Ara
Menü

Sayfalar 344–349

1.665 kelime

İrşad II · kaynak sayfaları 344–349

neti» lâkabını almışlardı. Diğer imamlar da âbid, zâhid ve âşık kişilerdi. Hepsinin faziletini yazmak için denizler mürekkep, ağaçlar kalem, bütün melekler kâtip olsalar yine bu zevatın faziletlerini yazmada denizler, ağaçlar tükenir, melekler yorulurlar fakat onların mevkilerini yazmış olamazlardı. Ehli-beyte muhabbet etmek diger ashaba bugz etmek degildir. Gelin:

«Lî ilâhe illallah, Muhammed resülüllah Ali veliyullah» da birleşelim. Hiç şüphe yok ki, Allahtan başka ibadete lâyık bir ilâh yoktur. Muhammed Aleyhisselâm, muhakkak Allahın Resûlüdür. Imam Aliyyel Mürteza da Allahın dostu, iblisin düşmanıdır. Bu demek değildir ki, Imam Ali veliyullah ve diğer sahabe adüvvüllahtır. Estağfirullah! Bütün sahabe ve ezvacı tâhirat ve evlâdı-Resûl ve ensarı Resûl ile ahbabı Resûl ve bunları sevenler Allahın velisidir. Allahın dostu, Resûlün sevgilisidirler. Kâfirin ve zalimin, şeytanın da düşmanıdırlar.

Gelelim mevzuumuza;

Para kazanmak; dünya zevkidir demiştik. İymansız, ibadetsiz kimse para kazansa da, kazanmasa da, gamdan sıkıntıdan kurtulamaz. Zira, gönlü. Allahsız olduğundan, ruh Allahı arzu eder.

Ibadet, Allahla buluşmaya ve birleşmeye vasıtadır. O kimse, hastalığının çaresinin iyman ve ibadet olduğunu bilmediginden marazına, hastalıgına yanlış ilâç kullanır. Hastalığı muvakkat bir zaman için durur. İlâcın tesiri geçince tekrar bu felâketi hisseder. Kalbi boştur, dolu dahi olsa; gam ve sıkıntı içindedir. Şu düşünceler onu harab eder: «Bu kazandığım para ellere kalacak.» Kadere inanmadığı için, yakınlarından şüphe etmeğe başlar. «Servetime temâ edip ya beni öldürürlerse?»

Allaha inanmadığı için, Allahın rezzakıyyetini de inkâr edip «Ya fakir olursam?» Işte bu kuruntulardan başka bir de Ahirete inanmadığından, ölüp, toprak olup, yok olma korkusu;

Allaha itimadı bulunmadığından, arkasında bırakacağı sevgiilerinin ne olacağı endişesi onu yiyip bitirir.

Eğer para kazanamamış ise; servete sahip olamamış ise, Allaha iymanı olmadığından, Allahın taksimatına inanmadığından; kendinden yüksek, servet sahiplerinin yaşayışını görüp kendi kendini yer. Bilmez ki, Allah ilmi isteyene, serveti ise istediğine veriyor. Kendi ile kendinden yüksek servet sahiplerini mukayese eder. «Bu adam benden daha cahil, ben de bu adamdan daha akıllıyım, o nasıl, benden zengin olabilir?».

ve «Ben neden ondan fakirim?» der, hased içinde, iymansızlık ateşi ile yanar. Ahirete gidip cehenneme girmeden bu dünya hayatında iken cehennem ateşine düşer, yanar.

Düşünmez ki; bunun böyle olması, Allahın varlıgına delildir. Eger, bir taksimat yapan olmasa idi; akıllılar, âlimler en yüce mevkilere, yüksek servetlere malik olup; Cahil ve abdalların açlıktan ölmeleri icap ederdi. Akıllı, ekmek bulamazken, ahmak yedigini Hazım etmek için ugraşıyor. Cahil, para ve malının hesabını âlimlere yaptırıyor.

Işte bu gösteriyor ki, bu kâinatı bir idare eden var. Bakar, bakar da bu kuvvet, kudret sahibini göremez, bilemez. Varlığını ikrar edemediğinden imansızlar; «var» da ve «dar» da gamdan, sıkıntıdan halâs olamazlar. Sıkıntı ve gamlarını içki kumar ve zina ile dağıtmaya çalışırlar fakat muvaffak olamazlar. Gamları ve sıkıntıları günden güne artar ve içlerinden bazıları intihar bile ederler.

Bu dünya hayatında, gamdan ve sıkıntıdan kurtulmanın birinci çaresi; Allaha iyman, ona teslim olmak ve onu zıkr,edıp unutmamaktır. Burada bir sual vârid olur: Nice iymanlı insan biliriz; bunlar namaz da kılarlar, oruç da tutarlar. Allahı da zikrederler de yine gamdan ve sıkıntıdan kurtulamazlar. Derseniz; birinci risâlemizde beyan ettiğimiz gibi, iyman üç kısımdır:

1 - İlmel-yakin 2 - Aynel-yakin 3 — Hakkal-yakîn Yâni işitme iymanı, görme iymam, tatma iymanı.

Iyman edip, ibadet eden fakat sıkıntıdan kurtulamayanlar işitme iymanında olanlardır. Böyle olmasına rağmen, bu kimseler dünya hayatında, Allahsız ve ibadetsizlerden çok daha rahatdırlar. Bu ilmelyakin olan iymanları, onları bir çok kere teselli eder. İymansız olan, bedeni ibadet etmeyip, malen ibadet edenler; hayır edenler, fukaraya yardım edenler, herhangi bir hayrı icra edenler. Iymansız olmalarına rağmen, yaptıkları hayırlardan ötürü bir az olsun gamdan, sıkıntıdan;

kurtulabilip biraz olsun teselli buluyorlar, huzura giriyorlar.

Bu da gösterir ki, insanın dünya hayatında huzura kavuşması iyman ve ibadet iledir.

Imanlarını gözle ve tatmakla «yakîn» a getirene ihsan sahibi denir. Allah, ihsan sahipleri ve müttakiylerle beraberdir. İnsan, bu mertebeye varınca gamdan, sıkıntıdan âzâd olur Zira, Allahsız kalpler, varlıkda ve darlıkda da olsa gamdadır, kederlidir.

Allahı zikredeni ve hakkı unutmayanı Allah da zikr eder, unutmaz. Allahın zikrettiği ve unutmadığı kul da gamdan azad olur.

Sür çıkar ağyarı dilden, tâ tecelli îde hak;

Pâdişah konmaz sarayâ hane mamûr olmadan.

Allaha iyman edenlere, Cenabı rabbül-âlemin: «Beni Zikr ediniz, beni unutmayınız.» buyuruyor. Zikr, bir kaç nevidir.

Herkes kendi makamından hakkı zikredip, safâya ermelidir.

Zira, zikr insanı hakka yüceltir. Görmüyor musun; Işitmedin mi? Allahı zikr edeni, Allah zikrediyor. Bu en yüce makamdır.

Zikrin nevileri: Zikri-cehri, zikri-hafî zikri-kalp, zikri-rub ve bir de zikri-sır vardır. Zikirlerin efdali:

(Lâ ilâhe illâllah) tır.

Bu «Lâ ilâhe illâllâh» kelimei-tayyibesini terazinin bir gözüne, yedi kat semaları ve yedi kat yerleri diğer gözüne koysalar, Lâ ilâhe illâllâh, semalardan ve yerlerden daha ağır gelir.

Meselâ; bir sevap var ki yedi kat gökler ve yedi kat yerler kadar, işte lâ ilâhe illâllah'taki sevap ağırlığı bu sevabtan daha ağırdır. Zira, Cenabı-Allah Allamel-guyûb hazretleri bu âleme; semaları ve dünyaları ile beraber «Metâun-kalil» yani bulaşık bezi parçası dediği halde, zikrim büyüktür demiştir.

s ils Ve lezikrullahi ckber.

Allahın, bir şeye büyük demesi, onun ne kadar büyük ve

yüce olduğunu göstermeye kâfidir. Bir kişi, aşk ile bir kez «Lâ ilahe illâllah» dese, dört yüz günahı gider. Gam ve sıkıntı günahtan doğar. En büyük günah ta imansızlıktır.

Lâ ilâhe illâllah kelimei-tayyibesi dize derman, göze, vücude şifâ, kalbe cilâ, ruha gıda, sırra vuslattır. Lâ ilâhe illâllah kalbe cilâ. Allah ismi şerifi ruha cilâ Hû esması da sırriâlâdır. Allah celle; «Beni zikr ediniz. Ben de sizi zikredeyim.»

buyuruyor. Bir kimse: «ALLAH» dese; cenabı-mevlâ celle celalûhu: «Ey kulum! Hazırım. Benden istediğin nedir?» der.

Kul, bu iltifatı ilâhiyyeyi ya duyar, yahud duymaz. Fakat tarafı ilâhîden kendisine mutlaka cevap verilir.

Bu cevabı ilâhî, ses ile seda ile, cihetle, harfle degildir. Bunun, burada tarifini kelimat ile yapmak imkânı yoktur. Bu, bir lezzettir. Lezzetlerin tatmayana tarifi gayri mümkündür.

Köre renk, sağıra ahenk anlatılamadığı gibi...

Insanlar, dünya hayatında üç şekil üzerinde bulunurlar:

Ayakta durular, otururlar ve yatarlar. Insan olanın bu üç halde de Allahı unutmaması lâzımdır. Allah unutulmaksızın fenalık yapılamaz. Allahı, lisan ile zikr eden; kalbi ile unutmayan, kalbi ile ağzı bir olan mü'min, bu iltifatı-ilâhiyeye erişir:

«Ey beni ayakta zikir eyleyen kulum! İyi bil ki bütün insanların ayakta bulunacağı bir gün var ki, o günün dehşetinde seni unutmayacagım. Sen ayakta ıken benı unutmayıp zıkr ettıgın gibi, ben de seni o korkulu günde unutmayacagım. Seni affım ile çad; cennetim, cemalin ile şereflendirecegim.»

Allahı oturarak zikr eden mü'mine şöyle hitab olunur:

«Ey beni oturarak zikr eden kulum! Bir gün gelecek ki, o günün dehşetinden bütün peygamberler diz üstüne çöküp «Nefsimiz, Nefsimiz!» diye kendi nefislerinden başka birşey düşünmeyecekler. Beni, oturarak zikr eden kulum; ben de seni o gün unutmayacağım. Affıma mazhar kılıp, arşımın gölgesinde gölgelendirip, cennetimi sana verip, cıvarı Mustafamda seni iskân edeceğim.»

Yanları üzeri yatarak Allahı zikr eyleyen mü'mine şöyle hitabı ilâhı vârid olur: «Dy yatarken beni unutmayıp, beni yatarak zikr eyleyen kulum! Yakın bir zamanda seni, kabirde yanın üzere yatıracaklar. Senin sevdiklerin, seninle kalmayacak. Seni kaba döşeklerden kara toprak üstüne yatıracaklar.

Mâmur bir evden alıp, harap bir çukura koyacaklar. Aydınlık

bir haneden, karanlık bir yere getirecekler. Yılan, çıyan, akrep ve örümcekten temizlenmiş bir haneden; Yilan, çıyan, akrep ve örümceği bol bir yere getirecekler. Kalabalık bir insan toplulugundan, yalnızlık evine bırakacaklar. Yanı üzere yatarken beni unutmayıp zikr eden kulum! Seni; bu yalnızlık, karanlık yılan çıyan yuvasında yatarken unutmayacağım. O vahşet yuvası, amel sandığı olan kabrini güli gülistan, sünbüli bostan eyleyip, cennet bahçelerinden bir bahçe kılarak hizmetine huri, gılmanlakımı gönderip seni orada yalnız bırakmayacağım.»

diyor.

Allahı zikr edenlerin, yalnız bu nimetlere ermesi âhirete mahsus değildir. Allahı zikr eyleyenlerin dünyası da mâmur olur, dünya saadetine de erer. Kalbi, gamdan, safaya, sıkıntıdan feraha tebdil olur. Müşkülleri âsân, arzusuna nail, muradına vasıl olur. Allah diyen mahrum kalmaz.

Ey rabbini unutan, rabbini zikr etmeyen, onun verdigi nimetine şükür etmeyip, küfranı nimet olanlar! Bu yüzden gam deryasına düşenler! Dünyada gamdan, Ahirette azabtan kurtulamayacak olanlar! Gelin; Allaha gelin, safâya gelin. Cennetin kapıları açık; sizleri dünyada ve âhirette saadete çağırıyoruz! Dünyanın zevkleri sizin derdinize çare olmaz! Dünyanın her zevki arkasında bin müsibet mevcuttur. Gizlidir.

İçki içsen; sıhhatin bozulur, ahlâkın ifsad olur. Dans etsen; yorgunluğu var. Kumar oynasan arkasından âhı-zâr var.

Sen, kazansan, kayıp eden âhı zâr eylemede. Zevk diye görüp, sefa zannettiğin; cefa ve gamdır.

Gel! Allah'a ibadet kıl! Bundan saadetli birşey olamaz.

Zevk sanıp kahkaha ile güldüğün gün geçti. O günün arkasında ah-vah edeceğin günler geliyor. Kulağın sağır değil ise, toprak sana şöyle hitap ediyor: «Ey Rabbini unutarak üzerimde gülen kişi! Yakında bana gelecek, bu karanlığın içinde çok ağlayacaksın.» Haram lokma yiyip vücüdünü semirten kişiye:

«Ey haram ile beslenen kişi! Senin o besleyip semirttiğin vücudünü yemege kurtlarım hazırdır. Bunun farkında değil misin?» demekte. Kibirli, gururlu ve mü'minlere hakaret nazarı ile bakan mütekebbir zâlime de şöyle hitap etmekte «Üzerimde mütekebbir, mağrur dolaşıyorsun ama, yakında bana geleceksin, burada zelil olacaksın.» demektedir.

İyman ve ibadetli, olan mümini-sâlihe de: «Korkma!

Mahzun olma; yakında bana gelecek, ebedi rahata kavuşacaksın.» müjdesini verir.

Zikrullah ile, kalbin tatmin olduğunu, Allah Kur'ân-ı Aziminde haber verir ve:

«Zikr ediniz ki felâha eresiniz.» emri celilini beyan eder.

Gece, gündüz, sabah, akşam Allahı tesbih eyle! Zira, ona muhtaçsın. O, senin Rabbin. Seni, o halketti. Sonra, tekrar öldürecek tekrar diriltecek, huzuruna alacaktır. İyman edip âmâlisâliha yapanlara cennet verilecek, en yüksek dereceyi Allahı zikr edenler kazanacaktır.

Allahı çok zikreyle! Akşam, sabah tesbih et ki, Allah celle sana rahmet nazarı ile bakıp, seni affı magrifetine nail k1lıp, zulmetten nura çıkarsın. Hak ve hakikati göstersin. Dünya ve âhiret muradına nail kılsın Allah müminlere merhametlidir. Kendine zikr edeni sever. Onu dünyada ve âhirette aziz kılar. Her fenalık, Allahı unutmaktan gelir. Zikr eden, Allahı unutmaz. Daima onunla olduğunu bilir. Allah, bize can damarımızdan daha yakındır.. Biz Allaha uzağız.

İşte, zikr eyleven de, Allaha zikri mertebesinde yaklaşır.

Hakka yaklaşan kimsenin gözünde perde, kulağında gaflet pamuğu bulunmaz. Böyle olan kişi Allahla görür. Allahla işitir, Allahla tutar, Allahla yürür. Allahla gören, gördüğünde yanılmaz.

HİKÂYE Üçüncü halifei Resûlü-rabbil-âlemin olan Hz. Osman-ibni Affan huzuruna gelen bir kişiye: «Git! Gusül et, huzuruma öyle gel. Karşımda cünub oturma!» dediginde; bu zat: «Ya emirel müminin! Ben cenabet değilim» dedi. Hz. Osmanı zin nureyn: «Nasıl cenabet değilim diyebiliyorsun? Sen, buraya gelirken bir kadına bakıp göz zinası yapmışsın.» dediğinde o zat hayâsından kıpkırmızı olup, «Evet; harâma şehvet nazarı ıle baktım» deyip itırafı-zünub eyledi ve gusül yaptı ve huzura öyle kabul edildi.

İşte hakka yakın olanlar Hz. Osman gibi görürler. Hadisi kudside cenabı allâmel-guyûp buyururlar: «Ben kuluma, ku-