Ara
Menü

Sayfalar 488–494

1.749 kelime

Envârü’l-Kulûb II · kaynak sayfaları 488–494

Resûlünü unutmuş, günah ve mâ'siyyet yolunu tutmuş, kendisini bir takım heves ve vesveselerle avutmuş, nefsini içki ve sefahatle uyutmuş kimselerin, sabaha kadar yataklarının içinde türlü kâbuslarla, korkunç rüyâlarla kıvranmaları da kabirlerinde görecekleri azaba işarettir. Münkirlerin ve kâfirlerin kâbusları ve korkulu rüyâları, kabir azaplarına işaret olduğu gibi, mü'minin göreceği güzel ve tatlı rüyâlar da, kabrinde iltifat-l ilâhiyyeye nail olmasına ve cennetteki makamını görmesine delâlettir.

Ancak, hemen ilâve edelim ki, kabir azabı rüyâ gibi değildir. Biz bu misali sizlere kabir azabını veya kabir istirahatini, cennet derecelerini anlatabilmek için verdik. Zira, kabir azabı valnız rüyâda olduğu gibi görmekle değil, tatmakla olacaktır.

Ancak, korkulu bir rü'yâ gördükten sonra dehşetle uyananların, bütün vücutlarının nasıl titrediğini, kalplerinin nasıl çarptığını ve yataklarının içinde doğrularak (Oh.. El-hamdü lillâh, rü'yâ imiş!..) dediklerini de hepimiz görmüşüzdür. Rü'yâda bu derece korkan ve titreyen, Allah korusun kabir azabına nasıl katlanabilir? Rabbim, cümlemizi kabir azabından ve cehennem ateşinden korusun ve kurtarsın. (Amin bi-hürmeti seyyid-il-mürseliyn.)

Ey kardeş!..

Gerçekten âşık-ı sadık isen, geceleri mâ'şukunla sohbet et..

Unutma ki bir çok âyet-i kerimelerde gece vakti kısa zamanda çok uzak mesafeler kat'edildiği bildirilmektedir. Mi'râc-1 güzivn, gece vukubulmuştur. O, öyle bir leyle-i şerifedir ki, KURB-U VİSÂL, RU'YET-I CEMAL o mübarek gece tahakkuk eylemiş, doksan bin kelime ile ilâhî sırlar Habibi edibi Kibriyâ' ya o gece zuhura gelmiştir.

Ve lo-sevfe yo'tike Rabbüke fe-terda Ed -Duha: 5

(Ey Nebiyyi zişân, Rabbin seni razı kılana kadar sana istediğini verecektir.)

tebşirat-ı sübhaniyyesi, o gece vâki olmuştur. Hak celle ve alâ, Resûl-ü müctebâ'ya hitap buyurmuş:

(Ey Habib-i edibim!.. Senin sevdiğin, benim sevdiğimdir.

Senin sevmediğin, benim menfurumdur..) makam-ı ulyâsı o gece Habib-i Hudâ efendimize bahş ve ihsan olunmuştur.

Evet, geceleri derin derin gaflet içinde uyuma!.. Mi'râc, gecelerdedir. Kadir, gecelerdedir. Berat, gecelerdedir. Feyz-i Rahman, gecelerdedir. Rizayı ilâhî, gecelerdedir. Dost ile buluşmak, gecelerdedir. Mevlûd-u Nebi gecelerdedir. Rega'ib, gecelerdedir. Dost ile söyleşmek ve sevişmek gecelerdedir. Allahu teâlâ'nın yemini, gecelerde olmuştur. Aşıklar, Hak rizasını gecelerde bulmuşlardır, didâra ermişlerdir. Habib-i edib-i Kibriyâ, Rabbine gecelerde dua ederdi. Sen de, gecelerde Rabbine niyaz eyle... Teheccüd, Resûl-ü zişâna farz idi, sana dostun yolunda yürümek sünnet oldu. On geceyi unutma ve ihmal etme, gaflet içinde yatacağına Rabbin ile söyleş.

Evet, geceleri derin derin gaflet içinde uyuma!.. Rabbin ile söyleş... Olur ki, sana da inayet-i Rabbaniyye erişir, gecelerden birisinde mi'râc eder ve Rabbinle görüşürsün. Zira, sen de Habib-i edib-i Kibriyâ'nın ümmetisin. Cennet-i â'lâ, cemal-i ilâhî, Rizayı Rahman, Rıdvan ve cinân senin için hazırlanmıştır. Insan'sın, kâmil insan olmağa, Halifetullah olmağa gayret et, hayırlı ve yararlı amellerde bulun.. Başına akıl, kalbine iyman, gözüne ibret, gönlüne muhabbet, diline zikir ve şükür, emrine her türlü ni'met bahş ve ihsan buyuruldu. Allahu teâlâ ve tekaddes hazretlerine kul, Habib-i edibine ümmet olabilmek şeref ve imtiyazına mazhar oldun, Mevlâ sana (Ey iyman eden, ey şeref-i iyman ile müşerref olan mü'min!..) diye hitap buyuruyor. Seni, zât-1 ahadiyyetine muhatap kılmak bahtiyarlığına nail etmiş, seni affedeceğini, cennetine koyacağını, cemalini göstereceğini Kitab-ı keriminde müjdeliyor.

Akıl ni'metinin ne yüce, ne ulu bir ni'met olduğunu biliyor musun? Allah celle, Kitab-ı aziyminde bak nasıl buyuruyor:

Hel fi zallke kasemün Il-zly hicr...

El - Fecr: 5 (Şüphe yoktur ki, bunlarda akıl ve idrak sahipleri için birer yemin vardır.)

Bu âyet-i kerimede, akıl ve idrak sahiplerine yemin vardır.

Mâ'rifet nuru ile münevver olan akıl sahiplerine işaret bulunan bu nassı celilede Allahu tâlâ'nın akla HICR adını vermesinin sebep ve hikmeti ve hakikati şudur: HİCR, men'etmek anlamına gelir ve bilindiği gibi insan Allahu azim-üş-şânın yasakladığı şeyleri işlemekten, hakkın tevfiki ile men'eden elbette aklıdır. Akıl nerede ise hayâ oradadır ve hayâ nerede ise iyman oradadır. Bunlar, birbirinden hiç ayrılmayan üç nurlu kardeştirler. Biri neredeyse, diğer ikisi mutlâka oradadır. Akıl, nefse galip ve hâkim olursa o kimseye HAKİYM derler. Akıl, kalbin ruhudur. Nasıl ki, cesedin yani bedenin ruhu da ruh-u insani ise, akıl da kalbin ruhudur. Aklı olmayan bir kalp ruhsuzdur. Ruhsuz olan kalpte de akıl kâmil değildir, hatta o kalp bir nevi ölüdür. Allahu sübhanehu ve teâlâ, bu sebeple kâfirlerden ÖLÜ' ler olarak bahsetmektedir. Hadis-i kudside: (Biz, ancak dirileri celâlimizle korkutur, dirileri cennetimize ve cemalimize erdirir ve onları rizamızla tebşir ederiz.) buyurulmuştur.

Bilindiği gibi, ölülerde irade ve tasarruf olamaz. Tasarruf olmayınca da, kalp nefs-i emmâreye mahkûm olur. Nefs-i emmâreye esir olan kalpler ise sahiplerini dünya hayatında isyana ve nisyana, kabir hayatında azap ve ıztıraba ilettiği gibi, âhirette de cehenneme attırır. Oysa, kalbin iki kapısı vardır. Bir tarafı halka ve diğer tarafı da Hakka açılmıştır. Kalp, Hak tarafına açık kapıdan işlerse o kalbin sahibi Hak ile söyler, Hak için sever, yer ve içer, Hak için, girişi ve çıkışı Hak kapısından olan Hak ile yaşar ve bunlar dünyada dış görünüşleriyle kul, Allahu teâlâ katında ise sultandır. Söylemeğe lüzum yoktur ki, böyle kutlu ve mutlu kişiler âhirette de Fİ MAK'AD-I SIDK'a vasıl olurlar.

Giriş ve çıkışları halk kapısından olanlar da, herkesin nazarında hür gibi görünürlerse de, aslında nefs-i emârelerinin esiri olmuşlardır. Bu yüzden, bu gibilerin kalpleri nifak ve şikaktan, bütün amelleri gösterişten, dilleri yalandan, gözleri hıyanetten bir türlü arınıp uzaklaşamaz. Bu çeşit kalp sahipleri de dünyada sultan bile olsalar, hakikatte köleden farksız bulunduklarından, âhiret âleminde saadet ve selâmetten mahrum kalırlar ve eğer tövbe edip salih ameller işlemez ve yaptıklarına pişman olmazlarsa cehenneme ve azaba mahkûm olurlar.

Hâtemül-Enbiyâ aleyhi ve âlihi efdal-üt-tehayâ efendimiz hazretleri bu kötü ve çirkin sıfatlardan kurtulmamız için aşağıda aynen sunduğum dua ile Allahu teâlâ'ya sığınmamızı talim buyurmuşlardır:

şenegu Allahümme tahhlr kalbiy mIn-en-nifak-i ve ameliy min-er-riya-i ve Ilsâniy min-el-kezibi ve ayniy min-el-hiyânet| fe-inneke ta'lemü hainet-ol a'yün| ve mâ tuhf-is-sudar...

(Allahım! Kalbimi nifaktan ve amelimi riyâ'dan ve dilimi yalandan ve gözlerimi hıyanetten, her türlü harama bakmaktan sen azim-üş-şân temizle, arındır, muhafaza ve himaye buyur. Gözlerin hıyanetini ve göğüslerden geçen fâsit niyetleri hakkıyle bilen sensin, gizli veya âşikâr herşeyi bilensin yâ Rab.

"bi!..)

Aziz kardeşim:

Kalbini nifak ve şikaktan, Allahu tâlâ'nın tevfikini niyaz ederek dua ile, mücahede ile temizlemeğe ve arındırmağa çalış.

Zira, kalp nazargâh-ı ilâhî ve Beyt-i Rahman'dır. Yerlere ve göklere sığmayan Mevlâyı müte'al muhlis ve mü'min kulunun kalbine tecelli eder. Nifak ve şikaktan arındırılmayan kalplere aslâ ilâhî tecelliler tenezzül etmez. Sen ve ben, evveli bir damla

su ve âhiri çürümeğe ve kokuşmağa mahkûm bir bedene sanip iken oturacağımız veya muvakkaten bulunacağımız yerin temiz olmasını istiyoruz da, yerlerin ve göklerin ve yerlerle gökler arasında bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen herşeyin müstakillen mâliki, Rabbi ve mürebbisi olan Allahu zül-ce:

lâl vel-kemal hazretleri, nifak ve şikak kirleriyle çöplüğe dönmüş bir kalbe tecelli buyurur mu? O halde, kalplerimizi nifak ve şikaktan, u'cuptan, riyâ'dan, kibir ve hasedden, kin ve gazaptan, Allahu tâlâ'nın sevmediği ve Resûl-ü müctebâ'nın daima kınadığı ve yerdiği pisliklerden ve kötülülkerden paklayalım, arındıralım ve daima temiz tutalım. Kula lâyık görülmeyen pis ve kirli bir yer, Allahu sübhanehu ve teâlâ hazretlerine lâyık ve münasip görülebilir mi?

Bütün bu kötü ve çirkin sıfatları kalplerimizden sökelim ve atalım. Kalplerimizi Allah ve Resûlüllah muhabbeti, iyman nuru ve Kur'an boyası ile temizleyip süsleyelim ki, kalplerimiz nazargâh-ı ilâhî olsun, tecelliyât-1 sübhaniyye ile dolsun, ilâhî sırlara vâkıf ve agâh bulunsun. Bunun da çaresi, bütün amellerimizi riyâdan ihlâs ve ismete, dillerimizi yalandan doğruluk ve hakikate, gözlerimizi hıyanetten sadakat ve ibrete çevirmektir ki, insan bu sayede HALIFETULLAH olmağa lâyık olur ve hak kazanır. İbretsiz gözlerin kişiye faydası yoktur, zararları ise pek çoktur. Meselâ, göz zinâsı asıl zinâ fiilinden daha kötü ve beterdir. Zinâ fiilinde vücudun belirli bir takati vardır ve çabuk doyar. Oysa, göz bakınağa doymaz ve göz zinâsı da sürer gider. Özellikle, insan gözlerini temiz tutmalıdır ki, baktığı yerlerde pislik ve kirlilik görmesin. Gözlerini temizleyemeyenler ise, pis ve kirli şeyler göreceklerine göz kapaklarını kapatabilirler. Kişi, gözlerini haramlardan, Allahu tâlâ'nın yasakladığı şeylerden koruyup kollamalı ve âfet-i basar denilen mânevî göz hastalıklarından kurtarmalıdır. Harama şehvetle bakan gözler, kıyamette ateşle patlatılır. Gözünün en büyük süsü olan ibret ziynetini, devamlı gözlük kullananlar gibi sakın hiç çıkarma!..

Bak, o zaman neler, neler göreceksin. Mâ'nevî körlükten kurtulacaksın. Insan, bakar ama göremez, ancak Allahu teâlâ gösterirse görebilir. Her bakan göremez, fakat mutlâka bakan gö-

rür. Her iyman eden iymanını kurtaramaz ama mutlâka iyman eden kurtarır. Her okuyan, büyiik makam sahibi olamaz ama mutlâka okuyan bu makama nail olur. Her salih ameller işleyenin amelleri kabul olunmaz ama, mutlâka salih ameller işleyenlerin amelleri şayan-ı kabul olur. Her çalışan zengin olamaz ama, mutlâka çalışan zengin olur.

BİL - BUL - OL!..

Bilmece söylemiyorum, hakikatten bahsediyorum. Bak ve gör! Gözü olan görür. Gözü olduğu halde görmeyenlere KÖR denilir ki, bu âlemde kör olanlar, âhiret âleminde de kör kalaaklardır. Evet, bak ve gör!.. Göremiyorsan, gördüğünü göstermesini Rabbinden niyaz et. Zira, Hak celle ve alâ BASIR'dir, görür ve dilediğine de gösterir.

Habib-i edibine, Kur'an-ı azim-ül-bürhanında şöyle hitap buyuruyor:

(Ey Nebiyyi zişânım!.. Kullarıma söyle, yeryüzünde gezip dolaşsınlar. Zât-ı ülûhiyyetimize karşı utanıp sıkılmadan suç işleyen mücrimleri görsünler. Bizi inkâr eden kâfirlerin, yarattıklarımıza zulmeden zâlimlerin âkibetlerini görsünler, ibret alsınlar ve işledikleri suç, hata, isyan ve günahlardan pişman olup hem kendilerine hem de başkalarına zulmetmekten vazgeçsinler, kötülük ve haksızlık etmesinler. Kendilerinden önce gelip geçen, zât-ı ahadiyyetimize iyman etmeyen ve üstelik bizi red ve inkâra yeltenen, bize ortak koşanların ve gönderdiğimiz peygamberleri yalanlayanların, kendilerine indirdiğimiz kitaplara yüz çevirenlerin, küfür ve isyanlazında ısrar edenlerin nasıl helâk edildiklerini, yeryüzünden nasıl silinip gittiklerini gözleriyle görsünler de ibret alsınlar. Bu günah ve mâ'siyyetlerine devam edecek olurlarsa, onları da daha öncekileri gibi kahr-u tedmir eder ve kendilerinden sonra geleceklere ibret kılarım:

9 p.

Kul siyro fil-ardi fanzur0 keyfe kane akibet-ül-mücrimiyn...

En-Neml: 69

(De ki, yeryüzünde gezin de mücrimlerin nasıl bir âkibete uğradıklarıu, ibret ve basiretle görün...)

Evet, Rabbimiz böyle buyuruyor: (Habibim Ahmed ve Resûlüm yâ Muhammed!.. Kullarıma, Kur'an-ı aziym ile söyle, kendilerinden önce yeryüzünde yaşayanların eserlerini görsünler ve düşünsünler, inceleyip araştırsınlar, soruştursunlar. Bize karşı isyan eden mücrimlerin sonları ne olmuş? Küfür ve isyan, zulüm ve cehalet, inançsızlık ve dalâlet onların nasıl helâk olmalarına sebep olmuş, anlasınlar.)

Devre çıktık, devrin ahvali perişan anladık;

Devr-i âhir olduğunu anlayıp kan ağladık, Çeşm-i ibretle nazar kıldık zamanın haline, Kimsenin halince devretmez bu devran anladık..

Hak yolunu bırakan, peygamberleri yalanlayan, nefislerine köle olup hırs ve şehvetlerine uyan, hidayeti dalâlete, ilmi cehalete, istikameti ihanete, zulmü adalete, saadet ve selâmeti musibet ve felâkete tercih edenler topyekûn helâk olunmuşlar ve kendilerinden sonra geleceklere de ibret olmuşlardır. Binaenaleyh, iyman eden, aklının başında, vicdanının ve sağduyusunun yerinde olduğunu iddia eyleyen kişiler, onların hallerinden ibret almalı ve aynı âkibete uğramamak için ellerinden geldiği ve güçlerinin yettiği kadar Hak rizasını kazanmağa çalışmalıdırlar.

El-Hamdü lillâh, bizler mü'min ve müslümanız. Kitabımız, yüz suhufun ve üç semavi kitabın özü, özeti olan Kur'an-ı azimüş-şân, peygamberimiz bütün peygamberlerin sonuncusu olan Resûl-ü zişân, bizleri hidayet ve selâmet yoluna iletmek maksadiyle gönderilmişlerdir. Bizden önce gelip geçenlerin, Allah ve peygamber tanımayanların, inanmayanların, dini ve âhireti yaanlayanların feci âkibetleri, kitab-ı kerimimizde açıkça beyan buyurulmuştur. Allahu teâlâ ile kulları arasındaki ilgi ve ilişkilerin mahiyeti ve hedefi kesinlikle belirtilmiştir. Rabbimizin emirleri ve nehiyleri, hiçbir kuşku ve tereddüte yer vermeyecek