ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
24 sonuç · “bedene”
01Bâtın
İç, gizli, derun, iç nihan, gizli âlem. tas. a Allah'ın dort isminden biri: Evvel, Ahir, Zahir, Bâtın (Hadid Suresi, 2). Bunlara ‘ana adlar denir. Bu halde zahir-bâtın, aşikâr-pinhan, açık-gizli, iyannihan O'dur (Git ros, EK 1 305, KTA 87). Ben bilmez idim gizli iyân hep sen imişsin Tenlerde vu canlarda nihân hep sen imişsin 7 CE _ 6
Burcu'l-evliya
= en-i evi i 3 evliya (برج الاوليا) Medfen-i evliya, evliyası ve yatırı çok olan yer. Bürhan-ı Hak (5> le») Hakk’ı ran gi Öpme, Öpücük. 2. as. a Baunda feyz ve cezbe. b Alınan müjde (Sr). Burhan halkın, cezbe ise nebi v ee bans meee e Bilgi ve uygulama, anlama ve anlatma yö- Bit i. fars. (بت) 1. Put, sanem. 2. tas.: ten sözün keyfiyetini kabul etme yetene i (ts), d Ruhun:ا a 5 haste ‘ igi ne zevk, 7 (hevâ hevesi ve) nefsidir. Hakikati ic EREN ll il iş n elini öpme. Dâmen-büs: Şeyhin eteğini öpmek, önünde yer öpmek, yer öpen. Bkz. Secde n nâz-perversin dilârâsın ma ki gayet bi-mahabbasın n destini büs etse âşıklar bir padişâh-ı âlem-ârâsın G. Dede fha. 2. tas. Gönlün ilgi ve bağlantıdan (alâka ve esasen başlangıçta cem makamındayken vardır ve eğişik bir halde mevcuttur (us). 1. Bedel, karşılık, denk, bir şeyin halefi ve değişiludur (aKa 111, 1168). 2. tas, Yediler. Bunlardan her çok uzak mesafelere giderler. Gözden kaybolduken kendilerinin tıpkısı olan canlı bir beden bırakırundan aslından ayırt edilmeyen bu bedene bedel ve ine sahip olan velilere büdelâ denir (kr). Bkz. Yeşı dökme, girye. 2. tas. Zahitler ve süfiler yaptıklaara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde icran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz ine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-," sözü bunu ifade eder. Aglamakla ünlü zahit ve r (si 300). Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten lak memesi. 2. tas. Sevgilinin kulak vermeden ve yan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbüp) (11s; TK e olan sözü. nan. I. Kanıt, delil. 2. tas. Rifailerin bedenlerine akk'ın delili. 2. tas, Kur’ân veya Hz. Peygamber ebi ve velilerin yoludur. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi ati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması Put, sanem. 2. tas.: ten sözün keyfiyetini kabul etme yetene i (ts), d Ruhun:ا a 5 haste ‘ igi ne zevk, 7 (hevâ hevesi ve) nefsidir. Hakikati ic EREN ll il iş n elini öpme. Dâmen-büs: Şeyhin eteğini öpmek, önünde yer öpmek, yer öpen. Bkz. Secde n nâz-perversin dilârâsın ma ki gayet bi-mahabbasın n destini büs etse âşıklar bir padişâh-ı âlem-ârâsın G. Dede fha. 2. tas. Gönlün ilgi ve bağlantıdan (alâka ve esasen başlangıçta cem makamındayken vardır ve eğişik bir halde mevcuttur (us). 1. Bedel, karşılık, denk, bir şeyin halefi ve değişiludur (aKa 111, 1168). 2. tas, Yediler. Bunlardan her çok uzak mesafelere giderler. Gözden kaybolduken kendilerinin tıpkısı olan canlı bir beden bırakırundan aslından ayırt edilmeyen bu bedene bedel ve ine sahip olan velilere büdelâ denir (kr). Bkz. Yeşı dökme, girye. 2. tas. Zahitler ve süfiler yaptıklaara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde icran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz ine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-," sözü bunu ifade eder. Aglamakla ünlü zahit ve r (si 300). Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten lak memesi. 2. tas. Sevgilinin kulak vermeden ve yan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbüp) (11s; TK e olan sözü. nan. I. Kanıt, delil. 2. tas. Rifailerin bedenlerine akk'ın delili. 2. tas, Kur’ân veya Hz. Peygamber ebi ve velilerin yoludur. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi ati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması Bedel, karşılık, denk, bir şeyin halefi ve değişiludur (aKa 111, 1168). 2. tas, Yediler. Bunlardan her çok uzak mesafelere giderler. Gözden kaybolduken kendilerinin tıpkısı olan canlı bir beden bırakırundan aslından ayırt edilmeyen bu bedene bedel ve ine sahip olan velilere büdelâ denir (kr). Bkz. Yeşı dökme, girye. 2. tas. Zahitler ve süfiler yaptıklaara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde icran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz ine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-," sözü bunu ifade eder. Aglamakla ünlü zahit ve r (si 300). Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten lak memesi. 2. tas. Sevgilinin kulak vermeden ve yan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbüp) (11s; TK e olan sözü. nan. I. Kanıt, delil. 2. tas. Rifailerin bedenlerine akk'ın delili. 2. tas, Kur’ân veya Hz. Peygamber ebi ve velilerin yoludur. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi ati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması
Base
(«- (بو Öpme, Öpücük. tas. a Bâtında feyz ve cezbe, b Alınan müjde sonunda hasıl olan haz. c Bilgi ve uygulama, anlama ve anlatma yönünden sözün keyfiyetini kabul etme yeteneği. d Ruhun vasıtasız aldığı zevk,
Bit
لل لل لل ل ل ا ل haz. Dest-bas: Şeyhin elini öpme. Damen-bas: Şeyhin eteğini öpmek, Zemin-büs: Şeyhin önünde yer öpmek, yer öpen. Bkz. Secde.» Güzelsin bi-bedelsin ndz-perversin dilârâsın Değilsin bt-vefa amma ki gayet bt-mahabbasin Ne mânldir uzatsan destini bas etse âşıklar Kolun bükmezlere bir padişâh-ı âlem-ârâsın G, Dede (بو ى) Koku, nefha 2. tas, Gönlün ilgi ve bağlantıdan (alâka ve ) haberdar olması ki, esasen başlangıçta cem makamındayken vardır ve tefrika makamında değişik bir halde mevcuttur (115). (9 4) veya Budala, 1, Bedel, karşılık, denk, bir şeyin halefi ve değişina gelen bedelin çoğuludur (aka 111, 1168). 2. عم Yediler. Bunlardan her 'n kaybolur, bir anda çok uzak mesafelere giderler. Gözden kaybolduk- 1, yerlerine her yönden kendilerinin tıpkısı olan canlı bir beden birakirareket ve şekil bakımından aslından ayırt edilmeyen bu bedene bedel ve. Bedel bırakma gücüne sahip olan velilere büdelâ denir (xr). Bkz. Yedal. &) 1. Ağlama, gözyaşı dökme, girye, 2. tas, Zahitler ve süfiler yaptıklaere, girdikleri günahlara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde eyişlerine, firkat ve hicran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz k çok sorunu çözeceğine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-: gülün, çok ağlayın,” sözü bunu ifade eder, Ağlamakla ünlü zahit ve kha (ç. bekkdun) denir. Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten kz. Ağlama, ars. كلو ش) Ly) r. Kulak memesi. 2. tas Sevgilinin kulak vermeden ve nlenmeden anlaşılmayan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbap) (11s; TK evgilinin kulağa küpe olan sözü. (U (بى veya Burhan. r. Kanıt, delil, 2. tas Rifailerin bedenlerine şiş. uk (بر ها ن حق) 1. Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Ağlama, gözyaşı dökme, girye, 2. tas, Zahitler ve süfiler yaptıklaere, girdikleri günahlara, içinde bulundukları bela ve musibetlere, ahde eyişlerine, firkat ve hicran haline, ahiret hesabına ağlar, bir damla göz k çok sorunu çözeceğine bu yüzden ibadetten daha hayırlı olduğuna ina-: gülün, çok ağlayın,” sözü bunu ifade eder, Ağlamakla ünlü zahit ve kha (ç. bekkdun) denir. Zahitler üzüntüden, arifler sevinçten kz. Ağlama, ars. كلو ش) Ly) r. Kulak memesi. 2. tas Sevgilinin kulak vermeden ve nlenmeden anlaşılmayan sözü, ince ifadesi, (dakika-i mahbap) (11s; TK evgilinin kulağa küpe olan sözü. (U (بى veya Burhan. r. Kanıt, delil, 2. tas Rifailerin bedenlerine şiş. uk (بر ها ن حق) 1. Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Hakk'ın delili, 2. tas Kur'tn veya Hz Peygamber | n halkın, cezbe ise nebi ve velilerin yoludur. 9 1. Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). | Put, sanem. 2. tas. a Nefs, nefs-i, emmare. Herkesin putu kendi si ve) nefsidir. Hakikati idrak etmek için Hz. İbrahim'in putu kırması —ş—-—--................... LL. rr.” ”— I Base İki cihan bostan ise gerek bana zindan ola | Ayruk bana ne gam gussa çün indyet dosttan ola Yünus Bostan-ı lütuf İlahi lütuflara verilen makam, sâlikin dikkatini muradında topladığı mertebe. “Lütuf bostanında bulunanlar zahirde amel ve ibadetle, bâtında temaşa ile meşgul olurlar” (sr). |
Büdelâ
(Y (بد veya Budala. Bedel, karşılık, denk, bir şeyin halefi ve değişigi anlamına gelen bedelin çoğuludur (Aka ır, 1168). tas. Yediler. Bunlardan her biri gözden kaybolur, bir anda çok uzak mesafelere giderler. Gözden kayboldukları zaman, yerlerine her yönden kendilerinin tıpkısı olan canlı bir beden bırakırlar. Hal, hareket ve şekil bakımından aslından ayırt edilmeyen bu bedene bedel ve bedil denir. Bedel bırakma gücüne sahip olan velilere büdelâ denir (kt). Bkz. Yediler, Abdal.
Cam
Çiy. Kadeh, kâse. 2. tas. a Haller. b İçi marifetle dolu olan sülûk ehli arifin gönlü. c Cam bedene, içindeki bade bedeni tasfiye etmeye işarettir. İlahi bade kadehinden içen kâmil arif tevhitle sermest olur. Bezm-i aşk içre sun bana bir cam Lik cami ki naksım ide tamâm ae Medrese icre müderris verdiği bir dersten Yeğdurur meyhânede bir câm vermek bir güzel Fuzüli Câme-şüi.ع Çamaşır yıkama, 2. tas. Kötü huy ve sıfatlardan arınma . Cam-1 cihannüma 1, Âlemi gösteren kadeh; içinde kâinatın göründüğü kâse, 2. tas. Kâmil arifin kalbi ve Hak adamının derunu, 83 | i Cârüb-u lâ 5
Çeşm-i terek
Yirnk göz 2. tas. Sâlikin hal, kemal ve yüce mertebesinin kendisi de dahil olmak üzere herkesten saklı tutulması ve bunu Allah'tan başka kimsenin bilmemesi (11s), Çevgân/Çevgen i Jars. (جوكان) veya. 1. Topa vurmakta kullanılan ucu eğri sopa. 2. tas. Bütün işlerin kahır ve cebir yoluyla takdir edilmesi (11s), Mukadderat, takdir olunan hükümler (SF; ATE 815). Bkz. Gay. Yarn zülfü içinde ne toplar oynadigin Erenler meydaninda top ile çevgândan sor Ibrahim Ma'şüki Yürü kim meydan senindir bu gece Top hem çevgân senindir bu gece 5. Çelebi Cile/Cila/Cille i, fars. (de) r. Kırk Sayısı, 2. tas. Dervişlerin tenha ve ıssız bir yere çekilip kırk gün kırk gece çetin bir perhiz ve nefs mücâhedesi döneminden geçmeleri, bu süre için gıda, uyku ve dünya kelamını en aza indirerek hem bedenen, hem de zihnen azami derecede ibadet etmeleri. Çile sıkı bir perhiz, çetin bir nefs idmanı, zor bir ruhsal eğitim ve başarılması son derece güç bir sınavdır. Dervişlerin çile çıkarmak için özel olarak inşa edilen çilehane veya halvethane denilen yerler dar ve karanlıktır. Burada dervişler ölmeden evvel ölürler. Bkz. Erbain, Halvet. Çilehane Dervişlerin çile çıkardıkları oda, halvethane, Çün ü çera << Cin 8 cera Topa vurmakta kullanılan ucu eğri sopa. 2. tas. Bütün işlerin kahır ve cebir yoluyla takdir edilmesi (11s), Mukadderat, takdir olunan hükümler (SF; ATE 815). Bkz. Gay. Yarn zülfü içinde ne toplar oynadigin Erenler meydaninda top ile çevgândan sor Ibrahim Ma'şüki Yürü kim meydan senindir bu gece Top hem çevgân senindir bu gece 5. Çelebi Cile/Cila/Cille i, fars. (de) r. Kırk Sayısı, 2. tas. Dervişlerin tenha ve ıssız bir yere çekilip kırk gün kırk gece çetin bir perhiz ve nefs mücâhedesi döneminden geçmeleri, bu süre için gıda, uyku ve dünya kelamını en aza indirerek hem bedenen, hem de zihnen azami derecede ibadet etmeleri. Çile sıkı bir perhiz, çetin bir nefs idmanı, zor bir ruhsal eğitim ve başarılması son derece güç bir sınavdır. Dervişlerin çile çıkarmak için özel olarak inşa edilen çilehane veya halvethane denilen yerler dar ve karanlıktır. Burada dervişler ölmeden evvel ölürler. Bkz. Erbain, Halvet. Çilehane Dervişlerin çile çıkardıkları oda, halvethane, Çün ü çera << Cin 8 cera Çelebi Cile/Cila/Cille i, fars. (de) r. Kırk Sayısı, 2. tas. Dervişlerin tenha ve ıssız bir yere çekilip kırk gün kırk gece çetin bir perhiz ve nefs mücâhedesi döneminden geçmeleri, bu süre için gıda, uyku ve dünya kelamını en aza indirerek hem bedenen, hem de zihnen azami derecede ibadet etmeleri. Çile sıkı bir perhiz, çetin bir nefs idmanı, zor bir ruhsal eğitim ve başarılması son derece güç bir sınavdır. Dervişlerin çile çıkarmak için özel olarak inşa edilen çilehane veya halvethane denilen yerler dar ve karanlıktır. Burada dervişler ölmeden evvel ölürler. Bkz. Erbain, Halvet. Çilehane Dervişlerin çile çıkardıkları oda, halvethane, Çün ü çera << Cin 8 cera
Kurban
( هر با Allah'a yakınlık peyda etmek niyetiyle belli özelliklere sahip hayvanın ibadet maksadıyla kesilmesi. 2. tas. Fena mertebesi, fedakârlık, kulun kendisini (nefsini) Allah yolunda feda etmesi. En büyük kurban kulun nefsini feda etmesidir. Kurbanlık koç (kebeş) nefsin simgesidir. Arafat'ta kurban kesen hacı aslında nefsini boğazladığının şuurunda olmalıdır. Bazı mutasavvıflar “Allah bir sığır (bakara) kesmenizi emrediyor,” (Bakara Suresi 67) mealindeki ayeti “Nefsinizi kesmenizi emrediyor” şeklinde anlamışlardır. Âdet oldur, yar ilinde can alırlar hüsne tac Niyazi Diğer varlıkların Hakk'a ermelerine aracı olması itibariyle insana kurban-ı ekrem denilmiştir. Nefsin üç hali vardır ve bunlara kebs, bakara, bedene denir. Nefsin sülüktan evvelki haline kebş (koç), sülüka başlamasına ve bunun iyi bir gelişme göstermesine bakara (sığır), makam ve menzilleri katetmesine bedene (deve) denir (kı). Burada kebş, bakara ve bedene deyimleriyle nefsin Hak için kurban edilmesi gerektiği anlatılır. Bayramda kurban kesmeyi de nefsi öldürmenin bir simgesi sayarlar. Zebh-i nefs: Canını feda etme. Ismailim Hak yoluna canım kurban eyledim Çün bu can kurban sana ben koç kurbanı neylerim Yünus Vermeyen canın sana bulmaz hayat-ı câvidan Zinde-i cavid ana derler ki kurbandır sana Fuzüli Yılda bir kurban keserler halk-ı âlem id için Dem be-dem, sâat be-sdat ben senin kurbaninm Fuzüli
Ruh
Can, nefs, Cebrail. tas. a Mücerret insan latifesi (Kn). b Insandaki bilen ve idrak eden latife olup emr âleminden inmiş, (insandaki) hayvani ruha (cana) binmiştir, künhünü idrak mümkün değildir. c Insandaki hayvani ruh. Bu, latif bir madde olup menbaı kalbin içidir; atardamarlar vasıtasıyla bütün bedene yayılır (cr) d Cemâdi ve nebati ruh da vardır. Hayvan ruhu veya bitkinin ruhu dendiği zaman bunların diri olmalarını sağlayan güç, yani can kastedilir. İnsanda maddi ruh, nebati ruh, hayvani ruh vardır, buna ilaveten insani ruh da var- | dır. İnsanı insan yapan, ruh-ı menfüh, (Allah tarafından üfürülen ruh), ruh-i izafi | (Hakk'ın kendine nispet ettiği ruh) adı da verilen beşeri ruhtur. Bunun bir adı da ruh-i azam'dır. Ruh-i azam, Zat-ı ilâhî'nin mazharıdır. Burada sözü edilen yüce ruha akl-ı evvel de denir. Bedendeki ruh, odundaki ateş, sütteki yağ gibidir, görünür. Kimine göre ruh; bir latif cisim, kimine göre manevi bir cev- | herdir. İnsan ruhunun, gözle görülemeyen bir özel şekli ve belli bir bünyesi (kahbi, heykeli) vardır. İnsan öldükten sonra bu ruh yaşamaya devam eder. Fikir ve | akıl (anlama ve düşünme) bu ruhun özelliğidir. İlahi hitaba muhatap olan, sorumluluk yüklenen ve mükellef olan da bu ruhtur. Bu anlamdaki kişisel ruhlar bedenden ayrıldıktan sonra, cennette veya cehennemde ebedi olarak yaşarlar. Yeni Eflatunculuktan gelen etkilerle, feleklerin ve âlemin de bir ruhu olduğu kabul edilir; buna külli ruh denir.
Sefer
Yolculuk, mesafe katetme, yolda yürüme. tas. Hakk’a yönelmeye başlayan kalbin zikirle seyretmesi ve manevi yolculuk yapması. Dört çeşit sefer vardır: Seyr ile'llâh, yani Allah’a doğru yolculuk. Nefs menzillerinden başlar, ufuk-i mübine kadar devam eder. Kalp makamının son, isim tecellileri makamının başlangıç noktasıdır. Seyr fi'llâh, yani Allah'ta seyr; bu da Hakk'ın sıfatlarıyla sıfatlanma ve isimleriyle hakikatlenmekle olur, ufuk-i alâya kadar devam eder. Bu da vahidiyet hazretinin son noktasıdır. Seyr billâh, Allah'la seyretmek, ayn-i cem ve ahadiyet hazretine yükselmedir. İkilik mevcut olduğu sürece burası ka'be kevseyn makamıdır. İkilik kalkınca ev-ednâ makamı olur; velayetin son noktası burasıdır. İrşat (tekmil) için Allah'tan Allah'la sefer. Buna fenadan sonraki beka makamı denir. Cemden sonraki fark da budur (kn). Başka ii Mşşşe———>—-e Sekr bir sekil de şöyledir: Seyr ila'llah, birlikten çokluk perdesini kaldırmak. Seyr Jillâh, çokluktan birlik perdesini kaldırmak; Hakk'ta Hak'la seyr. Ayn-ı cemdeki ahadiyete ulaşarak zahir-bâtın gibi zıt kayıtlardan sıyrılma. Son olarak da seyr billhah, yani Hak'tan halka dönmek; buradan birlik çokluk, çokluk birlik şeklinde görülür. Süfiler ve dervişler çile çekmek, şeyhlerle görüşmek, Allah'ın arz üzerindeki eserlerini seyretmek için de bedenen sefer yaparlar ( sı. 231 250); buna zahir sefer denir. Bkz, Nevm. Sefer der vatan Halktan Hakk’a doğru gitme. Manevi sefer. Mülk âleminden meleküt âlemine, ilme'l-yakin mertebesinden ayne'l-yakin mertebesine doğru ruhen yükselme, kötü huyları bırakıp iyi huylar edinme yolunda ilerleme. Zahiri sefere önem vermeyen Nakşiler bu sefere önem verirler.
Tenasuh
(@ (تنا Ruh göçü. tas. Bir bedenden ayrılan ruhun, derhal başka bir bedene girmesi (cr). Bu inanç Bektaşilik gibi bazı tasavvuf cemaatlerinde görülmüştü.
Bulûğ
Çocukluktan dinî ve hukukî sorumluluk çağına geçiş. Ergenlik belirtilerinin ortaya çıkmasıyla gerçekleşir. Belirti bulunmadığında yaş sınırı mezheplere göre belirlenir. Bulûğ bedenî olgunluğu; rüşd ise malı ve hayatı sağlıklı biçimde yönetme yeterliliğini anlatır. İki kavram her durumda aynı anda gerçekleşmeyebilir.
RÛH, KALB, AKIL VE NEFSİN MÂHİYETİ
Avârifü’l-Maârif · 56. bölüm · Şeyhimiz Ebu’n-Necib es-Sühreverdî’nin, Abdullah İbn Mesud (r.a)’dan naklederek bildirdiğine göre; es-sâdık ve’l-masdûk olan Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki, siz
HALLERİN AÇIKLANMASI
Avârifü’l-Maârif · 61. bölüm · 1- MUHABBET Allah için muhabbet konusunda Rasûlullah (s.a.v) buyurmuştur ki: “Üç şey var ki, onlar kimde bulunursa o kimse imanın tadını bulur: Allah ve Rasûlünün kendilerinin dışı
Sayfalar 57–62
Muzaffer Ozak Külliyatı · yemeğe başlar, âşıkan da mürşidi takip ederler. Yemek esnasında, pilâva kadar konuşulmaz. Bazı tekkelerde, yemekten sonra su dahi içmezler. Yemekten sonra, şeyh evvelâ ellerini yık
Sayfalar 130–136
Muzaffer Ozak Külliyatı · dan eyleye.. Sâliblere yoldaş ve âriflere sırdaş eyleye.. Nârdan azat edilen, arşın gölgesinde gölgelenen, rahmetine eren, cennetine giren, cemalini gören ehl-i saadete bizleri de
Sayfalar 147–155
Muzaffer Ozak Külliyatı · Yüksek islâm velileri ve ârifleri ve ülemayı benâm hazretlerinin ittifakları şöyledir: Sabırdan daha ziyade, indi-ilâhide bir mevki yoktur. Bundan daha faziletli bir sıfat tasavvur
Sayfalar 168–173
Muzaffer Ozak Külliyatı · de, buyuruyor: «Benim size in'âm ettiğim nimetlerimi sayınağa kalksanız, takatiniz yetmez, sayamazsınız.» diyor. (Ve in ta'uddo nimetallahi la tuhsuha.) (Sûre-i Ibrahim: 34) Meâli
Sayfalar 185–192
Muzaffer Ozak Külliyatı · -- 185 _ ve sellem efendimizdir. İyi bilmelidir ki, bu zâhirde böyledir Hakikatte ise. aleyhissalâtü vesselâm efendimizin nuru evvel. Hz. Adern aleyhisselâmın nuru sondur. Zira ruh
Sayfalar 161–167
Muzaffer Ozak Külliyatı · onun için yaratılmıştır. O insan ise, Allahu teâlâ'ya kulluk için halk olunmuştur. Kâfirlerin de gördükleri rü'yâların hak olduğuna siyer, tarih ve nice sadık kişiler şahittir. Bu
Sayfalar 196–203
Muzaffer Ozak Külliyatı · Melekler, onun bu isteğinin pek büyük olduğunu gördüler ve: — Yâ Rab!.. Cennete ve nezd-i ilâhinde bir ev istiyormuş, dediler. Allahu sübhanehu ve tealâ buyurdu: — Âsiye kuluma ist
Sayfalar 263–271
Muzaffer Ozak Külliyatı · ve yerinde buldular ve o günden itibaren Istanbul'da bulunan bütün tekke ve zaviyelerde günde yetmiş bin tevhid getirilmesini ferman buyurdular. Işte, o günden itibaren tevhid eden
Sayfalar 466–474
Muzaffer Ozak Külliyatı · Cennet-ül-adn'e girem, Hak cemaline irem, Ne gide Bis etre... Cennet-ül-huld'ü seçer, Ezel şarabın içer, Nurdan hulleler biçer, Ne güzeldir cennetler.. Cennet-ül-vesile'dir, Kul, H
Sayfalar 488–494
Muzaffer Ozak Külliyatı · Resûlünü unutmuş, günah ve mâ'siyyet yolunu tutmuş, kendisini bir takım heves ve vesveselerle avutmuş, nefsini içki ve sefahatle uyutmuş kimselerin, sabaha kadar yataklarının içind