâr-ı

şeref ü mübâhât olan meâlî-i ahlâkın timsâli idi. Etvâr-ı mahviyyet ü tevâzu’ ve ziyâretine varanları kadrince taltîf ve teşvîk gibi mezâyâ-yı ulviyyesi bâ-husûs fart-ı nezâketi herkesce ma’lûm ve müsellemdir. Müddet-i ömründe ve mecâlis-i sohbetinde ayağını uzatmış veyâhûd tevâfuk etmeyen vaz’ u tavrda bulunmuş değildir. Şeyh dâiresinin semâ’-hâneye nâzır köşesinde oturur, mukâbele günleri ziyâretine varan ricâl-i meşâyıh ve muhibbânı samîmi bir nezâket ve tevâzu’ ile karşılar ve zemîn ü zamâna göre mübâhase ve musâhabede bulunurlardı.

Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhi merhûm Celâleddîn Dede Efendi hazretleri, “Atâullâh Efendi’nin sohbeti kadar rûh-nüvâz, şeyh-âne bir sohbet tasavvur edemem.” buyururlar imiş. İrtihâllerinden onbeş-onaltı sene evvel Mekteb-i Sultânî’de tahsîlde bulunan yegâne semere-i fuâdının ve bi’l-âhare refîka-i muhteremesinin zıyâı hasebiyle sıhhati muhtel, fikri perîşân olmuş ve bu perîşânî-i fikr ü endîşe dimâğına da sirâyet ederek, gözlerine karasu târî olarak, mevcûdiyyet-i mâddîyyesinden büsbütün ferâgat etmiştir.

Bu illetle ma’lûl olduğu hâlde mütâlaa ve tetebbu’dan hâlî kalmamış ve vefâtından birkaç gün evvel Türkce bir lugat tahrîr ve istinsâhına başlamış idi. Zevâhir-i eşyâyı uzaktan âdetâ gölge gibi görür, yakından ise gözlük takmadan kitâb ve sâire okuyabilirdi. Âyîn günleri semâ’-hâneye, dedegândan biri koltuğuna girmiş olarak gelirlerdi. Müşârünileyhin evâhir-i hayâtında Âsitâne-i Mevlânâ’da Çelebi Abdülhalîm Efendi tarafından, Veled Çelebi, Galata Mevlevîhânesi meşîhati vekâletine ta’yîn ve bi’l-âhare Veled Çelebi, Konya’da Âsitâne-i Hz.

Pîr’e me’mûr olunca, yerine hâlen şeyh olan Ahmed Dede Efendi’yi asâleten ta’yîn etmiş olması, Atâullâh Efendi’nin bu sûretle ve cüz’î bir maâşla infisâl etmesi kendisine pek girân gelerek âzde-dil olmuş ve bu hâlini bir lisân-ı tazallum-kârî ile ba’zı ahibbâsına söylemiştir. Bu teessür kalbine dokunarak, 9 Ramazân 1328 ve 10 Eylül 1326/( 22 Eylül 1910) Cum’a gecesi sekte-i kalbiyyeden tekmîl-i enfâs-ı ma’dûde-i hayât ile semâ’-hâne-i ılliyyîne intikâl etmiştir.

Vefâtından üç-dört gün evvel ahibbâsından Refîk Bey’e, kendisinde Üsküdârî Kâzım Paşa merhûmun Makâlîd-i Aşk’ı bulunup bulunmadığını sormuş; mûmâileyh de mevcûd olup takdîmine hâzır olduğunu ve fakat ne için bu eseri ârzû ettiklerini sorması üzerine, “Orada vak’a-i şehâdet-i İmâm Ali hakkında güzel bir mersiyye vardır. Ma’lûm ya İmâm Ali, Ramazânın onunda nâil-i rütbe-i şehâdet olmuşlardır.”

rumûzuyla nasıl bir merd-i dil-âgâh ve şeyh-i pâk-tînet ve âşık-ı Ehl-i Beyt-i
Rasûlullâh olduklarını son deminde bile izhâr ve isbât buyurmuşlardır.
Cenâzesi Tophâne’de, Kılıç Ali Paşa Câmi’-i şerîfine ihtifâlât-ı lâyıka ile
götürülüp namâzı ba’de’l-edâ dergâha getirilerek pederlerinin lahdinde vedîa-i
rahmet-i sübhâniyye kılınmıştır. (Kaddesa'llâhu sırrahû)

Nâyî Şeyh Osmân Dede Efendi

Geliboluludur. Berây-ı tahsîl İstanbul’a geldi. Galata Mevlevîhânesi şeyhi
Gavsî Ahmed Dede hazretlerinin dâire-i irfânına girdi ve kesb-i kemâl eyleyerek
müşârünileyhe dâmâd oldu. Ney-zenlikte kemâli ve mûsikîde fevka’l-âde ihtisâsı
vardı. Kayınpederinin irtihâlinde Mevlevîhâne’de ney-zen başı idi. Onun yerine nâil-i
meşîhat oldu. Otuzüç sene icrâ-yı reşâdet eyledi.
Ma’lûm ve meşhûr olan Mi’râciyye’nin nâzımı ve beste-kârıdır. IV. Cildde
46. sahîfede sebeb-i tanzîmini yazdığım Mi’râciyye yüzünden şöhreti artmıştır.
Mi’râciyye’deki san’at-ı şi’riyye ve kudret-i âşıkâne ne kadar yüksek ise, meşher-i
makâmât ve mahzen-i terennümât u nağamât olması i’tibâriyle de o mertebe
yüksektir. Birçok dergâhlarda ve leyle-i mi’râca müsâdif günde Şeh-zâde Câmi’-i
şerîfinde okunurdu. Bunu hakkıyla okuyacak mûsikî-şinâslar nedret peydâ eyledi.
Elyevm Hz. Sünbül hânkâhında ve merhûm Sultân Reşâd Hân’ın eser-i vakfı olarak
Yenikapı Mevlevîhânesi’nde her sene okunmaktadır.
Nâzım-ı manzûme-i Mi’râciye Osmân Dede
Eylemiş vakf-ı vücûd-ı zât Cenâb-ı Ahmed’e
Ârif ü kâmil idi ol bülbül-i bâğ-ı habîb
Âkıbet pervâz idüp gitdi makâm-ı es’ade
Cân u dilden arz-ı hürmet eyle Vassâf dâimâ
Mahzen-i aşk u kemâldir Hazret-i Osmân Dede
1142/(1729-30) senesinde irtihâl-i dâr-ı naîm eyledi. Vefâtına söylenen
târihler:
Osmân Dede göçdü ola sırrı bâkî
(‫)عثمان دده كجدى اوله سرى باقى‬
Değişdi bâkî ile devr-i fânîyi Dede Osmân
(‫)دكشدى باقى ايله دور فانى يى دده عثمان‬
Ravzatü’l-İ’câz ve manzûme-i Mi’râciyye cümle-i âsârındandır. Güzel eş’ârı
vardır . Mi’râciyye’sinin ilk beyiti:
Evvel Allâh adını yâd idelim
Dil dil olmuş dilleri şâd idelim
Şemsî-i Sîvâsî’nin, “Vâsıl olmaz kimse Hakk’a cümleden dûr olmadan”
nutkuna güzel bir nazîresi vardır. İlk ve son beyitleri:
Âşık-ı Hak “irciî” emriyle me’mûr olmadan
Anlamışdır Hakk’ı Hak nûruyla mestûr olmadan
- - -
Nâyi-i bî-çâre bir sevdâ ile olmuş harâb
Hacc-ı mebrûr itmek ister Beyt-i Ma’mûr olmadan
Kabri, Şeyh Gavsî Ahmed Dede merhûmun kabri yanındadır.
Müşârünileyhin hüsn-i hatta da hizmeti ve nisbeti vardır. Müstakîm-zâde,
Tuhfe-i Hattâtîn’de (nüsha-i matbûa, sahîfe: 297) bahs eder:
“İstanbulludur. Pederi İbrâhîm nâm zât olup, Süleymâniye Dârü’ş-şifâsı’nın reîsü’l-huddâmı
olup, hâccü’l-haremeyndir. Osmân Efendi, hüsn-i hatt-ı sülüs ü neshi Nefes-zâde İsmâîl Efendi’den ve
hatt-ı ta’lîki Gavsî Ahmed Dede Efendi’den taallüm eylemiştir. Onsekiz sene ney-zenbışılık hizmetiyle
müşerref olarak Gavsî Dede merhûmun musâharetiyle de kâm-revâ olmuştur. Gavsî Dede merhûmun,
"teslîm-i hakkâniyyet" (‫ )تسليم حقانيت‬1109/(1697-98) târîhinde, rıhletinde makâmına câ-nişîn olmuş idi.
Sened-i hadîs-i şerîfde onların me’hazları, ba’de-ba’din bu fakîre (ya’nî Müstakîm-zâde Süleymân
Sa'deddîn Efendi’ye) dahi me’haz olmuştur. İrtihâl edince ferzend-i ercümendleri Şeyh Sırrî Abdülbâkî
Dede Efendi menâzile-gîr-i makâm-ı mukâbele olmuştur. Seyyid Hüseyin Vehbî merhûmun şu târîhi ne
güzeldir:
Osmân Dede göçdü ola sırrı bâkî
(‫ = )عثمان دده كوجدى اوله سرى باقى‬1142
Merhûm Osmân Dede’nin şi’r ü inşâ tarafı dahi sâir fazâil ü maârifi gibi müsellem olup, nice âsâr-ı
bisyâra muvaffak olmuştu. Ez-cümle Mi’râciyye’leri güfte vü beste kendi eserleridir.”
Bi’l-münâsebe Galata Mevlevîhânesi’nde şimdiye kadar icrâ-yı meşîhat
eden zevât-ı kirâmı yazmağı münâsib gördüm:
İskender Paşa
Bu dergâhın bânîsidir. 921/(1515)’de maktûlen vefât etmiştir. Kanlıca’da
câmi’-i şerîf hazîresinde medfûndur (Rahmetu'llâhi aleyh). Dergâhın binâsı
897/(1492)’dedir. Sultân-ı Dîvânî Semâî Muhammed Dede ilk şeyh olandır. (160.
sahîfede bahsi geçti.)
Mesnevî-hân Mahmûd Dede Efendi
955/(1548) târîhinde post-nişîn olmuştur. Bir müddet sonra irtihâl eyledi.
Ba’de'z-zamân tekke harâb olmuş ve bi’l-âhare Halvetî zâviyesi ittihâz edilmiş
iken bi’l-âhare Abdi Dede şeyh oldu.

Tahsili ve ilgi alanları

Mahalle mektebinde ibtidâî ve rüşdî tahsilini tamamladıktan sonra Bayezid Camii’nde Kasîdecizâde Süleyman Efendi’nin halkasına devam etmiş ve icâzet almıştır. Şark edebiyat ilimlerini okurken bir yandan da Fransızca ve Almanca öğrenmiş, Avrupa’da basılan felsefe ve içtimaî ilim kitaplarını getirtip incelemiştir.

Babasının yönlendirmesiyle ilerlettiği ta‘lik hattı, dergâhın matbah tâkındaki mermer tarih kıt‘asında görülebilir. Babasından kalan servete güvenmemiş, hayatını kalp zenginliği içinde geçirmiş; mukabele günleri şeyh dairesinin semâhâneye bakan köşesinde oturarak ziyaretçileriyle sohbet etmiştir.

Son yılları

Vefatından on beş on altı yıl önce Mekteb-i Sultânî’de okuyan tek oğlunu, ardından eşini kaybetmiş; bu kayıplarla sağlığı bozulmuş ve gözlerine karasu inmiştir. Buna rağmen okumayı bırakmamış, vefatına birkaç gün kala Türkçe bir lugat yazmaya girişmişti. Âyin günleri semâhâneye dedelerden birinin koluna girerek gelirdi.

Son döneminde Galata meşîhatine önce Veled Çelebi vekâleten, ardından Ahmed Dede Efendi asaleten tayin edilmiş; cüz’î bir maaşla açıkta kalması kendisine ağır gelmiştir. 22 Eylül 1910 Cuma gecesi kalp sektesinden vefat etmiş, Kılıç Ali Paşa Camii’nde kılınan namazın ardından dergâhta babasının lahdine defnedilmiştir.

COĞRAFÎ HAFIZA3 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi3 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Menkıbeler

İlk 2 kayıt gösteriliyor

GELENEK İÇİ ANLATI

Kaybedilen evlât, sönen gözler ve yarım kalan lugat

Tek oğlunu ve ardından eşini kaybedince sağlığı bozulmuş, gözlerine karasu inmiş; buna rağmen vefatından birkaç gün öncesine kadar Türkçe bir lugat yazmakla meşguldü.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Vefatından on beş on altı yıl önce, Mekteb-i Sultânî’de okuyan biricik oğlunu, ardından da eşini kaybetmiştir. Bu kayıplar sağlığını bozmuş, fikrini perişan etmiş, sonunda gözlerine karasu inerek maddî varlığından tamamen el çekmiştir.

Buna rağmen mütalaadan geri durmamış, vefatından birkaç gün öncesine kadar Türkçe bir lugat yazmaya ve istinsahına başlamıştı. Uzaktaki şeyleri gölge gibi seçer, yakından ise gözlüksüz kitap okuyabilirdi; âyin günleri semâhâneye dedegândan birinin koluna girmesiyle gelirdi.

Çerçeve. Anlatı bir kerâmet değil, bir yas ve direnç tasviridir; Sefîne’nin çağdaşı olduğu kişileri anlatırken kullandığı en somut dile örnektir. Yarım kalan lugat, tekke şeyhlerinin ilmî üretiminin çoğu zaman neden eserlere dönüşemediğini de gösterir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Son isteği: Makâlîd-i Aşk’taki mersiye

Vefatından üç dört gün önce Kâzım Paşa’nın Makâlîd-i Aşk’ını isteyip Hz. Ali’nin şehâdet mersiyesini hatırlatmış, kendisi de Ramazan’ın dokuzunda vefat etmiştir.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Vefatından üç dört gün önce dostlarından Refîk Bey’e, Üsküdarlı Kâzım Paşa’nın Makâlîd-i Aşk’ının kendisinde bulunup bulunmadığını sormuştur. Refîk Bey kitabın mevcut olduğunu ve takdime hazır bulunduğunu söyleyip niçin istediğini sorunca şu cevabı vermiştir: “Orada vak‘a-i şehâdet-i İmâm Ali hakkında güzel bir mersiyye vardır. Ma‘lûm ya İmâm Ali, Ramazânın onunda nâil-i rütbe-i şehâdet olmuşlardır.”

Vassâf bu sözü bir remiz sayar ve onun son deminde bile ne kadar uyanık gönüllü, temiz yaratılışlı ve Ehl-i beyt âşığı bir şeyh olduğunu gösterdiğini söyler. Kendisi 9 Ramazan gecesi, yani andığı günün arifesinde vefat etmiştir.

Çerçeve. Anlatının gücü, sözün sonradan kazandığı anlamdan gelir; menâkıb dili buna “remiz” der. Tarihî kayıt olarak sabit olan iki şey vardır: istenen kitap ve vefat tarihi. İkisi arasındaki bağ ise geleneğin okumasıdır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.

Eserleri ve metinleri

İlk 6 kayıt gösteriliyor

ESER / METİN

Matbah tâkındaki tarih kıt‘ası onun hattıdır

Ta‘lik hattındaki melekesini babasının yönlendirmesiyle geliştirmiş; dergâhın matbah tâkındaki mermer kitâbe onun elinden çıkmıştır.

Metni gösterMetni daralt

Atâullâh Efendi’nin nefis ta‘lik hattındaki melekesini, babası Muhammed Kudretullah Efendi’nin üstatça yönlendirmesiyle ilerlettiği kaydedilir.

Bunun görünen delili dergâhın kendisindedir: “dergâh-ı âteş-bâr”ın matbahının üst tâkında mermer üzerine hakkedilmiş tarih kıt‘ası onun hattıyla yazılmıştır.

Çerçeve. Tekke binalarında kitâbe hattı çoğu zaman dışarıdan bir hattata ısmarlanır; burada yazının sahibi doğrudan evin şeyhidir. Kayıt, hem hattatlığının hem de bir binanın kime ait olduğunun taş üzerinde sabit kalan delilidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
TARİHÎ KAYIT

Eserleri ve metinleri 1

Müşârünileyh bir taraftan ulûm-ı edebiyye-i şarkıyyeyi tahsîl eder, diğer cihetten Fransızca ve Almanca öğrenmeğe gayret ederdi.

Metni gösterMetni daralt

Müşârünileyh bir taraftan ulûm-ı edebiyye-i şarkıyyeyi tahsîl eder, diğer cihetten Fransızca ve Almanca öğrenmeğe gayret ederdi. Felsefe ve ulûm-ı ictimâiyyeye dâir Avrupa’da neşr edilen eserleri celb ve tetebbu’ eylerdi. Pederleri Muhammed Kudretullâh Efendi’nin irtihâli 1288/(1871) senesine müsâdifdir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 5.
TARİHÎ KAYIT

Eserleri ve metinleri 2

Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhi merhûm Celâleddîn Dede Efendi hazretleri, “Atâullâh Efendi’nin sohbeti kadar rûh-nüvâz, şeyh-âne bir sohbet tasavvur edemem.” buyururlar imiş.

Metni gösterMetni daralt

Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhi merhûm Celâleddîn Dede Efendi hazretleri, “Atâullâh Efendi’nin sohbeti kadar rûh-nüvâz, şeyh-âne bir sohbet tasavvur edemem.” buyururlar imiş. İrtihâllerinden onbeş-onaltı sene evvel Mekteb-i Sultânî’de tahsîlde bulunan yegâne semere-i fuâdının ve bi’l-âhare refîka-i muhteremesinin zıyâı hasebiyle sıhhati muhtel, fikri perîşân olmuş ve bu perîşânî-i fikr ü endîşe dimâğına da sirâyet ederek, gözlerine karasu târî olarak, mevcûdiyyet-i mâddîyyesinden büsbütün ferâgat etmiştir.

Bu illetle ma’lûl olduğu hâlde mütâlaa ve tetebbu’dan hâlî kalmamış ve vefâtından birkaç gün evvel Türkce bir lugat tahrîr ve istinsâhına başlamış idi.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 5.
TARİHÎ KAYIT

Eserleri ve metinleri 3

Bu teessür kalbine dokunarak, 9 Ramazân 1328 ve 10 Eylül 1326/( 22 Eylül 1910) Cum’a gecesi sekte-i kalbiyyeden tekmîl-i enfâs-ı ma’dûde-i hayât ile semâ’-hâne-i ılliyyîne intikâl etmiştir.

Metni gösterMetni daralt

Bu teessür kalbine dokunarak, 9 Ramazân 1328 ve 10 Eylül 1326/( 22 Eylül 1910) Cum’a gecesi sekte-i kalbiyyeden tekmîl-i enfâs-ı ma’dûde-i hayât ile semâ’-hâne-i ılliyyîne intikâl etmiştir. Vefâtından üç-dört gün evvel ahibbâsından Refîk Bey’e, kendisinde Üsküdârî Kâzım Paşa merhûmun Makâlîd-i Aşk’ı bulunup bulunmadığını sormuş; mûmâileyh de mevcûd olup takdîmine hâzır olduğunu ve fakat ne için bu eseri ârzû ettiklerini sorması üzerine, “Orada vak’a-i şehâdet-i İmâm Ali hakkında güzel bir mersiyye vardır.

Ma’lûm ya İmâm Ali, Ramazânın onunda nâil-i rütbe-i şehâdet olmuşlardır.” rumûzuyla nasıl bir merd-i dil-âgâh ve şeyh-i pâk-tînet ve âşık-ı Ehl-i Beyt-i Rasûlullâh olduklarını son deminde bile izhâr ve isbât buyurmuşlardır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 5.
TARİHÎ KAYIT

Eserleri ve metinleri 4

Nâzım-ı manzûme-i Mi’râciye Osmân Dede Eylemiş vakf-ı vücûd-ı zât Cenâb-ı Ahmed’e Ârif ü kâmil idi ol bülbül-i bâğ-ı habîb Âkıbet pervâz idüp gitdi makâm-ı es’ade Cân u dilden arz-ı hürmet eyle Vassâf dâimâ Mahzen-i aşk u kemâldir Hazret-i Osmân Dede…

Metni gösterMetni daralt

Nâzım-ı manzûme-i Mi’râciye Osmân Dede Eylemiş vakf-ı vücûd-ı zât Cenâb-ı Ahmed’e Ârif ü kâmil idi ol bülbül-i bâğ-ı habîb Âkıbet pervâz idüp gitdi makâm-ı es’ade Cân u dilden arz-ı hürmet eyle Vassâf dâimâ Mahzen-i aşk u kemâldir Hazret-i Osmân Dede 1142/(1729-30) senesinde irtihâl-i dâr-ı naîm eyledi. Vefâtına söylenen târihler: Osmân Dede göçdü ola sırrı bâkî (‫)عثمان دده كجدى اوله سرى باقى‬ Değişdi bâkî ile devr-i fânîyi Dede Osmân (‫)دكشدى باقى ايله دور فانى يى دده عثمان‬ Ravzatü’l-İ’câz ve manzûme-i Mi’râciyye cümle-i âsârındandır.

Mi’râciyye’sinin ilk beyiti: Evvel Allâh adını yâd idelim Dil dil olmuş dilleri şâd idelim Şemsî-i Sîvâsî’nin, “Vâsıl olmaz kimse Hakk’a cümleden dûr olmadan” nutkuna güzel bir nazîresi vardır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 5.
TARİHÎ KAYIT

Eserleri ve metinleri 5

İrtihâl edince ferzend-i ercümendleri Şeyh Sırrî Abdülbâkî Dede Efendi menâzile-gîr-i makâm-ı mukâbele olmuştur.

Metni gösterMetni daralt

İrtihâl edince ferzend-i ercümendleri Şeyh Sırrî Abdülbâkî Dede Efendi menâzile-gîr-i makâm-ı mukâbele olmuştur. Seyyid Hüseyin Vehbî merhûmun şu târîhi ne güzeldir: Osmân Dede göçdü ola sırrı bâkî (‫ = )عثمان دده كوجدى اوله سرى باقى‬1142 Merhûm Osmân Dede’nin şi’r ü inşâ tarafı dahi sâir fazâil ü maârifi gibi müsellem olup, nice âsâr-ı bisyâra muvaffak olmuştu. Ez-cümle Mi’râciyye’leri güfte vü beste kendi eserleridir.” Bi’l-münâsebe Galata Mevlevîhânesi’nde şimdiye kadar icrâ-yı meşîhat eden zevât-ı kirâmı yazmağı münâsib gördüm: İskender Paşa Bu dergâhın bânîsidir.

921/(1515)’de maktûlen vefât etmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 5.

Öğütleri

İlk 4 kayıt gösteriliyor

ÖĞÜT

Meclisinde ayağını uzatmayan şeyh

Mirasına güvenmeyen, ömrü boyunca sohbet meclisinde ayağını uzatmamış bir edep sahibi olarak anlatılır.

Metni gösterMetni daralt

Sefîne, babasından kalan servete asla mağrur olmadığını, bütün hayatını kalp zenginliği içinde geçirdiğini söyler. Mahviyet ve tevazuu, ziyaretine varanları kadrince taltif ve teşvik edişi, bilhassa aşırı nezaketi herkesçe bilinirdi.

Vassâf bunu tek bir ölçüyle anlatır: ömrü boyunca sohbet meclislerinde ayağını uzatmış yahut duruma uymayan bir tavırda bulunmuş değildir. Şeyh dairesinin semâhâneye bakan köşesinde oturur, mukabele günleri gelen meşâyih ve muhibleri samimi bir nezaketle karşılar, yer ve zamana göre sohbet ederdi. Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhi Celâleddin Dede, “Atâullâh Efendi’nin sohbeti kadar rûh-nüvâz, şeyh-âne bir sohbet tasavvur edemem” dermiş.

Çerçeve. Buradaki öğüt sözle değil oturuşla verilmiştir; tekke edebinde “erkân” denilen şeyin gündelik karşılığı tam olarak budur. Aynı yolun bir başka şeyhinin şahitliği, tanımı bir hüsn-i zan olmaktan çıkarıp çevrenin ortak hükmü hâline getirir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
TARİHÎ KAYIT

Söz, öğüt ve irşad kaydı 1

Şeyh dâiresinin semâ’-hâneye nâzır köşesinde oturur, mukâbele günleri ziyâretine varan ricâl-i meşâyıh ve muhibbânı samîmi bir nezâket ve tevâzu’ ile karşılar ve zemîn ü zamâna göre mübâhase ve musâhabede bulunurlardı.

Metni gösterMetni daralt

Şeyh dâiresinin semâ’-hâneye nâzır köşesinde oturur, mukâbele günleri ziyâretine varan ricâl-i meşâyıh ve muhibbânı samîmi bir nezâket ve tevâzu’ ile karşılar ve zemîn ü zamâna göre mübâhase ve musâhabede bulunurlardı. Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhi merhûm Celâleddîn Dede Efendi hazretleri, “Atâullâh Efendi’nin sohbeti kadar rûh-nüvâz, şeyh-âne bir sohbet tasavvur edemem.” buyururlar imiş. İrtihâllerinden onbeş-onaltı sene evvel Mekteb-i Sultânî’de tahsîlde bulunan yegâne semere-i fuâdının ve bi’l-âhare refîka-i muhteremesinin zıyâı hasebiyle sıhhati muhtel, fikri perîşân olmuş ve bu perîşânî-i fikr ü endîşe dimâğına da sirâyet ederek, gözlerine karasu târî olarak, mevcûdiyyet-i mâddîyyesinden büsbütün ferâgat etmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 5.
TARİHÎ KAYIT

Söz, öğüt ve irşad kaydı 2

Müşârünileyhin evâhir-i hayâtında Âsitâne-i Mevlânâ’da Çelebi Abdülhalîm Efendi tarafından, Veled Çelebi, Galata Mevlevîhânesi meşîhati vekâletine ta’yîn ve bi’l-âhare Veled Çelebi, Konya’da Âsitâne-i Hz. Pîr’e me’mûr olunca, yerine hâlen şeyh olan Ahmed Dede…

Metni gösterMetni daralt

Müşârünileyhin evâhir-i hayâtında Âsitâne-i Mevlânâ’da Çelebi Abdülhalîm Efendi tarafından, Veled Çelebi, Galata Mevlevîhânesi meşîhati vekâletine ta’yîn ve bi’l-âhare Veled Çelebi, Konya’da Âsitâne-i Hz. Pîr’e me’mûr olunca, yerine hâlen şeyh olan Ahmed Dede Efendi’yi asâleten ta’yîn etmiş olması, Atâullâh Efendi’nin bu sûretle ve cüz’î bir maâşla infisâl etmesi kendisine pek girân gelerek âzde-dil olmuş ve bu hâlini bir lisân-ı tazallum-kârî ile ba’zı ahibbâsına söylemiştir.

Bu teessür kalbine dokunarak, 9 Ramazân 1328 ve 10 Eylül 1326/( 22 Eylül 1910) Cum’a gecesi sekte-i kalbiyyeden tekmîl-i enfâs-ı ma’dûde-i hayât ile semâ’-hâne-i ılliyyîne intikâl etmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 5.
TARİHÎ KAYIT

Söz, öğüt ve irşad kaydı 3

Vefâtından üç-dört gün evvel ahibbâsından Refîk Bey’e, kendisinde Üsküdârî Kâzım Paşa merhûmun Makâlîd-i Aşk’ı bulunup bulunmadığını sormuş; mûmâileyh de mevcûd olup takdîmine hâzır olduğunu ve fakat ne için bu eseri ârzû ettiklerini sorması üzerine, “Orada…

Metni gösterMetni daralt

Vefâtından üç-dört gün evvel ahibbâsından Refîk Bey’e, kendisinde Üsküdârî Kâzım Paşa merhûmun Makâlîd-i Aşk’ı bulunup bulunmadığını sormuş; mûmâileyh de mevcûd olup takdîmine hâzır olduğunu ve fakat ne için bu eseri ârzû ettiklerini sorması üzerine, “Orada vak’a-i şehâdet-i İmâm Ali hakkında güzel bir mersiyye vardır. Ma’lûm ya İmâm Ali, Ramazânın onunda nâil-i rütbe-i şehâdet olmuşlardır.” rumûzuyla nasıl bir merd-i dil-âgâh ve şeyh-i pâk-tînet ve âşık-ı Ehl-i Beyt-i Rasûlullâh olduklarını son deminde bile izhâr ve isbât buyurmuşlardır.

Cenâzesi Tophâne’de, Kılıç Ali Paşa Câmi’-i şerîfine ihtifâlât-ı lâyıka ile götürülüp namâzı ba’de’l-edâ dergâha getirilerek pederlerinin lahdinde vedîa-i rahmet-i sübhâniyye kılınmıştır. (Kaddesa'llâhu sırrahû) Nâyî Şeyh Osmân Dede Efendi Geliboluludur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 5.

Kavram dünyası

İlk 6 kayıt gösteriliyor

KAVRAM

Şark ilimleri yanında Fransızca ve Almanca

Kasîdecizâde Süleyman Efendi’den icâzet alan Atâullâh Efendi, bir yandan da Fransızca ile Almanca öğrenip Avrupa’da basılan felsefe ve sosyal bilim kitaplarını getirtiyordu.

Metni gösterMetni daralt

Mahalle mektebinde ibtidâî ve rüşdî tahsilini tamamladıktan sonra Bayezid Camii’nde sudûrdan Kasîdecizâde Süleyman Efendi’nin ders halkasına devam etmiş, nüshaları tamamlayarak icâzet almıştır.

Sefîne bununla yetinmediğini kaydeder: bir yandan şark edebiyat ilimlerini okurken diğer yandan Fransızca ve Almanca öğrenmeye gayret eder, felsefe ve içtimaî ilimlere dair Avrupa’da neşredilen eserleri getirtip mütalaa ederdi.

Çerçeve. Kayıt, XIX. yüzyıl sonunda bir Mevlevî şeyhinin entelektüel ufkunu somut biçimde belgeler: icâzetli bir medrese tahsili ile Avrupa neşriyatını takip etmek aynı ömürde çelişmiyordu. Bu, dönemin tekke çevrelerine dair genellemeleri sınayan türden bir bilgidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
KAVRAM

Meşîhatten ayrılış ve son teessür

Konya makamının Galata meşîhatine önce vekil, sonra asaleten başkasını ataması üzerine cüz’î bir maaşla açıkta kalmış, bu üzüntü vefatıyla sonuçlanmıştır.

Metni gösterMetni daralt

Ömrünün son yıllarında Mevlânâ Âsitânesi’nde Çelebi Abdülhalîm Efendi, Veled Çelebi’yi Galata Mevlevîhânesi meşîhati vekâletine tayin etmiş; Veled Çelebi Konya’ya memur olunca da yerine Ahmed Dede Efendi asaleten tayin edilmiştir.

Atâullâh Efendi’nin bu suretle ve cüz’î bir maaşla vazifeden ayrılması kendisine pek ağır gelmiş, gönlü kırılmış, bu hâlini bazı dostlarına şikâyet diliyle anlatmıştır. Sefîne, üzüntünün kalbine dokunduğunu ve 9 Ramazan 1328 / 10 Eylül 1326 (22 Eylül 1910) Cuma gecesi kalp sektesinden vefat ettiğini yazar. Cenazesi Tophane’de Kılıç Ali Paşa Camii’ne götürülüp namazı kılındıktan sonra dergâha getirilmiş, babasının lahdine defnedilmiştir.

Çerçeve. Kayıt, Mevlevîlikte meşîhat tayininin Konya makamına bağlı merkezî bir işlem olduğunu ve bunun bir şeyhin hayatını nasıl belirleyebildiğini gösterir. Vefat sebebiyle üzüntü arasında Sefîne’nin kurduğu bağ bir teşhis değil, çevrenin yorumudur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
TARİHÎ KAYIT

Tarikî ve tarihî bağlantı 1

Hulefâ-yı Mevleviyye’den Ziyâ Bey tarafından zabt u tahrîr edilen terceme-i hâline nazaran 1258 sene-i hicriyyesinde (1842), Kalekapısı Hânkâh-ı münîfinin harem dâiresinde tevellüd etmiştir.

Metni gösterMetni daralt

Hulefâ-yı Mevleviyye’den Ziyâ Bey tarafından zabt u tahrîr edilen terceme-i hâline nazaran 1258 sene-i hicriyyesinde (1842), Kalekapısı Hânkâh-ı münîfinin harem dâiresinde tevellüd etmiştir. Pederleri dergâh-ı mezkûr post-nişîni zurefâ-yı asrdan Seyyid Muhammed Kudretullâh Efendi’dir. Mahallesi mektebinde tahsîl-i ibtidâî vü rüşdîyi ikmâl ettikten sonra Bâyezîd Câmi’-i şerîfinde, sudûrdan Kasîdecizâde Süleymân Efendi merhûmun halaka-i tedrîsine devâm ile tekmîl-i nüsah ederek icâzet almıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 5.
TARİHÎ KAYIT

Tarikî ve tarihî bağlantı 2

Hatt-ı nefîs-i ta'likteki meleke-i müktesebesini pederlerinin himmet-i üstâdenesiyle tezyîde bezl-i makderet etmiş idi.

Metni gösterMetni daralt

Hatt-ı nefîs-i ta'likteki meleke-i müktesebesini pederlerinin himmet-i üstâdenesiyle tezyîde bezl-i makderet etmiş idi. Dergâh-ı âteş-bârının matbah-ı bâlâ-yı tâkında mermer üzerine mahkûk ve menkûş kıt’a-i târîhiyye müşârünileyhin hatt-ı destidir. Atâullâh Efendi pederinden mevrûs servete aslâ mağrûr olmamış ve bütün hayâtını gınâ-yı kalb içinde geçirmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 5.
TARİHÎ KAYIT

Tarikî ve tarihî bağlantı 3

Etvâr-ı mahviyyet ü tevâzu’ ve ziyâretine varanları kadrince taltîf ve teşvîk gibi mezâyâ-yı ulviyyesi bâ-husûs fart-ı nezâketi herkesce ma’lûm ve müsellemdir.

Metni gösterMetni daralt

Etvâr-ı mahviyyet ü tevâzu’ ve ziyâretine varanları kadrince taltîf ve teşvîk gibi mezâyâ-yı ulviyyesi bâ-husûs fart-ı nezâketi herkesce ma’lûm ve müsellemdir. Müddet-i ömründe ve mecâlis-i sohbetinde ayağını uzatmış veyâhûd tevâfuk etmeyen vaz’ u tavrda bulunmuş değildir. Şeyh dâiresinin semâ’-hâneye nâzır köşesinde oturur, mukâbele günleri ziyâretine varan ricâl-i meşâyıh ve muhibbânı samîmi bir nezâket ve tevâzu’ ile karşılar ve zemîn ü zamâna göre mübâhase ve musâhabede bulunurlardı.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 5.
TARİHÎ KAYIT

Tarikî ve tarihî bağlantı 4

Müddet-i ömründe ve mecâlis-i sohbetinde ayağını uzatmış veyâhûd tevâfuk etmeyen vaz’ u tavrda bulunmuş değildir.

Metni gösterMetni daralt

Müddet-i ömründe ve mecâlis-i sohbetinde ayağını uzatmış veyâhûd tevâfuk etmeyen vaz’ u tavrda bulunmuş değildir. Şeyh dâiresinin semâ’-hâneye nâzır köşesinde oturur, mukâbele günleri ziyâretine varan ricâl-i meşâyıh ve muhibbânı samîmi bir nezâket ve tevâzu’ ile karşılar ve zemîn ü zamâna göre mübâhase ve musâhabede bulunurlardı. Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhi merhûm Celâleddîn Dede Efendi hazretleri, “Atâullâh Efendi’nin sohbeti kadar rûh-nüvâz, şeyh-âne bir sohbet tasavvur edemem.” buyururlar imiş.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 5.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

İstanbul · TürkiyeGalata Mevlevîhânesi (Kalekapısı Hânkâhı)1258/(1842)’de harem dairesinde doğduğu, babasının ve kendisinin postnişinlik ettiği, matbah tâkındaki kitâbeyi hattıyla yazdığı ve babasının lahdine defnedildiği mevlevîhâne. İlişkili kişi dosyası Şeyh Muhammed Atâullâh Efendi : Seyyid Muhammed Atâullah Dede (1842–1910), Galata Mevlevîhânesi’nde doğup babası Kudretullah Efendi’den sonra yaklaşık kırk yıl postnişinlik yapan; mûsiki, hat ve çok dilli tahsiliyle tanınan Mevlevî şeyhidir.İstanbul · TürkiyeBayezid CamiiSudûrdan Kasîdecizâde Süleyman Efendi’nin ders halkasına devam edip icâzet aldığı cami. İlişkili kişi dosyası Şeyh Muhammed Atâullâh Efendi : Seyyid Muhammed Atâullah Dede (1842–1910), Galata Mevlevîhânesi’nde doğup babası Kudretullah Efendi’den sonra yaklaşık kırk yıl postnişinlik yapan; mûsiki, hat ve çok dilli tahsiliyle tanınan Mevlevî şeyhidir.İstanbul · TürkiyeKılıç Ali Paşa CamiiTophane’de bulunan ve cenaze namazının merasimle kılındığı cami; namazdan sonra naaşı dergâha götürülmüştür. İlişkili kişi dosyası Şeyh Muhammed Atâullâh Efendi : Seyyid Muhammed Atâullah Dede (1842–1910), Galata Mevlevîhânesi’nde doğup babası Kudretullah Efendi’den sonra yaklaşık kırk yıl postnişinlik yapan; mûsiki, hat ve çok dilli tahsiliyle tanınan Mevlevî şeyhidir.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ
  2. [2]Sefîne-i Evliyâ - Cilt 5
  3. [3]Sefîne-i Evliyâ - Cilt 4
  4. [4]Kişi dosyasının kaynakları — Şeyh Muhammed Atâullâh Efendi
Ortak kaynak kataloğunu aç →