Ara
Menü

Sayfalar 263–271

1.884 kelime

Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 263–271

ve yerinde buldular ve o günden itibaren Istanbul'da bulunan bütün tekke ve zaviyelerde günde yetmiş bin tevhid getirilmesini ferman buyurdular.

Işte, o günden itibaren tevhid edenler ve tevhidin mânasını anlayabilenler Istanbul'umuzu bir çok islâm eserleriyle donattılar, tevhid sayesinde kahraman ordularımız Viyana'ya kadar daha bir çok ülkeleri kuşattılar, atalarının şan ve şeref dolu hatıralarına yeni yeni zaferler kattılar.

Müslüman - Türklerin gittikleri her yere adalet ve hakkaniyet götürdüğünü, ilim ve insaf sahibi batılılar dahi inkâr edememektedirler.

Bizler, edvâr-ı faziletleri cidden parlak;

Bir büyük milletin evlâdıyız oglum ancak, O fazilet son üç asrın bozuk ilmiyle, Birleşip gitmede, battıkça da ümmet cehle..

Tevhid; milletlere sevgi, saygı, şu'ur ve nur getirdigi gibi, insanlara da sevgi ve saygının şu'urunu, karşılıklı muhabbet ve kaynaşmanın sürurunu, milli birlik ve beraberligin haklı gururunu da bahşeder.

Okuduğun tevhid, sana şehadet ve şefaat eder. Aşağıdaki hikâyeyi ibretle oku.. Okumakla da kalma, âmil ol.. Amil olmakla da kalma, ihlâs üzere ol..

HIKAYE Ibrahim Vasıti hazretleri, Arafat'ta eline aldıgı yedi taşa: (EŞHEDÜ EN LA ILAHE ILLALLAH VE EŞHEDÜ EN- NE MUHAMMEDEN ABDÜHU VE RESÛLÜHU) okudu ve:

— Ey taşlar! Benim, Allahu teâlâ ve Resûlüne şehadet ettigime şahit olun, dedi.

O gece bir rü'yâ gördü. Kiyamet kopmuş ve kendisi hesapta kaybederek cehenneme atılması emrolunmuştu. Melekler, kendisini cehenneme atmak üzere sürükleyip götürdüler.

Fakat, gittikleri kapıyı bir taş tamamen kapatmıştı. O taşı yerinden kaldırıp hazreti cehenneme atmağa muktedir olamadılar. Diğer kapılara gittiler, fakat onların her birinde de bir taş bulunuyor ve açılmıyordu. Yedi kapıyı da böyle birer taşla kapanmış bulunca ne yapacaklarını, daha doğrusu ne

yapmaları gerektigini şaşırdılar. Zira, hepsi birlik olup ugraştıkları halde, cehennemin yedi kapısını da kapatan taşı yerinden kımıldatamıyor ve cezayı infaz edemiyorlardı. Asıl şaşılacak şey, bu taşların her biri bulundukları yerlerde kelime-i şehadeti tekrarlayıp duruyorlardı. Bu sırada, irade-i ilâhiyye şeref-sadir oldu:

— O kulumu, arş-ı â'lâma getiriniz!

Melekler, kendisini derhal arş-ı â'lâya götürdüler. Allahu sübhanehu ve teâlâ, lûtüf ve keremi, ihsan ve inayeti ile buyurdu:

— Ey kulum! Arafat'ta benim varlıgıma ve birligime ve Habibimin risaletine şehadet etmiş ve yedi taşı da şahit tutmuştun. Şahidin olan o taşlar bu emanetini zayi etmediler.

Her taş, cehennemin bir kapısını kapattı. Erham-er-Rahimiyn olan ben nasıl olur da senin bu şehadetini zayi ederim.

Ben de, senin şehadetine şahidim. Ey meleklerim! Alın bu kulumu cennetime koyun.

Melekler, kendisini alıp cennetin kapısına getirdiler. Fakat, cennetin kapıları da kapalıydı. O zat LA ILAHE ILLAL- LAH kelime-i tayyibesini okudu ve tevhid nuranî bir sıfata bürünerek cennetin sekiz kapısını kendisine açtı. Kendisine:

— Hangi kapıdan istersen cennete o kapıdan gir! buyuruldu.

Evet, nârı söndüren tevhiddir. Cehennemin kapılarını kilitleyen tevhiddir. Cennetin anahtarı tevhiddir. Sakın sakın içinden:

meze Nasaur ur lar insan hakkında tanıklik eder mi? dew(222 Yevme'izin tiihoddisü ahbarehâ...

El-Zilsâl: 4 Meal-i münifi: O gün arz Rabbinin telkin buyurduğu vahiy ile iyi veya kötü üzerinde neler işlendiğinin haberlerini anatacaktır.

âyet-i kerimesi, bu gerçegi ifade buyurmaktadır. Kıyamet günü, üzerinde yaşadığımız bu yeryüzü iyilik veya kötülük neler işlediğimizi birer birer anlatacaktır.

Bu devirde küfür kapısı ve inkâr yolu kapanmıştır. Görmüyor musun ki, insanoglu bile işlenen suçları parmak izleri ve diğer suç delilleri ile meydana çıkarabiliyor. Parmak izi konuşur ve işledigi suçu ikrar ve itiraf eder de, Allahu teâlâ dilerse taşları ve toprakları konuşturamaz mı? Elleri ve ayakları yaptığımız kötülüklere şahit tutmaz mı?

Gaflet etmeyelim efendiler!

Iyi bilelim ki, göz göz aleyhinde, el el aleyhinde, ayak ayak aleyhinde, ruh ceset aleyhinde, ceset ruh aleyhinde şehadet edecektir. Bu gerçegi Kur'an-1 azim, hiçbir kuşkuya yer vermeyecek açıklıkla beyan buyurmaktadır.

Bir kere ihlâs ile tevhid edenin erdigi mertebeyi, eriştigi ulu ni'met ve devleti okuduk, dinledik ve duyduk. Bizler de ihlâs ile tevhid edelim. Fırsat elde, can kuşu ten kafesinde iken, ağızlarımız konuşur, dillerimiz şakırken daima tevhid edelim.

Hak yoluna gidelim. İhlâs ile tevhid edenlerin akibetleri iyi ve hayırlı olur. Aşk ile, şevk ile LA ILAHE ILLALLAH diyen bütün günahlarından arınır. Iyman ile çene kapamak, rahmet ve mağfirete lâyık ve müstehak olmak bahtiyarlığına nail olur. Ebedî saadet ve selâmeti bulur.

Dilediğini dilediğine veren Allahu azim-üş-şân, sizleri ve bizleri ihlâs ile yaşayan, ihlâs ile LA ILAHE ILLALLAH diyebilen, sevgisini gönlümüzden, övgüsünü dilimizden eksik etmeyen âşıklardan ve sadıklardan ayırmasın.. Son nefesimizde tevhid etmeyi nasip ve müyesser buyursun.. Dillerimizde tevhid, gözlerimizin önünde cennât-i âliyât ve cemal-i Habibir-Rahman, sağ yanımızda müjdeleyici rahmet melekleri vasıtasiyle cennet ve cemal ile tebşir edilen kullarından eylesin..

Bi-hürmeti seyyid-il-mürseliyn ve bi-hürmeti âl-i Muhammedin ve eshabihi ve ensârihi ecma'iyn.. (EL-FATIHA)

Buyruğun tut Rahman'ın, Tevhide gel tevhide, Tazelensin iymanın, Tevhide gel tevhide..

Mâsivâdan gözün yum, Ne umarsan Hak'tan um, Gitsin gönlünden humhum, Tevhide gel tevhide..

Yaban yerlere bakma, Canın odlara yakma, Her gördügüne akma, Tevhide gel tevhide..

Zahirde kalan kişi, Güç etme âsan işi, Gider gayrı teşvişi, Tevhide gel tevhide..

Şirki baştan savarsan, Hali bilmeğe uyarsan, Yaratanı seversen, Tevhide gel tevhide..

Sen, seni ne sanırsın?

Fâniye dayanırsın, Uş birgün uyanırsın, 'T'evhide gel tevhide..

Gel arınsın özümüz, Lâ ilâhe illallah..

Olsun âhir sözümüz, Lâ ilâhe illallah..

Tevhid rahmet celbeder, Nârı nura kalbeder, Kalmaz gönülde keder, Lâ ilâhe illallah..

Hak katında pek yüce, Yedi mübarek hece, Zikret gündüz ve gece, Lâ ilâhe illallah..

Aziz eder zelili, Budur cennet delili, Zikredelim Celil'i, Lâ ilâhe illallah..

Tevhid edelim bizler, Ak olsun kara yüzler, Günahları temizler, Lâ ilâhe illallah..

Gönülden siler pası, Kalpten giderir yası, Ehl-i aşkın sefası, Lâ ilâhe illallah..

Emri yerine getir, Ihmali ko, işin bitir;

Sıdk ile iyman getir, Tevhide gel tevhide..

Uyanıgör gafletten, Geç bu fâni lezzetten, Iç kevser-i vahdetten, Tevhide gel tevhide..

Aziz Mahmud Hüdâ'i (Kuddise sırruh)

Yüzün Hakka döndürür, Gözyaşını dindirir, Cehennemi söndürür, Lâ ilâhe illallah..

Gökyüzünde melekler, Tevhid eder felekler, Kabul olur dilekler, Lâ ilâhe illallah..

Sefa sürer dervişler, Hakka gonül vermişler, Can-ü dilden demişler, Lâ ilâhe illallah..

Âşık Hakka yalvarır, Mak'ad-ı sıdka varır, Yanık kalbi onarır, Lâ ilâhe illallah..

Zikredenler nûr olur, Mâsivadan dûr olur, Menba-i sürur olur, Lâ ilâhe illallah..

Ger dilersen dermanı, Bulam dersen Rahman'ı, Aşki'nin aşk fermanı, Lâ ilâhe illallah..

MUZAFFER OZAK

ENVÂR-ÜL-KULÛB (Kalblerin Nurları)

DERS: 7 MUNDERECAT:

Fussilet sûre-i celilesinin 34 ve 35. âyet-i kerimelerinin tefsiri - Meleklerin, insanların, cinlerin ve hayvanların fıtrat ve hilkatleri - Meleklerden üstün derecede olan insanlarla, hayvanlardan aşağı derekede bulunanların farkları - Insanı, insanlığından uzaklaştıran kötü ve çirkin huylar ve sıfatlar - Peygamberlere iymanın lüzum ve ehemmiyeti - Iyi huylu ve güzel ahlâklı olmanın fayda ve faziletleri - Hakikat-i Muhammediyye nedir ve nasıl tahsil olunur - Ahlâk-ı Kur'aniyye ve ahlâk-ı Muhammediyye - Güzel ahlâk hakkında Resûl-ü zişânın tebşiratı - Hz. Ali kerremallahu vechehu ve radıyallahu anhın, evlâtlarına vasiyyet ve nasihati - Resûl-ü zişânın tazarrû ve niyazı - Hz. Musa aleyhisselâmın, Fira'unu insaf ve iymana dâvet ederken tebellûğ ettiği emr-i ilâhi - Allahu tâlâ'nın sevdigi sifatlar ve huylar nelerdir - Meşveretin lüzum ve ehemmiyeti - Istişare eden neden emin olur - Haccâc-ı Zâlim'in kıssası - Dünya ve dünya ile ilgili hususları ogrenip ahiretle ilgili hususları ihmal edenlerin gaflet ve dalâletleri - Islâmda ilim tahsilinin farz olmasının önemi - Allahu tâlâ'nın sevmediği sıfatlar ve işler hangileridir - Bütün çirkin ve kötü sıfatların anası u'cub, kibir, riyâ, hased, gazap, hubbu mal ve hubbu cah olduğu - Âhirete iymanın dünya hayatındaki faydaları..

Sallû alâ Seyyidinâ Muhammed ’allu ala Murşıdina Muhammed Sallû alâ Envâr- kulûbinâ Muhammed Sallû alâ Şefi-i zünubinâ Muhammed Bl-evvelü Allah.. El-âhirü Allah.. Ez-zâhirü Allah.. EIbâtinü Allah.. Hayrihi ve şerrihi min'Allah.. Men kâne fi kalbihi Allah.. Fe-mu'inuhu ve nâsıruhu fid-dâreyni Allah..

Rabbişrahli sadri ve yessir-li emri vahlül ukdeten min lisani yefkahu kavli ve ufevvidu emri ilâllah vallahu basiyrün bil-ibâd..

Sübhaneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke ent-el alim-ül-hakim..

Sübhaneke lâ fehme lenâ illâ mâ fehhemtenâ inneke ent-el cevvad-ül-kerim..

Sübhaneke mâ abednâke hakka ibâdetike yâ mâ'bud..

Sübhaneke mâ arefnâke hakka mâ'rifetike yâ mâ'ruf...

Sübhaneke mâ zekernâke hakka zikrike yâ mezkûr..

Sübhaneke mâ şekernâke hakka şükrike yâ meşkûr..

Ve lâ testev-il hasenetü ve les-seyyieh idfâ billeti hiye ahsenû fe-izellezi beyneke ve beynehu adâvetün ke-ennehü veliyyün hamiym ve mâ yülekkahâ illelleziyne saberû ve mâ yülekkaha illâ zü hazzın aziym.

Fussilet: 34 - 35 Meal-i münifi: Hasene de, seyyi'e de bir olmaz. Seyyi'eyi en güzel olan şeyle (Hasene ile, öfkeyi sabırla, cebli ilimle, fenalıgı af ile) def'et.. Eger böyle yaparsan görürsün ki, so-

ninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sana şefik bir dost gibi olur. Bu haslete ancak sabır ve nefislerini intikam duygularından men'edenler ve ancak büyük bir hazza, hayır ve ruh olgunluguna sahip olanlar kavuşur. Ve bu güzel ahlâkla daha büyük bir hazza da nail ve cennet ehlinden olurlar.

Ey ehl-i iyman.. Ey ehl-i irfan:

Insanları bu süflî âlemden, ulvi âleme yücelten ve yükselten, kalplere ferahlık ve bedene rahatlık veren, uyanları iki cihanda da nura ve sürura ileten düstur-u mükerremimiz Kur'an-ı azim-ül-bürhanda, Allahu sübhanehu ve teâlâ ve tekaddes hazretleri, Habib-i edibi ve mahbub-u celili Ahmed-ü Hâmidün Mahmudün Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem efendimize, Cibril-i emin nâmus-u ekber vasıtasıyle şöyle buyuruyor:

VE LÂ TESTEV-IL HASENATÜ VE LES-SEYYIEH — Hasene ile seyyie bir olamaz. Nasıl ki, iyilikle kötülüli, güzellikle çirkinlik, öfke ile yumuşak başlılık, sertlik ile yumuşaklık, ilim ile cehalet, af ile intikam bir ve eşit değilse, bunlar nasıl birbirlerinin zıddı ise, hasene ile seyyi'e yani iyilik, iyi hal ve iyi amellerle kötülük, kötü hal, kötü ameller ve günahlar da bir ve eşit değildir.

IDFÂ' BİLLETİ HİYE AHSENÜ — Hal böyle olunca Habi bim Ahmed, Resûlüm yâ Muhammed! kötülüğü iyilikle, çirkinliği güzellikle, öfkeyi yumuşak başlılıkla, sertliği yumuşaklıkla, cehaleti ilimle, intikamı af ile, haksızlığı bağışlamakla def'et, kötü amellere iyi amellerle mukabele eyle, onlara en iyi muamele şeklini ögret.

FE-IZELLEZÎ BEYNEKE VE BEYNEHU ADÂVETÜN KE-ENNEHU VELIYYÜN HAMIYM — Eğer, kötülüğe iyilikle, çirkinliğe güzellikle, öfkeye sabır ve yumuşak başlılıkla, acı söze tatl dille, cehle ilimle, intikama af ile, haksızlığa bağışlamakla mukabele edersen, göreceksin ki bütün düşmanların sana karşı mütevazi, şefik ve sadık birer dost olacaklardır.

VE MA YULAKKAHA — Ne var ki, bütün bunları yapabilmek, bu güzel ve üstün vasıf ve hasletlere erişebilmek herkese verilmez ve her kula müyesser değildir.

İLLELLEZIYNE SABERU — Ancak, sabredenlere bahş ve ihsan olunur. Yani, kendilerine yapılan kötülüklere, haksız- Iklara, sataşmalara ve saldırılara sabredenlere, öfkelerini yenmesini bilenlere, yapılan kötülük, haksızlık ve sataşmalara aynı şekilde mukabele etmeyenlere, bu üstün vasıf ve has-

salar bahşolunur. Rabbin, bu hasleti ancak sabırlı kullarına ihsan buyurur.

VE MA YÜLAKKAHA ILLA ZÜ HAZZIN AZİYM — Rabbin indinde çok ulu ve yüce bir derece olan bu hassa ve haslet, herkese verilmez. Ancak, sevapta ve hayırda büyük nasip sahiplerine bahş ve ihsan olunur.

olan ehl- ymka, alip, ve muna rem müminler, sevgila deslerim:

Yerleri ve gökleri yaratan, san'at ve kudretinin kemalini yarattığı kullar içinde ancak basiret sahiplerine gösteren, benzeri, örnegi ve nümunesi yokken Hikmet-i Rabbani ile melekleri, insanları, cinleri, şeytanları, hayvanları halk ve icat buyurarak her birine ayrı ayrı ozellikler ve güzellikler veren Allahu azim-üş-şân, meleklere akıl vermiş, şehvet vermemiştir. Bu itibarla, melekler yaratılışları gereği günah işlemekten beri kılınmışlardır. Onlar, mâ'sum ve günahsızdırlar. Yalnız aldıkları emirleri yerine getirirler. Bir kısmı, Rabbil-âlemiyne ibadet eder, bir kısmı zikr-ü tevhid ve tesbih-ü tahmid ile meşgul olurlar.

Insanlara, cinlere ve şeytanlara ise hem akıl, hem de şehvet ve hevâ verilmiştir. Şu kadar ki, insanoglunda insan olmak bakımından akıl galip ise de, şehvet ve hevâya da meyli vardır.

Hayvanlara ise, akıl verilmemiş, yalnız şehvet, yemek, içmek, uyumak gibi vücudun fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamak yeteneği verilmiştir.

Burada, bir hususa dikkatinizi çekmek isterim:

Meleklerde akıl var, şehvet yok.. İnsanlarda, hem akıl, hem de şehvet ve hevâ var.. Hayvanlarda, akıl yok, şehvet var…. Hal böyle olunca, kendisine akıl bahş ve ihsan buyurulduğu halde, şehvet ve hevâsına tâbi olan insanın durumu ne olur? Hiç şüphe yoktur ki, aklı bulunduğu halde hayvanlığa özendiği için, hayvanlardan da daha aşağı olur:

Uldike kel-en'dmi bel-hüm edal...

El-A'raf: 179