Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 257–262 Oysa, kendi ırkdaşları ve dindaşları günlerdir kapısını açmamış, halini sormamış ve o müşkil günlerinde kendisini yoklamamışlardı. Bu ne fazilet, bu ne büyük insanlıktı.. Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, yahudinin evine ve hastanın bulunduğu odaya girdikleri zaman, o gencin âdeta ölümle pençeleşir vaziyette bulunduğunu gördüler ve kendisine yaklaşarak hal ve hatırını sordular. Genç adam, bir ânda acılarını ve sancılarını unutuvermiş, birdenbire kendine gelmişti. Bu hali müşahede buyuran iki cihan serveri saadetle buyurdular: — Gel şehadet eyle, Hakkın varlığını ve birligini ikrar lle tevhid eyle! Hasta genç, yatağında doğruldu. Gözlerini babasına dikti ve hal diliyle ona: — Babacığım, bana bu mühim fırsatı kaçırtma! Izin ver şehadet edeyim, rahat ve huzura ereyim, tevhide, hak ve hakikate geleyim, der gibiydi. Babası, büyük bir şefkat ve hassasiyetle cevap verdi: — Oğlum! Eğer, istiyorsan sana aslâ mâni olmam. Resûl-ü zişâna iyman et ve sana yapacagı telkinleri kabul ile…
ÜYE KÜTÜPHANESİ
Okumaya kaldığınız yerden devam edin.
Tam metin Meclis üyelerine açıktır. Üyelik ücretsizdir; okuduğunuz bölümü defterinize kaydedebilir ve özel notlarınızı aynı yerde tutabilirsiniz.